Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – E
E
each: her bir, her, baslı basına
early: erken
edema: ödem
edge: kenar
effect: etki
effectively: etkili bir şekilde
efficacious: etkili
elasticity: elastiklik
elbow: dirsek
elderly: yaslı
elevate: yükseltmek, arttırmak
elevated: yükselmiş
elicit: meydana çıkarmak
eligible: haklı, hak sahibi
eliminate: çıkarmak, ortadan kaldırmak, bertaraf
elimination: ortadan kaldırma
elsewhere: diğer yerlerde
elusive: kolay tutulmayan, bulunması zor
emaciated: zayıf düşmüş
embarras: utandırmak
embed: sokmak, gömmek
emerge: ortaya çıkarmak
emergency: acil
emission: yayılım
emit: yaymak, salıvermek göndermek
emotion: emosyon, heyecan, his
emphasizes: vurgulamak
empirically: deneysel olarak
employ: kullanmak, is vermek, çalıstırmak
empty: boş, boşaltmak
enact: (yasa) çıkarmak
encircle: çevrelemek, etrafını çevirmek
enclose: çevresini sarmak
encompass: kapsamak
encounter: karşılaşmak
end: bitmek, sonlanmak son
endemic: yaygın
endevor: çabalamak
endproduct: son ürün
endurance: tahammül, dayanma, dayanıklılık
enhance: yükseltmek artırmak
enlarge: büyütmek
enlarged: büyümüs
enlargement: genişleme
enormous: çok büyük
ensue: izleme
entail: gerekli kılmak
enter: girmek
entire: tamamen, tümüyle
entity: mevcudiyet
entry: giris
envelop: zerf
environmental: çevresel
epidemic: salgın
episode: vaka, olay, kriz
equate: eşit saymak
equivalent: eşdeğer, denk
era: devir, dönem
erratic: düzensiz
eschew: kaçınmak
especially: özellikle
essential: esas temel, gerekli
establish: tesis etmek, tanı koymak,yerleştirmek
estimate: tahmin etmek, değerlendirmek, hesap
estimation: tahmin, değerlendirme
etiology: etiyoloji, neden
evaluate: taktir etmek, değerlendirmek
evalutation: değerlendirme, taktir
evanescent: kısa süreli, kısa ömürlü
even if: -se bile
even though: -e rağmen
even: bile
eventually: en sonunda, neticede
ever: hiç
every: her
everybody: herkes
everyone: herkes
evidence: delil, tanık, tanıklık
evident: aşikar, kanıt
exacerbate: kötüleşmek, ağırlaşmak
exact: tam
exaggerate: abartmak, büyütmek
examin: incelemek, muayene etmek
examination: inceleme, muayene
exceed: geçmek, aşmak
excellent: üstün
except: -den başka, müstesna, hariç
exception: istisna, ayrı, başka
excess: aşırı, fazla
excessive: asırı miktarda, fazlaca
exchange: değiş tokus yapmak
excision: eksizyon, kesme
excitability: kolay heyecanlanma, uyarılabilir
exclusion: çıkarma
excrete: boşaltmak, vücuttan atmak
excretion: atılım, boşaltım
exercise: egzersiz, idman, kullanma
exert: kullanmak, yapmak, göstermek
exertion: çabalama, uğraş, kullanma
exhaustion: yorgunluk
exhibit: sergileme
exist: var olmak
expand: genişleme, büyüme
expect: umma
expectancy: ümit beklenti
experience: deneyim kazanmak, tecrübe experienced: deneyimli, tecrübeli
experiment: deney
experimental: deneysel
expert: uzman
explain: açıklamak
expose: maruz bırakmak
exposure: maruz kalma
expression: ifade, anlam, terim
extend: uzatmak, sürmek, yayılmak
extensive: genis, yaygın, aşırı miktarda
extent: derece, miktar, mertebe
extract: çıkarmak, özetlemek, özünü çıkarmak
extraction: çıkarma, sökme, soyma
extreme: asırı
exudate: eksüda, sızıntı
eyebrow: kaş
eyelash: kirpik

