Etiket arşivi: Hatay

Türk-Fransız İlişkileri, Hatay Sorunu

(1932-1938) TürkFransız İlişkileri, Hatay Sorunu

Bu dönem TürkFransız ilişkilerinin en önemli konusunu, Hatay (İskenderun sancağı) meselesi oluşturmuştur.

Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer alan Hatay (İskenderun), 20 Ekim 1921 Ankara İtilafnâmesi ile Suriye sınırları içinde bırakılmış ve bu sancağa özel bir yönetim şekli tanınmıştır.

1936 yılında Fransa, Suriye ile ona bağımsızlık vermeyi öngören bir antlaşma imzalayınca, Suriye sınırları içinde yer alan İskenderun sancağının statüsünün ne olacağı konusu gündeme gelmiştir. Bu tarihte Fransa, İskenderun sancağını Suriye’ye bırakmak istemiştir. Türkiye bu isteğe şiddetle karşı çıkmış ve Fransa’dan 1936’da bu sancağa bağımsızlık vermesini istemiştir. Fransa, bu konuda karar verme yetkisinin olmadığını Türkiye’ye bildirerek, konuyu Milletler Cemiyeti’ne götürmeyi önermiş, Türkiye de bu öneriyi kabul etmiştir. Böylece Milletler Cemiyetine götürülen Hatay meselesi, 1936 tarihinden itibaren burada ele alınmaya başlamıştır. İngiltere’nin de desteği ile Milletler Cemiyeti 1937’de Türkiye’nin tezini benimseyerek, sancağa ayrı bir statü tanınmasını kabul etmiştir. Buna göre sancak içişlerinde serbest, dışişlerinde Suriye’ye bağlı bir hale getirilirken, resmî dili Türkçe olacak ve ayrı bir anayasası bulunacaktır. Ayrıca sancağın resmî dilinin Türkçe olması ve toprak bütünlüğünün korunması hususunun, Türkiye ile Fransa arasında daha sonra yapılacak bir antlaşma ile garanti altına alınması öngörülmüştür. Bu antlaşma 29 Mayıs 1937 günü imzalanmıştır. Bu antlaşma ile hem TürkiyeSuriye sınırı çizilmiş, hem de söz konusu hususlarda garanti verilmiştir. Daha sonra sancak anayasasının çalışmaları sırasında Fransızlar, Türkiye’ye bazı zorluklar  çıkartmışlarsa da, 1938 yılında Almanya’nın Avusturya’yı ilhakı, Fransa’nın Türkiye’ye karşı tutumunun yumuşatmasına sebep olmuştur.Bu anlayış içerisinde iki ülke arasında 1938’de gerçekleştirilen Askerî Antlaşma ile sancağın statüsü aynen korunurken, 4 Temmuz 1938’de imzalanan Dostluk Antlaşmasıyla Hatay sorununun çözümü biraz daha kolaylaştırılmıştır.

İskenderun Sancağı Meclisi, 1938 Ağustos’unda yapılan seçimlerin ardından,2 Eylül  1938 tarihinde açılmıştır. Meclis, İskenderun Sancağına,Hatay Devleti adını verirken, yönetim şeklini de “Cumhuriyet” olarak belirlemiştir. Böylece Türkiye’nin çabaları sonucu, Hatay Devleti ilk aşama olarak kurulmuştur.Aslında Türkiye’nin nihai hedefi, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıdır. En sonunda Türkiye’nin bu isteği, iki ülke arasında 23 Haziran 1939’da imzalanan bir antlaşma ile Fransa tarafından kabul edildi. Bunun üzerine Hatay Meclisi de 23 Haziran 1939 tarihindeki son toplantısında oybirliği ile Türkiye’ye katılma kararı almıştır.Böylece Hatay Cumhuriyeti anavatana katılırken, Türkiye’nin bu yöndeki politikası da olumlu sonuç vermiştir. Bu politikanın başarıyla sonuçlanmasında şüphesiz, bu dönemde Avrupa’nın içinde bulunduğu durum, İngiltere’nin Türkiye’ye sağladığı destek ve en önemlisi Türkiye’nin dış politikadaki kararlılığı etkili olmuştur.

Akdeniz Bölgesi

Akdeniz Bölgesi

Bölge adını komşu olduğu Akdeniz’den alır. Bölge, yer şekilleri ve bun bağlı olarak ekonomik özelliklerin farklılığı nedeniyle iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar Antalya ve Adana Bölümü’dür.


Yer şekilleri

Bölgede yüksek dağlar ve platolar geniş alan kaplar.


Dağlar : Bölgenin çatısını oluşturan Toros Dağları, Alp kıvrım kuşağının ülkemizdeki uzantısıdır. Teke Yarımadası’ndan itibaren başlayan Toroslar Batı, Orta ve Güneydoğu Toros Dağları adını alarak Anadolu’nun güneyinde uzanır. Bölgenin doğusunda yükseltisi  3500 metreyi aşan dağlar burada kıyıdan uzaklaşır. İskenderun körfezinin doğusunda yer alan Amanos Dağları kırılma ile oluşmuş horstlardır.


Ovalar : Adana Bölümü’ndeki Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova ile Göksu’nun oluşturduğu Silifke Ovası bölgedeki delta ovalarıdır. Bu bölümde yer alan Amik ve Maraş ovaları ise çöküntü ovalarıdır. Antalya Bölümü’nde yer alan Acıpayam, Tefenni, Elmalı ve Göller Yöresi ovaları karstik oluşumlu polyelerdir.


Platolar : Batı ve Orta Toroslar arasında, yüksekliği 2000 metreyi bulan, Göksu Irmağı ve kollarınca parçalanmış Taşeli Platosu yer alır. Bölgede kalker taşlar yaygın olduğundan karstik oluşumlar fazladır. Teke Yarımadası ve Taşeli Platosu karstik oluşumların en sık görüldüğü alanlardır.


Akarsular ve Göller

Akarsular : Antalya Bölümü’nde Dalaman, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat çayları, Adana Bölümü’nde ise Göksu, Seyhan, Ceyhan ve Asi ırmakları Akdeniz’e dökülen önemli akarsulardır. Akarsuların rejimleri düzensizdir. En çok suyu kış aylarında taşıyan akarsuların, yaz aylarında yağış azalması ve sıcaklık nedeniyle suları çekilir.


Göller : Göl oluşumları bakımından  zengin olan bölgenin önemli gölleri Antalya Bölümü’ndedir. Dağlar arasındaki çukurluklarda, tektonik oluşumlu Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla Gölü gibi büyük göller yer alır. Buraya Göller Yöresi denir. Beyşehir ve Eğirdir’in yer altı kaynaklarıyla denize bağlantısı olduğundan suları tatlıdır. Teke Yarımadası’ndaki Kovada, Salda, Yarışlı, Elmalı ve Ketsel karstik oluşumlu küçük göllerdir. Köyceğiz Gölü alüvyal set gölüdür.


İklim

Bölgenin kıyı kesiminde Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 750-1000 mm kadardır. Subtropikal yüksek basıncın etkisi nedeniyle yaz kuraklığı şiddetlidir. Toroslar’ın İç Anadolu’dan gelen soğuk hava kütlelerini engellemesi, enlem ve denizellik özelliği nedeniyle kış mevsiminin en ılıman geçtiği bölgedir. Antalya Bölümü’ndeki Göller Yöresi’nde iklim değişir ve karasala dönüşür. Bu bölümde yağışlar azalıp, sıcaklık farkları artar.


Doğal Bitki Örtüsü

Doğal bitki örtüsü Akdeniz iklimine ve yaz kuraklığına uyumlu, her zaman yeşil kalabilen, sert yapraklı, bodur bitki topluluğu olan makidir. Kıyıdan itibaren 700-800 metrelere kadar görülebilen maki topluluğu içinde zeytin, mersin, keçiboynuzu, defne, zakkum, sandal ve kocayemiş gibi ağaçlar bulunur. Daha yüksek kesimlerde kuraklığa uyumlu kızılçam, toros sediri ve karaçam türlerinden oluşan iğne yapraklı ormanlara geçilir. Bölge orman bakımından Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Torosların içe dönük yamaçları ile Göller Yöresi’nde ormanlar seyrekleşir 2000 m yükseltiden sonra dağ çayırları başlar.


Nüfus ve Yerleşme

Bölge genişliğine oranla çok az nüfuslanmıştır. Çünkü Toros Dağları ve karstik arazi geniş yer kaplar. Nüfus daha çok kıy ovalarında ve Göller Yöresi’nde toplanmıştır. Adana Bölümü’nde nüfus daha fazla olup, bu bölümdeki Çukurova ve  Amik ovaları Türkiye’nin en yoğun nüfuslu yerlerindendir. Nedeni tarım arazisinin geniş olması ve ulaşım kolaylığıdır. Ayrıca Adana Bölümü’nün göç alması da etkendir. Taşeli ve Teke platoları ile Toroslar’ın yüksek kesimleri tenhadır.


İller

Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye.


Ekonomik Özellikler

Tarım

Yazların uzun ve sıcak, kışların ılık geçmesi nedeniyle yılda 2, 3 kez tarımsal ürün alınır. Yaz kuraklığının tarımı olumsuz etkilemesi sulamayı zorunlu kılmıştır. Kışların ılık geçmesi ve güneşlenme süresinin uzunluğu seracılık faaliyetlerini geliştirmiştir. Bölgede ekonomik değeri yüksek olan ve ihraç edilen tarım ürünlerinin yetiştirilmesi tercih edilir.


UYARI : Antalya Bölümü’nde kalkerli arazinin yaygınlığı ve yaz kuraklığının belirginliği tarımı olumsuz yönde etkiler.



Tarım Ürünleri

Kıyı Bölgesi Tarım Ürünleri

Kış ılıklığına bağlı olarak turunçgil ve muz üretimi yapılır. Muzun %100’ü, turunçgillerin % 88’i bu bölgede üretilir. Ayrıca Türkiye pamuk üretiminin % 35’i, sebzenin % 26’sı, yerfıstığının % 88’i anasonun % 65’i ve susamın  % 80’i bu bölgeden sağlanmaktadır.


Göller Yöresi Tarım Ürünleri

Burada yetiştirilen ürünler kıyı kesiminden farklılaşır. Tahıl, haşhaş, anason, şeker pancarı, gül ve tütün yetiştirilir.


Hayvancılık

Akdeniz Bölgesi’nde çayır ve otlakların az yer tutmasına karşın beslenen hayvan sayısı bir hayli fazladır. Bu durumun nedeni her zaman yeşil kalabilen ve 800 m’lere kadar çıkabilen maki topluluğunun varlığıdır. Teke Yarımadası, Taşeli Platosu ve Torıs Dağları’nda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle kıl keçisi beslenir. Dağların yüksek kesimlerinde koyun yetiştirilir. Arazinin çok engebeli olması nedeniyle hayvanların et ve süt verimi düşüktür. Antalya Yöresi’nde arıcılık önemlidir.


Ormancılık

Türkiye ormanlarının yaklaşık % 24’ü bu bölgede bulunur. Buna bağlı olarak ormancılık gelişmiştir. Orman ürünleri Göller Yöresi’ndeki kereste fabrikalarında işlenir. Dalaman (Muğla), Silifke-Taşucu’nda (Mersin) ise kağıt fabrikaları bulunur.


Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Antalya Bölümü maden bakımından daha zengindir. Bu bölümdeki Fethiye – Dalaman havzası önemli bir krom çıkarım alanıdır. Ayrıca Adana-Kozan, Hatay, Amanos Dağları’nda krom çıkartılır. Antalya-Akseki ile Konya-Seydişehir arasında Türkiye’nin en büyük boksit yatakları yer alır. Keçiborlu’da kükürt yatakları bulunur. Kahramanmaraş-Faraşa, İskenderun-Payas’ta demir yatakları işletilir.


Enerji Üretim Tesisleri

Seyhan, Aslantaş, Menzelet, Oymapınar bölgedeki önemli hidroelektrik santrallerdir.


Endüstri

Başlıca  endüstri tesisleri şunlardır :


UYARI : Antalya Bölümü’nde endüstriyel gelişim, ulaşım zorluğu nedeniyle daha geridir.


Besin – Bitkisel Yağ : Adana, Kahramanmaraş, Antalya


Şeker : Burdur


İplik ve Pamuklu Dokuma : Adana, Tarsus, Kahramanmaraş, Antalya


Halı Dokuma : Isparta, Burdur


Sigara – İçki : Adana


Demir – Çelik : İskenderun


Petrol Rafinerisi : Mersin (Ataş)


Alüminyum : Seydişehir


Gübre : Mersin, İskenderun


Tarım Makineleri : Çukurova, Adana


Pil : Antalya


Ulaşım

Toros Dağları’nın kıyıya paralel uzanması, ulaşımı güçleştirir. Adana Bölümü ulaşım bakımından daha elverişlidir. Çukurova, Gülek ve Belen geçitleri ile diğer bölgelere bağlanmıştır. Silifke ovası Sertavul geçidi ile Antalya ise Çubuk geçidi ile iç kesime bağlantılıdır. Antalya dışındaki kentler demiryolu ile diğer bölgelere bağlantılıdır. Mersin ve İskenderun  Limanları ard bölgelerine demiryolu ile bağlantılı olduğundan gelişmiştir. Dörtyol ve Yumurtalık önemli petrol limanlarıdır.


Turizm

Bölgenin kıyı kesimindeki elverişli iklim koşulları, doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler turizmin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Antalya Bölümü’nde turizm gelişmiştir.  Antalya, Alanya, Side, Kaş, Kalkan bu bölümde deniz turizminin geliştiği merkezlerdir. Akdeniz medeniyetini simgeleyen Olimpus, Patara gibi tarihi şehir kalıntıları önemli turistik çekiciliklerdir. Bölgede geniş alan kaplayan karstik şekiller, özellikle Damlataş ve İnsuyu mağaraları ile Cennet – Cehennem obrukları doğa harikasıdır.  Pek çok milli park ile uluslararası yarışma ve festivallere duyulan aşırı ilgi bölge turizminin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.


Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 4. gelişmiş bölgesidir. Aşağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiştir.

Muz

Turunçgiller

Pamuk

Yerfıstığı

Sebze

Meyve

Orman ürünleri

Turizm

Akdeniz Bölgesi

Bölge adını komşu olduğu Akdeniz’den alır. Bölge, yer şekilleri ve bun bağlı olarak ekonomik özelliklerin farklılığı nedeniyle iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar Antalya ve Adana Bölümü’dür.

Yer şekilleri

Bölgede yüksek dağlar ve platolar geniş alan kaplar.

Dağlar : Bölgenin çatısını oluşturan Toros Dağları, Alp kıvrım kuşağının ülkemizdeki uzantısıdır. Teke Yarımadası’ndan itibaren başlayan Toroslar Batı, Orta ve Güneydoğu Toros Dağları adını alarak Anadolu’nun güneyinde uzanır. Bölgenin doğusunda yükseltisi  3500 metreyi aşan dağlar burada kıyıdan uzaklaşır. İskenderun körfezinin doğusunda yer alan Amanos Dağları kırılma ile oluşmuş horstlardır.

Ovalar : Adana Bölümü’ndeki Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova ile Göksu’nun oluşturduğu Silifke Ovası bölgedeki delta ovalarıdır. Bu bölümde yer alan Amik ve Maraş ovaları ise çöküntü ovalarıdır. Antalya Bölümü’nde yer alan Acıpayam, Tefenni, Elmalı ve Göller Yöresi ovaları karstik oluşumlu polyelerdir.

Platolar : Batı ve Orta Toroslar arasında, yüksekliği 2000 metreyi bulan, Göksu Irmağı ve kollarınca parçalanmış Taşeli Platosu yer alır. Bölgede kalker taşlar yaygın olduğundan karstik oluşumlar fazladır. Teke Yarımadası ve Taşeli Platosu karstik oluşumların en sık görüldüğü alanlardır.

Akarsular ve Göller

Akarsular : Antalya Bölümü’nde Dalaman, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat çayları, Adana Bölümü’nde ise Göksu, Seyhan, Ceyhan ve Asi ırmakları Akdeniz’e dökülen önemli akarsulardır. Akarsuların rejimleri düzensizdir. En çok suyu kış aylarında taşıyan akarsuların, yaz aylarında yağış azalması ve sıcaklık nedeniyle suları çekilir.

Göller : Göl oluşumları bakımından  zengin olan bölgenin önemli gölleri Antalya Bölümü’ndedir. Dağlar arasındaki çukurluklarda, tektonik oluşumlu Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla Gölü gibi büyük göller yer alır. Buraya Göller Yöresi denir. Beyşehir ve Eğirdir’in yer altı kaynaklarıyla denize bağlantısı olduğundan suları tatlıdır. Teke Yarımadası’ndaki Kovada, Salda, Yarışlı, Elmalı ve Ketsel karstik oluşumlu küçük göllerdir. Köyceğiz Gölü alüvyal set gölüdür.

İklim

Bölgenin kıyı kesiminde Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 750-1000 mm kadardır. Subtropikal yüksek basıncın etkisi nedeniyle yaz kuraklığı şiddetlidir. Toroslar’ın İç Anadolu’dan gelen soğuk hava kütlelerini engellemesi, enlem ve denizellik özelliği nedeniyle kış mevsiminin en ılıman geçtiği bölgedir. Antalya Bölümü’ndeki Göller Yöresi’nde iklim değişir ve karasala dönüşür. Bu bölümde yağışlar azalıp, sıcaklık farkları artar.

Doğal Bitki Örtüsü

Doğal bitki örtüsü Akdeniz iklimine ve yaz kuraklığına uyumlu, her zaman yeşil kalabilen, sert yapraklı, bodur bitki topluluğu olan makidir. Kıyıdan itibaren 700-800 metrelere kadar görülebilen maki topluluğu içinde zeytin, mersin, keçiboynuzu, defne, zakkum, sandal ve kocayemiş gibi ağaçlar bulunur. Daha yüksek kesimlerde kuraklığa uyumlu kızılçam, toros sediri ve karaçam türlerinden oluşan iğne yapraklı ormanlara geçilir. Bölge orman bakımından Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Torosların içe dönük yamaçları ile Göller Yöresi’nde ormanlar seyrekleşir 2000 m yükseltiden sonra dağ çayırları başlar.

Nüfus ve Yerleşme

Bölge genişliğine oranla çok az nüfuslanmıştır. Çünkü Toros Dağları ve karstik arazi geniş yer kaplar. Nüfus daha çok kıy ovalarında ve Göller Yöresi’nde toplanmıştır. Adana Bölümü’nde nüfus daha fazla olup, bu bölümdeki Çukurova ve  Amik ovaları Türkiye’nin en yoğun nüfuslu yerlerindendir. Nedeni tarım arazisinin geniş olması ve ulaşım kolaylığıdır. Ayrıca Adana Bölümü’nün göç alması da etkendir. Taşeli ve Teke platoları ile Toroslar’ın yüksek kesimleri tenhadır.

İller

Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye.

Ekonomik Özellikler

Tarım

Yazların uzun ve sıcak, kışların ılık geçmesi nedeniyle yılda 2, 3 kez tarımsal ürün alınır. Yaz kuraklığının tarımı olumsuz etkilemesi sulamayı zorunlu kılmıştır. Kışların ılık geçmesi ve güneşlenme süresinin uzunluğu seracılık faaliyetlerini geliştirmiştir. Bölgede ekonomik değeri yüksek olan ve ihraç edilen tarım ürünlerinin yetiştirilmesi tercih edilir.

UYARI : Antalya Bölümü’nde kalkerli arazinin yaygınlığı ve yaz kuraklığının belirginliği tarımı olumsuz yönde etkiler.

Tarım Ürünleri

Kıyı Bölgesi Tarım Ürünleri

Kış ılıklığına bağlı olarak turunçgil ve muz üretimi yapılır. Muzun %100’ü, turunçgillerin % 88’i bu bölgede üretilir. Ayrıca Türkiye pamuk üretiminin % 35’i, sebzenin % 26’sı, yerfıstığının % 88’i anasonun % 65’i ve susamın  % 80’i bu bölgeden sağlanmaktadır.

Göller Yöresi Tarım Ürünleri

Burada yetiştirilen ürünler kıyı kesiminden farklılaşır. Tahıl, haşhaş, anason, şeker pancarı, gül ve tütün yetiştirilir.

Hayvancılık

Akdeniz Bölgesi’nde çayır ve otlakların az yer tutmasına karşın beslenen hayvan sayısı bir hayli fazladır. Bu durumun nedeni her zaman yeşil kalabilen ve 800 m’lere kadar çıkabilen maki topluluğunun varlığıdır. Teke Yarımadası, Taşeli Platosu ve Torıs Dağları’nda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle kıl keçisi beslenir. Dağların yüksek kesimlerinde koyun yetiştirilir. Arazinin çok engebeli olması nedeniyle hayvanların et ve süt verimi düşüktür. Antalya Yöresi’nde arıcılık önemlidir.

Ormancılık

Türkiye ormanlarının yaklaşık % 24’ü bu bölgede bulunur. Buna bağlı olarak ormancılık gelişmiştir. Orman ürünleri Göller Yöresi’ndeki kereste fabrikalarında işlenir. Dalaman (Muğla), Silifke-Taşucu’nda (Mersin) ise kağıt fabrikaları bulunur.

Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Antalya Bölümü maden bakımından daha zengindir. Bu bölümdeki Fethiye – Dalaman havzası önemli bir krom çıkarım alanıdır. Ayrıca Adana-Kozan, Hatay, Amanos Dağları’nda krom çıkartılır. Antalya-Akseki ile Konya-Seydişehir arasında Türkiye’nin en büyük boksit yatakları yer alır. Keçiborlu’da kükürt yatakları bulunur. Kahramanmaraş-Faraşa, İskenderun-Payas’ta demir yatakları işletilir.

Enerji Üretim Tesisleri

Seyhan, Aslantaş, Menzelet, Oymapınar bölgedeki önemli hidroelektrik santrallerdir.

Endüstri

Başlıca  endüstri tesisleri şunlardır :

UYARI : Antalya Bölümü’nde endüstriyel gelişim, ulaşım zorluğu nedeniyle daha geridir.

Besin – Bitkisel Yağ : Adana, Kahramanmaraş, Antalya

Şeker : Burdur

İplik ve Pamuklu Dokuma : Adana, Tarsus, Kahramanmaraş, Antalya

Halı Dokuma : Isparta, Burdur

Sigara – İçki : Adana

Demir – Çelik : İskenderun

Petrol Rafinerisi : Mersin (Ataş)

Alüminyum : Seydişehir

Gübre : Mersin, İskenderun

Tarım Makineleri : Çukurova, Adana

Pil : Antalya

Ulaşım

Toros Dağları’nın kıyıya paralel uzanması, ulaşımı güçleştirir. Adana Bölümü ulaşım bakımından daha elverişlidir. Çukurova, Gülek ve Belen geçitleri ile diğer bölgelere bağlanmıştır. Silifke ovası Sertavul geçidi ile Antalya ise Çubuk geçidi ile iç kesime bağlantılıdır. Antalya dışındaki kentler demiryolu ile diğer bölgelere bağlantılıdır. Mersin ve İskenderun  Limanları ard bölgelerine demiryolu ile bağlantılı olduğundan gelişmiştir. Dörtyol ve Yumurtalık önemli petrol limanlarıdır.

Turizm

Bölgenin kıyı kesimindeki elverişli iklim koşulları, doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler turizmin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Antalya Bölümü’nde turizm gelişmiştir.  Antalya, Alanya, Side, Kaş, Kalkan bu bölümde deniz turizminin geliştiği merkezlerdir. Akdeniz medeniyetini simgeleyen Olimpus, Patara gibi tarihi şehir kalıntıları önemli turistik çekiciliklerdir. Bölgede geniş alan kaplayan karstik şekiller, özellikle Damlataş ve İnsuyu mağaraları ile Cennet – Cehennem obrukları doğa harikasıdır.  Pek çok milli park ile uluslararası yarışma ve festivallere duyulan aşırı ilgi bölge turizminin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 4. gelişmiş bölgesidir. Aşağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiştir.

Muz

Turunçgiller

Pamuk

Yerfıstığı

Sebze

Meyve

Orman ürünleri

Turizm

Meslek Nasıl Seçilmeli?

MESLEK SEÇİMİNDE GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

Çocuk doğar, büyür, gelişir, okula gidecek yaşa gelir. Zorunlu ilköğretim dönemini bitirdikten sonra, ya ileride seçeceği mesleğe hazırlanmak üzere okumaya devam eder., ya da öğrenimine son verir, çalışma hayatına atılır. Birey, ister ilköğretimi bitirdiğinde, ister daha sonraki öğrenim basamaklarından birinden ayrıldığında, iş veya Meslek seçme sorunu ile karşılaşır. Günümüzde binlerce insanın işinde başarılı olamadığı, yüz binlerce insanın iş aradığı, iş ve Meslek sayısının da otuz binin üstünde olduğu düşünülürse, Meslek seçiminin ne kadar güç bir iş olduğu, Mesleki rehberlik hizmetine duyulan ihtiyacın da ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir.

Meslek seçimi, bireyin yaşamında son derece önemli bir karardır. Çünkü Meslek, bireyin hayatını kazanmak için yaptığı geçici bir iş değil, belli bir formasyonu gerektiren, ilgi, bilgi ve beceri isteyen sürekli bir uğraştır. Bireyin mesleğini seçmesi, ömrünün büyük bir kısmının geçeceği çalışma ortamını ve yaşam biçimini belirlemesi demektir. Birey Meslek seçimi sırasında yetenek, ilgi ve isteklerini göz önünde tuttuğu oranda başarılı ve mutlu olur, ülke ekonomisine katkıda bulunur. Ancak, ülkemizde Meslek seçimi daima bireyin yetenek ve ilgileri doğrultusunda yapılmamakta, rastlantılar, işsizlik, aile baskısı, çevre koşulları ve ekonomik olanaksızlıklar, bireyin Meslek seçimini etkilemektedir.

Bir yandan Meslek sayısının giderek artması, her Meslek dalında en yetenekli elemanın tercih edilmesi, pek çok alanda Meslek eğitiminin zorunlu tutulması, bu eğitimin uzun ve masraflı olması, bunların yanı sıra, üniversiteye girmeyi başaran her öğrencinin yetenek ve ilgileri doğrultusunda öğrenim görememesi, her mezunun da uzmanlık alanında iş bulamaması, çalışmayı tasarladığı alanı ve diğer Meslekleri ile, seçeceği mesleğin nitelikleri arasında uygunluk olup olmadığını aramaması, onun iş hayatında başarısız, mutsuz ve verimsiz olmasına yol açmaktadır.

Meslek alanında başarısızlık ve mutsuzluk duygularını yaşamamak için, birey öncelikle kendini tanımalı, daha sonra Meslekler hakkında bilgi sahibi olmalı, nihayet seçmeyi düşündüğü Meslek veya Mesleklerin kendi özelliklerine uygunluğunu araştırmalıdır.

Bireyin kendini tanıması; sağlık durumunu, bedensel özelliklerini, güçlü ve zayıf yönlerini, arzu ve ideallerini bilmesi, özel yetenek ve becerilerini, yeteneksiz ve başarısız olduğu alanları, ilgi ve isteklerini, ilgi duymadığı konuları, zeka düzeyi ve biçimini, karakter ve kişilik yapısını, sosyal çevredeki yerini belirlemesidir. Birey, kendi özelliklerini keşfetme konusunda ailesinden, arkadaş ve öğretmenlerinden, varsa okuldaki veya çevredeki rehberlik uzmanlarından yardım alabilmeli, onu tanıyanlarla konuşarak kendi özellikleri hakkında bir değerlendirme yapabilmelidir.

Bireyin Meslekleri tanıması; seçmeyi tasarladığı Meslek veya Mesleklerin nitelikleri hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Bütün Meslekleri tanımak mümkün olmadığından, birey, hoşlandığı, ilgi duyduğu, yetenekli olduğuna inandığı Meslekler hakkında bilgi toplamalıdır. Bir mesleği tanımak, o mesleğin evrimini, o Meslek alanında yapılan işin niteliğini, çalışma ortamını, mesleğe hazırlanma koşullarını, Meslekte aranan özellikleri, çıraklık süresini, kazanç durumunu, yükselme ve ilerleme şansını, işin ülkedeki geçerliliğini ve iş bulma olanaklarını bilmek demektir. Meslekler hakkında bilgi edinmek için birey, o Meslek dalında çalışanlarla görüşmeli, ilgili iş alanlarını gezmeli, çalışma ortamını ve koşullarını gözlemlemeli, Meslekleri tanıtan kitap ve broşürlerden yararlanmalı, o mesleğe hazırlayıcı eğitimi veren kurum ve kuruluşları tanımalıdır.

Bireyin kendi özellikleri ile mesleğin nitelikleri arasında uygunluk araması; kendisine uygun olan Meslekleri belirlemesidir. Bireyin seçmeyi amaçladığı mesleğin kendi yetenek, beceri, ilgi ve bilgisine ne kadar uygun olduğunu araştırmasıdır.

Birey gelişigüzel yapılmış seçimlerin başarısız ve mutsuzlukla son bulduğunu hatırlayarak, seçmeyi tasarladığı mesleğin sağlayacağı kazanç ve olanaklarla, bu mesleğin çalışma koşullarının ve iş ortamının kendi istekleri doğrultusunda olup olmadığını araştırmalıdır. Birey yetenekli olmadığı, ilgi duymadığı bir mesleği sadece büyük kazanç sağladığı veya toplumsal saygınlığı olduğu için seçmekten kaçınmalı, iş bulma şansı az olan, ülke çapında geçerli olmayan bir işe kendini hazırlamak gibi bir hataya düşmemek için ani kararlar vermemeli, bilinçli bir Meslek seçimi yapmalıdır. (Prof. Dr. NORMA RAZON)

PROF. ÜSTÜN DÖKMEN'İN ÇOK GÜZEL BiR YORUMU

PROF. ÜSTÜN DÖKMEN’iN ÇOK GÜZEL BiR YORUMU
‘…Çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz, ‘he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun’ diye. Çocuk masa orada durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.’ Malum…

Mesela, bizim Balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160 Kilometre hız yaptırdılar. İlk virajda sizlere ömür…
Kimin üstüne kaldı? Makinistin…

Mersin’de bayrağımız yakıldı, yırtıldı. Askere taş attılar, panzere molotof… Memleket ayağa kalktı. Kimin yüzündenmiş?… İki veled…

Gelene geçene ayran, tost falan satan, kendi hâlinde sakin bir kasabaydı, Susurluk… İçişleri Bakanlığı, MİT, Jitem, generaller, özel tim polisleri, kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları… 1000 kişi falan yargılandı. Her şey kimin başının altından çıkmış? Yeşil’in…

Deprem oldu… 7 vilayette 50 bin kişi öldü. Binlerce bina yıkıldı, on binleri ağır hasarlı. Hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup hapse tıktık? Veli Göçer’i…

Edirne’de bebeler şakır şakır öldü… Hiç utanmadan biskuvi kolilerine koyup, gömdüler. ‘Araştırdık, ihmâl yok’ dediler. Peki neden öldü bu yavrular? Klima’dan… Dikkat isterim, klimacı bile değil, klima.
Rakıdan öldük. O gün ile bu gün arasında ne değişti?..
Kapağın rengi…

Sanal ‘sorumlumuz’ bile var… Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor. Trafik Can avarı’ndan…

Dolar patlarsa? Enflasyon Canavarı’ndan…

Hatta ‘sorumlu olmayan sorumlumuz’ da var… Milli takım oynayıp yeniliyor. Suçlusu kim? Takıma alınmayan Hakan…

Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz… Sinekten…

Deli dana geliyor. inekten…

Millet hormonlu diye tavuk yemiyor. Erman Toroğlu’ndan…

Evleri su basıyor. Yağmurdan…

Ormanlar yanıyor. Sigaradan…

Gemi batıyor. Dalgadan…

İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor? Rahmetli pilottan…

Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?
Allah’tan…

———————————-

Yukarıdakilere uygun bir fıkra:

Bir gün melekler telaş içinde Allah’ın yanına çıkmış, yerlerinde duramaz bir şekilde
Melekler – Allah’ım Allah’ım, Amerika ile İngilizler savaşa girdi yardım yapmalıyız
Allah – AA dert etmeyin onlar işlerini bilirler bırakın kendi hallerine demiş
Aradan bir i ki gün geçmiş melekler yine telaşla gelmiş ve
Melekler – Allah’ım bu seferde Fransa savaşa katıldı hemen müdahale etmeliyiz..
Allah – Karışmayın onlar işlerini bilirler – demiş
Aradan bir iki gün geçince yine melekler apar topar soluğu Allah’ın katında almışlar ve
melekler – Aman Allah’ım, bu seferde Türkler savaşa katıldı
Allah – Olamaz hemen bana tüm silahlarımı getirin kuşanmalıyız, onlar her şeyi bana havale ederler….:)

Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili anılar

Atatürk'le ilgili anılar

Günlerden birgün İtalyan Büyükelçisi, Atatürk ile görüsmek ister ve huzura kabul edilir.
O zamanin muhtelif ekonomik-siyasi konulari hakkinda konusulduktan sonra, Büyükelçi : -Ekselans, dün Roma ile yapmis oldugum bir görüsmede hükümetimizin
Hatay'i almak istedigi kararini size iletmem söylendi" der.
Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakikaliginina odadan ayrilir. Döndügünde ayaginda çizmeleri, üzerinde maresal üniformasi, belinde
tabancasi vardir. Dogruca masasina gider, manyetolu telefondan Maresal Fevzi Çakmak'ın baglanmasini ister ve Çakmak' a: - Pasa, İtalyan dostlarimiz Hatay'a gelmek istiyorlarmis. Hazirmiyiz?

Fevzi Çakmak durumu anlar ve "biz haziriz Pasam" diye yanitlar...
Ata, Büyükelçiye döner ve: "Biz hazirmisiz. Hükümetinize söyleyin, ne zaman isterlerse gelip Hatay'i alabilirler" der.......
Tiyatro Nedir? Tiyatro Hakkında, Tiyatro Anlamı
Tiyatro, bir sahnede, seyirciler önünde oyuncuların temsil etmesi amacıyla yazılmış edebi eserdir.rnrnBir sahne sanatıdır. Tiyatro eseri, olayları oluş halinde gösterir. Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatı olarak da tanımlanabilir.rnrnYunanca theatron’dan doğmuştur. Temsil yeri ve eser, tiyatronun edebiyat öğesidir. Bu edebiyat öğesi yanında tiyatro kavramı içinde oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, kostüm, müzik, dans gibi unsurları da katmak gerekir.rnrnTiyatronun diğer edebi eserlerden en önemli farkı; diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılmışken, tiyatro oyununun sahnede seyirci önünde oynanmasıdır. Değer ölçülerini, okuyanın kanaat ve anlayışlarından alır. Göze görünür bir karaktere sahip olması, canlı olarak meydana geliş niteliğiyle toplum psikolojisine hitap eder.rnrnBir tiyatro eserinde eseri yazan kişi veya kişilere müellif(yani oyun yazarı), yazılı bir metin veya dile getirilmesi oyunculara bırakılmış tasarıya eser (yani tiyatro oyunu) ve oyunu sahnede canlandıran kişilere oyuncu denir. Bu üç öğe kesinlikle bulunur. Ayrıca eserin sahnelenmesinde görev alan sahne amiri, dekoratör, ışıkçı, suflör gibi diğer yardımcı elemanlar da vardır.rnrnBir tiyatro eserinde; konu, kişiler, çevre, zaman, üslup, amaç gibi altı unsur vardır. Tiyatroda sosyal hayatın ve insan karakterlerinin tahlil ve tenkitleri yapılır. Tiyatroda en önemli hususlardan biri dildir. Fazla ağır olmaması, konuşma diline benzemesi istenir. Böylece ince fikirlerin ve esprilerin seyirci tarafından kolayca kavranması sağlanmış olur. Fakat bunun yanında bazı oyun yazarları belli bir tarz ve mesaj gereği bu unsurları gözardı edebilir veya değiştirebilirler.

Bir edebiyat türü olarak tiyatro, oyuncular tarafından, seyircilerin önünde temsil edilmek amacıyla yazılmış, veya tasarlanmış eserlere verilen addır.
Tiyatro. Yunanca, görülen veya bakılan yer. sahne anlamına gelen tea kelimesinden türemiştir. Tiyatro yerine drama, dram veya dramatik tür kelimeleri de kullanılmaktadır. Yunanca drama kelimesi, hayattan alınma tiyatro vak’ası demektir.
Edebiyatımızda. Tanzimat’tan sonra görülen bu türden eserler için temaşa eseri, tiyatro veya sahne eseri, oyun, piyes gibi isimler de kullanılmıştır. Bugün tiyatro denilince, temsil verilen bina. temsili veren topluluk ve temsil edilen oyun aynı zamanda akla gelmektedir. Terimleri ayırmak için temsil edilen oyuna tiyatro eseri, sahne eseri veya oyun denilmekledir.

Tahkiyeli eserler grubunda değerlendirilebilecek tiyatronun tarihi çok eskidir. Tiyatro, insan yaşayışının sahnede canlandırma sanatıdır. Esası taklide dayanır. İnsanların konuşmaya başladıkları zamandan beri, hikâyeleri hareketlerle, taklit ve mimiklerle temsil ettikleri bilinmektedir.
Tiyatro eserini (seyirlik oyun) diğer türlerden ayıran en önemli özelliği, bir kalabalık önünde ve hareket hâlinde gösterilmesidir. Oyun (temsil), tiyatro eserinin temel şartıdır. Bir eserin değeri oynanmadan anlaşılmaz. Tiyatro takını hâlinde başarılan veya başarısızlığa uğrayan bir sanattır. Oyunun başarısında yazar kadar, oyuncuların, dekorun ve yöneticinin de rolü vardır. Oyun son biçimini seyirci önünde oynandığı zaman alır. Oyun yazarları, eserlerini yazarken, zamanı, mekânı, konuyu, konuşmaları önceden tasarlamak zorundadırlar.

Atatürk'ün 77 Yıl Önce Antalya'mıza Geliş Nedeni

Atatürk'ün  77 Yıl  Önce  Antalya'mıza  Geliş  Nedeni

6 Mart 1930 ve Cuma günü saat 16.oo da kara yolu ile Izmir, Denizli ve Burdur üzerinden Antalya’mıza teşrif eden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün

Bu gelişlerinin amacı bir gezi olarak değildi.

Osmanlıya Libya çöllerinde ilk kursunu sikan ve savaşan İtalyanların amacının aslında hedefleri Andreya Dorya’nin İntikamını alarak, Akdeniz’i bir İtalyan gölü haline getirmek ve Roma imparatorluğunun yeniden doğusunu yaratma hayallerinin sonu hüsran olsa da ödediği bedelin büyük kimsini Osmanlıya ödetmekti.

        

(Trablusgarp) Libya'da Türk askerimizin çarpışarak şehit düştüğü

savatsa tanıdığı İtalyanları ve Avrupalıları iyi bilen ATATÜRK

TÜRKIYE CUMHURIYETIMIZIN kurulusu ve sonrası ile ilelebet payidar

kalmasını hedeflediği prensiplerindeki icraatlarını bizzat kendisi

içinde olarak icra etmiştir.

        

Libya (Trablusgarp) yenilgisinden sonra 1912 de 12 Adalar ve RODOS

ile Ege denizinde kendini yerleştiren İtalyanlar Kurtuluş savasında

İzmir ve Doğu Akdeniz hedeflerindeki umduğunu bulamayınca Antalya ve

Muğla işgallerinde sinsi ve akilli siyaset yürüterek Müttefiklerine

karşı Türklere Silah, Uçak ve lojistik destek vererek Yunanlıları

Denize dökme basarımıza katkıda bulunmuşlardır.

        

Bu girişimlerinin ardındaki niyetleri 12 Adalar ve RODOS'u elinde

tutmak ve buralarda kalıcı olma hevesleri idi. Ve 390 yıl (1522-1912)

Osmanlı hakimiyetinin hüküm sürdüğü Rodos adasını işgal etti

İtalyanlar

        

Mussolini'nin Halkına Sizlere sıcak denizler ve Cennet bahçeleri

kadar güzel yerler vereceğim sözünün arkasında bu düşünce yatmaktaydı.

Amacının belirgin göstergesi olarak RODOS adasının en yüksek tepesinde

bir villa inşa ettirerek Anadolu'ya nazarlarını eksik etmemişti.

        

1923 yılında Lozan Antlaşması ile Rodos, Batım, Halep, Hatay, Kerkük,

Musul ve Bati Trakya Daraltılan Misakı milli sınırları dışında Arka

bahçemiz olarak bırakılıyor.

        

ATATÜRK’ÜN Italyanlar’in Antalya’mızdan çekilişlerinin kabilindeki bu

ziyareti, aslında bir gözdağı mahiyetindeydi. Bu toprakların sahibi ve

bir Cumhurbaşkanı olduğunun kanıtlandığı bu gezide 12 adalar ve RODOS

gibi Bati Trakya, Kerkük Musul, Kıbrıs gibi kutsal davalarımızın

sessiz ve derin anlamlı bir mesajı idi.

 

ATATÜRK 1933'de General Mac Arthur'a "Allah nasip eder, ömrüm vefa

ederse Musul, Kerkük, Kıbrıs ve 12 Adaları geri alacağım. Selanik’te

dahil olmak üzere, Bati Trakya’yı TÜRKIYE hudutları içine katacağım"

(09) demesi, 'Misak-i Milli sınırlarını tamamlama, bütünleme ve

geleceğe sınırlarla ilgili bir sorun bırakmama" konusundaki azim,

irade ve kararlılığından dolayıdır. (M.N. Sinacı)

        

Nitekim 1938 yılında HATAY davamız için Adana'ya hasta yatağından

kalkarak geldiğinde Bana Çizmelerimi giydirmeyin Hatay benim eski

davamdır dediğinde Fransızlara sesli verdiği cevabi Sekiz yıl önce

Antalyamizda İtalyanlara sessiz ve derinden vermiştir.

        

Adana’ya Hatay ziyaretinde Hataylı AYSE  FITNAT Hanımefendinin siyah

çarşafla ve kendini zincire vurarak karsısına çıkmasına cevaben "40

ASIRLIK TÜRK YURDU DÜSMAN ELINDE ESIR KALAMAZ" sözünü yalnız

Hatay için değil Anadolu'nun Coğrafi ve Kültürel yapısındaki bölünmez

bütünlüğü için ve geniş tarih bilgisi ışığında vermiştir.

8 Mart 1930 Pazar günü Dedem Salih Ignegöl'ün gemici olarak hizmet

ettiği Rüstemciye gemisi ile Konyaaltini gezen ATATÜRK Ara’ya Doğru

denizden Şelaleleri gezerken günümüzde dahi hala RUMKUS denilen

Falezlerin yüksek yerindeki İsme sinirlenerek olmaz böyle şey buranın

ismi bundan sora ERENKUS olarak değiştiriniz talimatını verse de bu

vasiyetini gösteren bir tabela dahi bu bölgede yoktur. Bu gezisinde "HIÇ SÜPHESIZ BURASI DÜNYANIN EN GÜZEL YERIDIR" diyerek Antalya’mıza

hayranlığını belirtirken Mussolini cennet vaadine karsı bir cevap

vermiştir.

        

9 Mart 1930 tarihinde Antalya'mizdaki misafirliginde Aspendos

ziyaretinde Lise Tarih öğretmeni Fikri ERTEN beyin yapı hakkındaki

izahı bilgilendirme konuşmasından sonra sözü alarak ayni yapının

Roma’daki benzer yapı ile karsılaştırmasını yaparak etrafındaki

insanları şaşırtarak buradaki amacının İtalyanlara bir cevap olarak

verildiği anlamı ise " ITALYANLARA BU GÜZEL BELDENIN, IMARI VE

KORUNMASINDA NE DERECEYE KADAR MUKTEDIR OLDUGUMUZU GÖSTERECEGIZ!" sözü ile gayet geniş olarak ifade etmiştir.

 

Çanakkale Truva medeniyeti ile yakından ilgisi Hititlerin varlıklarının Türk ırkından olduğunun kanıtı olan sözü 40 Asilik Türk yurdu ifadesi olmuştur.

 

11 Mart 1930 Şali günü vapurla Mersine oradan Adana ile Konya'dan

sonra Ankara'ya hareket edecek iken Bir Fransız heyetinin Ankara'ya

gelişlerini belirten Başbakan İsmet İnönü’nün telgrafı ile 12 Mart

1930 Çarşamba günü saat 10.o da Burdur karayolu ile Ankara'ya hareket

ederken Misafirperver Antalyalılarımızın ilgi ve alakalarına karşılık

"BURAYA DEMIRYOLUNU INDIRECEGIM" sözünü vermişti. Bu ifadenin

altındaki gerçek ise biz gerekirse Antalya'ya en kısa zamanda

Demiryolu yapar ve bu toprakları savunuruz buraları cennetin alası

yaparız sözü günümüzde sadece bir vasiyet olarak kalmadığını ve

gelecekte mutlaka yapılacağına inanıyorum.

29 Haziran 1945: Türkiye; San Francisko'da Birleşmiş Milletler

Antlaşması’nı imza etti.

15 Ağustos 1945: Adnan Menderes, Birleşmiş Milletler Antlaşması

TBMM'de görüşülürken, Kemalizm'in kurumlarını kastederek, Türkiye'deki

rejimin bu antlaşmaya aykırı olduğunu söyledi. (Birleşmiş Milletler

Antlaşması 4801 şayili yasa ile onaylandı)

8 Kasım 1945: İnönü’nün 1 Kasım tarihli kapitalist demokrasiyi

hedefleyen TBMM açış konuşmasına ABD'de Congressional Record' da yer

verildi.

6 Nisan 1946: Amerika önce askeri ile geldi. Amerikanin Missuri

zırhlısı ve iki savaş gemisi İstanbul’a demirledi.

ATATÜRK'ÜN TÜM GAYRETLERINE RAGMEN...

10 Şubat 1947 Tarihinde Türkiye'nin katılmadığı Batili ülkelerin

İtalya ile yaptığı Paris Barış Antlaşmasında 12 adaları talep eden tek

ülke olan Yunanistan'a 15 Şubat 1947. Rodos ve 12 adalar terk edildi.

Antalya’mıza gönül veren ve Antalyalılar tarafından Gaziantep Nüfusuna

kayıtlı olsa da ANTALYA'NIN manevi hemsehri olan ATATÜRK’ÜN ilk

seyahatinin akabilende Antalya'ya 10 Şubat 1931 ve 18 Şubat 1935

tarihlerinde de  iki defa daha gelmiştir

Yazımı değerli İnsan Rahmetli Cahit Akinci’nin bu ani için yazdığı

şiiri ile noktalıyorum.

 

 

ATATÜRK ANTALYA' DA

Tabiat ve güzellikler beldesi;

Her karış toprağından tarih fışkıran ANTALYA...

Bugün O'nu sinene basmış; Türk olmanın hakli gururuyla

"Altın Körfezine"

Bey dağlarının Bey'i olarak yaslanmıştın!..

  O  GÜN

San bağrındaydı!..

Şeref tahtındaydı!..

Topların gümbürdemişti, o gün ilk kez...

Davulların vurmuştu sevkle...

Zeybeklerin diz vurdu yere...

O gün kıvançla...

Mutluluğun düğümlendi Atan'da...

O da seni sevdi;

Okşadı seni, denizin gibi gözleriyle

Kucakladı seni, sıra dağların gibi, körfezinde'..

Ayrılmadı bir daha...

Bağrında kaldı senin, Ülkü olarak!..

ANTALYA’DA ANTALYA'li olarak.

 

Yazan: Özkan Ekekon / ANTALYA

 

Atatürk'ün Hastalığı, Son Günleri ve Vasiyeti…

Atatürk'ün Hastalığı, Son Günleri ve Vasiyeti...

 

Atatürk’ü İhmal Öldürdü!
Son muharebesini ölüme karşı verirken niye çok şanssızdı? Onu, hangi yakın arkadaşının vefatı perişan etti?
Çevresinin büyük bir hatası neden hayatına mal oldu? Açılışını yaptığı Yalova Termal Oteli’nde tesadüfen neyi öğrendi? İşte Atatürk’ü acı sona götüren büyük bir ihmalin hikáyesi.
TARİH: 10 Ocak 1937. Atatürk acı haberi İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda aldı; Nuri Conker (Ünlü sosyolog Prof. Nur Vergin’in dedesi) vefat etmişti.
Haber duyulunca sarayda derin bir sükût hákim oldu. Herkes biliyordu ki, Nuri Bey, Atatürk’ün en yakın arkadaşıydı. Deyim yerindeyse "ruh ikizi"ydi.
Atatürk’ün yaşamında senli benli konuştuğu, şakalaştığı tek isimdi. Mahalle arkadaşlığıyla başlayan ilişkileri, askeri okullar, savaş cepheleri, yeni bir cumhuriyetin kurulması gibi güç koşullarda sürüp gitmişti.
Atatürk, arkadaşının ölüm haberini aldığı o gün ve daha sonraki günlerde nedense hep otomobille Şişli ve çevresini gezdi. Bu gezilerinde yalnızdı. Yanına kimseyi istemiyordu. Zaten Nuri Conker’in ölümüyle ilgili kimseyle de konuşmuyordu.
Sadece, bir hafta sonra İstanbul’da oturan çocukluk arkadaşı Asaf İlbay’ın ziyaretine gitti. Geçmişe. Çocukluk anılarına döndüler ama yine de orada da pek kalmadı.
Yaşadığı dramı kimseyle paylaşmamayı sürdürdü. Kimse de çekinip soramıyordu zaten. Depresif bir ruh halindeydi. Manevi kızı Ülkü’yle oyalanarak moral bulmaya çalışıyordu.
İşte tam o günlerde Atatürk’ün vücudunda fiziksel değişiklikler olmaya başladı. Yüzü sararmıştı. Baş ağrısı ve ateşi vardı sürekli. Yorgun ve zayıf hissediyordu kendini. Asabileşmişti.
Yakın çevresi, bu durumu Nuri Bey’in ölümüne duyduğu büyük acıya bağlıyordu...

Hastalığın Semptomları
Ankara’ya dönmesi bile ruh halinde bir değişiklik yapmadı.
Ankara’da vücudunda kaşınmalar başladı. Özellikle sol bacağının kasık ile dizkapağı arası çok kaşınıyordu. Burası tırnak izi yaralarıyla kaplıydı. Yaralar merhemle iyileştirilmeye çalışılıyordu.
Kaşıntılar canından bezdirmişti. Kaşıntıların sebebi olarak Çankaya Köşkü’ndeki karıncalar gösterildi! Köşk dezenfekte edildi ama kaşıntılar sona ermedi.
Atatürk, Köşk’ten ayrıldı ama kaşıntılardan yine de kurtulamadı.
Bu arada, durdurulması güç burun kanamaları oluyordu. Hastalık kendini belli etmeye çalışıyor ama kimse görmüyor ya da görmek istemiyordu. Bazı geceler sofrada şiddetli bir öksürüğe tutuluyor, boğuluyor gibi oluyordu.
İnanması güç ama kimse Atatürk’e hasta olduğunu söylemiyordu! Söyleyemiyordu.
Çünkü onlara göre büyük kurtarıcı "ölümsüz"dü. Ölümsüzlüğüne o kadar inanmışlardı ki, hastalık belirtilerini bile görmezlikten geliyorlardı!
Hadi yakın çevresi neyse, doktorlarının bu semptomları görüp neden ciddi bir teşhis girişiminde bulunmadıklarını da anlamak zordu. Diğer yanda Atatürk de hasta olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istemiyordu. Bunun sadece ruhsal nedeni yoktu.
O’nun önceliğinde Hatay meselesi vardı ve Fransızların karşısında "hasta bir adam" olarak bulunmak istemiyordu.
Sebebi ne olursa olsun, ne yazık ki bu ölümcül gaflet tam bir yıl sürdü. Hastalığın teşhisi tesadüfen konuldu.

İlk Teşhis
Nihat Reşat Belger, bir doktordu.
Aynı zamanda Osmanlı’nın son dönemindeki siyasal olayların merkezinde bulunmuş politik bir isimdi.
Siyasal serüvenine İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde başlamış; daha sonra ideolojik ayrılık yaşamış ve Prens Sabahattin’in "liberalizmine" yönelmişti.
Cumhuriyet döneminde ise siyasetten tamamen kopmuştu. Yalova’da yapımına 1935 yılında başlanmış olan Termal Oteli’nin sahibiydi. Otelin açılışı 21 Ocak 1938’de Atatürk tarafından yapıldı.
Dr. Nihat Reşat Belger, Atatürk’ün yorgun halinden şüphelenmişti. Bir sohbetinde konuyu hastalık meselesine getirdi. Atatürk son dönemlerindeki rahatsızlıklarını sıralamaya başladı.
Dr. Belger, izin verirse muayene etmek istediğini söyledi. Ve bu muayene sırasında Atatürk’ün hastalığı teşhis edildi: Karaciğer sirozuydu. Ne yazık ki bu amansız hastalık ilk semptomların belirmesinden bir yıl sonra teşhis edilebilmişti.
Eğer bu teşhis zamanında yapılsaydı Atatürk uygun bir bakımla birkaç yıl daha yaşayabilecekti.
Ancak çevresi onun varlığından o kadar büyülenmişti ki, "ölümsüzlük" tanısı hastalığın görülmesini engellemişti.
Ve bu nedenle aslında Atatürk öldürülmüştü!

Atatürk Savarona’da Dinlenirken
Siroz hastası Atatürk’ün fiziksel görünüşü pek hoş değil: Karnı şişmiş, bedenindeki adaleler erimiş ve yüzü çatlamış, kılcal damarlarla dolmuştu. Böyle görünmek istemiyordu. Herkese tembihlemişti. Bu nedenle Savarona gemisinden Dolmabahçe’ye getirilişi gece olmuştu. Odasına çok az kişi girebiliyordu.

Neden Çankaya Köşkü’ne Gömülmedi
Atatürk’ün nereye defnedileceğine ilişkin üç kişilik komisyon kuruldu. Komisyonun raporu, Çankaya Köşkü’nü işaret ediyordu. Ancak Atatürk çok sevdiği yere gömülmedi! Peki, ama neden?
ATATÜRK’ün ölümsüzlüğüne o kadar inanılmıştı ki, ne yakın çevresi ne de devlet yetkilileri, nereye defnedileceği konusunu hiç konuşmamışlardı.
Bu nedenle, Atatürk vefat edince nereye defnedileceği konusunda her kafadan bir ses çıktı. Tartışmalar sonucunda çoğunluk, milli mücadelenin merkezi olduğu için Ankara’yı önerdi. Ankara konusunda uzlaşıldı.
Ama Atatürk’e sıradan bir mezar yapılamazdı, anıtkabir yapılmalıydı. Peki, anıtkabir Ankara’nın neresine yapılacaktı?
Hükümet bunun için üç kişilik bir komisyon kurdu. Komisyonda, Ankara Milletvekili Falih Rıfkı Atay, İstanbul Milletvekili Salah Cimcoz ve İçel Milletvekili Ferit Celal Güven vardı.
Komisyon, Ankara şehrinin imar planını yapan Prof. Hermann Yansen ve Prof. Clemens Holzmeister ile Güzel Sanatlar Akademisi öğretim görevlisi Prof. Bruno Tavt’tan görüş aldı. Ayrıca Türk mimarlarıyla da toplantılar yapıldı. Genel görüş, anıtkabirin Etnografya Müzesi’ne yapılmasıydı.
Atatürk, bu müzenin yapımını kendi istemiş ve yapılışını adım adım takip etmişti. Müze haline geldikten sonra gittiği bir gün, "Burada bir mezar havası var; adeta büyük bir kabre benziyor" sözünden yola çıkanlar, Atatürk’ün buraya gömülmek istediği yorumunu çıkarmışlardı.
Üç kişilik komisyon, Atatürk’ün Etnografya Müzesi’ne defnedilmesini de araştırdılar. Ancak sonuç olumlu değildi. Uzmanlar buraya büyük bir anıtkabirin yapılamayacağını söylemişlerdi.
Komisyon kendilerine önerilen Ankara’daki tren istasyonunun arkasındaki tepeyi de pek beğenmemişti.
Komisyon, Atatürk’ün Çankaya Köşkü’ne defnedilmesini önermişti:
İşte komisyon başkanı Falih Rıfkı Atay’ın eliyle yazdığı rapor:
"Atatürk, bütün hayatında Çankaya’dan ayrılmamıştır. Çankaya, şehrin her tarafına hákimdir ve Milli Mücadele, kurtuluş ve inkılaplarımızın hatıralarında ayrılmaz bir surette bağlıdır. En muhteşem abideler inşasına müsaittir. Hülasa maddi manevi bütün şartları haizdir. Atatürk’ü ölümünden sonra Çankaya’dan ayırmayı haklı gösterecek hiçbir sebep bulamadık. Onun için bizler, Çankaya fikrinde ısrar ediyoruz."
Şehir planlamacı uzmanların ve üç kişilik komisyonun bu kararına rağmen Atatürk, tren istasyonu arkasındaki tepe üzerinde inşa edilen anıtkabire gömülecekti!
Çankaya Köşkü’nün değil de tren istasyonu arkasındaki bir tepenin anıtkabir olarak seçilmesinin nedeni, Milli Şef İsmet İnönü’dür. İnönü döneminde Atatürk, "Kurtuluş Savaşı öncüsü, Cumhuriyetin Kurucusu fani bir önderdi". Bilinenin aksine Atatürk’ü kült haline getiren İnönü değil, Celal Bayar-Adnan Menderes ikilisidir.
Atatürk, mirasçıları arasına Erdal İnönü’yü neden koydu?
Atatürk yaşamının son yılında İsmet İnönü’yle yollarını ayırdı. Buna rağmen Atatürk, İsmet İnönü’nün çocukları Ömer, Erdal ve Özden İnönü’yü neden mirasçısı yaptı? İşte o ilginç sebep?

Tarih: 20 Eylül 1937.
Atatürk ile İsmet İnönü’nün yolları bu tarihte ayrıldı. Atatürk’ün isteği üzerine İnönü başbakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı.
Bu ayrılığın sebepleri arasında; Atatürk Orman Çiftliği’nin harcamaları gibi içsel; Nyon Antlaşması gibi dışsal siyasal anlaşmazlıklar gösterilse de; aslında gözden kaçan temel sebep, Atatürk’ün henüz teşhis edilmemiş hastalığıydı.
Atatürk asabileşmişti.
Başbakan İnönü’nün her sözünü kendisine yapılmış bir tehdit gibi algılıyordu.
Ve ne yazık ki Atatürk’ün bu tür davranışlarının sebebi üzerinde kimse durmuyordu. Ona ne hastalık ne ölüm yakıştırılıyordu!
Hastalık bilinse belki böyle bir ayrılık olmayacaktı.

Vasiyetini Yazdırıyor
5 Eylül 1938.
Ayrılığın üzerinden bir yıl geçmişti.
Atatürk’ün hastalığı gün geçtikçe ağırlaşmaktaydı.
Tesadüf: İsmet İnönü de hastaydı. Safrakesesi, iltihap kapmıştı. İnönü’nün çok ağır bir hastalığa yakalandığı bilgisi Atatürk’e ulaştı. İnönü’nün yaşamasının güç olduğu söylendi.
Atatürk, Fransa’dan getirttiği iç hastalıklar uzmanı Prof. Fissenger’i İnönü’yü tedavi etmesi için Ankara’ya gönderdi.
O gün, yani 5 Eylül’de Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırarak vasiyetinin yazılmasına yardımcı olmasını rica etti.
Mirasından İnönü’nün çocuklarına pay verilmesini istiyordu. Dava arkadaşı İnönü ölürse üç çocuğunun ortada kalacağından endişe ediyordu. Çocukların amcası Hasan Rıza Temelli’nin Ömer, Erdal ve Özden’e bakamayacağını düşünüyordu.
Atatürk, Özel Kalem Müdürü Soyak ile vasiyetnamesi üzerine kısa bir çalışma yaptıktan bir gün sonra İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter, Dolmabahçe’ye çağrıldı. Bu davet herkesten gizli tutuldu. Noter Kunter, saray çalışanlarına Atatürk’ün özel doktoru Prof. Neşet Ömer İrdelp’in konsültasyon için gelen doktor arkadaşı olarak gösterildi.
Atatürk’ün odasına gizlilikle girdiler. Atatürk, "Kapıyı kapatın, içeri kimse girmesin" talimatını verdi. Sonra yatağından doğruldu. Önüne ayaklı yemek tablasını aldı. Vasiyeti üzerindeki değişiklikleri eline aldığı kalemle yaparak notere yazdırmaya başladı.

İşte Atatürk’ün Vasiyeti
Ağır hasta olmasına rağmen çok sakindi.
Halbuki odada bulunan herkes heyecandan titriyordu. Onlar için hiç kolay değildi; Atatürk vasiyetini hazırlıyordu.
Yorulmasına rağmen, o gün vasiyetini bitirdi.
Vasiyeti kısaydı:
"Malik olduğum bütün nukut (para) ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi (mallarımı) Halk Partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum.
1- Nutuk ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
2- Her seneki nemadan bana nispetleri şerefli mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, (kız kardeşi) Makbule’ye ayda 1000; (manevi kızları) Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki 100’er lira verilecektir.
3- Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek para verilecektir.
4- Makbule yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5- İsmet İnönü’nün çocuklarına, yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
6- Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları’na tahsis edilecektir."

Cumhurbaşkanı Adayı
İsmet İnönü’nün vefat edeceğini ve çocuklarının ortada kalacağını düşünen Atatürk mirasından Ömer, Erdal ve Özden’e pay vermesine rağmen "siyasi mirası"ndan İsmet İnönü’ye bir şey bırakmadı!
İnönü’nün yaşamayacağından mı, kızgınlığın hálá sürmesinden mi bilinmez, kendisinden sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Fevzi Çakmak’ın oturmasını arzulamıştı.
İddianın sahibi Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’tı.
Atatürk kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetini zarfa koyup kapatmış ve başucundaki komodinin çekmecesine yerleştirmişti.
Herkes odadan çıktıktan sonra Atatürk, Özel Kalem Müdürü Soyak ile 15-20 dakika sohbet etmişti. İşte bu sohbet sırasında Atatürk, kendinden sonra Cumhurbaşkanlığına Fevzi Çakmak’ın getirilmesinin doğru olacağını söylemişti:
"Elbette bunda söz ve intihap (seçme) hakkı sadece milletin ve onun mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir; yalnız ben bu meseledeki mütalaamı ifade edeceğim. Evvela akla İsmet Paşa gelir; memlekete pek büyük hizmetler ifa etmiştir. Fakat nedense umumun sempatisini kazanamadığı görülüyor; bu yüzden pek de cazip olmasa gerek. Bir de Mareşal Fevzi Çakmak var. O, hem memlekete büyük hizmetler etmiş hem de herkesle iyi geçinmiş, salahiyet sahiplerinin mütalaalarına daima kıymet vermiştir; kimse ile münazaa (tartışma) halinde değildir. Bu itibarla bence Devlet Başkanlığı için en münasip arkadaş odur." ("Atatürk’ten Hatıralar" s. 717)
Atatürk’ün bu talebinin neden yerine getirilmediği, ayrı bir yazı konusudur.

Hatay'ın Genel Özellikleri

Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin en güneydeki ilidir. Akdeniz’in doğu şeridinde 35° 52′ – 37° 4′ kuzey enlemleri ile 35° 40′ – 36° 35′ boylamları arasında yer alan Hatay‘ın doğusunda ve güneyinde Suriye, batısında Akdeniz, kuzeybatısında Adana, kuzeyinde Osmaniye ve kuzeydoğusunda Gaziantep bulunur. Toplam nüfusu 1.386.224’tür.

 

Tarih

Hatay Türkiye’nin en önemli eski yerleşim yerlerinden biridir. Yapılan arkeolojik araştırmalarda milattan önce 100.000 ile 40.000 yılları arasına tarihlenen bulgulara ulaşılmıştır. İl toprakları ilk Tunç Çağından itibaren Akat Beyliği ve M.Ö. 1800-1600 yıları arasında Yamhad Krallığına bağlı bir beyliğin sınırları içerisinde yer almıştır. Daha sonra M.Ö. 17. yüzyıl sonlarında Hititler’in ve M.Ö. 1490 yıllarında Mısır’ın egemenliğine girmiştir. Ardından Urartular, Asurlular ve Persler’in egemenliğine girdi.

 

M.Ö. 300 yılında Antakya kurulmuş ve kent hızla gelişmiştir. Kent M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu’na katılmış ve imparatorluğun Suriye eyaletinin başkenti olmuştur. İslam ordusu tarafından fethedilmiş, Emevi ve Abbasi egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra 877’de Tolunoğulları’nın fethettiği topraklar sırayla Ihşitler ve Selçuklular tarafından yıkılan Halep merkezli Hamdanoğulları (Beni Hamdan/Hamdânîler) egemenliğine girdi. 969 yılında Bizans İmparatorluğunun topraklarına katılan il 11-12.yüzyıllarda Haçlı Seferleri sırasında da önemli rol oynamıştır. Antakya Memlûk Devleti tarafından Haçlıların elinden alınmıştır(18 Mayıs 1268).

 

Kültür

Saint Pierre Kilisesi, Antakya’nın iki kilometre kuzeydoğusunda, Reyhanlı karayolu üzerinde, Habib-i Neccar Dağı’nın uzantısı olan Haç Dağı’nın eteğindedir.

Tarihi ve turistik mekanlar açısından da zengin olan ilde dünyanın ikinci büyük mozaik kolleksiyonunu barındıran Hatay Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır. Dünyanın ilk mağara kiliselerinden biri olan Saint Pierre Kilisesi Hıristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmekte ve her yıl burada 29 Haziran günü Katolik Kilisesince ayin düzenlenmektedir.

Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kozmopolit illerinden birisidir. Çok uzun bir süre boyunca bir arada yaşamayı öğrenmiş etnik kökenleri, dinleri farklı birçok topluluğa ev sahipliği yapan Hatay ili UNESCO barış kenti seçilmiştir. Çokkültürlü yapısını tarih boyunca korumuş olan ilde aynı ulusa mensup birden fazla dini cemaat bulunmaktadır. En büyük nüfusa sahip Alevi Araplar ve Sünni Türklerin yanında, Alevi Türkler, az da olsa Sünni Araplar, Hristiyan Ortodoks ve Hristiyan Protestan Araplar, Maruni Araplar, museviler ,Ermeniler ve diğer küçük topluluklar Hatay‘ın çokkültürlü yapısının dinamiklerini oluştururlar.

 

 

Ekonomi

Hatay‘ın ekonomisi tarım, sanayi ve ticarete dayanır.

İskenderun Körfezi’nde bulunan İskenderun Demir ve Çelik işletmesi, Türkiye’nin kuruluş tarihi itibari ile üçüncü, uzun mamul üretimi açısından ise en büyük entegre tesisidir.

 

Nüfus

İl nüfusu 2007 sayımına göre 1.386.224 kişidir. Bu nüfusun 681.665’i şehirlerde, 704.559’u köylerde yaşamaktadır. Kilometrekareye düşen nüfus yoğunluğu 256,6’dır. Nüfus artış hızı yaklaşık olarak %1.2’dir.

 

Eğitim

2007 yılının istatistiklerine göre ilde 16 anaokulu; 147 lise, meslek lisesi, Anadolu lisesi ve dengi okul; ve 635 ilköğretim okulu bulunmaktadır.[4] İlköğretim okullarında 9.045 öğretmen 232.191 öğrenciye, liselerde ise 3.325 öğretmen 56.841 öğrenciye eğitim vermektedir.[4] Bu verilere göre ilköğretim okullarında öğretmen başına ortalama 25.7 öğrenci, liselerde ise öğretmen başına ortalama 17.1 öğrenci düşmektedir.

 

İlin yüksek öğretim merkezi 10 Kasım 1992’de faliyete geçen Mustafa Kemal Üniversitesi’dir. Üniversite kurumları dokuz fakülte (eğitim, fen edebiyat, güzel sanatlar, iktisadi ve idari bilimler, mühendislik mimarlık, su ürünleri, tıp, veterinerlik, ziraat), üç enstitü (fen bilimleri, sağlık bilimleri, sosyal bilimler), dört yüksekokul (beden eğitimi, sağlık, sivil havacılık, turizm işletmeciliği ve otelcilik), yedi meslek yüksekokulu ve sekiz araştırma ve uygulama merkezinden oluşmaktadır. 2006-2007 öğretim yılı itibarıyla üniversitede 708 akademik personel, 575 idari personel ve 14.439 öğrenci bulunmaktadır.[5]

 

Spor

Hatay‘ın Türkiye Futbol Federasyonu 2. Lig’de oynayan İskenderun D.Ç ve 3. Lig’de oynayan Hatayspor olmak üzere iki profesyonel futbol kulübü vardır.

 

Yerel basın ve medya

Hatay‘da yayımlanan Hatay, Hatay Kent, Antakya, Özyurt, Atayurt ve Hür Haber adlı altı yerel gazete bulunmaktadır. İlde ayrıca iki yerel televizyon kanalı (Hatay TV, Hatay Radyo Televizyon) ve birçok yerel radyo (Radyo Şok 92.5, Mavi Radyo 94.5,Vivaldi Fm 99.0,Radyo Hatmar 102.5,Süper Show Radyo 97.3) yayın hayatını sürdürmektedir.

Coğrafya

Bakras Kalesi, Antakya-İskenderun yolunun 27. kilometresi üzerinde bulunan Bakras Köyü’nün üst tarafındadır. 

 

Asi Nehri

asi nehriİlin Antakya, Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağ ve Yayladağı olmak üzere 12 ilçesi vardır.

Akdeniz’deki önemli bir liman şehri olan İskenderun ve merkez ilçesi Antakya, ilin en büyük iki yerleşim yeridir.

13. Ankara Tiyatro festivaline yoğun ilgi

13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne, 128 ulusal ve uluslararası tiyatro topluluğu başvuruda bulundu. Başvuruda bulunan topluluklar arasından ise ancak 44'ü seyircinin karşısına çıkabilecek. Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakıf tarafından yapılan açıklamada, 14-30 Kasım tarihlerinde "Hayat Sanatla Güzel" temasıyla izleyicilerinin karşısına festival için, 16'sı yurt dışı, 64'ü özel ve amatör tiyatro topluluğu, 15'i şehir tiyatrosu ve 13'ü üniversite topluluğu, 11'i çocuk oyunları tiyatrosu ve 9'u atölye-söyleşi olmak üzere 128
ulusal ve uluslararası tiyatro topluluğu başvurduğu belirtildi.

Azerbaycan'dan 4 grup, Bulgaristan, İspanya, Romanya ve KKTC'den 2 grup, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Romanya, Venezuela, İran ve Rusya'dan birer grup festivalin konuğu olacakken, en fazla başvuru özel ve amatör tiyatrolar kategorisinde gerçekleşti.

Bu kapsamda, İstanbul, Ankara ve İzmir'in yanı sıra Amasya, Çorum, Bursa, Afyon, İzmit, Erzurum, Mersin, Kırklareli, Antalya, Adana, Hatay, Aydın ve Ordu'dan da tiyatro grupları festivale katılım başvuruları yaptı. Aralarında Anadolu Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Kırklareli Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan birçok üniversitenin tiyatro topluluğu da festivale katılmak isteyenler arasında yer aldı. Şehir Tiyatroları kategorisinde son yılların en geniş katılım başvurusu gerçekleşirken, çocuk oyunları kategorisinde ise 11 tiyatro grubu başvurdu.
Festivale katılabilecek tiyatro toplulukları ise Festival Komitesi ve Festival Danışma Kurulu tarafından 25 Eylül'e kadar değerlendirilecek. Değerlendirme sonucunda, ulusal ve uluslar arası en fazla 44 tiyatro topluluğu festivalin konuğu olacak.

Festival süresince 86 etkinlik, 16 gün boyunca 28 farklı mekanda binlerce sanatseverle buluşacak. Festival süresince tiyatro gösterilerinin yanı sıra, tiyatro konusunda söyleşi, panel, atölye çalışmaları ve sine vizyon gösterimleri yapılacak. Ayrıca her yıl olduğu gibi bu yıl da açık hava etkinlikleri ve sokak gösterileri festivalin en fazla ilgi çeken etkinlikleri arasında yer alacak.

Kaynakl: ANKA

MEB sözleşmeli öğretmenlerle dalga geçiyor

MEB sözleşmeli öğretmenlerle dalga geçiyor

Milli Eğitim Bakanlığı, 2009 Yılı öğretmenlerin Özür Grubundan Yer Değiştirme Kılavuzu´nda sözleşmeli öğretmenlere Şubat döneminde özür grubundan yer değiştirme hakkı vermesi "göstermelik" çıktı. Bakanlık bazı illerde sözleşmeli öğretmen sayısının fazla olduğunu bildirerek, bu iller için sözleşmeli kontenjanı verilmeyeceğini de bildirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz hafta içerisinde yayınlanan 2009 Yılı öğretmenlerin Özür Gurubundan Yer Değiştirme Kılavuzu´nda sözleşmeli öğretmenlere şubat döneminde özür grubundan yer değiştirme hakkı verdi. Bu gelişme sonrasında başvuruların başlayacağı bugünlerde sözleşmeli öğretmenlere illerde açık bulunmadığı şeklinde açıklamalar yapılmaya başlandı. Sözleşmeli pozisyonunda açık olan kurumlar belirlenirken; bir kısım illerde öğretmen ihtiyacı bulunmasına rağmen, il genelinde sözleşmeli pozisyonunda çalışan öğretmen sayısında açık olmadığı gerekçesiyle özür grubundan sözleşmeli öğretmenlere açık gösterilmedi.

Kontenjanı vermeyin emri

Konuya ilişkin olarak Aksaray İl Milli Eğitim Müdürlüğü 5 Ocak 2009 tarihinde web sitesinden duyuruda bulunarak Milli Eğitim Bakanlığı´ndan gönderilen mail´i yayınladı. Bakanlıktan gönderilen mailde, "İl genelinde toplam sözleşmeli öğretmen pozisyon sayısından mevcut sözleşmeli öğretmen sayısı fazla olduğundan dolayı iliniz yarıyıl tatili özür durumuna bağlı yer değiştirme döneminde sözleşmeli öğretmen atamasına kapatılmıştır. Bu nedenle sözleşmeli öğretmen kontenjanı belirlenmeyecektir" denildi.

Aksaray´da sözleşmeli öğretmen ihtiyacı Bakanlık tarafından kapatıldı. Bu durumun Mersin, Hatay, İzmir, Bartın, Antalya gibi birçok il´de de mevcut olduğu ve bu illerin sözleşmeli öğretmen yer değiştirme işlemlerine kapatıldığına öğrenildi.