Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – P
P
pain: ağrı
painful: ağrılı
painless: ağrısız
pair: çift
pale: soluk
pallor: solukluk
palm: avuç içi
palpate: ellemek, elle muayene etmek
palpitation: çarpıntı
paralysis: felç, paralizi
parity: doğum
partial: parsiyel, kısmi
partially: kısmen
participant: katılımcı
particular: has, özgü, özel
particularly: özellikle
parturient: doğum yapan
pass: geçmek
passage: geçis, geçme
passive: pasif
patch: yama
pathogen: patojen
patient: hasta
pattern: model, örnek, biçim
pause: durdurmak, ara vermek
pedicle: sap, pedikül
peer: aynı gruptan kişi, emsali
pendulous: sarkık
penetrate: sinmek
percent: yüzde (%)
percentage: yüzdelik
perception: kavrama
perform: yapmak
permanent: sürekli
permeability: geçirgenlik
permeate: nüfuz etmek, süzmek
permit: izin vermek
persist: ısrar etmek, sebat etmek
persistant: inatçı, devamlı
person: kişi, birey
perspiration: ter
pertain: .. ile ilgisi olmak
pessinism: kötümserlik
phase: safha, dönem
phenomenon: fenomen, olay
physician: doktor
physiologic: fizyolojik
pig: domuz
pill: hap
pimple: sivilce
pink: pembe
pinpoint: belirlemek, tam yerini saptamak
pituitary: hipofiz
place on: yerleştirmek, üzerine koymak
place: yerleştirmek
plain: düz, sade, yalın
plaque: veba, ölümcül
platelet: trombosit
plethora: fazlalık
point to: işaret etmek
poison: zehir
poor: fakir, eksik, zayıf
population: nüfus, halk
porosity: gözenekli
portion: miktar, parça
possibility: ihtimal
possible: mümkün
postpon: ertelemek
posture: duruş sekli, postür
pound: dövmek
poverty: yokluk, yoksulluk
practices: uygulamalar
precaution: tedbir, önlem
precede: önde gitmek, önde gelmek
precedent: emsal
precipitating: hızlandıran
precise: kesin, tam
precisely: kesin olarak
preclude: önüne geçme
precocious: erken gelişmiş
predator: düşman
predecessor: önce gelen
predict: önceden bildirmek
predictable: tahmin edilebilir
predispose: yatkın kılmak
predisposition: eğilim
pregnancy: hamilelik
pregnant: hamile
premonitory: önceden uyarıcı
preparation: hazırlama, düzenleme
prepare: hazırlamak, hazırlanmak
prescribe: reçete yazmak
presence: varlık, mevcudiyet
present: mevcut, günümüzde, sunmak
pressure: basınç
presume: tahmin etmek
presumptive: muhtemel
prevailing: yaygın, üstün gelen
prevalent: yaygın, genel
prevent: önlemek
previous: önceki, önceden
previously: evvelce, önceden
primary: temel
primitive: ilkel
principal: belirgin, belli baslı
principally: temel olarak
prior: önceki, önce
private: özel
probable: olası
procedure: islem
process: olay, süreç
produce: üretmek
product: ürün
production: üretim
productive: verimli
profound: derin
progeria: erken yaşlanma
progress: ilerlemek
progressive: ilerleyici
projectile: fıskırtır tarzda
prolonge: uzatmak, sürdürmek, uzun
prolonged: uzamış
prominent: çıkıntılı, belli başlı, belirgin
promise: söz vermek
promising: umut verici
promote: ilerletmek, teşvik etmek
prompt: teşvik etmek, sevk etmek
promptly: hemen
prone to: eğilimli olmak
propensity: eğilim
proper: tam, doğru
property: özellik
protean: değişen, çok yönlü
protect: korumak, koruyucu olmak
protection: koruma
prove: kanıtlamak
provide: sağlamak
proximally: uzvun bağlanma noktasına yakın
pruritic: kaşıntılı
psychologic: psikolojik
puberty: ergenlik
publish: yayımlamak
pulse: nabız
pump: pompa
puncture: ponsiyon
purple: mor
purport: anlam, niyet
purpose: amaç, gaye
purposeful: amaçlı
pursue: peşinden gitmek, takip etmek
purulent: cerahatli
put on weight: kilo almak

