Etiket arşivi: Tebeşir

Dünya’nın Oluşumu ve İç Yapısı

Jeomorfoloji


Dünya’nın Oluşumu ve İç Yapısı


Güneş Sistemi’nin Oluşumu


Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir.

Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır.


Dünya’nın Oluşumu


Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuştur. Günümüzde  iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluşumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir.


Jeolojik Zamanlar


Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür.

Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır.

Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.

  • Dördüncü Zaman
  • Üçüncü Zaman
  • İkinci Zaman
  • Birinci Zaman
  • İlkel Zaman


İlkel Zaman


Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır.

İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

  • Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı
  • En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu


İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.


Birinci Zaman (Paleozoik)


Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

  • Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu
  • Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu
  • İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı
  • Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı

Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.


İkinci Zaman (Mezozoik)


Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.

Zamanın önemli olayları :

  • Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi
  • Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu

İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.


Üçüncü Zaman (Neozoik)


Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

§         Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması

§         Linyit havzalarının oluşumu

§         Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması

§         Alp kıvrım sisteminin gelişmesi

§         Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı

Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.


Dördüncü Zaman  (Kuaterner)


Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır.

Zamanın önemli olayları :

  • İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması
  • İnsanın ortaya çıkışı

Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.


Dünya’nın İç Yapısı


Dünya, kalınlık, yoğunluk ve sıcaklıkları farklı, iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşmuştur. Bu katmanların özellikleri hakkında bilgi edinilirken deprem dalgalarından yararlanılır.

  • Çekirdek
  • Manto
  • Taşküre (Litosfer)


Deprem Dalgaları


Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır.


Çekirdek :


Yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir.


Manto


Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.


Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler


Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur.


Taşküre (Litosfer)

Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır.

Kalınlığı ortalama 100 km’dir.

Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir.

Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir.

Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir.

Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur.

Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez.

Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.


Kıtalar ve Okyanuslar


Yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuştur. Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir.    Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Yeryüzünün yaklaşık ¾’ü sularla kaplıdır. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütlelerine okyanus denir.


Kara ve Denizlerin Farklı Dağılışının Sonuçları


Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de;

  • Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksektir.
  • Sıcaklık farkları daha belirgindir.
  • Eş sıcaklık eğrileri enlemlerden daha fazla sapma gösterir.
  • Kıtalar arası ulaşım daha kolaydır.
  • Nüfus daha kalabalıktır.
  • Kültürlerin gelişmesi ve yayılması daha kolaydır.
  • Ekonomi daha hızlı ve daha çok gelişmiştir.


Hipsografik Eğri


Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir.


Kıta Platformu : Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür.


Karaların Ortalama Yüksekliği : Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir.


Kıta Sahanlığı : Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır.


Kıta Yamacı : Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür.


Denizlerin Ortalama Derinliği : Denizlerin ortalama derinliği 4000 m dir. Dünya’nın  en derin yeri olan Mariana Çukuru denzi seviyesinden 11.035 m derinliktedir.


Derin Deniz Platformu : Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür.


Derin Deniz Çukurları : Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.


Yerkabuğunu Oluşturan Taşlar

Yerkabuğunun ana malzemesi taşlardır. Çeşitli minerallerden ve organik maddelerden oluşan katı, doğal maddelere taş ya da kayaç denir. Yer üstünde ve içinde bulunan tüm taşların kökeni magmadır. Ancak bu taşların bir kısmı bazı olaylar sonucu değişik özellikler kazanarak çeşitli adlar almıştır. Oluşumlarına göre taşlar üç grupta toplanır.

  • Püskürük (Volkanik) Taşlar
  • Tortul Taşlar
  • Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar


UYARI : Tortul taşları, püskürük ve başkalaşmış taşlardan ayıran en önemli özellik fosil içermeleridir.


Püskürük (Volkanik) Taşlar


Magmanın yeryüzünde ya da yeryüzüne yakın yerlerde soğumasıyla oluşan taşlardır.

Katılaşım taşları adı da verilen püskürük taşlar magmanın soğuduğu yere göre iki gruba ayrılır.


§         Dış Püskürük Taşlar

§         İç Püskürük Taşlar


Dış Püskürük Taşlar


Magmanın yeryüzüne çıkıp, yeryüzünde soğumasıyla oluşan taşlardır. Soğumaları kısa sürede gerçekleştiği için Küçük kristalli olurlar. Dış püskürük taşların en tanınmış örnekleri bazalt, andezit, obsidyen ve volkanik tüftür.


Bazalt : Koyu gri ve siyah renklerde olan dış püskürük bir taştır. Mineralleri ince taneli olduğu için ancak mikroskopla görülebilir.  Bazalt demir içerir. Bu nedenle ağır bir taştır.


Andezit : Eflatun, mor, pembemsi renkli dış püskürük bir taştır. Ankara taşı da denir. Dağıldığında killi topraklar oluşur.


Obsidyen (Volkan Camı) : Siyah, kahverengi, yeşil renkli ve parlak dış püskürük bir taştır. Magmanın yer yüzüne çıktığında aniden soğuması ile oluşur. Bu nedenle camsı   görünüme sahiptir.


Volkanik Tüf : Volkanlardan çıkan kül ve irili ufaklı parçaların üst üste yığılarak yapışması ile oluşan taşlara volkan tüfü denir.


İç Püskürük Taşlar


Magmanın yeryüzünün derinliklerinde soğuyup, katılaşmasıyla oluşan taşlardır. Soğuma yavaş olduğundan iç püskürükler iri kristalli olurlar. İç püskürük taşların en tanınmış örnekleri granit, siyenit ve diyorittir.


Granit : İç püskürük bir taştır. Kuvars, mika ve feldspat mineralleri içerir. Taneli olması nedeniyle mineralleri kolayca görülür. Çatlağı çok olan granit kolayca dağılır, oluşan kuma arena denir.


Siyenit : Yeşilimsi, pembemsi renkli iç püskürük bir taştır. Adını Mısır’daki Syene (Asuvan) kentinden almıştır. Siyenit dağılınca kil oluşur.


Diyorit : Birbirinden gözle kolayca ayrılabilen açık ve koyu renkli minerallerden oluşan iç püskürük bir taştır. İri taneli olanları, ince tanelilere göre daha kolay dağılır.


Tortul Taşlar


Denizlerde, göllerde ve çukur yerlerde meydana gelen tortulanma ve çökelmelerle oluşan taşlardır. Tortul taşların yaşı içerdikleri fosillerle belirlenir. Tortul taşlar, tortullanmanın çeşidine göre 3 gruba ayrılır.


  • Kimyasal Tortul Taşlar
  • Organik Tortul Taşlar
  • Fiziksel Tortul Taşlar


Fosil : Jeolojik devirler boyunca yaşamış canlıların taşlamış kalıntılarına fosil denir.


Kimyasal Tortul Taşlar


Suda erime özelliğine sahip taşların  suda eriyerek başka alanlara taşınıp tortulanması ile oluşur. Kimyasal tortul taşların en tanınmış örnekleri jips, traverten, kireç taşı (kalker), çakmaktaşı (silex)’dır.


Jips (Alçıtaşı) : Beyaz renkli, tırnakla çizilebilen kimyasal tortul bir taştır. Alçıtaşı olarak da isimlendirilir.


Traverten : Kalsiyum biokarbonatlı yer altı sularının mağara boşluklarında veya yeryüzüne çıktıkları yerlerde içlerindeki kalsiyum karbonatın çökelmesi sonucu oluşan kimyasal tortul bir taştır.


Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır.


Çakmaktaşı (Silex) : Denizlerde eriyik halde bulunan silisyum dioksitin (SİO2) çökelmesi ile oluşan taştır. Kahverengi, gri, beyaz, siyah renkleri bulunur.  Çok sert olması ve düzgün yüzeyler halinde kırılması nedeniyle ilkel insanlar tarafından alet yapımında kullanılmıştır.


Organik Tortul Taşlar


Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri, tebeşir ve kömürdür.


Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır.  Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.


Tebeşir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir.


Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı  % 94 ise antrasit adını alır.


Fiziksel (Mekanik) Tortul Taşlar

Akarsuların, rüzgarların ve buzulların, taşlardan kopardıkları parçacıkların çökelip, birikmesi ile oluşur.

Fiziksel (mekanik) tortul taşların en tanınmış örnekleri kiltaşı (şist), kumtaşı (gre) ve çakıltaşı (konglomera)’dır.


Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.


Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.


Çakıltaşı (Konglomera) : Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.


Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar :Tortul ve püskürük taşların, yüksek sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğraması sonucu oluşan taşlardır. Başkalaşmış taşların en tanınmış örnekleri mermer, gnays ve filattır.


Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani metamorfize olması sonucu oluşur.


Gnays : Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu   oluşur.


Filat : Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.


Yeraltı Zenginliklerinin Oluşumu

Yerkabuğunun yapısı ve geçirmiş olduğu evrelerle yer altı zenginlikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Yer altı zenginliklerinin oluşumu 3 grupta toplanır:


  • Volkanik olaylara bağlı olanlar; Krom, kurşun, demir, nikel, pirit ve manganez gibi madenler magmada  erimiş haldedir.
  • Organik tortulanmaya bağlı olanlar; Taş kömürü, linyit ve petrol oluşumu.
  • Kimyasal tortulanmaya bağlı olanlar; Kayatuzu, jips, kalker, borasit ve potas yataklarının oluşumu.

Süper !..

Süper !..
 
 

 
‘Hadi çıkalım artık, gidip bir şeyler yeyip evlerimize gidelim’ çıkarlar, bir lokantada iyi bir akşam yemeği yerler, biraz da alkol alırlar, sonra işadamı, sekreterini evine bırakır. 
 
O ara, sekreter,  nezaketen, bir kahve içmek isteyip istemediğini  sorar.
İşadamı da neden olmasın diye düşünüp kabul eder. Kahveyi içki takip eder, içkiden sonra ruhlar ısınır ve birlikte  olurlar.
 
İşadamı kalkar, evine gider. Sabah 04 civarıdır. Arabayı  parkeder, cebinden bir tebeşir çıkartır, ceketine pantolonuna bir kaç çizik atar biraz tebeşir tozu serper ve içeri girer. 
 
Karısı ayakta beklemektedir.
‘Neredeydin ?’ diye sorar.
İşadamı da ; Aysel’le geç saate kadar çalıştık, sonra yemeğe gittik, onu eve bıraktım yemekten sonra, ama beni kahve içmeğe çağırdı, kahveydi, sohbetti, içkiydi derken kendimizi yatakta bulduk,  ancak toparlandım, geç kaldım, özür dilerim karıcım’ der. 

‘Yalancııııı ! Yine bütün gece o zibidi arkadaşlarınla bilardo oynayıp bira içtin di mi ! sen adam olmayacaksın ruhun serseri !’
 
 
 
Alınacak Ders:
 
DAİMA DOŞRUYU SÖYLEYİN,
NASIL OLSA KARŞINIZDAKİ
İNANMAK İSTEDİŞİNE İNANIR. 

Bu kadar da olmaz…(Resim)

Caddelere ve sokaklara tebeşirle ve kutu kutu boyalarla 3 boyutlu resimler çizen ünlü Alman ressam Edgar Mueller, son çalışması “Buz Devri“yle görenleri bir kez daha şaşırtmayı başardı. İşte birbirinden ilginç kareler. Bunlarin hicbiri fotoraf hilesi degil. hepsi gercek cadde ve sokaklara cizilmistir.

Resimlerin GERÇEK boyutunu görmek için ÜZERİNE TIKLAYIN!

1.jpg

10.jpg

11.jpg

 

12.jpg

13.jpg

14.jpg

2.jpg

 

3.jpg

 

4.jpg

 

5.jpg

 

6.jpg

 

7.jpg 

 

15.jpg

 

8.jpg

 

 

9.jpg

Atatürk’ün matematiğe verdiği önem

Atatürk’ün matematiğe verdiği önem ve yeni terim üzerine çalışmaları

Atatürk ölümünden bir buçuk yıl önce III. Türk Dil Kurultayından hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında Dolmabahçe Sarayında kendi eliyle matematik kitabı yazmıştır. A.Dilaçar anlatıyor:"1936 yılı sonbahırında bir gün Atatürk beni özel kalem müdürü Süreyya Demir'inyanına katarak Beyoğlu'ndaki Haset Kitapevine gönderipuygun gördüğümüz Fransızca Geometri kitaplarından birer tane aldırttı.Bunları Atatürk'le beraber gözden geçirdikten sonra ben ayrıldım ve kış aylarında Atatürk bu eser üzerinde çalıştı.Geometri kitabı bu emeğin ürünüdür." A.DİLAÇAR Geometri adını taşıyan bu kitapta bu adın hemen altında şu kayıt vardır."Geometri öğretenlere bu konuda kitap yazacaklara klavye olarak Kültür Bakanlığınca neşredilmiştir."

 

Atatürk ,Sivas Kongresi'nin toplandığı Sivas Lisesi'ne Lise Müdürü ve Matematik Öğretmeni Ömer Beyga ve baş yardımcısı ,Felsefe Öğretmeni Faik Dranas ve öteki ilgililerle kongre salonuna gitmişlerdir.Burada önce 4 Eylül 1913 tarihi kongrenin toplandığı kongre salonunuve özel odasını gezmişlerdir. Sonra o okulda 9/A sınıfına Geometri dersine girmiştir.Bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırmıştır.Tahtada çizili iki koşut çizginin başka iki koşut çizgi ile kesişmesinden oluşan açıyı Arapça adlarıyla söyletmekte zorlanır ve yanlışlık yapar.Bu durumda Atatürk tepkisini ,"Bu anlaşılmaz Arapça terimlerle öğrenciye bilgi verilmez.Dersler Türkçe yeni terimlerle anlatılmalıdır"der.Ve tebeşiri eline alıp tahtada çizimlerle "Zaviyenin = Açı" , "Alanın = Kenar" ,"Müsellenin = Üçgen" karşılığı gibi Türkçe yeni terimleri kullanarak bir takım geometri konularını ve bu arada Phthagoros terimini anlattı. 13.11.1937 Sivas Lise'sinde Geometri dersinde Atatürk dilimizde karşılığı ,"koşut" olan "Muvozi" kelimesinin yerine kullanıldığı ,"paralel" teriminin kökenini açıklarken Orta Asya'daki Türklerin ,kağnının iki tekerleğinin dingile bağlı olarak duruş biçimine "Para" adını verdiğini anlattı.

 

Atatürk bu derste aynı zamanda ders kitaplarının bir kaç ay içinde Türkçe terimlerle yazılıp bütün okullara ulaştırılmasını emir buyurdu.Yeni Türkiye'de çocukları en hakiki ve eşsiz bir baba şevkatiyle seven ve aynı zamanda çocukları seven ve aynı zamanda çocukları sevenleride yüksek himayeleri ile talfif buyuran Türk'ün ve bütün Dünya'nın en büyük adamı 15 Kasım 1937 mini minilerle Diyarbakır valisi Mithat Altınok'un yavrularıyla çok yakından ve dakikalarca meşgul olmak iltifatında bulundu.İlkokulda okuyan küçük Nurhan'a çeşitli sorularda sordu ona yeni şeyler öğretti.Atatürk'ün bu yavruya öğrettikleri arasında büyükleride ilgilendiren çok Riyaziye(matematik) Hendese( geometri) eski terimiyle eğitim örgütümüzde önemli bir yer tuttuğu halde ,bunun terim düzeni çok ağdalı ve çarpışıktı.Arapça ile Farsça okul programından kaldırılmış,fakat Arapça üzerine kurulmuş olan terimler kalmıştı.Örneğin Müsellesi mütesaviyül adla (Eşkenar Üçgen) çözümlemeli olarak hangi öğrenci anlayabilirdi.Müsselles'in kökü selone Mütesavi'nin kökü siva Adla'nın tekilıde dildir.

Öğretmenler yüksek topukludan uzak dursun

Öğretmenler yüksek topukludan uzak dursun

öğretmenlik karşılığını düşünmeden çok fazla çaba ve emek sarf edilen kutsal mesleklerden. Bu koşulsuz ve sınır tanımaz çaba beraberinde vücutta olumsuz yansımaları da getirebiliyor. Acıbadem Bursa Hastanesi uzmanları öğretmenlerin meslek hayatları boyunca varis, ses – göğüs ve ortopedik rahatsızlıklarla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, bu hastalıklara karşı çeşitli önerilerde bulunuyor.

MENTOLLÜ NEFES AÇICILAR SES TELLERİNDE KURUMA YAPIYOR

Acıbadem Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölüm Sorumlusı Prof. Dr. Levent Erişen, meslek gereği sesini yoğun olarak kullanan öğretmenlerde sıklıkla ses kısıklığı, ses tellerinde ödem, nodül ve polip gibi hastalıklara rastlandığını söylüyor. Bu hastalıkların önüne geçmek için ilk adım olarak sigaranın bırakılması ve pasif içicilik söz konusu olduğundan sigara içilen yerlerde bulunmaktan da kaçınılmasını gerektiğini vurgulayan Prof. Erişen, diğer önerilerini de şöyle sıralıyor :

* Sık sık boğaz temizleme alışkanlığı varsa bu alışkanlıktan vazgeçilmeli; bu gereksinim hissedildiğinde bunun yerine birkaç yudum su içilmeli.

* Günlük su tüketimi en az 2,5 litre ( on su bardağı ) olmalı.

* ses tellerinde kurumaya yol açabilen mentollü nefes açıcı, şeker ve pastillerden; kurumayla birlikte ses tellerinde salgı artışına da neden olan kafeinli, baharatlı ve asitli yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı.

* Ayrıca bazı ilaçlar ses telleriyle beraber boğazda da kurumaya neden olduğundan, ilaç kullanımından önce uzman hekime danışılmalı.

* ses tellerinde kurumaya neden olabilen bir diğer tehdit unsuru olan kuru ortamlarda bulunmamaya özen gösterilmeli; bu ortamlar nemlendirilmeli.

* Bunlara ilave olarak kişi düzenli uykuya özen göstermeli; gün içinde zorunlu olarak uzun süre konuşarak sesi yorulduysa mutlaka bir süre konuşmayarak sesini dinlendirmelidir”

UZUN SÜRE AYAKTA DURMAK TEHLİKELİ

Toplumda öğretmen hastalığı olarak da anılan varis ile ilgili bilgi veren Acıbadem Bursa Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Hayati Özkan da, öğretmenleri devamlı ayakta durmamaları veya hareketsiz oturmamaları yönünde uyarıyor. Kişinin devamlı ayakta durma veya hareketsiz olarak oturma halinde ise ayaklarını müzikle ritim tutar gibi hareket ettirmesini önererek bu hareketlerin hem varisi hem de toplardamarlarda pıhtı oluşumu engellemekte etkili olacağı belirtiyor. Fırsat bulunduğunda bacakları baştan yukarı olacak şekilde kaldırıp dinlenmek de Prof. Özkan’ın bir başka önerisi.

YUMUŞAK TABANLI AYAKKABI ALIN

öğretmenleri uzun süre ayakta kalmamaları konusunda uyaran bir diğer isim Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Nadir Şener de, uzun süre ayakta durmanın bel ağrısı ve ayak ağrılarını da beraberinde getireceğini ifade ediyor. Doç. Dr. Şener öğretmenlerin uygun ayakkabı seçimine de dikkat etmeleri gerektiğini kaydederek; “ öğretmenlerimiz topuklu ayakkabıdan kaçınmalı, ön kısmı geniş yumuşak tabanlı ayakkabıları tercih etmeliler” diye konuşuyor.

AŞIR TAŞIMAYIN

öğretmenlerde diğer sık görülen bir sorun da omuz ağrıları. Tahtaya uzun süre yazı yazanlarda omuz çevresinde adale sıkışması sorunları görülebiliyor. Bunun için ise Doç. Şener, olabildiğince baş üstü seviyesinde yazı yazmamayı, tahtanın silinmesinde öğrencilerden yardım almayı ve ağır taşımamayı çözüm olarak gösteriyor.

SINIFLARI SIKLIKLA HAVALANDIRIN

Hastanenin Göğüs Hastalıkları Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Karadağ ise; öğretmenlerin sık yaşabileceği sorunlardan solunum yollarında gelişen enfeksiyonlar ve alerjiye dikkat çekiyor. Prof. Karadağ şunları belirtiyor: “Kış aylarında kapalı ortamlarda toplu yaşam, solunum sistemi hastalıkları açısından önemli bir risk. Ortamda bulaşıcı bir hastalığı olan kişinin varlığı, o havayı soluyan herkesi hastalık açısından riskli konuma getiriyor. Vücut direnci düşük olanlar ya da alerjik bünyesi olanlar daha çabuk etkilenebiliyor. Özellikle kış aylarında okullarda teneffüslerde öğrencilerin üşümemesi için sınıfların havalandırılmaması durumunda, kirli hava büyük bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca kapalı ortamlardaki tebeşir tozu, kokulu kalemler, yapıştırıcılardan çıkan kimyasal kokular da alerjik bünyeli kişilerde ve astım hastalarında nefes darlığı ve öksürük yakınmalarının başlamasına neden olabiliyor. Tüm bu nedenlerle; kapalı ortamların sık havalandırılması riskleri en az seviyeye indirmek açısından önemli ve gerekli”