Etiket arşivi: Türkçe

Modals – “MUSTN’T” ,“DON’T HAVE TO” AND “NEED TO”

“MUSTN’T” ,“DON’T HAVE TO” AND “NEED TO”

 

MUSTN’T

 

*Yasaklamadır.(Prohibition)Bir şeyin yapılmaması gerektiğini bildirir.

 

– I mustn’t be late.(Geç kalmamalıyım.)

– She mustn’t forget to phone George.(George’u aramayı unutmamalı.)

– You mustn’t walk on the grass.(Çimlerin üzerinde yürümemelisin.)

 

DON’T HAVE TO

 

*Yapmaya gerek yok demek istediğimiz zaman “don’t have to V1” kullanırız.

 

-I am not working tomorrow so I don’t have to get up early.(Yarın çalışmayacağım bu yüzden erken kalkmama gerek yok.)

-She doesn’t have to work very hard because she has got an easy job.(Çok sıkı çalışmasına gerek yok çünkü kolay bir işe sahip.)

 

*Eğer geçmişte bir şeyi yapmamıza gerek yoktuysa ve biz yapmamışsak burada “didn’t have to V1” kullanırız.

 

-We didn’t have to wait very long.The bus soon came.(Uzun süre beklememize gerek kalmadı.Otobüs hemen geldi.)

 

 

NEED TO

 

*Yapmaya gerek var ya da yapmaya ihtiyacımız var anlamını vermek istediğimiz zaman “need to V1” kullanırız.

 

-We need to study.(Ders çalışmamız gerekiyor. / Ders çalışmaya ihtiyacımız var.)

-We need to wear a hat.(Şapka giymemiz gerekiyor.)

 

 

NEEDN’T

 

*Yapmaya gerek yok diyorsak “needn’t V1” kullanırız.

 

-I needn’t clean the windows.They aren’t dirty.(Pencereleri temizlememe gerek yok.Onlar kirli değiller.)

-We needn’t drive fast.We have got plenty of time.(Hızlı kullanmamıza gerek yok.Çok zamanımız var.)

 

*Hemen gerçekleşmesi beklenen bir olay için,birisine bir konu hakkında yapmana gerek yok diyorsak “needn’t” ve “don’t have to” birbirlerinin yerine kullanılabilir.

 

-You don’t need to water the garden.It’s going to rain.(Bahçeyi sulamana gerek yok.Yağmur yağacak.)

-You needn’t water the garden.It’s going to rain.(Bahçeyi sulamana gerek yok.Yağmur yağacak.)

 

Imperatives

 

İMPERATİVES


Emir kipi demektir. Türkçe’de emir tüm şahıslara verilebilir. Ingilizce’de böyle değildir. Ingilizce mantığına göre emir sadece karşıdakine verilir. Diğer şahıslara emir verilmez.

Olumlu Olumsuz

I speak. (Konuşurum.)                                                   I don’t speak. (Konuşmam.)

You speak.                                                                        You don’t speak.

He speaks                                                                        He doesn’t speak.

She speaks.                                                                      She doesn’t speak.

We speak.                                                                        We don’t speak.

You speak.                                                                        You don’t speak.

They speak.                                                                      They don’t speak.

İngilizce’de emir yapısı Simple Present Tense ile kurulur ve sadece karşıdakine verilir. Bu da “sen ve siz” olmak üzere iki kişidir.

İngilizce’de Simple Present Tense’de özne söylenmediği zaman emir kipi oluşturukmuş olunur. Emir kipinin mastar yapısındaki “to”nun atılarak oluştırılduğunu savunanlar da vardır. Ama bu açıklama sadece olumlu emir yapısı için geçerlidir. Olumsuz emir yapısı için geçerli değildir. Bu yüzden İngilizce’de emir kipinin Simple Present Tense’den geldiği açıklaması doğrudur.

Speak slowly. (Yavaş konuş.)

Don’t speak loudly. (Yüksek sesle konuşma.)

Sen ve siz için emir yapısı bu şekilde oluşturulur. Peki diğer şahıslar için emir yapısı acaba nasıldır???

Diğer şahıslar için emir yapısı “izin vermek” anlamına gelen “let” fiilinden faydalanılarak oluşturulur.

Let us speak. (Konuşalım.)

Diğer şahıslar için de emir kipi oluşturulurken aslında yine Simple Present Tense’den faydalanılır. Normalde yukarıdaki cümlede yazılmamış bir “you” vardır. “İzin ver konuşalım”anlamına gelir. “you” atılarak “we”için emir kipi oluşturulmuştur. Bunu Türkçe’ye uygun şekilde “konuşalım” diye çeviriyoruz.

Emir verilecek “subject pronouns”lar Verb’den sonra geleceklerinden “object pronouns”lar konumuna geçerler ve “gideyim, gitsin, gidelim, gitsinler” anlamında emir yapısına girerler.

Olumlu Olumsuz

Let me speak. (konuşayım.)                                    Don’t let me watch. (seretmeyeyim.)

Let him/her speak. (konuşsun.)                             Doesn’t let him/her watch. (seyretmesin.)

Let us speak. (konuşalım.)                                      Don’t let us watch. (seyretmeyelim.)

Let them speak. (konuşsunlar)                               Don’t let them watch. (seyretmesinler.)

Normalde “let”ten önce you var ve yazılmayarak diğer şahıslar için emir kipi oluşturulmuş demiştik. Olumsuzunu yazarkan de aynı mantıkla “let”ten önce you var, atılmış ve sonrasında olumsuzluk (Do not) eklenerek diğer şahıslar için olumsuz emir kipi oluşturulmuş olunur.

Emir kipinin soru formunu oluşturmak için de “shall”den faydalanılır.

Soru

Shall I answer the phone? (telefona cevap vereyim mi?)

Shall he come in? (….gelsin mi?)

Shall we go out? (……..çıkalım mı?)

Shall they be here? (burda olsunlar mı.?)

Olumsuz Soru

Shall I not answer the phone? (telefona cevap vermeyeyim mi?)

Shall he not come in? (….gelmesin mi?)

Shall we not go out? (……..çıkmayalım mı?)

Shall they not be here? (burda olmasınlar mı.?)

***Not: Emir kipinin oluşturulması kısaca yukarıdaki gibidir. Birkaç fiil üzerinde emir kipinin olumlu, olumsuz, soru ve olumsuz soru yapısını tüm şahıslar için yazarak çalışmak daha verimli olacaktır.

Let ve Help

Bu iki fiilin “causative” olup olmadıkları tarışma konusudur. Sonralarında V1 geldiği için “causative” olarak düşünülürler.

My mother doesn’t let me go out. (Annem dışarı çıkmama izin vermez.)

“Let”i causative olarak düşünenler bu cümleyi “Annem beni dışarı çıkartmaz.” diye çevirirler. Aslında önceki çeviri daha doğrudur. “Help” için de aynı açıklama geçerlidir.

Our teacher helped me improve English. (Öğretmenimiz İngilizceyi geliştirmeme yardım etti.)

INFINITIVES

INFINITIVES

Daha önce de söylendiği gibi çekimsiz fiilin kullanıldığı üç yapıdan biri de Infinitives’lerdir. Mastar hareketlerinde Infinitives’lerden faydalanılır. Infinitives’leri kullanım yerlerine göre maddeler halinde göreceğiz.

I want to learn English. (Ben öğrenmek istiyorum.) Burada yüklemin ve mastarın öznesi aynıdır.

I want you to learn English. (Ben sizin Inglizce öğrenmenizi istiyorum.) Bu cümlede ise yüklemin öznesi I, mastarın öznesi You’dur.

Madde ayırımı bu şekilde fiillerin nesne alma veya özne durumuna göre yapılacaktır. “Bu fiillerden sonra mastar gelir” diye ezberlemektense yapı olarak bunları öğrenmek daha iyi olacaktır. Ayrıca çeviri biçimini de kavramak önemlidir.

Şimdi maddeler halinde Infinitives’lerin kullanıldığı yapıları öğrenelim.

  1. Verb + Infinitive

Yani hemen sonrasında Infinitive alan fiiller demektir. Bunların sayıları10–15 tanedir. Burada en önemlilerinden birkaç örnek verilecektir. Bu gruba giren fiiller liste halinde aşğıda sunulmuştur. Bu yapıda, yüklemden hemen sonra Infinitive geldiği için hem yüklemin hem de Infinitive‘in öznesi aynıdır.

Appear- Seem- Look: Görünmek

Can afford: Gücü yetmek

Claim: İdda etmek

Consent: …e razı olmak

Decide: karar vermek

Demand: İstemek, talep etmek

Deserve: Hak etmek, layık olmak

Happen: Tesadüfen …mek

Hasitate: Tereddüt etmek

Hope: Ummak, ümit etmek

Learn (How): Öğrenmek

Know (how): Bilmek, tanımak

Offer: Teklif etmek

Plan: Planlamak

Prepare: Hazırlamak

Promise: Vaat etmek

Pretend: Gibi davranmak

Refuse: Red etmek

Resolve: Karar vermek

Seek- Try- Strive: …meye çalışmak

Tend: Eğiliminde olmak

Threaten: Tehdit etmek

Undertake: Üstlenmek

Would love: Seve seve…mek

Condescend: Tenezzül etmek

I can’t afford to buy such a car in these economic condition. (Ben bu ekonomik şartlarda böyle bir araba alacak güçte değilim.)

We decided to give up the project. (Biz projeden vaz geçmeye karar verdik.)

They had to promise to fulfil their commitment. (Onlar vaatlerini yerine gitirmeye söz vermek zorunda kaldılar.)

Commitment: söz, vaat, taahhüt.

To promise: söz vermek

Compromise: (komprumayz) uzlaşmak, ödün. KPDS’de en kritik yerlerde 4-5 defa geçer. İyi bilinmeli.

Fulfil: yerine getirmek,yapmak

İmplement:

Achive(eyçhiv)

Accomplish:

Execute:        (eksikut) icra etmek

Carry out:

Built:

Construct:

Manifacture:

Produce:

Perform:

Conduct:

Fulfil’den sonra yazılan fiillerin hepsi onun eşanlamlısıdırlar. KPDS için çok önemli kelimelerdir. Iyi bilinmeli.

He should have tried to resolve the dispute. (Onun tartışmayı çözmeye çalışması gerekirdi.)

Try: …meye çalışmak, denemek

Dispute: tartışma, anlaşmazlık

Conflient:

Deliberate:

Discuss:

Debate:

Argue:

The two goverments refused to resume the talks. (Her iki hükümet görüşmelereyeniden başlamayı red etti)

Refuse: red etmek

Reject:

Turn down:

Talks: görüşme

Resume: …e yeniden başlamak, sürdürmek

He must have threatened to kill us. (Bizi öldürmek için tehdit etmiş olmalı.)

Threaten: tehdit etmek

Not: Bu yapıları Türkçe’ye çevirmek önemli bir husustur. Moda mod bildikten sonra Türkçe’ye uygun bir şekilde çevirmek gerekir.

I happened to see him. (Onu tesadüfen gördüm.)

Happen: olmak

Happen + ful Infinitive: tesadüfen ….mek.

He always tends to hurt people. (O genellikle insanları incitmeye eğilimlidir.)

Tend: eğiliminde olmak. (Türkçe’ye meyil, eğilim anlamında “tandans” olarak isim hali geçmiştir.)

She consented to step down. (O çekilmeye razı oldu.)

Consent: …e razı olmak

Step down: geri adım aymak, çekilmek

I would love to come along with you. (Sizinle seve seve gelirim.)

Would love: seve seve …mek

Along with: …ile

She should not have condescent to take his book. (Onun kitabını almaya tenezzül etmemeliydi.)

Condescend: tenezzül etmek

You could have come to see me. (Beni görmeye gelebilirdin)

2.) Verb + Object + Infinitive

Bu kullanımda, yüklemden sonra bir nesne gelir ve ardından mastar kullanılır. Burada yüklem olarak kullanılan fiiller bir nesneden sonra mastar gerektirirler. Bu gruba giren fiiller aşağıda sunulmuştur.

Allow- Permit: İzin vermek

Ask: İstemek, Rica etmek

Recommend- Advise: Önermek, Tavsiye etmek

Cause: Sebep olmak

Challenge: Meydan okumak, Düelloya davet etmek

Command: Emretmek

Compel- Force- Ceorce: Zorlamak, Zorunda bırakmak

Encourage: Cesaretlendirmek, Teşvik etmek

Enable: Muktedir olmak, Mümkün kılmak

Find: Bulmak

Forbid: yasaklamak

İnvite: Davet etmek

Notify: Haber vermek, Bilgilendirmek

Oblige: Mecbur etmek, zorunda bırakmak

Order: Emretmek, Siperiş vermek

Remind: Hatırlatmak

Require: Gerktirmek

Teach: Öğretmek

Tell: Söylemek

Tempt: Ayartmak

Urge: istemek, …e sevk etmek

Warn: İkaz etmek, uyarmak

Want: İstemek

The U.N has urged the Iraqi Goverment to comply with the resulotions of the security council. (B. M………………)

To Comply:

Resulotion:

Security:

Council:

The teacher could have allowed us to play.(Hoca oynamamıza izin verebilirdi.)

No one can force me to give up smoking. (Hiç kimse beni sigara içmeyi bırakmaya zorlayamaz.)

Forse: zorlamak

The doctor encouraged the patient to go home. (Doctor hastayı eve gitmeye cesaretlendirdi.)

Cour: kalp, yürek

Courage: yürekli

Encourage: yüreklendirmek, cesaretlendirmek, motive etmek

Promote: motive etmek teşvik etmek (promosion)

Not: Bir kalıbın iyice öğrenilebilmesi için sözcüklerin değiştirilerek tekrar tekrar yazılıp, Türkçe’ye çevrilmesi egzersizleri yapılmalıdır.

The U N urged the U S A to lift the embargo. (B M Amerika’nın ambargoyu kaldırmasını istedi.)

Urge: istemek (şiddetle bir şeyi …)

Not: Çalışırken arada Türkçe cümleler yazıp Inglizce’ye çevirmekverimmliliği arttırır. Inglizce’den Türkçe’ye de çeviri yaparken cesaretli bir şekilde verilmek istenen mesaj Türkçe’ye uygun bir şekilde ifade edilebilmelidir.

You ought to have warned us not to go there. (Bizi oraya gitmemek için uyarmış olmalıydınız.)

Negative Infinitive: Infinitive’in önüne “not” getirilerek oluşturulur. “not to go” gibi.

The inspector obliged the minister to reign. (müfettiş bakanı istifa etmeye mecbur etti.)

Inspector: müfettiş

Spect: bakmak

Inspect: ın:içine, spect: bakmak, Inspect: İçine bakmak = incelemek

Inspectator: içine bakan, inceleyen, = müfettiş

Spectator: seyirci

Expect: ex: dışarı, pect: bakmak, Expect: dışarı bakmak = beklemek, ummak

Respect: tekrar tekrar bakmak, saygı göstermek

Attend: bir yerde hazır bulunmak, devam etmek

Attendance: hazır bulunanlar, izleyiciler

Oblige: mecbur etmek, zorunda bırakmak

He order us to be ready at 11 o’clock. (Saat 11’de hazır olmamızı emrediyor.)

Order: emretmek, sipariş etmek, düzen, sıra

They advised us to learn English. (Inglizce öğrenmemizi tavsiye ettiler.)

You should ask him to help us. (Bize yardım etmesini istemen gerekir.)

The doctor wasn’t able to compel to me to give up smoking. (Doktor beni sigarayı bırakmaya zorlayamadı.)

Compel = Force: zorlamak

Compulsive: zorlayıcı

Compulsory: zorunlu

We had to forbid them to eat pork. (Onlara domuz eti yemelerini yasaklamamız gerekti.)

To forbid: yasaklamak

To bar

To ban

To prohibit

Pork: domuz eti

Kalmamızı rica ediyor. (She ask us to stay.)

Silahları teslim etmelerini istedik. (We wanted them to lay down their arms.)

Lay down: teslim etmek

Gitmesine izin vermemeliydin. (You should not have permitted him to go.)

***Not: Dikkat edilirse bu fiillerde mastar hep başkasına yaptırılıyor.

2.) Hem Nesne ile Nem de Nesnesiz Kullanılabilenler

Bu gruba giren fiiller hem nesnesiz, hem de nesne ile mastara geçiş yapabilirler. Yani bu grup fiilleri birinci ve ikinci madde özelliklerini birlikte taşırlar. Birkaç tanesini örnek verecek olursak;

Ask: İstemek

Beg: Rica etmek, İstemek

Clime: İddia etmek, savında bulunmak

Deserve- Merit: Haketmek, layık olmak

Desire: Arzu etmek

Expect: Beklemek, Ümit etmek

Help: Yardım etmek

İntend: Niyetinde olmak

İnvite: Davet etmek

Request: İstemek

Want: İstemek

Wish: Dilemek

He asked to take part in the meeting. (Mitinge katılmayı istedi.)

He asked me to take part in the meeting. (Mitinge katılmamı istedi.)

Görüldüğü gibi birinci cümlede yüklemin ve mastarın öznesi aynıdır. İkinci cümlede ise yüklemin öznesi “He”, mastarın öznesi ise “me” dir.

To take part in: katılmak

Participate: katılmak

He can expect to win the prize. (O ödülü kazanmayı umabilir.)

He can expect his son to win the prize. (Oğlunun ödülü kazanmasını umabilir.)

I wished to be amoung you. (Aranızda olmayı diliyordum.)

I wished you to be amoung us. (Aramızda olmanızı diliyordum.)

Amoung: arasında (ikiden fazla nesne için)

Between: arasında (iki nesne için)

Örnekler

She deserves to be our chairwoman. (O başkanımız olmayı hakeder.)

Deserve: layık olmak, haketmek

Merit: layık olmak haketmek, değer, meziyet

Meritorious: övülmeye değer, değerli

Deservedly: hakkıyle, haklı olarak

Deserving of: müstahak

The man claimed not to see the event. (Adam olayı görmediğini iddia etti.)

Claim: iddia etmek

Event: olay

Eventful: olaylı

Ful: …lı

Eventless: olaysız

Less: …sız

You could have invitedus to participate in the congress.(Bizi kongreye katılmaya davet edebilirdiniz.)

Gress: ileri gitmek, yürümek

Regress: geri gitmek

Progress: ileriye gitmek

Bu konudaki kelimeler ve yapılar iyice kavranmalıdır. Türkçe’den Inglizce’ye; Inglizce’den Türkçe’ye çeviri egzersizlerinin yapılması konuyu daha iyi kavratır.

4.) Mastar ve Sıfatların Birlikte Kullanımı

Bu başlık üç madde olarak anlatılacaktır. Madde ayırımı sıfatların değişik kullanımı ile ilgilidir. Her bir maddede kullanılan sıfatlar ayrı ayrı verilecektir. Daha sonra örnekleri ve Türkçe anlamları verilecektir.

1.

Careless: Dikkatsiz, ihmalci

Considerate: Düşünceli, Saygılı

Inconsiderate: Düşüncesiz, Saygısız

Foolish: Akılsız, ahmak, saçma, Aptal, Budalaca

Generous: Cömert,

Kind: Nazik

Unkind: Nazik değil, Kaba

Polite: Nazik

Unpolite: Nazik değil, Kaba

Right: Doğru, Haklı

Wrong: Yanlış, Haksız

Rude: Kaba

Normalde birine “naziksiniz” dendiğinde “You are kind” söylenecek diye düşünülür. Ama Inglizce’de bu yapı kullnılmaz. Bunun yerine “İt is kind of you” denir. Ders çalışırken bu kalıpları yazmak ve diğer sıfatlarla yeri değiştirilerek tekrar tekrar yazmak daha verimli olacaktır. Eğer bu sıfatlardan sonra çekilmemiş bir fiil gelirse bu mastar olmak zorundadır. Bu konudan alınması gereken mesaj “sıfatlardan sonra mastar kullanıldığı ve bu kalıpların çeveiri mantığının iyi kavranması gerektiğidir.

It is kind of you. (Naziksiniz.)

It is impolite of him. (O nazik değildir.)

It is very kind of you to help me. (Bana yardım ettiğiniz için çok naziksiniz.)

It was very considerate of him to carry our luggages. (Valizlerimizi taşıdığı için çok düşünceliydi.)

Görüldüğü gibi bu kullanımda belirtilen sıfatlardan sonra mastar kulanılmaktadır. Örnek olarak cümlelerin zamanı değişik olabilir.

2.

Bu maddede kullanılan sıfatlar şunlardır:

Afraid: Korkmuş

Anxious: İstekli (can atacak şekilde)

Ashamed: utanmış

Careful: Dikkatli

Curious: Meraklı

Determined: Kararlı

Eager: İstekli

Glad: Memnun

Quick: Hızlı

Reluctant: İsteksiz (İrreluctant: istekli)

Willing: İstekli (Unwilling: isteksiz.)

Ept: …e eğilimli

Likely: Muhtamel

Unlikely: Muhtemel olmayan

Bound- Sure- Certain: Kesin

Liable: …e eğilimli

He is bound to succeed in the exam this time. (Onun sınavı zamanında başaracağı kesindir. Veya O kesinlikle zamanında sınavı başaracak.)

Terkey is bound to sign the agreement. (Türkiye’nin antlaşmayı imzalaması kesindir.)

He is reluctant to lend us money (O bize ödünç para vermeye isteksizdir.)

We are all quite willing to make sacrificies our family. (Hepimiz ailemiz için fedakarlık yapmaya oldukça istekliyiz.)

Sacrificy: Kurban, Fedakarlık

Man is always liable to make error. (insanoğlu daima hata yapmaya eğilimlidir.)

To err: hata yapmak

Error: hata

Unerring: isabet

My students are willing to learn English. (Öğrencilerim Inglizce öğrenmeye isteklidirler.)

He is unlikely to accept your offer. (Onun teklifinizi kabul etmesi olası değildir veya O muhtemelen teklifinizi kabul etmeyecektir.)

***Not: Konuyu işlerken sınırlı sayıda örnekler veriliyor. Bu nedenle bütün sıfatları içerecek örnek verilemiyor. Verilen cümlelerde veya yeni cümleler kurarak listede olan bütün sıfatları kullanmak daha kalıcı bir öğrenme sağlayacaktır. Ayrıca yazılan her cümlenin sorusunu, olumsuzunu yazarak çalışmak gerekir. Yine yazılan her cümleyi telafuz etmek, yapısını bozmadan Türkçe’ye uygun bir şekilde çevirerek çalışmak verimliliği arttıracaktır.

3.

İkinci maddede özne kişi veya zamirdi. Bu maddede ise mastar, özne durumuna geçer. Örneğin; “İnglizce öğrenmek kolaydır” ifadesinin İnglizcesi normalde“To learn English is easy.” şeklinde olmalıdır. Ama gramatikal olarak bu maddede olduğu gibi eğer mastar özne durumunda ise cümlenin sonunda yazılır ve özne olarak “It” yazılır. Bu maddeye giren sıfatlar tamamen anlatılan mantık ile kullanılırlar.Bu kullanımdaki “It” bilinen anlamdaki gibi değildir.

Yukarıdaki ifadeyi bu açıklamalar doğrultusunda yazarsak; “it is easy to learn English. (İnglizce öğrenmek kolaydır.) şeklinde olur. Bu maddede kullanılan sıfatlar şunlardır:

Asuming: Eğlenceli

Dificult: zor, güç

Exciting: heyecanlı

Interesting: İlginç, Enteresan

Boring: Sıkıcı

Easy: Kolay

Hard: Sıkı

Impossible: imkansız

Possible: mümkün

Important: önemli

Essential: Temel, esas

Necessary: Gerkli

Imperative: Gerekli, Zaruri

Urgent: Acil

Advisable: Tavsiye edilebilir

It is impossible to overcome this issue. (Bu sorunun üstesinden gelmek imkânsızdır.)

It was very difficult to convince him. (Onu inandırmak çok güçtür.)

Convince: İnandırmak

It is rather difficult to get aloung with her. (Onunla geçinmek oldukça güçtür.)

To get along with: …ile geçinmek, anlaşmak

It is hard to cope with these problems. (Bu problemlerin üstesinden gelmek zordur.)

Cope with: Üstesinden gelmek, mücadele etmek. KPDS için çok önemli bir kelimedir. 3-4 defa sorulmuş. Edatı veya fiili yine sorulabilir. İyi öğrenmek gerekir.

Yukarıdaki cümleler “…öğrenmek kolaydır, …inandırmak güçtür, …üstesinden gelmek zordur “ gib genel bir anlatımı ifade ederler. Daha önce de açıklandığı gibi ister çekilmiş, ister çekilmemiş bir fiil olsun öncesine özne sonrasına nesne geliyordu. Bu kullanımda da mastarı gerçekleştiren, yüklemin öznesinden ayrı bir özne ise,bunun mastardan önce yazılması gerekir. Ama bu da anlam karmaşasına sebep olmaktadır. Bu karmaşayı önlemek için mastarın öznesinden önce “for” edatı yazılmaktadır. Burada sadece for edatı kullanılr, başka edat kullanılmaz. Örneğin;

It is hard for us to cope with these problems. (Bizim için bu problemin üstesinden gelmek zordur.)

It is impossible for you to persuade me. (Sizin için beni ikna etmek imkânsızdır veya beni ikna etmeniz imkansızdır.)

İt was necessary for him to submit the report until the next day.(Onun ertesi güne kadar raporu sunması gerekir.)

To submit- To present: Sunmak

Represent: Yeniden sunmak

Presentation: Sunuş

ACTIVE – PASSIVE

Etken – Edilgen anlamındadır. Bir cümlenin Active kullanımında yüklemi yapan bellidir ve buna özne denir. Yine burada nesne yükleme maruz kalıyor. Passive kullanımında ise özne yüklemden etkileniyor. Daha önceki derslerimizden öznenin cümlede çekilmiş fiilden önce geldiğini, bu pozisyonda kullanılan pronouns’ların da “Subject Ppronouns” olduklarını biliyoruz.Bir cümlede nesnenin de çekilmiş fiilden sonra geldiğini, bu pozisyonda kullanılan pronouns’ların da “Object Pronouns” olduklarını biliyoruz. Passive formları iyi bilmek için “Subject ve Object Pronouns” lara hakim olmak gerekir.

Active: I saw him. (Ben onu gördüm.)

Passive: He was seen by me. (O benim tarafımdan görüldü.)

Örnekten de görülebileceği gibi active bir cümlenin nesnesi pasif cümlenin öznesi konumuna geçiyor. Burada nesne durumları hakkında bazı bilgiler vermek gerekiyor. Bazı fiiller yüklem olduklarında nesne alırlar. Böyle fiillere “geçişli fiiller” denir. Nesne almayan fiillere de “geçişsiz fiiller” denir. Geçişsiz fiillerin olduğu cümlelerde yükleme maruz kalmayan bir nesne olmadığı için dolayısıyla böyle cümlelerin passive formu da yoktur.

Active Infinitive Passive Infinitive

To speak               To be spoken

To write                To be written

To give up             To be given up

Active Infinitive’in Passive formu % 99 yukarıdaki gibidir. “Get ve Become” nin de kullanıldığı Passive form vardır. Bunu da daha sonra öğreneceğiz.

Inglizce’de bütün active zaman ve modalların passive formu vardır. Bunları tek tek öğrenmek yerine yapı olarak sistemlerinin nasıl çalıştığını ve en önemlilerini öğreneceğiz. Bunları iyi bir şekilde öğrendikten sonra diğerlerini de çok iyi çalışmak gerekir.

Active’i Passive’e çevirirken sadece yardımcı fiil üzerinde değişiklik yapılır. Temel fiil de V3 şeklinde yazılır. “to write              to be written” gibi.

S. Present: He writes a letter.    A letter is written by him.(Bir mektup onun tarafından yazılır)

S. Past: He wrote a letter.  A letter was written by him. (………..yazıldı.)

S.Future: He will write a letter.  A letter will be written by him.(…………….yazılacak.)

Pr. Perfect: He have written a letter.  A letter has been written by him.(…………yazılmış.)

Past Perfect: He had written a letter. A letter had been written by him.(…………yazılmıştı.)

Passive form oluşturulurken “be + V3” kullanılıyordu. Bunların en önemlileri yukarda verilen beş örnekteki zamanlar ile uygulamasıdır. Bunlara çok iyi hakim olunmalıdır. Diğerleri de öğrenilse iyi olur.

Present Cont.: He is writting a letter.         A letter is beingn written by him.(…………..yazılıyor.)

Past Cont: He was writting a letter.    A letter was being written by him.(………….yazılıyordu.)

Future Cont.: He will be writting a letter.   A letter will be beingn written by him.(………….yazılıyor olacak.)

Present Perfect Cont.: He has been waiting a letter.  A letter has been beingn written by him.(……..yazılmaktadır.)

Past Perfect Cont.: He had been waiting a letter.        A letter had been beingn written by him.(……..yazılmaktaydı.)

Future Perfect Cont.: He will have been waiting a letter.    A letter will have been beingn written by him.(……..yazılmakta olacak.)

Burada önemli olan bir cümledeki pasifliği görüp, onu yorumlayabilmektir.eğer “be” fiilinden sonra V3varsa bu cümle pasif bir cümledir diyoruz. Başka bir değişle, “be” fiilinden sonraki temel fiil “ing” almamışsa bu cümle pasif bir cümledir diyoruz. Çünkü Inglizce’de “be” fiilinden sonra ya “ing”li bir fiil veya V3’lü bir fiil geli . bu iki kullanım birbirinin alternatifidir.

He is known by everyone in the area. (O bölgedeki herkes tarafından tanınır veya tanınıyor.)

He was found guilty by the jury. (O jui tarafından suçlu bulundu.)

Guilty: suçlu

Over the last months, this book has been sold very well. (Geçen aylarda bu kitap çok iyi satılmış.)

Not: “over”ın kullanımını hatırlayınız.

The robbers had been followed by the police. (Soyguncular polis tarafından takip edildi.)

He will be appointed as the new chairman. (Yeni bir başkan olarak atanacak.)

As: gibi, olarak,…çok değişik anlamları vardır. “gibi” anlamında edat olarak kullanılabilmesi için sonrasında bir edat olmalıdır.

İki Nesneli Cümlelerde Passive Form

Bu durumda nesnelerden biri “indirect object” diğeri “Direct object”tir. İki nesneli bir cümle, nesnelerden her biri özne yapılarak iki farklı şekilde Passive formu yazılabilir. Bu tür cümlelerde kullanılan fiiller şunlardır:

Bring: getirmek Promise: söz vermek

Give: vermek Refuse: red etmek

Leave: ayrılmak Send: öndermek

Lend: ödünç vermek Show: göstermek

Order: emretmek Tell: söylemek

Pay: demek

I gave him a book. (Ona bir kitap verdim.)

Yukarıdaki cümlenin iki nesnesi vardır. İndirect object = him, Direct object = book’ tur. Bu durumda aynı anlamda olan iki farklı passive şekli vardır.

He was given a book by me. (O’na bir kitap benim tarafımdan verildi.)

A book was given to him by me. (Bir kitap ona benim tarafımdan verildi.)

Yukarıdaki cümle için şuna dikkat çekmek gerekir: İki nesneli cümlelerde passive formu yazarken “yalın object” başa alındığında “indirect object”ten önce “to” yazılır.

Passive Infinitive veya Passive gerund şeklinde de Passive formlar vardır. Örneğin;

Active: I want to see. (Ben görmek istiyorum.)      Passive: I want to be seen (Ben görülmek istiyorum.)

Not: Infinitive konusundan hatırlayınız.

He is afraid of being killed (O öldürülmekten korkar.)

Not: Her fiilin “Passive gerund” hali “being + V3 şeklindedir.

Not: Yukarıdaki cümlede, neden Passive infinitive değilde Passive gerund kullanıldı diye bir soru akla gelebilir. Bu durumda Gerund ve Infinitivelerin kullanımı düşünülmelidir. Bir edattan sonra eğer çekilmemiş bir fiil varsa bu mutlaka gerund olacaktır diye gerund kullanımının birinci maddesini hatırlayınız. (Passive gerund’lar da gerund’lar gibi kullanılırlar.) Bu şekilde önce öğrendiğimiz kurallar bazen sonraki derslerimizde geçebiliyor. Bu yapılar geçtiğinde dikkat çekilmelidir.

They consider being employed. (Onlar istihdam edilmeyi düşünüyorlar.)

***Not: “consider”ın sonrasında “gerund” istediğini hatırlayınız.

Employ: istihdam etmek, çalıştırmak.

Lâtin Harflerinin Kabulü

Lâtin Harflerinin Kabulü (Harf İnkılâbı)

Müslümanlığı kabul etmeden önce Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmış olan Türkler, İslâmiyet’i  kabul etmelerinden sonra Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardır.Bu çerçevede diğer Müslüman Türk Devletleri gibi Osmanlı Devleti’nde  de Arap alfabesi kullanılmıştır. Ancak 19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti’nde bu alfabenin değiştirilmesi ya da ıslah edilmesi şeklinde tartışmalar başlamıştır.

Aslında Arap harfleriyle Türkçe’yi okumak ve yazmak daima sorun yaratmıştır. Çünkü Arap harfleri, Arap fonetiğine uygun olarak hazırlanmış olduğundan, Türk diline uymaktan uzak kalmıştır. Bu nedenle Türk ağzı ile bu harfleri hakkını vererek telaffuz etmek çok zor olmuştur.

T.C.’nin kurulmasından sonra, Arap alfabesinin bu durumu göz önünde bulundurularak, bazı aydınlar arasında bu harflerin Türkçe’nin yapısına uymadığı görüşü ağırlık kazanmıştır. Ülkede o yıllarda okur-yazar oranı oldukça düşük idi.Batı medeniyetine ulaşmada Lâtin alfabesine intibak etmek önemli bir sürat sağlayacaktı. Halkı büyük ölçüde okur-yazar yapmayı hedefleyen genç cumhuriyette, bu alfabenin değiştirilmesi konusunda bir tartışmanın başlatılmasına sebep olmuştur.

Bu tartışmalar sürerken, 1925’de takvim ve rakamların değiştirilmesi, alfabenin de değiştirilebileceği kanaatini güçlendirmiştir. Buna bağlı olarak 1926’da Bakanlar Kurulu tarafından “Dil Encümeni” adıyla, dil uzmanlarından oluşan bir çalışma grubu kurulmuştur.Alfabenin değiştirilmesi ve yeni Türk alfabesinin hazırlanması ile ilgili çalışmalar yapmak üzere kurulan bu grup, Latin harflerinin Türkçe’nin yapısına uyacağı düşüncesiyle, bu harfleri kullanan bir çok alfabeyi incelemeye başlamıştır. Dil Encümeni’nin çalışmaları sürerken, Türkiye’de  1927 yılından itibaren doktor reçetelerinin Lâtin harfleriyle yazılması uygun görülmüş ve bu durum alfabe konusundaki tartışmaları tırmandırmıştır.

Dil Encümeni 26 Haziran 1928’de Ankara’da yaptığı bir toplantıda, 1926’dan itibaren yaptığı çalışmaları değerlendirmiş, alfabe değişikliği ile ilgili olarak neler yapılması gerektiği ve nasıl bir yol izlenmesi lâzım geldiği hususlarının yer aldığı “Elifba Raporu” adıyla bir rapor hazırlamıştır. Bu raporu inceleyen M.  Kemal, “güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz” diyerek, alfabenin değiştirileceği konusunda ilk haberi vermiştir.Çalışmalar hızlandırılarak, 1 Kasım 1928 tarihinde Meclise, yeni Türk alfabesinin kabulü hakkında bir önerge verilmiştir. Bu önerge aynı gün, “Türk Harflerinin Kabul ve Uygulanması Hakkında Kanun” adıyla kabul edilmiştir.

3 Kasım 1928’de yürürlüğe giren 1353 sayılı bu kanunla, 1 Ocak 1929’dan itibaren Türkçe basılacak kitapların, Türk alfabesi ile basılması ve devlet dairelerinin 1 Ocak 1929’dan itibaren yeni harflerle muameleleri gerçekleştirmeleri mecburiyeti getirilmiştir. Bu kanunla bütün yurtta eğitim ve öğretim seferberliği başlatılmıştır. M. Kemal bazı yerlerde bizzat dersler ermiş ve halka yeni harfleri öğretmek noktasında “başöğretmenlik yapmıştır.1 Ocak 1929’da “Millet Mektepleri” açılarak, halkın okuma-yazma öğrenmesi temin edilmeye çalışılmıştır.

Türk-Fransız İlişkileri, Hatay Sorunu

(1932-1938) TürkFransız İlişkileri, Hatay Sorunu

Bu dönem TürkFransız ilişkilerinin en önemli konusunu, Hatay (İskenderun sancağı) meselesi oluşturmuştur.

Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer alan Hatay (İskenderun), 20 Ekim 1921 Ankara İtilafnâmesi ile Suriye sınırları içinde bırakılmış ve bu sancağa özel bir yönetim şekli tanınmıştır.

1936 yılında Fransa, Suriye ile ona bağımsızlık vermeyi öngören bir antlaşma imzalayınca, Suriye sınırları içinde yer alan İskenderun sancağının statüsünün ne olacağı konusu gündeme gelmiştir. Bu tarihte Fransa, İskenderun sancağını Suriye’ye bırakmak istemiştir. Türkiye bu isteğe şiddetle karşı çıkmış ve Fransa’dan 1936’da bu sancağa bağımsızlık vermesini istemiştir. Fransa, bu konuda karar verme yetkisinin olmadığını Türkiye’ye bildirerek, konuyu Milletler Cemiyeti’ne götürmeyi önermiş, Türkiye de bu öneriyi kabul etmiştir. Böylece Milletler Cemiyetine götürülen Hatay meselesi, 1936 tarihinden itibaren burada ele alınmaya başlamıştır. İngiltere’nin de desteği ile Milletler Cemiyeti 1937’de Türkiye’nin tezini benimseyerek, sancağa ayrı bir statü tanınmasını kabul etmiştir. Buna göre sancak içişlerinde serbest, dışişlerinde Suriye’ye bağlı bir hale getirilirken, resmî dili Türkçe olacak ve ayrı bir anayasası bulunacaktır. Ayrıca sancağın resmî dilinin Türkçe olması ve toprak bütünlüğünün korunması hususunun, Türkiye ile Fransa arasında daha sonra yapılacak bir antlaşma ile garanti altına alınması öngörülmüştür. Bu antlaşma 29 Mayıs 1937 günü imzalanmıştır. Bu antlaşma ile hem TürkiyeSuriye sınırı çizilmiş, hem de söz konusu hususlarda garanti verilmiştir. Daha sonra sancak anayasasının çalışmaları sırasında Fransızlar, Türkiye’ye bazı zorluklar  çıkartmışlarsa da, 1938 yılında Almanya’nın Avusturya’yı ilhakı, Fransa’nın Türkiye’ye karşı tutumunun yumuşatmasına sebep olmuştur.Bu anlayış içerisinde iki ülke arasında 1938’de gerçekleştirilen Askerî Antlaşma ile sancağın statüsü aynen korunurken, 4 Temmuz 1938’de imzalanan Dostluk Antlaşmasıyla Hatay sorununun çözümü biraz daha kolaylaştırılmıştır.

İskenderun Sancağı Meclisi, 1938 Ağustos’unda yapılan seçimlerin ardından,2 Eylül  1938 tarihinde açılmıştır. Meclis, İskenderun Sancağına,Hatay Devleti adını verirken, yönetim şeklini de “Cumhuriyet” olarak belirlemiştir. Böylece Türkiye’nin çabaları sonucu, Hatay Devleti ilk aşama olarak kurulmuştur.Aslında Türkiye’nin nihai hedefi, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıdır. En sonunda Türkiye’nin bu isteği, iki ülke arasında 23 Haziran 1939’da imzalanan bir antlaşma ile Fransa tarafından kabul edildi. Bunun üzerine Hatay Meclisi de 23 Haziran 1939 tarihindeki son toplantısında oybirliği ile Türkiye’ye katılma kararı almıştır.Böylece Hatay Cumhuriyeti anavatana katılırken, Türkiye’nin bu yöndeki politikası da olumlu sonuç vermiştir. Bu politikanın başarıyla sonuçlanmasında şüphesiz, bu dönemde Avrupa’nın içinde bulunduğu durum, İngiltere’nin Türkiye’ye sağladığı destek ve en önemlisi Türkiye’nin dış politikadaki kararlılığı etkili olmuştur.

Ahmet Haşim (1885- )

AHMET HAŞİM (1885 - )

Ahmet Haşim'in doğum tarihi münakaşalıdır. çoğunlukça uzlaşılan tarih hicri 1301'dir. Bu, miladi 1885-86 yıllarına karşılık gelir. Demek ki 110 yıl kadar önce dünyaya gelmiştir. Yalnız, Bağdat'ta doğduğunu kesin biliyoruz. Babası, çeşitli yerlerde mutasarrıflık (sancak yöneticiliği) yapmış Arif Hikmet Bey, annesi Sara hanımdır. Haşim'in yaradılışını, bütün özel yaşamını ve edebi kişiliğini küçük yaşta yitirdiği annesine olan sevgisi ve özlemi biçimlendirmiştir. Bu derin yara ölümüne dek kapanmamış, çocukluğunu tam anlamıyla yaşamasına mani olmuş, onu içine kapanık yapmıştır. Yıllar sonra `Hasta ıken' adlı şiirinde de belirttiği gibi çocukluğu, hastalıklı bir anneyle bundan üzüntü duyan bir babanın yanında geçmiştir:

Bir valide, bir zevcei mükedder, sonra mübhem"

"Bir anne, bir kaygılı koca, sonra belirsiz
Bir ince çocuk çehresi -ben- karanlık ve dilsiz"

(Hasta iken, 1909)

Hasta anneyi yitirdikten sonra, öksüz Ahmet babasının işi icabı Bağdat vilayetine bağlı sancaklarda dolaşır durur. Sonunda, ıstanbul'a giderler. Haşim Türkçeyi bilmemektedir. önce, Türkçe öğrenmesi için Numune-i Terakki okuluna kaydedilir. Bir yıl sonra, 1896'da Mekteb-i Sultani'ye (ğalatasaray Lisesi) yatılı olarak yerleştirilir.

İlk yıllarda oldukça yalnız olan Haşim kendi dünyasında matematiğe ilgi duyar. Ancak, daha sonra Ahmet Bedii adlı bir çocukla arkadaş olur. Bedii ona sembolist şiirlerin bir derlemesi olan Fransızca bir kitap verir. Bunu okuyan Haşim şiire heves duyar.

Gittikçe sanatçı arkadaşlar edinir. çevresi, Hamdullah Suphi, Refik Halit, Abdülhak şinasi gibi geleceğin edebiyatçıları ile genişler. ıç dünyası zengin Haşim, `Haya:l-i Aşkım' adlı ilk şiirini, edebiyat hocası Müftüoğlü Ahmet Hikmet'in yardımıyla 1901'de Mecmua-yı Edebiye'de yayımlar. Hayal sözcüğü onun psikolojisinin ve şiirinin anahtarıdır. Dayanılmaz, sevimsiz, duyularla tanıdığı acımasız gerçek dünyadan başka bir aleme, saf ve güzel bir dünyaya kaçar sürekli.

Yeni Türk Mecmuası'nın Temmuz 1933 sayısında, Abdülhak şinasi Hisar, `Ahmet Haşim'in şiir Alemi' adlı yazısında şöyle diyor:

"Onun kendine has bir şiir alemi ve özel bir saati vardır. Hakikati açık gösteren ve hayale elverişli olmayan güneşin ufka veda ederek çekildiği ve kızıllığının aksi ile bütün tabiatın, suların, ağaçların ve kuşların tutuşmuş
gibi göründükleri ve kanıyor hissini verdikleri bir zaman yok mudur? ışte, Haşim'in sevdiği saat bu andır.

O, şiirlerinde hep bu gurubun döktüğü kanları, suların alevlerini, dalların ve ağaçların yanan hallerini ve kuşların alevden yaratılmış gibi görünmelerini tasvir etmiş, hep bu, bir günün sonundaki akşamın kanayarak geceye döküldüğü zamanların şairi olmuştur.

Ahmet Haşim'in alemi sınırlıdır; ama bu hayatın bütün hassasiyeti sanki akşamın bu kırmızı saatine yığılmış ve toplanmış, dünyanın bütün etkilenici ve etkileyici güzellikleri sanki bu dar ve kırmızı çevreye gelmiş ve sığınmış
gibidir."

Ahmet Haşim'in bu tür duygularını muhteşem bir biçimde işlediği ünlü şiiri `Merdiven'dir.

Haşim, 1906'da ğalatasaray'dan mezun olur ve Reji ıdaresi'nde (ğümrük ve Tekel) çalışmaya, aynı zamanda hukuk okumaya başlar. Ancak, gerçek dünya ile barışık olmayan doğası yüzünden ikisinden de kısa zamanda usanır ve terk eder. 1907 yılının sonunda ızmir Lisesi'nde Fransızca öğretmeni olur. ıki yıllık hocalığı sırasında Fransız edebiyatını yakından izler.

Meşrutiyet ilan edilmiştir. İstanbul'a döner ve 1909'da Maliye Nezareti'nde (Bakanlığı) ilk önce mütercim, birbuçuk yıl sonra müfettiş olarak çalışmaya başlar. Bu arada, Fecr-i Ati topluluğuna kurucu olarak katılır.

Bilgisi ve yayımladığı şiirlerle kısa sürede üne kavuşur. çekemeyenler, onu Araplık, geçimsizlik ve belirsizlikle suçlarlar. ğeçimsiz olduğu doğrudur. Zor anlaşılırlığı konusunda kendisi Piyale adlı son şiir kitabının önsözünde şöyle diyecektir:

"Mübalağasız olarak denilebilir ki herkesin anlayabileceği şiir, sırf, aşağı seviyedeki şairlerin işidir. Büyük şiirin kapıları, tunç kanatlı, müstahkem şehir kapıları gibi sımsıkı kapalıdır. Her el o kanatları itemez ve o kapılar
bazen insanlara asırlarca kapalı durur."

çok geçmeden 1. Dünya Savaşı patlar ve Haşim kendisini yedek subay olarak çanakkale savaşında cephede bulur. Savaşın bitiminde Anadolu'nun çeşitli illerinde ıaşe Nezareti müfettişliğini sürdürür.

1920'de Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali (ğüzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji öğretmenliğine atanır. Bir yandan da Akşam gazetesinde makaleler yazmaktadır. 1921'de yeni yayımlanan Dergah dergisinde yazmaya başlar. Mustafa Nihat özön'ün sahipliğini üstlendiği, Yahya Kemal'in başyazılarını yazdığı Dergah'ın ilk sayısında `Bir ğünün Sonunda Arzu' adlı şiiri ile büyük yankı uyandırır; şiir başlı başına bir olay olur. ılk şiir kitabı ğöl Saatleri de Dergah yayınlarının ilk kitabı olarak aynı yıl yayımlanır.

Açılan bir sınavı kazanarak Düyun-ı ümumiye ıdaresi'ne girer ve bu merkezin kaldırıldığı 1924 Mayıs'ına dek orada çalışır. Aynı zamanda hocalığı da bırakmaz. ö yaz aylarını, kapanan bu merkezden aldığı ikramiye ile Paris'te
geçirir. Mercure de France dergisinde çağdaş Türk edebiyatını konu alan bir yazı yayımlar.

Dönüşünde ösmanlı Bankası'nda çalışmaya başlar. Ancak, para ve hesap işlerine dayalı görevinden memnun kalmaz. 1926'da ikinci şiir kitabı Piyale'yi çıkarır. 1928'de hem dinlenmek hem de muayene olmak için tekrar Paris'e gider.

1927 başından itibaren ıkdam gazetesinde `Bize ğöre' başlığı altında, günün sorunları ile ilgili fıkralar yayımladı. Bu fıkraları, 1928'de Paris dönüşü aynı adlı bir kitapta topladı. Yine aynı yıl Piyale'nin ikinci baskısı yapıldı.
Bu yılın sonunda da Akşam gazetesi ile Dergah'ta çıkan makalelerini ğurabahane-i Laklakan adlı kitabında toplamıştır.

Osmanlı Bankası'ndan ayrılır. ğüzel Sanatlar Akademisi'nin yanısıra Mülkiye   Mektebi'nde Fransızca öğretmenliği yapar. Bu sırada, Maliye Bakanı şükrü Saraçoğlu'nun aracılığıyla Anadolu şimendöferleri şirketi'nin idare meclisi
üyeliğine getirilir. Yüksek maaşlı bir işe kavuştuğu için sevinçlidir. Ancak, hastadır da. üstelik, idare meclisi üyeliği kısa süre sonra kaldırılır. Yine öğretmenlikle yetinmek zorundadır.

Böbreklerinden hastalanır. 1932'de Frankfurt'a gönderilir. ıyileşmeden yurda döner, perhizine dikkat etmez. Yolculuk anılarını Mülkiye dergisinde ve Milliyet gazetesinde tefrika ettirir; 1933'te de bunları Frankfurt
Seyahatnamesi adlı kitabında yayımlar.

Karaciğeri de hastalanmıştır. Dostları Alman Hastanesi'ne yatırırlar ama artık yapabilecekleri bir şey kalmamıştır. Evine gönderilir. Zarife adlı dul bir kadınla ölüm döşeğinde evlendikten 4 gün sonra 4 Haziran 1933 Pazar günü acılar içinde Kadıköy Bahariye'deki evinde kısa ömrü son bulur.

Onun şiiri, iç dünyasının ve ruhi yapısının dışa yansımasıdır. Doyamadan yitirdiği annesini şiirlerinde anar. Sara Hanım, onun için ruh-ı ziya (aydınlığın ruhu) ve ruh-ı mehasin (güzelliğin ruhu), hasta ve hüzünlü bir
kadındır:

Solmuştu onun hüzn ile si:ma:-yı beri:ni
Bir ince tül altında duran zülf-i zeri:ni
...
Dalmıştı o gözler ebediyyetlere... yorgun

"Solmuştu onun hüzünle yüce yüzü
Bir ince tül altında duran altın saçı
...
Dalmıştı o gözler sonsuzluklara... yorgun"
(Nehir üzerinde, 1909)

Annesi akşamları küçük oğlunu Dicle kıyılarında gezdirir:

Bir hasta kadın, Dicle'nin üstünde, her akşam,
Bir hasta çocuk gezdirerek, çöllere gül-fa:m (gül renkli)
Sisler uzanırken, o senin doğmanı bekler.

(Ö, 1909)

Dicle kıyısında karanlık ve yıldızlı bir gök altında hasta annesiyle dolaştığı sıralar, onun sevecenliğini ve sevgisini yitirme kaygı ve korkusu içindedir:

Annemle karanlık geceler ba'zı çıkardık
Boşlukta, denizler gibi yokluk ve karanlık
Sessiz uzatır ta: ebediyyetlere kollar...
...
Ru:humda benim korku, ölüm, leyle-i ta:rik (karanlık gece) çeşminde onun aks-i keva:kible dönerdik... (ğözünde onun yıldızların yansıması, dönerdik...)

(Sensiz, 1909)

Ay ışığında annesiyle birlikte dolaştığı anları, güneşin batışı sırasında çöken kızıllığı, akşamın sessizliğini, durgunluğunu, annesinin yüzündeki hüznü, çolün ve gökyüzünün sonsuzluğunu, ay ışığının karanlık sulara yansıyan sarılığını anımsar:

Ba'zen sarı bir çehre-i rü'ya: gibi hissiz
Tenha: bir ufuktan görünürsün bize sessiz...

Çehrenden akan hüzn-i ziya:, hüzn-i müebbed Her ruha döker giryeli bir hasret ü gurbet
Bir hasret ü gurbet ki bütün geçmişe a:it

Günlerle ölen hatıralar... her şeyi ra:kid
Her bir şeyi pür-hande yapan ma:zi-yi mes'u:d...

"Bazen rüyada görülen sarı bir yüz gibi duygusuz,
ıssız bir ufuktan görünürsün bize sessiz...

Yüzünden akan üzüntünün ışığı, sonsuz üzüntü, Her ruha döker ağlayarak bir özlem ve gurbet
Bir özlem ve gurbet ki bütün geçmişe ait

ğünlerle ölen hatıralar... her şeyi durgun kılan
Her bir şeyi gülüşle dolduran mutlu geçmiş..."

(çıktığın ğeceler, 1909)

Sonunda, anası yatağa düşer ve bir güz günü göçer. ö günün anısı Haşim'i yaşamı boyunca sarsacaktır:

Ey eski kamer, sen bizi elbette bilirsin!
Annemdi o nu:runda gezen zıll-ı meha:sin,
Bendim o çocuk, bendim o si:ma:-yı tahayyür
Bir gün ki haza:n ufka kızıl dalgalı bir nu:r,
Bir kanlı ziya: haşrediyorken onu bir yed,
Bir ba:d-ı haşi:n aldı o rü'ya:yı müebbed.

"Ey eski ay, sen bizi elbette bilirsin!
Annemdi o ışığında gezen güzellikler gölgesi,
Bendim o çocuk, bendim o şaşkın yüz
Bir gün ki güz ufka kızıl dalgalı bir aydınlık,
Bir kanlı ışık topluyorken, onu bir el,
Bir sert yel aldı o rüyayı sonsuza dek."

(Haza:n, 1909)

Haşim'in, içine kapanık, çekingen, kimsesiz, yalnız, saldırgan, küskün, kavgacı, hırçın biri olmasına rağmen, tanıyanların dediğine göre canlı, akıcı, espri dolu bir konuşması, doyumsuz bir sohbeti vardı. Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat üzerine Makaleler (1969) adlı yapıtında onun bu yönünü şöyle betimliyor:

"Konuşan Haşim, eski masallarda tanıdığımız sihirbazlara çok benzerdi. Bakışın, müteharrik yüz çizgilerinin, dudak ve ses ifadeleri ile muttarit el hareketlerinin ayrı ayrı yer tuttuğu, aydınlattığı, manasını değiştirdiği, kuvvetlerini azaltıp çoğalttığı beş on kelime, yani beş on sihirli değnek darbesiyle bulunduğunuz yerin havası, eşyanın mahiyeti değişir, dünyanıza Haşim'in nizamı hakim olurdu. Evet, bu sihirbaz isterse penceresinin önünde
dizili saksıların cılız yeşilliğinde size Afrika ormanını seyrettirir, duvardaki resimleri çerçevelerinden taşan canlı varlıklar yapar, bir komşu evinin, şüphesiz dünyanın her tarafında olduğu gibi oldukça sıkıcı bir aile yuvasına örtülmüş perdelerinden bütün bir Hofmann dünyası yaratırdı."

Galatasaray'daki yıllarına rastladığı, hayallerinin hakim olduğu ve kitaplarına almadığı ilk dönem şiirlerinde, Abdülhak Hamit, Tevfik Fikret ve çenap şahabettin gibi Servet-i Fünuncuların üslubunun etkisi vardır. Recaizade
Ekrem'in şiire getirdiği "ğüzel olan herşey şiirin konusudur" diye ifade edilen ve Servet-i Fünuncularca "Herşey şiirin konusudur" biçiminde genişletilen anlayışı Haşim'de de görürüz.

Gurup, hüzün, hatıralar, mutsuzluk, ay ve hayal en sık kullanılan sözcüklerdir. Aşk peşinde koşup hayaller kurar. ğünlük hayata kaynaşmak isteğiyle tutuşmasına rağmen bir türlü uyum sağlayamaz. ğerçeklerle başa çıkamayınca içine ve anılarına döner; şiirleriyle gönlünce bir dünya kurar; izlenimlerini ağdalı ve süslü bir dille yansıtır.

Yukarıda örneklerini gördüğümüz, iç dünyasının dışa yansıyışını dile getirmek için doğayı araç olarak kullanıp kendi bireysel gerçeğini tasvir ettiği ve 1909'da "şi'r-i Kamer" adı altında toplanan, Dicle kıyılarında çocukluğunu ve annesini anlattığı şiirlerinde bu tutumu iyice belirginleşir. Yavaş yavaş bireyselleştiği ve doğanın önemli bir yer tuttuğu, tasvirlerin bol olduğu bu şiirlerinde Servet-i Fünun etkisinden tamamıyla sıyrılabilmiş değildir. Annesinin hastalığının ilerlemesi ile çölün ıssız, soluk ve yalnız doğası arasında bağıntı kurar.

Ancak, ilgi çekici bir değişikliğe de tanık oluruz. Doğa, yalnızca bütün çıplaklığıyla bir resim olarak kullanılmaz ama iç dünyanın görünümü olarak betimlenir. Servet-i Fünun'da doğa olduğu gibi verilirken Haşim, buna
öznellik katar ve doğayı duygularına ve ruh durumuna göre değiştirir. Demek ki Servet-i Fünun natüralist bir ekol iken Haşim'de izlenimcilerin (empresyonistler) etkisini gözlemeye başlarız.

Soyut ve insana özgü duyguları nitelemede kullanılan sözcükleri doğayı betimlemekte kullanarak öz ve biçimde uyum sağlar: uykusuz yıldızlar, hasta güneş, dargın geceler, ağlayan nilüfer...

şi'r-i Kamer'ler göl Saatlerine geçiş niteliği taşır. ılk şiirlerindeki acemilik ve dağınıklıktan kurtulmuş, kendine özgü şiir dil ve tekniğini geliştirmiş, anlayışını değiştirmiştir. Bu şiirlerinde izlenimciliği tam anlamıyla görürüz. önemli olan, yaşanan gerçek hayattan çok onun hayaline yansıyan biçimi, dış dünyanın onun iç aleminde uyandırdığı izlenimlerdir.

ğöl Saatleri'ne aldığı Serbest Müstezadlar'ında, `ben'in yerini `biz' alır:

Mela:li anlamayan bir nesle aşina değiliz! (ö Belde)

Ancak, burada toplum adına da konuşmamaktadır. ğenel anlamda kişinin belli bir konumunu yakalamak ister. Hayali aşk ve sevgilinin yerini hayali bir alem alır. Hayal-gerçek çatışması iyice keskinleşir. Hatıralar bilinçdışına itilir. Sarının yerini kızıl almaya başlar. `ö Belde'de olduğu gibi biçim öze uydurulur. Renge ve ışığa tutkun, izlenimci Haşim bu dönemde ayrıca Fransız sembolistleri Verlaine, Regnier ve Mallarme'den de etkilenir. Piyale'de bu doruğa ulaşır.

1915'ten sonra altı yıl kadar susar. 1921'den itibaren gene yazmaya başladığında dil ve üslup sadeleşmiş, ifade yoğunluk kazanmıştır. Mukaddime (Piyale), Merdiven, Bir ğünün Sonunda Arzu, Havuz, Parıltı, Karanfil, Bülbül
olgunluğunun en güzel tanıklarıdır. Betimlenen dünya iyiden iyiye daralmıştır. Değişmeyen öğeler akşam ve gurup vaktinin yarattığı kızıllıktır. Duygu olarak daima hüzün ve melal (usanç) hakimdir. Bu şiirler, yetkin bir uyum (harmoni), anlam ve dil kompozisyonuna iyedir. ğurup vakti hem zemin hem tema olarak kullanılır. ğüneşin batışı zengin bir sözlükle betimlenir; sarıdan kırmızıya kadar olan değişik tonlar çeşitli sözcüklerle ifade edilir: alev, altın, ateş, erguvan, gülgun, güneş, kan, karanfil, kızıl, mercan, sarı, sırma, tunç, yakut. Kızıl renk, güneşin batışı, aşk, acı gibi birden fazla kavramı ifade eden yoğun bir anlam kazanmıştır.

Haşim, ayrıca bu şiirlerinde, dudak, efgan, Fuzuli, gül, gülgun, iksir, Mecnun, nale, pervane, piyale, şeb-i aşk, şi'rin gibi Divan şiirinden gelme sözcük ve kavramlara da yer vermiştir.

Esasen, Piyale dönemini açıklarken yorum yapmaya gerek yoktur çünkü şairin kendisi kitabının, "şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adlı önsözünde düşüncelerini anlatır.

Atilla özkırımlı, şairle ilgili bir yazısında onu şöyle özetliyor:

"ılk şiiri Haya:l-i Aşkım'dan son şiirlerine kadar kendi deniziyle çevrili bir adadır Ahmet Haşim. ülaşılması güç, alışılmamış renkleriyle gizemli, hüznün, yalnızlığın yaşandığı bir ada... Dilinin eskiliği, yalın bir dil kullandığı
son şiirleri dışında, şiirinden değişik tadlar alınmasını engellemektedir belki. Ama bu, Ahmet Haşim'in has bir şair olduğu gerçeğini değiştirmez."

Haşim'in izlenimci bir şair olmakla beraber anlamın uyuma feda edilmesi, kapalılık (onun ifadesiyle, müphemiyet) gibi sembolizmin bazı öğelerini de kullandığı yukarıda belirtilmişti.

Gerçekçiliğin (realizm) şiirdeki temsilcileri olan Parnasyenlerin, romantizme karşı tepki göstermeleri gibi sembolizm de bu harekete karşı oluşmuş bir akımdır. 19. yüzyılın sonunda Fransa'da hakim olmuş olan sembolizmin en ünlü temsilcileri Stephane Mallarme (1848-1896) ile Paul Varlaine'dir (1844-1896). Bu akımın taraftarları kendilerinden önceki nesli, yalnız biçime çok bağlı ve nesnel kalmakla değil, aynı zamanda haddinden fazla bir akılcılık ve açıklık yoluyla şiiri öldürmüş olmakla da suçluyorlardı. Parnasyenler, ruhun hülyalı ve kapalı tarafını boşlamışlardı. Sembolizm ise şiirde iç musiki, hülya ve kapalılık ilkelerine dayanıyordu. Bu akımın ruhunu ifade eden bir tanım "ğüzel şiirler, renkler ve kokular gibi duyulanlardır" olarak yapılabilir. Nitekim, Haşim de şiirin duyulmak, düzyazının ise anlaşılmak için olduğunu düşünür.

Belirli bir fikri anlatmak ve aşılamak gibi hususlar şiirin amacına aykırıdır. Diğer bir deyişle, sembolizm, dizelerden gelen deruni (içsel) musiki içinde izlenimleri anlatmak ve bunlar aracılığıyla hayal edilenle çağrışılanların hazzını yaşamaktır.

Abdülhak şinasi, Haşim'in düzyazılarını büyük bir gayret sonucu yazdığını anlatıyor:

"Ahmet Haşim'in ince, zarif, nükteli, sanatlı, işlenmiş, kadife gibi yumuşak ve açılmış çiçekler gibi olgun nesrini medh için ne söylense belki az gelir. Ekseriyetle pek zeki ve bazen de için için müstehzi olan bu nesir hakikaten ne güzeldir! Ahmet Haşim bunlarla `Bize ğöre' hisler ve fikirler yazmıştı. Ahmet Haşim'in bunları ne emekle yazdığını bilirim. Başının meyvesini olgunlaştırarak koparıp harice vermek ne kadar zordur! Hatırlıyorum, Ahmet
Haşim, ıkdam'da bir `Bize ğöre' parçasını fikrinden ve kalbinden süzülen bir madde gibi sızdıra sızdıra bütün yarım gününü geçirerek, akşama doğru, müşkilat ile bitirir ve imzalardı. En evvel yazdıklarını birer birer herkese,
ıkdam'ın her muharririne ve her gelen misafirine okurdu. Hepsinden bir tavsiye, bir fikir, bir his almaya, her yeni kıraati üzerine bir tashih daha yapmaya çalışırdı. Sonra Ali Naci Bey'e okur, ondan da biraz tuz, biber isterdi."

Yazılarının arkasında tek ve derin bir düşünce sistemi yoktur. Dolayısıyla Haşim, dolgun yazıları ile bir filozof, bir düşünür değil, basmakalıplık ve tekdüzelikten uzak, Mehmet Kaplan'ın da dediği gibi "fikir ve hayallerle oynayan" bir şairdir. Haşim, yazılarında da doğaya ve çevresindeki olaylara izlenimci bir gözle bakar. Kafasında hakim bir fikir yoktur. ölayları aktarırken, dikkat, çözümleme ve zeka öğelerini titiz bir üslupla birleştirir.

Ay adlı yazısında güneş ışığında mutlu olmanın olanaksızlığından bahseder:

"Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık. ğüneş, hayale, müsaade etmeyecek tarzda herşeyi açık ve berrak gösterdiği için, yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik...[<ğ>] ğüneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen arkadaştır. önun ışığında eğlenmenin ve mes'ut olmanın hiç imkanı var mı?

Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı... Artık herşeyi açıkça görmek ıstırabından kurtulmuştuk. Yanlış görmek ve tahayyül etmek imkanının sarhoşluğu vücudumuzu, yavaş yavaş bir afyon dumanı gibi uyuşturuyordu.

Ay! Ay! Yalancı ay! Zekadan harap olanları dinlendiren hayal gibi, güneşten bunalanları da teselli eden sensin!"

Haşim, şiirinde olduğu gibi düzyazısında da sözcükleri büyük bir titizlikle seçer. Kargalar adlı yazısındaki şu cümle hem dil ve ifadedeki yoğunluk hem de teşbihdeki güzellik, şaşırtıcılık ve çarpıcılığıyla dikkat çekicidir:

"Sanki binlerce çelik makas, göklerin lacivert rengini doğramak için, durmadan açılıp kapanarak, havada cehennemi bir gürültü ile şakırdıyor."

Tahtakurusu ile aslanı karşılaştırdığı bir başka yazısında müstehzi (alaycı) ifadesine tanık oluyoruz:

"Hiç şüphe yok ki bir aslan bile, bu bir kahve damlası kadar küçük hayvandan daha fazla cesur değildir. Tırnakları hançerlerden daha kesici, dişleri en müthiş kılıçlardan daha delici, sesi gök gürlemeleri gibi hava tabakalarını dalgalandıran, kuyruğunun her darbesi yerleri sarsan koca aslan için, boş çöllerde ince ayaklı ceylanlar ve aciz öküzler boğazlamak bir iş mi?

Her hayvanın şikarı [avı], kendisinden daha küçük ve daha müdafaasız bir mahluk iken, tahtakurusunun gıdası, kendisinden bir milyon defa büyük, kuvvetli olan insanın derisi altındadır. Ne ağlanacak talih!"

Betimleme ve çözümlemenin birarada görüldüğü Dilenci adlı yazısında da şöyle diyor:

"Yolumun üzerinde her sabah tesadüf ettiğim bir dilenci var. Bu zeki çehreli adam, yoklama defteri imzalamaya mahkum bir kalem efendisi intizamiyle, hergün, tam saat altıyı kırk geçe köşesine gelir ve tam saat ona kadar da bir tek söz söylemeksizin, sırf gözlerinin derin elemi ve edasının sakit belagatiyle [sessiz ifadesiyle] gelip geçenlerin merhametini avlar. Merhametlerin, birer şaşkın güvercin telaşiyle, bu mahir avcının kurduğu tuzağa düşmek için nasıl kanat çırptıklarını görmek, benim her sabahki eğlencemdir."

Son olarak, Asım Bezirci onun şiiri hakkında şöyle düşünüyor:

"Haşim'in sözcük dağarcığı ufaktır. Bütün şiirlerinde geçen sözcük sayısı   1446'dır. Firdevsi'nin 8500, Fuzuli'nin (yalnız gazellerinde) 4000, örhan Veli'nin 3495 sözcük kullandığı tesbit edilmiştir. önlara oranla Haşim'in yoksulluğu ortadadır. Bundan dolayı da zaman zaman eleştirilmiştir. Denilmiştir ki: `Haşim'in kullandığı sözcükler belirli ve işlediği temler sınırlıdır.' Doğrudur ama bir şairin değeri kullandığı sözcüklerin niceliği yahut seçtiği temlerin türüyle değil, onları işleyiş biçimiyle belirlenir. Soruna bu açıdan bakınca, Haşim'i övmemek haksızlık olur. Kaldı ki o, sözü geçen öğelerle her seferinde ayrı bir birleşim kurmuş, tekrarcılığa düşmemişti. Bu da onun hayal ve yaratış gücünün üstünlüğünü gösterir. Aslında, Haşim'in zayıflığı gibi kuvveti de burada saklıdır. şöyle de denebilir: Haşim'in buradaki zayıflığı kuvvetinin mihenk taşı olmuştur...

Haşim'de sıfatların sayısı da oldukça yüksektir: 572 sıfat, yani bütün sözcüklerin aşağı yukarı % 40'ı. Bunlardan görme duyusuna bağlananlar çoğunluktadır (215 sıfat). Sonra, ruhsal durumları nitelendirenler gelmektedir
(205 sıfat). Bu rakamlardan da anlaşılıyor ki Haşim etkin değil gözleyen (contemplative) bir sanatçıdır. Dış dünyayı çoğunlukla belirli ruh halleri içinde algılamaktadır. Ayrıca isim ve sıfatların bolluğuna karşılık fiillerin
azlığı Haşim'in dış ya da iç evreni, eski deyimle, tavsif ve tasvire ağırlık verdiğini, eyleme uzak kaldığını, dinamik bir dünya görüşü taşımadığını göstermektedir."

Bezirci'nin argümanı biraz tuhaf. Kullanılan sözcük sayısının tek başına ölçüt alınması ne denli sağlıklı bir karşılaştırma yapabilir? Başta, böyle bir karşılaştırmaya gerek var mıdır? 1446 sayısının küçük olmasından hareketle zayıf olduğunu düşündüğü bu yönünü savunmaya gitmektedir. öysa Haşim, ilk şiirini yayımladığı 1901 yılından ölümüne değin geçen 32 yıllık süre içinde, 27'si tek ya da çift kıtadan (en fazla 8 dize) ibaret topu topu 88 şiir yazmıştır. öte yandan, en uzun şiirlerinden olan 59 dizelik `ö Belde'deki 150 sözcük toplam 267 kez kullanılmıştır. Tekrarların çoğu da -u/ü/ve, ben, sen, o, bu, ne, bir gibi- kaçınılmaz sözcüklerdir. Yalnız, Bezirci'nin bir gözlemi doğrudur. ö da sıfatların zenginliğine karşılık fiillerin azlığıdır. 59 dizede, 150 sözcüğün yalnızca 12 tanesi fiil olarak kullanılmıştır.

Türkiye anayasasının Türkçe ile ilgili maddesi

TÜRKİYE ANAYASASININ TÜRKÇE İLE İLGİLİ MADDESİ

Anayasamızın Türkçe İle İlgili Maddesi Hangisidir?  Türkiye Anayasası’nda hangi madde  Türkçe Eğitimi ile alakalıdır? Bu maddenin içeriği nedir?

Anayasamızın Türkçe İle İlgili Maddesi, anayasamızın 42. Maddesidir. Bu madde devletin eğitim ile ilgili görevlerini anlatmaktadır. “Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi” başlığını taşımaktadır.


Anayasamızın 42. Maddesi:


Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetimin ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. Özel, ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir. Devlet, maddi imkandan yoksun başarılı öğrencilerin öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımı yapar. Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. Türkçe’den başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dili olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı dil ve yabancı dil ile eğitim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir.

Türkçe'nin Yozlaşması

TÜRKÇENİN YOZLAŞMASI

Web, trend, dejenerasyon, dijital, şov, printer…” Bu kelimeler bizlerin farkında olmadan günlük konuşmalarımıza sıkıştırdığımız yabancı kelimelerden sadece birkaçı. Kulağımız o kadar alışmış ki bu sözcüklere nerdeyse yakında bu kelimelerin Türkçe olduğunu düşünmeye başlayacağız. Hepsinin Türkçe karşılıkları olmasına rağmen bunlardan hiç biri tam olarak dilimize yerleşmemiş.

Yabancı sözcüklerin Türkçenin içinde kullanılması ve giderek bu sözcüklerin kalıplaşması dilimizin yozlaşmasındaki önemli etkenlerden biri. Ayrıca dile yeteri kadar özen gösterilmemesi, yabancı dile olan merak ve yabancı dilde yapılan eğitim de Türkçenin yozlaşmasına ve kirlenmesine sebep olan diğer faktörler. Tüm bu etkilerin altında aslında bizlerin toplum olarak anadilimize yeteri kadar sahip çıkmadığımız gerçeği yatıyor.

Toplumun en önemli iletişim öğesi olan medyanın Türkçeye gereken özeni göstermemesi dilimizdeki yozlaşmanın en önemli sebeplerinden biridir. Medyanın dil konusunda yeterli özeni göstermemesi sadece dilimizi yozlaştırmakla kalmaz, toplumu da geri çeker. Gerek haber spikerleri olsun gerek köşe yazarları olsun ne kadar geniş bir kitleye hitap ettiklerini unutup kendilerine has özensiz bir dil kullanarak seyircilere yada okuyuculara ulaşıyorlar.

Kimi zamanda bazı köşe yazarları, okura sempatik görünmek uğruna günlük dildeki yozlaşmaları köşelerine taşımakta ve böylece bu bozulmayı pekiştirmekte. “oha falan oldum.” deyişinin son günlerde gazete ve dergi köşelerinde sık sık kullanılması bu konudaki en somut örnek.”

Bu tip örnekler sadece yazılı basında değil görsel basında da kendini göstermektedir;

Bunun son örneklerinden birini yeni Turkcell reklamındaki Özgür Kız’ın ağzından duyuyoruz: kızımız, habersiz anlamındaki uzun ‘i’ ile okunması gereken ‘bihaber’ sözcüğünü, kısa ‘i’ ile telaffuz ediyor.” ( Kongar,1) Tüm bu özensizlik ve dikkatsizlikler aslında bu tip hataların yapılmasını sanki normalmiş gibi gösterip, toplumu yanlış yönlendiriyor.

Medyanın dil üzerindeki etkisinin yanı sıra Türkçenin bir bilim dili olup olmaması faktörü de topluma yabancı dilleri daha çekici bir hale getirir.

Okullarda verilen yabancı dillerdeki eğitim, Türkçenin bir bilim olarak yetersiz kalmasından kaynaklanmaktadır. Oysa geçmişte Türkçenin yeterli bir bilim dili olduğunu gösteren uygulamalar yapılmıştır.

“1933 reformunu yaşayan İstanbul Üniversitesine gelen yabancı bilim adamlarından 3 yıl içinde Türkçe öğrenmeleri ve bu sürenin sonunda derslerini Türkçe vermeleri istenmişti. Amaç ne? Amaç Türkçenin bilim dili olarak kullanılması ve geliştirilmesidir. Çünkü cumhuriyeti kuranlar dilin bir ulusun kimliği ve o ulusu yarınlara taşıyan öğe olduğunu çok iyi biliyorlardı. Düşünülmesi gereken soru şudur; Sanki Türkçe 1933’te bilim diliydi ve şimdi mi yetersiz duruma düştü?” (Kavcar,4) Sonuç olarak Türkçenin bir bilim dili olarak yeterli olması yada olmaması bizlerin elindedir. Toplum olarak dilimize ne kadar sahip çıkarsak Türkçenin kullanım alanını o kadar genişletebiliriz.

TÜRKÇENİN ANA DİL OLARAK KONUŞULDUĞU ÜLKELER

TÜRKÇENİN ANA DİL OLARAK KONUŞULDUĞU ÜLKELER

Türkçe, Ural Altay dil ailesi içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz Grubu'na mensup lehçedir. Anadolu, Kıbrıs, Balkanlar ve Orta Avrupa'da geniş yayılım alanı bulmuş olup, Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Makedonya ve Kosova'nın resmî dilidir.

Sınıflandırma

Türkçe; Gagavuzca, Horasan Türkçesi ve Osmanlıca ve birkaç lehçe ile birlikte olarak Altay dil ailesi'ne bağlı Türk dilleri ailesi'nin Oğuz Grubunda yer almaktadır.

Resmî durumu

Türkçe Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmî dilidir. Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Atatürk tarafından 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti olarak bağımsız bir organ olarak kurulmuştur. Türk Dil Kurumu dilin sadeleşmesi, yabancı kökenli sözcüklerin değiştirilmesi (özellikle Arapça ve Farsça) için çalışmıştır. 1978 Dil yasasına göre Türkçe Kosova'da resmî dildi. Şu anda sadece Kosova'nın Türk çoğunluğunun yaşadığı bir kent olan Prizren'de resmî dildir. Diğer bölgelerdeki resmiyeti ortadan kaldırılmıştır.

Kullanımı

1960'larda iş g

ücüne ihtiyaç duyan Avrupa kapılarını büyük ölçüde Türklere açmış ve Türkiye'den Avrupa'ya yoğun bir göç yaşanmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında Balkanlar'da yaşamaya devam eden Türkler ile birlikte bu insanların sayısı günümüzde neredeyse 6 milyona ulaşmıştır ve büyük bir çoğunluğunun ana dili Türkçedir. Amerika ve Avustralya'da ise yaklaşık 200 bin kişi Türkçe konuşmaktadır. Böylece Türkçe (Türkiye Türkçesi), Türkiye ve KKTC dahil tüm dünyada ana dil olarak yaklaşık 71 milyon kişi tarafından konuşulurken, bu sayı Türkiye Türkçesini ikinci dil olarak konuşanlarla birlikte tahminen yaklaşık 80 milyonu bulmaktadır.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, 1980'li yıllarda yaptığı araştırma sonucu tüm Türk lehçelerini 200 milyon kişinin konuştuğunu ortaya çıkardı. Ancak buna Türk lehçelerini ikinci ya da üçüncü dil olarak konuşanlar da dahildi. Aradan geçen çeyrek asırda Türkçe konuşan nüfus önemli oranda arttı. Günümüzde yaklaşık 210 milyon kişinin Türkçeyi ve diğer tarihi lehçelerini ana dili olarak konuştuğu üzerinde durulmaktadır. Buna Türkiye Türkçesini de içeren Türk lehçelerini ikinci veya üçüncü dil olarak konuşanlar da dahil edilecek olsa, bu sayı gözle görülür derecede artacaktır. Bu nedenle Türkiye Türkçesinin en çok konuşan kişi sayısına sahip olduğu Türk Dilleri Ailesi, tüm lehçeleri ile dünyanın en çok konuşulan dil ailelerinden birini oluşturmaktadır.

Konuşulduğu ülkeler:

Türkiye,

Bulgaristan,

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,

Makedonya,

Yunanistan,

Kosova,

Romanya,

Azerbaycan,

Suriye,

Irak,

şu ülkelerdeki göçmen topluluklar:

Almanya,

Hollanda,

Fransa,

Avusturya,

Amerika Birleşik Devletleri,

Belçika,

İsviçre,

Birleşik Krallık,

Danimarka,

İsveç,

Avustralya

Sürgündeki Ahıska Türkleri'nin yaşadığı ülkeler:

Kazakistan,

Azerbaycan,

Rusya Federasyonu,

Kırgızistan,

Özbekistan,

Ukrayna

Resmi olduğu ülkeler:

Türkiye

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Belediye Dili olarak;

Makedonya, Kosova

Bakın Atatürk için başkaları neler demiş?

Bakın Atatürk için başkaları neler demiş?

Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu, Bir geometri kitabı yazdığını. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasının bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu,

Bir röportajda “Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?” diye sorulur, Atatürk: “Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı.
Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz”.
BM yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke biz oluruz,

Yıl 1938, General McArthur’un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: “şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal’i görmek için neler vermezdim” ,

Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı : “Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk‘ tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir” ,

Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı : “Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir” ,

Norveççe`de “Atatürk gibi olmak” diye bir deyim olduğunu, Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var. Ama dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisiğine bizzat Atatürk tarafından atanmış Üstteğmen Kara Fatma, Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını,

Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina’daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği metni bırakmıştır.

Diyor ki: “Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk‘ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm”

Yıl 2005, Amerika’nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisi “Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk‘ ü örnek
alsın yeter”

Milletimi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla gurur duyuyorum. ” M.Kemal Atatürk”