Etiket arşivi: Etken

Fiilde (Eylemde) Çatı

FİİLDE (EYLEMDE) ÇATI


Nesneye Göre Özneye Göre

Geçişli, Geçişsiz,     Oldurgan,      Ettirgen,                 Etken,         Edilgen,       Dönüşlü,            işteş,



NESNESİNE GÖRE ÇATI (NESNE- YÜKLEM İLİŞKİSİ): Nesnesine göre çatı ,yüklemin nesne alıp almamasına göre değerlendirilir.


1)Geçişli ve Geçişsiz Fiiller:


Nesne alabilen fiiller geçişlidir. Pratik olarak bir fiilin geçişli olup olmadığını anlamak için fiile “neyi, kimi” sorularını yöneltiriz ,bu soruları yöneltebiliyorsak fiil geçişlidir, yöneltemiyorsak fiil geçişsizdir.Bir diğer yöntem ise şudur:Fiilin başına “onu” zamirini getirebiliyorsak fiil geçişlidir ,getiremiyorsak fiil geçişsizdir.


*Seni duyuyorum. ( “kimi duyuyorum?” ya da “onu duyuyorum”) (geçişli)

*Beni anladığını biliyorum. ( “neyi biliyorum? Ya da “onu biliyorum.) (geçişli)

*Lütfen otur. ( “neyi otur? Ya da “onu otur” ) (geçişsiz)

*Kitabı verir misin? (“neyi verir misin?” ya da “onu verir misin?” (geçişli)

*Burası ne güzel kokuyor. (“neyi kokuyor?” ya da “onu kokuyor”) (geçişsiz)

*Sonbaharda bitkiler ölür. (“neyi ölür? Ya da “onu ölür”) (geçişsiz)

*Seni çok seviyorum. (“kimi seviyorum?” ya da “onu seviyorum”) (geçişli)

*Bir bilinmezliğe doğru yürüyorum. (“neyi yürüyorum” ya da “onu yürüyorum”) (geçişsiz)


Not: Bir fiilin geçişli olabilmesi için cümlede mutlaka nesne olması şart değildir. Cümlede nesne olmasa bile cümle geçişli olabilir.Önemli olan “neyi, kimi” sorularını sorup soramadığımızdır.

*Gördüm; ama söyleyemedim.


2)Oldurgan ve Ettirgen Çatılı Fiiller:


Geçişsiz bir fiilin üzerine “-r,-t,-tır” eklerinden birinin getirilerek fiilin geçişli yapılmasına “oldurgan” çatılı fiil denir. Geçişli bir fiilin üzerine “-r,-t,

-tır” eklerinden biri getirilerek fiil yeniden geçişli yapılıyorsa o fiil “ettirgen” çatılı bir fiildir.Bu durumda eylemin geçişlilik derecesi arttırılmış olur ve bir başkasına yaptırma,ettirme anlamı katar.


*Adam öldü (geçişsiz) ---------------------------- Adamı öldürdü. (oldurgan)

*Günler zor geçiyor.(geçişsiz) ------------------  Günlerini zor geçiriyor.(oldurgan)

*Bu kitapları okudum (geçişli) -------------------Bu kitapları okuttum.(ettirgen)

*Her şeyi kırdım (geçişli) -------------------------Her şeyi kırdırdım (ettirgen)

*Araba durdu.(geçişsiz) -------------------------- Arabayı durdurdu  (oldurgan)

*Yeni aldığım daireyi boyadım.(geçişli)--------Yeni aldığım daireyi boyattım (ettirgen)

*Saçları uzamış (geçişsiz) ------------------------Saçlarını uzatmış (oldurgan)

*Kumaşı ölçüsüne göre kestim. (geçişli)--------Kumaşı ölçüsüne göre kestirdim.(ettirgen)

*Her sabah koşarım.(geçişsiz)------------------- Yıllarca bu topraklarda at koşturduk.(oldurgan)

*İşe başladım.(geçişsiz) -------------------------- Dersleri başlattım.(oldurgan)


ÖZNESİNE GÖRE ÇATI (ÖZNE-YÜKLEM İLİŞKİSİ): Öznenin yüklemle ilişkisi 4 grupta incelenir.


1)Etken Fiil ve Edilgen  Fiiller:


Yüklem durumundaki fiilin gösterdiği işi doğrudan doğruya öznenin kendisi yapıyorsa  fiil etken çatılı demektir. Yani fiilin gerçek öznesi varsa ve “l,n” çatı ekini almamışsa fiil etkendir.Bir fiil “l,n” çatı ekini almışsa ve eylemin kim tarafından yapıldığı belli değilse o fiil    edilgendir. Edilgen fiillere “kim tarafından” sorusunu yönelttiğimizde cevap alamayız.

*Evi güzelce temizledi.(evi temizleyen kim? “o”, geçek öznesi var, o halde etkendir.)

b.li.ne

*Ev temizlendi. (ev kim tarafından temizlendi? cevap alamıyoruz, eylemi yapan belli değil o halde edilgen)

s.ö

*Kadın, bulaşığı yıkadı.(bulaşık kim tarafından yıkandı? “kadın” eylemi yapan belli olduğu için etken)

*Bulaşık, yıkandı. (bulaşık kim tarafından yıkandı?belli değil,cevap alamıyoruz, o halde edilgen)

*Polis, bu kişileri arıyor.(arayan kim? “polis” gerçek öznesi var eylemi yapan belli öyleyse etken)

*Bu kişiler aranıyor. (arama eylemini yapan kim? Belli değil öyleyse edilgendir)

*Masaları kenara çekti. (masaları kenara çeken kim? “adam” eylemi yapan belli öyleyse etkendir.)

*Masalar kenara çekildi.(masaları kenara çeken kim?belli değil öyleyse edilgendir)

*Sınavın iptal edileceğini söyledi.(sınavın iptal edileceğini söyleyen kim? “o” gerçek öznesi vardır,etkendir.)

*Sınavın iptal edileceği söylendi.(sınavın iptal edileceğini söyleyen kim?belli değil o halde edilgen.)

*Ilık yaz akşamlarında şarkılar söylerdik. (şarkılar söyleyen kim ? “biz” gerçek öznesi var o halde etken)

*Ayrılık gecesini hiçbir zaman unutamadım. (unutamayan kim? “ben” gerçek öznesi var o halde etken)

*En güzel şiirler gençliğin uykusuz gecelerinde yazılır. (yazma eylemini yapan kim? belli değil. edilgen)

*Çalındı umutların en güzeli benden. (edilgen)


2.Dönüşlü Fiiller:

Fiil kök ya da gövdelerine “n, l” çatı ekleri getirilerek yapılır.Dönüşlü eylemlerde özne işi bizzat kendisi yapar ve yaptığı işten de bizzat kendisi etkilenir.Edilgen fiillerle dönüşlü fiiller birbiriyle karıştırılmamalıdır. İkisi de “l,n” çatı eki alır.Ancak edilgen çatılı fiillerin gerçek öznesi yokken dönüşlü çatılı fiillerin gerçek öznesi vardır.Ayrıca dönüşlü çatılı fiillerde “kendi kendine” anlamı vardır.


* Annem geleceğimi öğrenince çocuklar gibi sevindi.

* Kocası eve gelmeyince karısı meraklanmış.

* Yüzmek için hemen soyundu.

* Çocuklar havuzda yıkandı.

* Bir Akdeniz kentinin tuz kokan sabahlarında uyanıyorum.

* Kız aynanın karşısında saatlerce süsleniyor.

* Kadın etrafa bakındı.


3. İşteş  Çatılı Fiiller:


Fiil, kök ya da gövdelerine “ş, leş” çatı ekleri getirilerek yapılır.İşteş eylemler, işin birden fazla özne tarafından karşılıklı ya da birlikte yapıldığını bildirir.İşteş çatılı fiillerde özne gerçektir.


* Sen sahilde üzgün beklerken öpüşür ay ile sular. (k)

* Görünmez dallarda kuşlar ötüşür. (b)

* Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.( b)

* Onunla bir süre öylece bakıştık. (k)

* Sazı ellerine alan aşıklar saatlerce atıştı. (k)

* Onunla hemen her gün telefonlaşırım. (k)

* Yolcular durakta bekleşiyordu. (b)


Not: Bazı fiiller çatı eki almadan da işteşlik özelliği gösterebilir.


* Türk-Yunan ordusu Sakarya’da savaştı.

* Pehlivanlar er meydanında güreştiler.

* Onunla istemeye istemeye barıştım.

* Sonunda ona kavuştum.


Akdeniz Bölgesi

Akdeniz Bölgesi

Bölge adını komşu olduğu Akdeniz’den alır. Bölge, yer şekilleri ve bun bağlı olarak ekonomik özelliklerin farklılığı nedeniyle iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar Antalya ve Adana Bölümü’dür.


Yer şekilleri

Bölgede yüksek dağlar ve platolar geniş alan kaplar.


Dağlar : Bölgenin çatısını oluşturan Toros Dağları, Alp kıvrım kuşağının ülkemizdeki uzantısıdır. Teke Yarımadası’ndan itibaren başlayan Toroslar Batı, Orta ve Güneydoğu Toros Dağları adını alarak Anadolu’nun güneyinde uzanır. Bölgenin doğusunda yükseltisi  3500 metreyi aşan dağlar burada kıyıdan uzaklaşır. İskenderun körfezinin doğusunda yer alan Amanos Dağları kırılma ile oluşmuş horstlardır.


Ovalar : Adana Bölümü’ndeki Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova ile Göksu’nun oluşturduğu Silifke Ovası bölgedeki delta ovalarıdır. Bu bölümde yer alan Amik ve Maraş ovaları ise çöküntü ovalarıdır. Antalya Bölümü’nde yer alan Acıpayam, Tefenni, Elmalı ve Göller Yöresi ovaları karstik oluşumlu polyelerdir.


Platolar : Batı ve Orta Toroslar arasında, yüksekliği 2000 metreyi bulan, Göksu Irmağı ve kollarınca parçalanmış Taşeli Platosu yer alır. Bölgede kalker taşlar yaygın olduğundan karstik oluşumlar fazladır. Teke Yarımadası ve Taşeli Platosu karstik oluşumların en sık görüldüğü alanlardır.


Akarsular ve Göller

Akarsular : Antalya Bölümü’nde Dalaman, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat çayları, Adana Bölümü’nde ise Göksu, Seyhan, Ceyhan ve Asi ırmakları Akdeniz’e dökülen önemli akarsulardır. Akarsuların rejimleri düzensizdir. En çok suyu kış aylarında taşıyan akarsuların, yaz aylarında yağış azalması ve sıcaklık nedeniyle suları çekilir.


Göller : Göl oluşumları bakımından  zengin olan bölgenin önemli gölleri Antalya Bölümü’ndedir. Dağlar arasındaki çukurluklarda, tektonik oluşumlu Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla Gölü gibi büyük göller yer alır. Buraya Göller Yöresi denir. Beyşehir ve Eğirdir’in yer altı kaynaklarıyla denize bağlantısı olduğundan suları tatlıdır. Teke Yarımadası’ndaki Kovada, Salda, Yarışlı, Elmalı ve Ketsel karstik oluşumlu küçük göllerdir. Köyceğiz Gölü alüvyal set gölüdür.


İklim

Bölgenin kıyı kesiminde Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 750-1000 mm kadardır. Subtropikal yüksek basıncın etkisi nedeniyle yaz kuraklığı şiddetlidir. Toroslar’ın İç Anadolu’dan gelen soğuk hava kütlelerini engellemesi, enlem ve denizellik özelliği nedeniyle kış mevsiminin en ılıman geçtiği bölgedir. Antalya Bölümü’ndeki Göller Yöresi’nde iklim değişir ve karasala dönüşür. Bu bölümde yağışlar azalıp, sıcaklık farkları artar.


Doğal Bitki Örtüsü

Doğal bitki örtüsü Akdeniz iklimine ve yaz kuraklığına uyumlu, her zaman yeşil kalabilen, sert yapraklı, bodur bitki topluluğu olan makidir. Kıyıdan itibaren 700-800 metrelere kadar görülebilen maki topluluğu içinde zeytin, mersin, keçiboynuzu, defne, zakkum, sandal ve kocayemiş gibi ağaçlar bulunur. Daha yüksek kesimlerde kuraklığa uyumlu kızılçam, toros sediri ve karaçam türlerinden oluşan iğne yapraklı ormanlara geçilir. Bölge orman bakımından Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Torosların içe dönük yamaçları ile Göller Yöresi’nde ormanlar seyrekleşir 2000 m yükseltiden sonra dağ çayırları başlar.


Nüfus ve Yerleşme

Bölge genişliğine oranla çok az nüfuslanmıştır. Çünkü Toros Dağları ve karstik arazi geniş yer kaplar. Nüfus daha çok kıy ovalarında ve Göller Yöresi’nde toplanmıştır. Adana Bölümü’nde nüfus daha fazla olup, bu bölümdeki Çukurova ve  Amik ovaları Türkiye’nin en yoğun nüfuslu yerlerindendir. Nedeni tarım arazisinin geniş olması ve ulaşım kolaylığıdır. Ayrıca Adana Bölümü’nün göç alması da etkendir. Taşeli ve Teke platoları ile Toroslar’ın yüksek kesimleri tenhadır.


İller

Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye.


Ekonomik Özellikler

Tarım

Yazların uzun ve sıcak, kışların ılık geçmesi nedeniyle yılda 2, 3 kez tarımsal ürün alınır. Yaz kuraklığının tarımı olumsuz etkilemesi sulamayı zorunlu kılmıştır. Kışların ılık geçmesi ve güneşlenme süresinin uzunluğu seracılık faaliyetlerini geliştirmiştir. Bölgede ekonomik değeri yüksek olan ve ihraç edilen tarım ürünlerinin yetiştirilmesi tercih edilir.


UYARI : Antalya Bölümü’nde kalkerli arazinin yaygınlığı ve yaz kuraklığının belirginliği tarımı olumsuz yönde etkiler.



Tarım Ürünleri

Kıyı Bölgesi Tarım Ürünleri

Kış ılıklığına bağlı olarak turunçgil ve muz üretimi yapılır. Muzun %100’ü, turunçgillerin % 88’i bu bölgede üretilir. Ayrıca Türkiye pamuk üretiminin % 35’i, sebzenin % 26’sı, yerfıstığının % 88’i anasonun % 65’i ve susamın  % 80’i bu bölgeden sağlanmaktadır.


Göller Yöresi Tarım Ürünleri

Burada yetiştirilen ürünler kıyı kesiminden farklılaşır. Tahıl, haşhaş, anason, şeker pancarı, gül ve tütün yetiştirilir.


Hayvancılık

Akdeniz Bölgesi’nde çayır ve otlakların az yer tutmasına karşın beslenen hayvan sayısı bir hayli fazladır. Bu durumun nedeni her zaman yeşil kalabilen ve 800 m’lere kadar çıkabilen maki topluluğunun varlığıdır. Teke Yarımadası, Taşeli Platosu ve Torıs Dağları’nda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle kıl keçisi beslenir. Dağların yüksek kesimlerinde koyun yetiştirilir. Arazinin çok engebeli olması nedeniyle hayvanların et ve süt verimi düşüktür. Antalya Yöresi’nde arıcılık önemlidir.


Ormancılık

Türkiye ormanlarının yaklaşık % 24’ü bu bölgede bulunur. Buna bağlı olarak ormancılık gelişmiştir. Orman ürünleri Göller Yöresi’ndeki kereste fabrikalarında işlenir. Dalaman (Muğla), Silifke-Taşucu’nda (Mersin) ise kağıt fabrikaları bulunur.


Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Antalya Bölümü maden bakımından daha zengindir. Bu bölümdeki Fethiye – Dalaman havzası önemli bir krom çıkarım alanıdır. Ayrıca Adana-Kozan, Hatay, Amanos Dağları’nda krom çıkartılır. Antalya-Akseki ile Konya-Seydişehir arasında Türkiye’nin en büyük boksit yatakları yer alır. Keçiborlu’da kükürt yatakları bulunur. Kahramanmaraş-Faraşa, İskenderun-Payas’ta demir yatakları işletilir.


Enerji Üretim Tesisleri

Seyhan, Aslantaş, Menzelet, Oymapınar bölgedeki önemli hidroelektrik santrallerdir.


Endüstri

Başlıca  endüstri tesisleri şunlardır :


UYARI : Antalya Bölümü’nde endüstriyel gelişim, ulaşım zorluğu nedeniyle daha geridir.


Besin – Bitkisel Yağ : Adana, Kahramanmaraş, Antalya


Şeker : Burdur


İplik ve Pamuklu Dokuma : Adana, Tarsus, Kahramanmaraş, Antalya


Halı Dokuma : Isparta, Burdur


Sigara – İçki : Adana


Demir – Çelik : İskenderun


Petrol Rafinerisi : Mersin (Ataş)


Alüminyum : Seydişehir


Gübre : Mersin, İskenderun


Tarım Makineleri : Çukurova, Adana


Pil : Antalya


Ulaşım

Toros Dağları’nın kıyıya paralel uzanması, ulaşımı güçleştirir. Adana Bölümü ulaşım bakımından daha elverişlidir. Çukurova, Gülek ve Belen geçitleri ile diğer bölgelere bağlanmıştır. Silifke ovası Sertavul geçidi ile Antalya ise Çubuk geçidi ile iç kesime bağlantılıdır. Antalya dışındaki kentler demiryolu ile diğer bölgelere bağlantılıdır. Mersin ve İskenderun  Limanları ard bölgelerine demiryolu ile bağlantılı olduğundan gelişmiştir. Dörtyol ve Yumurtalık önemli petrol limanlarıdır.


Turizm

Bölgenin kıyı kesimindeki elverişli iklim koşulları, doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler turizmin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Antalya Bölümü’nde turizm gelişmiştir.  Antalya, Alanya, Side, Kaş, Kalkan bu bölümde deniz turizminin geliştiği merkezlerdir. Akdeniz medeniyetini simgeleyen Olimpus, Patara gibi tarihi şehir kalıntıları önemli turistik çekiciliklerdir. Bölgede geniş alan kaplayan karstik şekiller, özellikle Damlataş ve İnsuyu mağaraları ile Cennet – Cehennem obrukları doğa harikasıdır.  Pek çok milli park ile uluslararası yarışma ve festivallere duyulan aşırı ilgi bölge turizminin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.


Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 4. gelişmiş bölgesidir. Aşağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiştir.

Muz

Turunçgiller

Pamuk

Yerfıstığı

Sebze

Meyve

Orman ürünleri

Turizm

Akdeniz Bölgesi

Bölge adını komşu olduğu Akdeniz’den alır. Bölge, yer şekilleri ve bun bağlı olarak ekonomik özelliklerin farklılığı nedeniyle iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar Antalya ve Adana Bölümü’dür.

Yer şekilleri

Bölgede yüksek dağlar ve platolar geniş alan kaplar.

Dağlar : Bölgenin çatısını oluşturan Toros Dağları, Alp kıvrım kuşağının ülkemizdeki uzantısıdır. Teke Yarımadası’ndan itibaren başlayan Toroslar Batı, Orta ve Güneydoğu Toros Dağları adını alarak Anadolu’nun güneyinde uzanır. Bölgenin doğusunda yükseltisi  3500 metreyi aşan dağlar burada kıyıdan uzaklaşır. İskenderun körfezinin doğusunda yer alan Amanos Dağları kırılma ile oluşmuş horstlardır.

Ovalar : Adana Bölümü’ndeki Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova ile Göksu’nun oluşturduğu Silifke Ovası bölgedeki delta ovalarıdır. Bu bölümde yer alan Amik ve Maraş ovaları ise çöküntü ovalarıdır. Antalya Bölümü’nde yer alan Acıpayam, Tefenni, Elmalı ve Göller Yöresi ovaları karstik oluşumlu polyelerdir.

Platolar : Batı ve Orta Toroslar arasında, yüksekliği 2000 metreyi bulan, Göksu Irmağı ve kollarınca parçalanmış Taşeli Platosu yer alır. Bölgede kalker taşlar yaygın olduğundan karstik oluşumlar fazladır. Teke Yarımadası ve Taşeli Platosu karstik oluşumların en sık görüldüğü alanlardır.

Akarsular ve Göller

Akarsular : Antalya Bölümü’nde Dalaman, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat çayları, Adana Bölümü’nde ise Göksu, Seyhan, Ceyhan ve Asi ırmakları Akdeniz’e dökülen önemli akarsulardır. Akarsuların rejimleri düzensizdir. En çok suyu kış aylarında taşıyan akarsuların, yaz aylarında yağış azalması ve sıcaklık nedeniyle suları çekilir.

Göller : Göl oluşumları bakımından  zengin olan bölgenin önemli gölleri Antalya Bölümü’ndedir. Dağlar arasındaki çukurluklarda, tektonik oluşumlu Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla Gölü gibi büyük göller yer alır. Buraya Göller Yöresi denir. Beyşehir ve Eğirdir’in yer altı kaynaklarıyla denize bağlantısı olduğundan suları tatlıdır. Teke Yarımadası’ndaki Kovada, Salda, Yarışlı, Elmalı ve Ketsel karstik oluşumlu küçük göllerdir. Köyceğiz Gölü alüvyal set gölüdür.

İklim

Bölgenin kıyı kesiminde Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 750-1000 mm kadardır. Subtropikal yüksek basıncın etkisi nedeniyle yaz kuraklığı şiddetlidir. Toroslar’ın İç Anadolu’dan gelen soğuk hava kütlelerini engellemesi, enlem ve denizellik özelliği nedeniyle kış mevsiminin en ılıman geçtiği bölgedir. Antalya Bölümü’ndeki Göller Yöresi’nde iklim değişir ve karasala dönüşür. Bu bölümde yağışlar azalıp, sıcaklık farkları artar.

Doğal Bitki Örtüsü

Doğal bitki örtüsü Akdeniz iklimine ve yaz kuraklığına uyumlu, her zaman yeşil kalabilen, sert yapraklı, bodur bitki topluluğu olan makidir. Kıyıdan itibaren 700-800 metrelere kadar görülebilen maki topluluğu içinde zeytin, mersin, keçiboynuzu, defne, zakkum, sandal ve kocayemiş gibi ağaçlar bulunur. Daha yüksek kesimlerde kuraklığa uyumlu kızılçam, toros sediri ve karaçam türlerinden oluşan iğne yapraklı ormanlara geçilir. Bölge orman bakımından Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Torosların içe dönük yamaçları ile Göller Yöresi’nde ormanlar seyrekleşir 2000 m yükseltiden sonra dağ çayırları başlar.

Nüfus ve Yerleşme

Bölge genişliğine oranla çok az nüfuslanmıştır. Çünkü Toros Dağları ve karstik arazi geniş yer kaplar. Nüfus daha çok kıy ovalarında ve Göller Yöresi’nde toplanmıştır. Adana Bölümü’nde nüfus daha fazla olup, bu bölümdeki Çukurova ve  Amik ovaları Türkiye’nin en yoğun nüfuslu yerlerindendir. Nedeni tarım arazisinin geniş olması ve ulaşım kolaylığıdır. Ayrıca Adana Bölümü’nün göç alması da etkendir. Taşeli ve Teke platoları ile Toroslar’ın yüksek kesimleri tenhadır.

İller

Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye.

Ekonomik Özellikler

Tarım

Yazların uzun ve sıcak, kışların ılık geçmesi nedeniyle yılda 2, 3 kez tarımsal ürün alınır. Yaz kuraklığının tarımı olumsuz etkilemesi sulamayı zorunlu kılmıştır. Kışların ılık geçmesi ve güneşlenme süresinin uzunluğu seracılık faaliyetlerini geliştirmiştir. Bölgede ekonomik değeri yüksek olan ve ihraç edilen tarım ürünlerinin yetiştirilmesi tercih edilir.

UYARI : Antalya Bölümü’nde kalkerli arazinin yaygınlığı ve yaz kuraklığının belirginliği tarımı olumsuz yönde etkiler.

Tarım Ürünleri

Kıyı Bölgesi Tarım Ürünleri

Kış ılıklığına bağlı olarak turunçgil ve muz üretimi yapılır. Muzun %100’ü, turunçgillerin % 88’i bu bölgede üretilir. Ayrıca Türkiye pamuk üretiminin % 35’i, sebzenin % 26’sı, yerfıstığının % 88’i anasonun % 65’i ve susamın  % 80’i bu bölgeden sağlanmaktadır.

Göller Yöresi Tarım Ürünleri

Burada yetiştirilen ürünler kıyı kesiminden farklılaşır. Tahıl, haşhaş, anason, şeker pancarı, gül ve tütün yetiştirilir.

Hayvancılık

Akdeniz Bölgesi’nde çayır ve otlakların az yer tutmasına karşın beslenen hayvan sayısı bir hayli fazladır. Bu durumun nedeni her zaman yeşil kalabilen ve 800 m’lere kadar çıkabilen maki topluluğunun varlığıdır. Teke Yarımadası, Taşeli Platosu ve Torıs Dağları’nda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle kıl keçisi beslenir. Dağların yüksek kesimlerinde koyun yetiştirilir. Arazinin çok engebeli olması nedeniyle hayvanların et ve süt verimi düşüktür. Antalya Yöresi’nde arıcılık önemlidir.

Ormancılık

Türkiye ormanlarının yaklaşık % 24’ü bu bölgede bulunur. Buna bağlı olarak ormancılık gelişmiştir. Orman ürünleri Göller Yöresi’ndeki kereste fabrikalarında işlenir. Dalaman (Muğla), Silifke-Taşucu’nda (Mersin) ise kağıt fabrikaları bulunur.

Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Antalya Bölümü maden bakımından daha zengindir. Bu bölümdeki Fethiye – Dalaman havzası önemli bir krom çıkarım alanıdır. Ayrıca Adana-Kozan, Hatay, Amanos Dağları’nda krom çıkartılır. Antalya-Akseki ile Konya-Seydişehir arasında Türkiye’nin en büyük boksit yatakları yer alır. Keçiborlu’da kükürt yatakları bulunur. Kahramanmaraş-Faraşa, İskenderun-Payas’ta demir yatakları işletilir.

Enerji Üretim Tesisleri

Seyhan, Aslantaş, Menzelet, Oymapınar bölgedeki önemli hidroelektrik santrallerdir.

Endüstri

Başlıca  endüstri tesisleri şunlardır :

UYARI : Antalya Bölümü’nde endüstriyel gelişim, ulaşım zorluğu nedeniyle daha geridir.

Besin – Bitkisel Yağ : Adana, Kahramanmaraş, Antalya

Şeker : Burdur

İplik ve Pamuklu Dokuma : Adana, Tarsus, Kahramanmaraş, Antalya

Halı Dokuma : Isparta, Burdur

Sigara – İçki : Adana

Demir – Çelik : İskenderun

Petrol Rafinerisi : Mersin (Ataş)

Alüminyum : Seydişehir

Gübre : Mersin, İskenderun

Tarım Makineleri : Çukurova, Adana

Pil : Antalya

Ulaşım

Toros Dağları’nın kıyıya paralel uzanması, ulaşımı güçleştirir. Adana Bölümü ulaşım bakımından daha elverişlidir. Çukurova, Gülek ve Belen geçitleri ile diğer bölgelere bağlanmıştır. Silifke ovası Sertavul geçidi ile Antalya ise Çubuk geçidi ile iç kesime bağlantılıdır. Antalya dışındaki kentler demiryolu ile diğer bölgelere bağlantılıdır. Mersin ve İskenderun  Limanları ard bölgelerine demiryolu ile bağlantılı olduğundan gelişmiştir. Dörtyol ve Yumurtalık önemli petrol limanlarıdır.

Turizm

Bölgenin kıyı kesimindeki elverişli iklim koşulları, doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler turizmin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Antalya Bölümü’nde turizm gelişmiştir.  Antalya, Alanya, Side, Kaş, Kalkan bu bölümde deniz turizminin geliştiği merkezlerdir. Akdeniz medeniyetini simgeleyen Olimpus, Patara gibi tarihi şehir kalıntıları önemli turistik çekiciliklerdir. Bölgede geniş alan kaplayan karstik şekiller, özellikle Damlataş ve İnsuyu mağaraları ile Cennet – Cehennem obrukları doğa harikasıdır.  Pek çok milli park ile uluslararası yarışma ve festivallere duyulan aşırı ilgi bölge turizminin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 4. gelişmiş bölgesidir. Aşağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiştir.

Muz

Turunçgiller

Pamuk

Yerfıstığı

Sebze

Meyve

Orman ürünleri

Turizm

Sigara ve Havuç’un kanser ilişkisi

Sigara ve Havuç’un kanser ilişkisi

LOUIS Bonduelle Vakfı’nın yaptığı ve Newsletter Dergisi’nde yayınlanan çalışmada, “havuç yemenin sigara içenlerde kanser riskini artırdığı” görüşü, bu sonucun bilimsel
bir temeli var mı tartışmasını da beraberinde getirdi. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Coşkun Tecimer, bir A vitamini deposu olan
havuçta, “beta karoten” adı verilen etken maddenin dışarıdan “tablet” olarak alındığında, sigara içenlerde akciğer kanserini artırdığı yönünde araştırmaların bulunduğunu doğrulayarak karıştırılmaması gereken tıbbi bir gerçeğe dikkat çekti. Prof. Dr. Tecimer’e göre, dışarıdan tablet veya kapsül olarak alınan vitaminlerle, yiyeceklerden doğal yollardan alınan vitaminlerin yan etkileri birbirinden farklı olabilir.

DOĞAL YOLDAN ALIN
Bu iddianın, havucun beta karoten yönünden zengin olmasından kaynaklandığını
savunan Prof. Tecimer, doğal yoldan
havuç yemenin kanseri artırdığına dair bir çalışma olmadığını söyledi. Prof. Tecimer, tam tersine doğal yoldan fazla miktarda sebze ve meyve tüketen kişilerde (bunların içinde havuç da var) akciğer kanseri riskinin azaldığını gösteren çalışmalar olduğunu vurguladı.

 

Hızlı Düşünme ve Cevap Verme Yöntemleri

Hızlı Düşünme ve Cevap Verme Yöntemleri

Durgun akan suların yatağının derin olduğu söylenir. Boş aletlerin daha çok ses çıkardığını söyleyerek, bu kanıyı farklı bir bakış açısından dile getirmiş oluruz.
Kumarda birkaç milyar kazansaydın sorusuna huzursuzca, yutkunur, omuzlarınızı silker ve “Eee bilemiyorum” denilip sohbet kesilirse

1-Bay KARARSIZ özgüven sahibi değildir.
2-Uydurabilecek geniş bir düş gücüne sahip değildir.
3-Ötekilerin kendisiyle alay edeceğini Düşünmektedir.
4-Can sıkacak kadar tedbirli insandır.

Bay karasıza sıkıcı insan etiketi yapıştırılır ve bir daha hiçbir yere davet edilmez. Son derece iyi insandır. Başkalarının kendisiyle ilgili düşüncelerine fazla önem veriyor olabilir. Ne yazık ki, bedenindeki üretici sıvıların akışına izin vermemektedir; duygularını öyle sıkı dizginliyordur ki zihni asla dörtnala gidememekte, sadece yürüyebilmektedir.
Kumarda birkaç milyar kazansaydım ne yapmak isterdin gibi aptalca bir soruya cevap vermem gerekiyor beyniniz size nasıl cevap vermeniz gerektiğini şıp diye söyleyiverir. Biz de neşeyle “harcarım” deriz.
Hızlı bir şekilde düşünürken kendimize sarsılmaz bir şekilde güvenmemizi sağlayan bu yüksek idrak düzeyine ulaşabilmemiz için içimizdeki heyecanı harekete geçirmeliyiz. Çünkü düşüncelerimiz ve konuşmalarımızla doğaçlama yapabilmemizi aslında içgüdüsel bir şekilde bilinçaltında biliriz.
Sokrat aşağı yukarı şunları söylemiştir ; “kendisini tanımayan insan hiçbirşey bilmiyordur”
Söylemeye çalıştığım şu, yaşamamıza heyecan katacak kişi sadece kendimiz bir başkası değil. Belki de kişiliğimiz konusunda gerçekçi bir portreye sahip olmamız gereklidir.

SORULAR, SORULAR, SORULAR

Topluluk karsısında konuşmaya yeni başlayan biri, kamera yada mikrofon karşısında aşağıdaki hatalardan birkaçını yapacaktır; hatta bazen hepsini yapacaktır. Eee, Iııı… sendromu, mesleği topluluk önünde konuşmak olmayan kişilerde çok görülür. Eee, Iııı silmenin tek yolu alıştırma yapmaktır. Bu tehlikeleri ortadan kaldırmanın sırrı, normal konuşma hızından daha yavaş bir şekilde konuşmaktır. Böylece bir sonraki sözcüğün ne olacağını Düşünmek için kendinize zaman tanımış olursunuz.

1.Yavaş Yavaş; Normal Konuşma Hızından, Daha Yavaş Bir Şekilde Konuşun.
Bir kez akılıcılığı sağladıktan sonra, hızınızı artırabilirsiniz.
Peki ya abartılı el hareketleri ve çevredeki nesnelerle oynama alışkanlığımızı ne yapacağız? Beden dilimizin iyi niyetli dinleyiciler üzerinde iyi izlenimler bıraktığını kendimize sorma fırsatı bulmuş olduk ve öğrenmek için de kendimizi inceledik.

2. Konuşurken Etrafı Kurcalamayın; Kollarınız iki yanınızda ellerinizi çevredeki eşyalardan uzak tutmayı bilin.
Her sorunun ana fikrini cevabınızın bir parçası olarak tekrarladınız mı? Bu şekilde başlamak hem akıcılığı hem de hissettiğiniz gerginliği yada utangaçlığı bir kenara atmanızı sağlayacaktır. Daha da önemlisi soruları direk olarak cevaplamaya kalkışırsanız biran ne söyleyeceğinizi şaşırabilirsiniz. Bu da gebe bir sessizliğe, sizin de utanmanıza yol açacaktır. Ayaküstü Düşünmek konusunda uzman olmak sorulara anında ve akıcı bir şekilde cevap vermeyi gerektirir.

3. Soruyu Kendi Lehinize Kullanın; Özgün soruyu tekrarlamak şu yararı sağlar
-Zaman kazandırır-Gerginliği dağıtır-Garip duraksamaları önler.(Eğer soruyu tekrarlamanız, istediğiniz sonucu vermezse konu ile alakalı bir soru seçip, yeniden cevaplamanız iyi olacaktır. Cevabınıza bir parça mizah katabilirseniz çok daha iyi olur. Hazırlıklı olmadığınız soruları cevaplarken, cevapları kısa tutmalısınız. Basit gündelik sözcükler kullanın.

4. Sözün kısasını söylemek için sözü kısa tutmak gerekir. Doğaçlama konuşma işlemini mükemmelleştirdikten sonra sözcük dağarcığınızı geliştirebilirsiniz.
“Bir etimologla, entomologu mu tanıyalım? Peki hala soru aslında zor görünüyor ama cevabı inanılmaz derecede kolay. Etimolog, entomologu ne olduğunu tam olarak bilendir.”

VE DAHA FAZLA SORULAR

Benim altı sadık hizmetkarım var.
Her şeyi bana öğreten işte onlar.
Adlarıysa Ne ve Neden ve Ne Zaman
Ve Nasıl ve Nerede ve Kim

Soruluş Amacı Gizli Sorular::
Trafik polisi “Sizi yolun kenarına çektim, çünkü bu araç size sorun çıkarıyora benziyor. Bir sorun mu var?” aslında polis bizim bir sorunumuzun olup olmamasıyla ilgilenmemektedir. Onun öğrenmek istediği şudur; sizin vites değiştirmede zorlanmanız, direksiyona hakim olmamanız, sinyalleri yakmak yerine ön cama su fışkırtmanızın nedeni arabaya yabancı oluşunuz mu (araba çalınmış olabilir) yoksa zihinsel ya da bedensel bozukluğunuz mu (sarhoş olabilirsiniz) onu öğrenmektir.

Çok Unsurlu Sorular::
Bu tür sorular aslında sizi hedeflenen cevaba götüren ve bir çok soru gibi görünüp aslında tek soru olan sorulardır.
Varsayıma Dayalı Sorular:
Sorunun soruluş nedeni, aslında olayla hiç bir ilgisi bulunmayan bir cevap almak ve bunu, söylediği zaman ve bağlamın dışında kullanabilmektir. Renkli basının kullandığı manşetler bunlardır.

Değişkeni Olmayan Sorular::
Değişkeni olmayan sorulardan kasıt sorunun istenilen cevaba yönelik olmasıdır. Bu soru türü sadece “evet” ya da “hayır” diye cevaplanır. Yeterli olan kapalı soru türüne benzer, tek farkı vardır, cevap vermesi beklenen kişinin belli seçenekler arasında seçme özgürlüğü vardır.
Sonuca Bağlanmamış Sorular:
Bu soru türü genellikle personel müdürleri, gazeteciler ve satıcılar kullanır. Bu sorular genellikle altı sözcüğü içerir. Kim, Ne, Ne zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bir konuyla ilgili en ayrıntılı bilgiyi öğrenmek için sorulur.

Tuzak Sorular::
Bu tür, televizyon ve radyo röportajcılarının en gözde soru türlerindendir. Sorunun amacı, sorunun yöneltildiği kişinin bir duvara toslamasını sağlamaktır.

Olumsuz Sorular::
Bu soruya saldırgan sorular adını vermek daha doğru olur. Soruluş amacı size haddinizi bildirmektir. Olumsuz sorular sizi, kendinizi savunmaya ve böylece daha sert saldırılara kurban kılmaya itmek amacıyla sorulan sorulardır.

Yankı Sorular::
Bu soru türü polislerin gözdesidir. Bu tür sorular sorarak zanlının anlattığı öykünün daha derinlerine inebilir. Uygulaması şöyledir: Sorguyu yapan kişi, zanlının cümlelerini soru cümlelerine dönüştürür; bu da zanlının söylediği şeyi yeniden gözden geçirip konuyu derinleştirmesini sağlar. Bu değişik türdeki soruları en iyi şekilde nasıl cevaplayabileceğimizi öğrenmeden önce, bence sorgulanırken davranışlarınızda dikkat etmeniz gereken noktalara bir göz atalım.

YALAN BELİRTİLER

Birden hazırlıksız olarak aniden bir soru-cevap durumunun içine sokulduğunuzda heyecanlı olmanız çok doğaldır. Bu gibi zamanlarda ağızdan çıkan sözler başkadır, beden dilimizin anlattığı şey başkadır – ve böylece her şey berbat olur. Bu gibi durumlarda, beyninizle bedeninizin birbiriyle uyum içinde olup olmadığına dikkat etmelisiniz.

ALTI HAYATİ DAVRANIŞ KURALI

1. Her zaman direkt olarak soruyu soran kişiye bakın. Sık sık göz temasında bulunun ama onun gözlerini kaçırmasına neden olacak kadar ısrarla değil. Bir an için başka bir yere bakmanız gerekirse, başınızı çevirerek bakın, sadece gözlerinizi oynatmayın. Gözlerinizi fazla oynatmak size hilekar bir hava verir.

2. Konuşulan konuyu zekice bir ilgi ve merak ifadesiyle dinleyin. Arada sırada başınızı sallarsanız durumun sizin kontrolünüz altında olduğu izlenimini verirsiniz. Aynı şekilde, bu hareketiniz, genellikle soruyu soran kişinin düşünce zincirinin ucunu kaybetmesine ve daha az tartışmalı bir soru sormasına neden olur.

3. Soruyu dikkatle dinleyin; sorunun ardındaki gizli anlamı çıkarmaya çalışın.

4. Soruyu dinlerken, sorunun ardındaki anlamı yargılamakta aceleci davranmayın ve soru bitmeden cevabı hazırlamayın

5. Soruyu anladınız ama bir cevap oluşturmak için zamana ihtiyacınız var; o zaman soruyu ya tekrarlayın ya da daha da iyisi başka sözcüklerle yineleyin.

6. Size en masum gelen soru genelde arkasında gizli bir anlam içerir. Sorunun arkasındaki gizli anlamı ortaya çıkarmak için çok kısa bir yanıt verin ve ardından “neden sormuştunuz?” gibi soruyla karşı saldırıya geçin Bu yöntem amacın ortaya çıkmasını sağlamakta çok etkilidir ve sizin daha ayrıntılı cevap vermenizi ya da soruna daha iyi bir çözüm bulmanızı sağlar.

BAŞARAMAMA KORKUSU

Bazen en zeki ve en hızlı düşünene insanlar bile istedikleri kadar başarılı olamazlar. Bu kaçınılmazdır. Çenenizi ne kadar çok ortaya çıkarırsanız, insanlara buna bir yumruk atmaları için o kadar çok olanak tanımış olursunuz. Başarısızlık sendeleyip düşmek değil, sendeleyip düşmek ve düştüğün yerde kalmaktır.

İNANDIRICI KONUŞUN

“Sorular zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığın”
Geçen bölümde sekiz soru kategorisini belirledik ve bunların birbirinden farklı olan yönlerini kabaca tanımladık. Şimdi ise bu soru türlerine tam olarak nasıl cevap vermemiz gerektiğini inceleyeceğiz. Şunu bilmelisiniz ki insanlar size bir soru sorduklarında, bunu aşağıdaki üç amaçtan biri ile yaparlar.

1-Şu anda bilmedikleri bir şeyi öğrenmek istiyorlardır.

2-Zaten bildikleri bir şeyi doğrulamak istiyorlardır.

3-Sizinle ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorlardır.

Söz gelimi dışa dönük insanlar, sadece sorulan sorunun cevabını vermekle kalmaz, aynı zamanda bu soruyu çevreleyen konuları da açıklamaya girişir. Öte yandan içine kapanık insanlar verebileceği en az bilgiyi ileterek cevap verirler. Verdikleri cevap kelimesi kelimesine doğru olabilir ama en ufak bir canlılık ya da parıltı içermez.

Mükemmel Cevap Nelerden Oluşur::

1-Sorulan soruyu cevaplayan az ve öz bir giriş açıklaması

2-İlk yorumunuzu güçlendiren destekleyici bir açıklama. Söz gelimi çok tanınan bir otoritenin bir sözü ya da düşüncesi.

Amacı Gizli Sorular::
İşveren: Bu göreve atandığınız taktirde, firmamızın en büyük bölümünden sorumlu olacağınızın ve en yüksek dördüncü maaşı alacağınızın farkında mısınız? Sorunun amacı, hevesinizi ölçmek değil. Sizi yönlendiren şey güç mü, para mı yoksa her ikisi mi, bunu anlamaktır. Şirketler türlü türlüdür; elbette işe aldıkları personelde aradıkları farklı farklıdır. Bu yüzden sorulan soruya cevap bütün ilgili konulara değinmekle beraber, karşınızdakinin kusurlarını yatıştıracak şekilde olmalıdır. Belki de cevabınız aşağıdaki gibi olmalıdır.

Cevap: Bu cevapla soru sorulan kişi, ilk olarak iş hayatındaki gelişmeleri kendisini doğal olarak büyük bölüm yöneticiliğine getirdiğini, ikinci olarak da hak ettiği maaşı aldığını belirtmiş oluyor.

Çok Unsurlu Sorular::
Bu tür sorulara cevap vermenin zorluğu sorunun bütün unsurlarını hatırlamak zorunda oluşunuzdur. Hatırlayamazsanız, size yöneltilen suçlamaları kabul etmiş olursunuz.

Varsayıma Dayanan Sorular::
Bu soru türü televizyon ve radyo haber programcılarının en sevdiği soru türüdür. Sorunun amacı, soru sorulan kişinin o anki görüş açısının dışına çıkartmaktır: Soru sorulan kişinin bazı varsayımlarda bulunması sağlanır, böylece ileri bir tarihte bu sözler onun yüzüne çarpılabilir. Varsayıma dayalı sorulara cevap verirken dikkat edilecek nokta, daha önce söylediklerimizi tekrarlamak ya da başka sözcüklerle yinelemektir.

Sonuca Bağlanmamış Sorular::
Daha önceki bölümde anlattığımız üzere, sonu açık soruların içinde her zaman şu sözcükler bulunur. Kim, Ne, Ne Zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bu sözcüklerin herhangi birisinin daha önceki senaryomuzda kullanacak olursak, çok daha bilgilendirici, daha az duygusal cevapların verildiğini görebiliriz.

Olumsuz Sorular::
Duygusal davranan halkın gözünde bu davranış hemen hemen affedilmezdir. Olumsuz bir soruya aşırı tepki vermek sizi asla başarıya götürmez. Seyrettiğiniz onca TV haber programını ve bu programlarda kendilerini kaybedip aşırı tepki gösteren insanları düşünün. Sanki delirmiş gibidirler ve asla sakinleşmeyeceğe benzerler. O zaman onlara anlayış göstermiş miydiniz? Sanmam. Terslik ve abartılı kırgınlık gösterileri, insanoğlunun en kötü huylarıdır.

SORU TEK YÖNLÜ BİR ANLAŞMADIR

Bir soruyu cevaplamaya gönüllü olduğunuz zaman bir anlaşma imzalamış olursunuz. Üstelik bu anlaşmadan geri dönmenin yolu yoktur. Bir şeyler söylemeden önce zihninizden geçirmeniz gereken dört ilkeyi bu bölüme eklemek istiyorum:
1. Sorulan soruyu dikkatlice dinleyin. Silahınızı asla erken çekmeyin ve sorulduğunu sandığınız soruya cevap vermek için araya girmeyin.
2. Rahatlayın.
3. Düşüncelerinizi düzenleyin ve soru ilerlerken cevabı Düşünmeye başlayın.
4. Ağzınızı açmadan önce beyninizi çalıştırın.

DAHA İYİ BİR KONUŞMACI OLUN

“Ses ikinci yüzdür.”
Mutlu olduğunuz zaman mutluluğunuz sesinize yansır. Coşkulu olduğunuzu anlamak için insanların yüzünü görmelerine gerek yoktur. Bu, telefon aracılığıyla satış yapan satıcılar tarafından açıklanmıştır. “Konuşurken gülümseyerek sesinize bir gülümseme katın.” derler. Bu yöntem çok işe yarar.
Akıcı Konuşmak:
Belirli bir konuyu şöyle böyle bilmek, sizi bu konuda itiraz kabul etmez bir şekilde uzun uzun konuşmaktan alıkoymamalı. Yani, bu konuda bilgisiz olmak, sizi bu konuda düşüncenizi açıklamaktan alıkoymamalı. Bu, sadece ve sadece akıcı konuşabiliyorsanız geçerlidir.
Alışılagelmiş cevap kalıplarının dışına çıkarak kazançlı çıktınız. Basit bir “evet” ya da “hayır” la cevap verme dürtüsü, üretici düşünceyi ve üretici konuşmayı öldüren etkin bir silahtır.

Bir Dakikalık Konuşma Oyunu
Bir dakikalık konuşma oyunu yalnız kaldığınız zamanlarda yapılabilecek bir alıştırmadır. Tek yapmanız gereken şey, belirli bir konu üzerinde planlı bir şekilde konuşmaktır. her gün doğaçlama yapmalısınız, ta ki bir gün düşüncelerinizde ve konuşmalarınızda akıcılık ikinci doğanız olana kadar. Alışkın olduğunuz konularda konuşmanızı istemek anlamsız olur. fazla çaba göstermeden, bilinçli Düşünmeyi gerektirmeden üzerinde konuşabileceğiniz konuları konuşmanın gereği yoktur. Bu yüzden alışkın olmadığımız konularda alıştırma yapmalıyız.

KENDİ KEDİNİZE KONUŞMAK AKICI KONUŞMAYI SAŞLAMANIZA YARDIMCI OLACAKTIR
Bu sadece bir başlangıçtır. Bir dakikalık konuşma alıştırmalarına bir kez ustalaştınız mı, üç dakikalık ve beş dakikalık konuşmalara başlayabileceğinizi öğrenmek eminim önemlidir. Önce konuyu seçin. Konunuz, bir dakika konuşma konularından biraz daha zengin olmalıdır. Konunuzu biraz daha etraflıca düşünün. Sonra bir zarfın arkasına “beş” i hatırlatıcı not olarak yazın. Alıştırmalara devam ettikçe sözcük bilginiz ve cümle kurma yeteneğiniz büyük gelişme kaydedecektir, özellikle mesleği topluluk önünde konuşmak olan insanları dinler, sözlük ve kavramlar dizini kullanırsanız. Bence bütün mesele, kendinize olan güveninizi geliştirmektir. Kendinize güven duyma, artık asla kendinizi savunmanızı gerektirecek bir konuma düşmeyeceğinizi bilmekten kaynaklanır.

YARATICI DÜŞÜNCELER, İLHAMLI BİR ŞEKİLDE KONUŞMANIZI SAŞLAR

Ayaküstü düşünen biri olmak istiyorsanız, sözcüklere, onları şöyle bir tanımaktan daha yakın olmanızı öneririm. Düşüncelerimizi sadece ve sadece sözcüklerle ifade edebiliriz; bu sözcükleri ne kadar iyi ifade edebilirsek, o kadar üretici oluruz. Ne de olsa, insanları hayvanlardan ayıran şey üreticiliktir. İnsanlar sırf mevki için resim yapar, yazı yazar, rol yapar ve heykel yaparlar, çünkü çok az insan yaşamlarını bu yolla kazanır. Aslına bakarsanız, insanlar sadece zevk almak ve zaman geçirmekten çok daha önemli nedenlerle bu gibi üretici işlerle uğraşırlar; bunu kişisel doyum, egonun o sıcak parıltısı ve dostlarından aldıkları onay için yaparlar.

Kendinize şu soruları sormalısınız. Eğer insanlar benim ayaküstü düşünen bir insan olmamı bekliyorlarsa onlara istediklerini verebiliyor muyum? Benden böyle bir şey beklemiyorlarsa neden beklemiyorlar.

Konuşurken üretici olmak, upuzun sözcükler, zor anlaşılır biçime sokulmuş gülünç cümleler kullanmak değildir. Konuşurken üretici olmak, sıradan, gündelik sözcükleri öyle bir şekilde kullanmaktır ki, dinleyici bu sözlerin ilk kez kullanıldığını düşünür.

HEYECANLANDIRICI SÖZCÜKLER KULLANIN

Basit sözcüklerin gücünü elde edin. Dinleyiciye bir yarar sağlayacağı imajını taşıyan sözcükler kullanarak dinleyicinin duygularına seslenin.-Eğer bu sözcük o kişinin egosunu okşuyorsa, çok daha iyi olur- “Seni seviyorum” Hiç kuşkusuz dilimizdeki en güçlü sözcüktür. “Her yönden haklısın” cümlesi de bunu çok yakından izlemektedir. Eğer söylemeye değecek bir şeyiniz varsa bunu ağzınızda gevelemeden söyleyin. Ancak ağzınızdan çıkan sözler iyi sözcükler, heyecanlandırıcı sözler, güçlü sözler olmalıdır. Normal bir sohbet sırasında, pek çoğumuz konuşmamızı hiç bir amaca hizmet etmeyen bir çok sözcük ve terimlerle doldururuz. Bu boş sözcükler anlatımımızı süsleyen ve şişiren sözcüklerden başka bir şey değildir. Eğer bu sözcükleri sık sık kullanmaya başlarsanız, dinleyicilerinizi rahatsız edebilirsiniz.

Basmakalıp sözcükler genelde anlatımımızı güçlendirmek için kullanılır, ama konuşmayı sadece süslemek amacıyla kullanılan bu sözcükler sözlerimizin etkisini azaltır, dinleyenlerin aklını karıştırır ve onları sinirlendirir. Uygun sözcüklerin kullanılması, bir konuşmada önemli bir rol oynar. Ancak duraklamalar da aynı şekilde önemlidir.

Üçlü Kural::
Tek başına kullanıldığında bir anlam ifade eden ancak üç kez tekrarlandığında birlikte kullanıldığı sözcüklerin değerini kat kat artıran ve güçlendiren sözcüklerin kullanılması, üçlü kural oluşturur. Üçlü kuralı şu şekilde işler.
Bu, ülke için iyi olacak
Halk için iyi olacak
Ve bireyler için iyi olacak
Etken cümleler kurma alışkanlığını edinmek için, kime ya da hangi kuruluşa hitap ediyorsanız, söze onun adını kullanarak başlayın.

Açılış ve Kapanış Manevraları::
Araştırmalar gösteriyor ki, sıradan bir televizyon seyircisinin dikkat süresi üç dakikadır. İnsanların programların başını ve sonunu hatırladıkları bilinen bir gerçektir. (Aradaki süre içinde geçenler çabuk unutulur) Bunu bildiğimize göre bir dinleyici kitlesi karşısında sözlerimizin, dinleyicinin bilmesi gereken her şeyi içermesi gerektiğini de anlayabilirsiniz.

Müvekkillerinin yaşamı sözlerindeki dengeye bağlı olan savunma avukatları, önemli mesajları konuşmalarının başına ve sonuna yerleştirmeyi bilecek şekilde eğitilmişlerdir.

Konuşurken Eğlenmelisiniz
Geniş bilgiye sahip olabilirsiniz, önemli olan bu bilginizi iletme biçiminizdir. Alanınızdaki en iyi kişilerden biri olabilirsiniz. Çok güzel. Ancak eğer yaptığınız işi bir inandırma misyonu olarak görmüyorsanız, eğer yeterince tutkulu değilseniz, eğer ne kadar hevesli olduğunuzu açığa vuramıyorsanız, o zaman fikirleriniz hakettiği başarıyı elde edemez.

İÇİNDE HEVES BARINDIRMAYAN SÖZCÜKLER, ÇAN DİLİ OLMAYAN BİR ZİL KADAR DİLSİZDİRLER

Hepimiz gibi seyircilerin de sevilmekten hoşlandığı bilinen bir gerçektir. Öyle konuşmacılar vardır ki, seyircilerini hoşgörüyle demeyelim de, kibirli bir şekilde davranırlar. Sonradan neden öteki konuşmacılar kadar başarılı olmadıklarını kara kara düşünürler. Bu tür konuşmacılar insanlara haddini bildirir gibi konuşurlar; bunları daha önce de defalarca yaptıklarını belli ederler ve kendi düşüncelerine karşı çıkacak hiç bir söze hak tanımazlar.
Seyircinize, konuşmanızdaki her cümleyi ilk defa söylüyormuş izlenimini verin.

Seyircinizi Tanımak::
Dinleyicinizi tanıdığınız durumlarda kimin sizi desteklediğini kimin desteklemediğini bilirsiniz. Koşullar ne olursa olsun, konuşmanız sırasında düşüncelerinizi destekleyen kişilerle sık sık göz temasında bulunun. İsteksizleri ikna etmeyi, konuşmanız sonrasında bu kişilere bakın. Sizi sevmeyen bir insanı asla konuşmanızda hedeflemeyin, bu şekilde onları yanınıza çekmeyi ummayın; onların sözlerinize gösterdiği tepki şaşırmanıza yol açabilir, üstelik iyi seyircileri de ihmal etmiş gibi görünürsünüz.
Konuşmanız sırasında, fikirlerinizi destekleyen kişileri fark etmeniz zor olmayacaktır. Bu kişiler, siz düşüncelerinizi açıklarken başlarını sallayacak, kavuşturulmuş kollarını kucaklarına indireceklerdir ve arada sırada yüzlerinden bir gülümseme geçecektir. Bu kişileri saptadınız mı onların üzerinde durun. Onlarla sık sık göz göze gelin. Arada Sırada direkt olarak onlara yönelik sözler söylemeyi ihmal etmeyin, bunu yaparken de gülümseyin.

Soruları Cevaplamak::
Zor bir soruyla karşılaştığınızda yapılacak şey soruyu çevirip seyirciye sormak. “Bu çok hileli bir soru. Bakalım bu salonda cevabı bilen biri daha var mı?” deyin. Biri daha var mı diyerek hem cevabı bildiğinizi belli edecek hem de dinleyiciniz üzerinde kötü bir izlenim oluşturmamış olacaktır. Doğru dürüst cevap oluşturmak için yeterli zamanı kazanmış olacaksınız.
Hiç bir koşulda – tekrarlıyorum – hiç bir koşulda seyirciler arasında birini seçip ona direkt bir soru sormayın.

Soru Sorulmasını Sağlama::
Genellikle insanlar soru sormaya korkarlar. Daha ender olarak her türlü soruyu konuşmanız sırasında cevaplamış olabilirsiniz. İşte söylemeniz gereken şey şu: “Bana sıkı sık sorulan bir soru da…” Sonra bir iki dakika gevezelik edip, insanların soru soracak kadar rahatlamış olmalarını umabilirsiniz.

Peki topluluğa bir konuşma yaparken, çıkıp münasebetsiz sorular soranları nasıl halledeceksiniz? Genelde, böyle münasebetsiz kişiler konuyu sizden daha iyi bildiklerine inanırlar. Durumun bu olduğundan kuşkulanıyorsanız, kibarca bu küçük şeytanı sahneye davet edip konuşmasını istemektir. Normal koşullarda, bu, o kişiyi susturacaktır.

Ne Söyleyeceğinizi İyi Bilin::
İnsanların koltuklarında doğrulup dikkatlerini size yöneltmelerini sağlamayın uman biri konusunu öyle iyi bilmelidir ki, konuşmasını uykusunda bile tekrarlayabilmelidir. Satıcı, ürününü en küçük vidasına ve civatasına kadar tanımalıdır. Pazarlama müdürü, hedeflediği dinleyicinin gereksinimlerini ve karakterini öyle iyi tanımalıdır ki, hepsini teker teker isimleriyle çağırabilmelidir.

Konuşma metni çok iyi çalışılmış olmalıdır. Öyle ki aralarda açıklamalardan sonra kaldığı yeri unutmamalıdır. Konuşmasını da çok iyi sona erdirmesi gerekir. bunu da şöyle sağlayabilirsiniz. Onları sizden daha fazlasını isterken bırakın. Çünkü kapanış açılış kadar hatta daha da önemlidir. Büyük bir olasılıkla kapanış hatırlanacaktır.

KAPANIŞ

1. Alışılagelmiş Yöntem: Özet: Ana fikirlerinizi özetleyin. Araya (Şimdiye kadar kasten sakladığınız) bir iki tane ağız sulandıran kanıt sıkıştırın ve dinleyicinizi kutlayan bir cümle söyleyin.

2. Cevabı Bilinen Bir Soru Sormak: Konuşmanızı bitirirken konuşmanızın ana hatlarından birini tekrarlayın, sonra öyle bir soru sorun ki, sadece tek bir cevabı olsun.

3. Zekice Bir Vecize Eklemek: Belli bir alanda şirketinizin işleyiş şeklini tümüyle değiştirecek bir öneriyi patronunuza götürdünüz. Patronunuz biraz kararsız. öyleyse duruma uygun bir vecize uydurun. “Kıyıyı uzun süre görmemeyi göze almazsanız yeni kıtalar keşfedemezsiniz.”

4. Dinleyicinin Egosunu Okşamak: Çetin bir müşteriye malınızı satmaya çabalıyorsunuz. “Ben bu ürünün niteliklerine güveniyorum, Bay… Eğer öyle olmasaydı, şu an burada olmazdım. Siz de benim saygı duyduğum bir kişi olduğunuz için sizin bu üründen yararlanmayacağınızı Düşünmeseydim, zamanınızı almazdım”.

Sahne Korkusu::
Guinnes Rekorlar Kitabı bize topluluk önünde konuşmak ile ilgili şaşırtıcı bir gerçeği gösteriyor. Kitaba göre insanların bir numaralı korkusunun temelinde, bir grup insanın önünde konuşma yapmaktan korkmak yatıyor. Bu korku, su korkusundan, ateş korkusundan bile çok daha büyük.
Olumlu Düşünün:
Asla başarısız olacağınızı Düşünmeyin. Böyle yaparsanız başarısız olacağınız pek açıktır.

Nefes Alın::
Belki bu sizi şaşırtacak, ama nefes alıp vermek varlığımızın dayanak noktasıdır. İçinize ne kadar çok hava çekerseniz kanınızda dolaşan oksijen miktarı o kadar artar ve beyniniz o kadar beslenir. Oksijen vücudun rahatlamasını sağlayan etmenlerden bir tanesidir.

Doğal Gerilim::
Ayakta dik durun. Ayak parmaklarınızı olabildiğince sıkın ve beşe kadar sayın ve gevşeyin. Şimdi ayak parmaklarınızı, baldır kaslarınızı sıkın ve yine beşe kadar sayın ve gevşeyin. Bunu yapmak biraz zaman alır ama bittiğinde sanki kafanızı bir duvara çarpmış gibi olursunuz. Bittiğinde kendinizi harika hissedeceksiniz.
Konuşma Yapacağınız Yeri Kontrol Edin:
Eğer yapabiliyorsanız, sahneyi önceden bir görün, bir gün önceden pencerelere perde, fazladan ışık ya da mikrofon kurulmasını isteyin.

Hazırlıklı Olun:
Metninizi biliyorsunuz. Gündemle ilgili her şeyi biliyorsunuz.

Ken KOOPER

Alkolün insana verdiği zararlar. Alkol Nedir?

Alkol Nedir?
Alkol, kimyadaki adı ile etil alkol, renksiz, yanıoı, berrak bir sıvıdır. Pis bir kokusu ve tadı vardır. Şeker kamışından, tohıl ya da nişastalı maddelerin mayalandırılması ile imbikten çekilerek elde edilir veya yapay olarak hazırlanabilir. Rakı, viski, oin, rom, bira ve konyak en çok kullanılan alkollü içkilerdir. Ufak dozlardaki alkol, içki olarak ğında, insanı sakinleştirir, öfari iyilik duygusu ve neşe yaratır. deki kan damarlarını açar ve la akan ılık kanı deri yüzeyine rır. Böyleee bu olay sonunda kan serinler ve vüeut ısısı düşer, ha fazla miktarda alındığında nir sistemini yorar ve davranıştan eden beyin ,korteksi üzerinde uyuşturucu bir etki (inhibisyon) yaratır. Eğer tir içki içtikten sonra açılıyor, normalde» ha serbest konuşuyor ve hareket sa, bu genellikle bağlı olduğu kıstttopa kilerin kalkmış olmasındandır.

Alkol vüoutta yakılır fakat çok az bir sin değeri vardır. Vücudun alkol için bir mekanizması yoktur. Fazla da alkol mideyi tahriş eder ve gastrite yol açabilir. Sürekli olarak içki içmek karaciğeri, böbrekleri ve vûcat-taki diğer organları da olumsuz etkileyebilir.

Fazla ve uzun süre alkol alanlarda a *oe karşı bir direnç meydana geldiğinden, cy~ nı sarhoşluk duygusunu elde etmek iç» daha fazla içmek gereksinimi duyufcar Böylece alışkanlık veyc tolerans denilen durum meydana gelir. Alkol, merkezî sinir sistemi üzerinde çöküntüye neden olduğundan bütün bir sistem dengesini kaybeder. Kasların ve sinirlerin koordinasyonu bozulur, dil peltekleşir, yürüyüş ve denoe duygusu uyumsuzlaşır, muhakeme yeteneğini sinir sistemi yıpranır ve zamanla gelişen kişilik bölünmesi ortaya çıkar.

Eğer alkolizm devam ederse, hayal görmeler, yani halüsinasyonlar başlar. Kişi genellikle, zaman ve çevre duygularını kaybettiği korkunç hayaller içinde çırpı-nır. Bu hezeyanlar sırasında, birçok alkolik, gördükleri hayallerden kurtulmak için kendilerini tehlikeli şekilde yaralamışlardır. Bu durum üç ile yedi gün süresince devam eder ve tedaviyi gerektirir. Daha sonra, alkolik genellikle eski haline döner. Eğer hastaneye kaldırılmaz ve tedcvi edilmezse, kriz ölümle sonuçlanabilir.
İyileştirilmeyi isteyen alkolik, hastane tedavisi görmelidir. Fiziksel etkenler, s-kc-lizmin önemli bir kısmını oluşturur ve bu durumlarda psikolojik olduğu kadar t;oo tedavi de uygulanır. İç salgı bezler hormonların, metabolizmanın ve rejimlerinin alkolizm üzerindeki etkileri araştırılmaktadır.

Trankilizan dediğimiz sakinleştirici rece* da yararlı olur. Antabus adı verilen cc kimi zaman alkoliği içkiye şartlamak için kullanılır. İyileşmenin ilk aşamalarından sonra, alkolik, psikiyatrik tedaviye cevap verebilir. Alkolizm kurbanlarının bir arada oturup konuştukları grup tedavisiyle yararlı sonuçlara ulaşılmıştır.

Ülkemizde alkolizm ile savaşan kurum Yeşilay’dır, ABD’de ise alkoliklere yardan etmek amacıyla ortaya çıkmış kuruluştorın en tanınmışı, alkolizmi yenmiş ve diğer insanların da aynı şeyi yapabilmelerini amaçlayan bir grup kadın ve erkekten oluşan Alkolikler Birliği’dir. Bu kuruluştaki kişilerin kendi deneylerinden elde ettikleriyle, alkoliklere gösterdikleri anlayış ve karşılıklı yardım çabası alkolizmin tedavisinde etkin.

Alkolün insana verdiği zararlar
Alkol kullanımının bilinen zararları şöyledir:Beyin ve sinir hücrelerinin zarlarını zehirler veya uyuşturarak kullanılmaz hale getirir. Aşırı alkol geçici hafıza kaybına neden olur Alkol göze giden görme sinirlerinede tesir eder. Sulanma ve görme bozukluklarına neden olur. Netcede ameliyat kaçınılmaz olur. Körlüğe neden olabilir. Midenin iç yüzeyini kaplayan tabakayı tahriş eder ve buna bağlı olarak gastrit’e yol açar. Mide zarında yırtıkları oluşur. Mide ve yemek borusunda iç kanamalar meydana gelir. Kusma gözlemlenir. Kalp kasına zarar verir ve buna bağlı olarak kalp hastalıklarına yol açar. Kalp atışlarında düzensizlik meydana gelir. Kalp yetmezliğine neden olabilir. Erkeklerde sertleşme olmamasına neden olabilir. Kadınlarda ise adet bozukluğuna sebep olabilir. Anne karnındaki bebeğin gelişimini olumsuz etkiler. Damar kireçlenmesine yol açar. Terleme ve kanın akışını hızlandırır. Kanı sulandırır. Yaralanmalarda, yaralı bölgenin geç iyileşmesine neden olur. Tepki refleksleri azalır, beynin düşünme ve karar verme düzeni zayıflar. Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserlerine neden olur. Kanser riskini büyük oranda artırır. Alkol kullanımından bir gün sonra baş ağrısı ve ağız kuruluğu çok sık görülür. Sonradan utanacağınız, pişman olacağınız yada pişman olmaya bile vakit bulamamanıza yol açabilecek davranışlarda bulunmanıza yol açabilir.

Ağırlık ve Ölçü birimleri

AĞIRLIK VE ÖLÇÜ BİRİMLERİ

METRİK SİSTEM

ÖNEKİ SEMBOLÜ DEĞERİ ÖNEKİ SEMBOLÜ DEĞERİ

mega- M x 1,000,000 desi- d x 1/10
kilo- k x 1,000 santi- c x 1/100
heKto h x 100 mili- m x 1/1,000
deka- da x 10 mikro- u x 1/1,000,000

ÖLÇÜMLERİN TEMEL BİRİMLERİ
Uzunluk…..metre
Hacim ……litre
Ağırlık ……gram
Uluslar arası birim ….. International units (IU veya U)
Tam Kan ….1 ünite = 500 ml
Eritrosit…. 1 ünite = 250-400 ml

mEq .. (Miliekivalan=Miliequivalent): Ekivalantın binde biridir. Sıvı içindeki elektrolit (ilaçlarda etken madde) miktarını belirtir.
1 Eq .. (Equivalent=ekivalan): Bir mol Hidrojen iyonu ile reaksiyona giren herhangi bir maddenin “mg ya da mM”cinsinden miktarıdır.

UZUNLUK BİRİMLERİ

1 Işık Yılı = 9.46 X 10 Kilometre
1 Kilometre (km) = 1.000 Metre
1 Metre (m) = 100 Santimetre (cm)
1 Metre (m) = 1,000 Milimetre (mm)
1 Mikron () = 1.000 Milimikron
1 Milimikron (m) = 10 Angström (A)

HACİM BİRİMLERİ

1 megalitre = 1.000 kilolitre
1 kilolitre = 1.000 litre
1 litre (l) = 1.000 mililitre
1 mililitre (ml) = 1.000 mikrolitre(l)

AĞIRLIK BİRİMLERİ
1 ton = 1.000 kilogram
1 kilogram (kg) = 1.000 gram
1 gram (gm) = 1.000 miligram
1 miligram (mg)= 1.000 mikrogram

BİRİMLER ARASINDAKİ GENEL İLİŞKİLER

25°C deki 1 gram(1 gr) su = 1 mililitre (1 ml) = 1 santimetreküp (1 cm3)

BASINÇ BİRİMLERİ
1 mm Hg = 1 Torr
1 Atmosfer basıncı = 760 mm Hg.
1 Atmosfer basıncı = 14.696 lbs/sq (libre/square)

1 mm Hg = 13.6 mm H20 = 1.36 cm H20

Çevre Kirliliği

Çevre Kirliliği

Çevre kirliliği, karşılaşılan en büyük çevre sorunları arasındadır.

Unutmayalım! Henüz vakit geçmeden, çevre adına atılacak her adım, geleceğimizin garantisi olacaktır.

Gürültü Hayatı Çekilmez Hale Getiren Çok Önemli Bir Çevre Kirliliğidir.

Gelişmiş ülkelerde teknolojinin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkmış olan gürültü sorunu, günümüzün önemli çevre sorunlarından birisi olmasına karşın, ülkemizde az bilinen bir kirlilik türüdür. Gürültü insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz yönde etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengelerini bozabilen, iç performansını azaltan, çevrenin hoşluğunu ve sakinliğini yok ederek niteliğini değiştiren bir tür kirliliktir.

Yaşama kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle insan sağlığı üzerinde olumsuz etki yapan gürültü kirliliğini önleyebiliriz.

  • Düğün, sünnet, v.b. toplu merasimlerde, çevrede bulunabilecek yaşlı, hasta ve bebekleri düşünerek, aşırı gürültülü müzik çalmayalım ya da kapalı ve ses yalıtımlı mekanları seçelim.
  • İşyerlerindeki gürültünün dışarı taşımasını önleyecek ses yalıtımlarını yapalım, yapmayanları uyaralım.
  • Evlerimizde kullandığımız TV ve müzik aletlerinin sesini sadece kendi duyabileceğimiz kadar açalım.
  • Çevremizdeki insanları rahatsız edecek gereksiz gürültülerden kaçınalım.
  • Gereksiz yere korna çalmayalım.
  • Patlak egzozlarımızı hemen tamir ettirelim.
  • Evlerimizdeki bakım ve onarım işlerini uygun saatlerde yaptıralım.
  • Toplumun huzurunu bozacak davranışlardan kaçınalım ve insanca yaşamak için birbirimizin haklarına saygı gösterelim.
  • Bina içerisindeki ayak sesleri ve benzer gürültüleri önlemek için gerekli tedbirleri alalım.
  • Evlerde yapılacak kutlamalarda komşuları rahatsız edici gürültülerden kaçınalım.
  • Çevre Kanununun 14. maddesi kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh salığını bozacak şekilde "Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirlenen standartlar üzerinde gürültü çıkarılmasını yasaklanmıştır. u konu hakkındaki şikayetleri Valiliklere bildirebilirsiniz.
  • "İnsanların dinlenmeye ihtiyaç duyduğu tatil beldeleri ve piknik yerlerinde aşın gürültü yapmak, yüksek sesli müzik dinlemek bir kültür noksanlığı olduğu gibi, aynı zamanda sağlıksız bir davranıştır.
  • Gürültünün strese ve de bir çok hastalıklara sebep olduğunu unutmayalım.

 

Hava Kirliliği

Hava kirliliği insan sağlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle hava kirliliği konusunda daha duyarlı olmalıyız.

İşte konuya ilişkin bazı bilgiler:

  • Havanın % 78’i Azot; ama bizim için önemli olan havadaki OKSİJEN. Otomobilinizin kontağını çevirirken bile ateşleme için oksijen gerekli, oksijen kaybını önleyemeyiz ama oksijen yapımını sağlayabiliriz.
  • Hava kirliliği hava katmanlarında sera etkisine, bu ise iklim değişikliğine yol açar.
  • İnsan yapımı kloroflorokarbonlar ozon tabakasını inceltiyor, ozonun incelmesi, çevre ve insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapıyor.
  • Hava kirliliği ve küresel ısınmayı önlemek için pek çok şey yapabiliriz, ama öncelikle aşırı enerji kullanımından kaçınmalıyız.

 

Hepimizin üzerine hava kirliliği ile ilgili belli sorumluluklar düşmektedir.

Eğer sorumluluk duygusuyla "önce ben" diyerek işe başlarsak sorunun yarısını çok kısa sürede çözeriz.

"Yok başkaları yapsın" diyorsak kentlerden kaçarken "önce ben" demek zorunda kalabiliriz.

 

Su Bunalımı

Dünyamız "su bunalımı" ile karşı karşıya. Çünkü su kullanımı hızla artıyor (2000 yılında iki katını çıkacak) .Buna karşılık kullanabilir su kaynakları sınırlı.

Dünya nüfusunun %40’nı barındıran 80 ülke, şimdiden su sıkıntısı çekiyor.

Ülkemizde durum nasıl?

Tatlı su kaynaklanınız bol değil, ancak yetiyor.

Türkiye’nin yıllık yağış ortalaması 640mm Dünya ortalaması 1000 mm.

Göllerimizi, barajlarımızı, nehirlerimizi, yeraltı sularımızı ve denizlerimizi çöl iyi değerlendirmeli, temiz tutmalıyız. Arıtma tesislerini yaygınlaştırmalı, sulamalarınızı evsel ve endüstriyel atıklarla kirletmemeliyiz. Aşırı gübreleme, bilinçsiz kullanılan zirai mücadele ilaçları ve yoğun yapılaşma baskısından sakınmalıyız.

Suyun değerini bilelim, yokluğunu yaşamayalım.

  • İnsan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından olan su, sınırlı bir kaynaktır. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmesi ve tüketilmesine neden olmaktadır.
  • Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz.
  • Evimizdeki musluklara takacağımız "DÜŞÜK AKIŞ MUSLUK HAVALANDIRICISI" ile

    %50 oranında daha ekonomik su kullanımı mümkün olacaktır.

  • Arabamızı ya oto yıkama tesislerinde yıkatalım, yada hortum kullanmak yerine, kovaya su doldurarak kendimiz yıkayalım.
  • Tuvaletlerimizde gereğinden fazla su sarfiyatını önlemek için rezervuarlarımızdaki su seviyesini düşürebiliriz.
  • Bahçeleri günün erken saatlerinde, toprak ısınmadan sulayarak gereksiz yere suyun buharlaşmasını önleyelim.

Unutmayalım ki; gereksiz yere harcadığımız her damla su, nehirlerin kurumasını, balıkların tükenmesini, barajların boşalmasını hızlandıracaktır.

 

 

Erozyon

Toprak; yeryüzünün dışını kaplayan, kayaların ve organik maddelerin, tarla ayrışma ürünlerinin karışımından meydana gelen, içerisinde ve üzerinde geniş bir canlılar alemini barındıran ve belirli oranlarda su ve hava içeren bir maddedir.

Türkiye’nin en önemli çevre sorunu "EROZYON" Avrupa’dan 12, Afrika’dan 17 kat daha fazladır.

1 cm. kalınlıkta toprak ancak bir kaç yüzyılda oluşabilir. Ana madde, iklim, canlılar, topografya ve zaman gibi etmenlerle süre bazen binlerce yıla da uzayabilir. Bu olgu uğradığımız felaketin ne denli büyük olduğunu gösterir.

Toprak kaybını da etkin "Çevre Yönetimi"yle yavaşlatabiliriz. Ormanlarımızın, cayır ve meralarımızın, sulak alanlarımızın üzerine titreyerek… Topraklarımızı her türlü kirleticilerden koruyarak…

Türkiye’de ormanlar başta olmak üzere her çeşit bitki örtüsü giderek azalmaktadır.Ormanlarımızın devamlılığını tehlike sokan etkenler arasında; orman yangını, zararlı böcek ve hastalıklar bulunmaktadır.

Bunları önlemek için;

  • Orman yangınlarının olmaması için gerekli tedbirleri alalım.
  • Orman alanlarına yapılaşmayı engelleyelim.
  • Ormanlarımızda ağaç kesimi yapmayalım.

 

 

Bu makale okuogren.com yazarı FERO CREATION tarafından SADECE düzenlenmiştir. Makale yazarına teşekkür ederiz, kendisi bize ulaştığı takdirde ismini ekleyeceğiz.

Antibiyotiklerin Bakterilere Etkisi

ANTİBİYOTİKLERİN BAKTERİLERE ETKİSİ

Yaşadığımız yüzyılın özellikle ikinci yarısı yıllarından sonra, bakteri ve virüs genetiği, bunların morfolojik yapıları, kapsadıkları komplike protein, nükleoprotein ve diğer kimyasal bileşimleri, enzimleri saptanmıştır. Enfeksiyon etkenlerinin organizmada üreyip çoğalabilmeleri, patolojik yerleşimlerini oluşturabilmeleri için, gerekli olan yaşam kapsamlarının biri üzerinde etkili olabilecek antimikrobikler üzerindeki araştırmalar da yönünü bulmuş ve üretilen çeşitli antibiyotik ve kimyasal bileşimler, etki mekanizması ve kapsadıkları ana maddeler bakımından gruplara ayrılmıştır.

  1. Bakterinin hücre duvarının yok edilmesi bakterinin yaşmasına izin vermez. Yoğun etkili bir antibiyotik hücre duvarının yapımını tümüyle engelleyecek olursa, bakterinin üremesi durur ve sonucunda kapsamları dağılır. Hücre duvarındaki defektler de patojen etkiyi yok edecek biçimde ise, organizmanın doğal immun karşılığı , enfeksiyon etkenini nötralize eder, hücre erir ve fagosite edilir. Hücre duvarına etkileyen antibiyotiklerde gram negatif ve pozitif bakterilere karşı bazı değişiklikler vardır bu durum duvarlarının kapsadıkları çeşitli kimyasal bileşimlerle ilgilidir.

  2. Hücre zarı oluşumlarındaki bir defekt sonucunda pürin, pirimidin ve nükleotidler gibi yaşam ve oluşum maddeleri dağılır sitoplazma proteinleri hücre dışına çıkar. Bu durum bakterinin patojen etkisinin engellenmesine veya tümüyle yok olmasına neden olur. Bazı bakterilerle bazı mantarların hücre zarları, hayvansal hücre zarlarından daha duyarlıdır ve çabuk denatüre olur. Bu tipte etki yapan antibiyotikler enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde uygulanabilirler.

  3. Bakteri hücrelerinde ana yaşam maddesi olan protein sentezinin önlenmesi ile ,etken patojenliğini kaybeder. Antibiyotik etki hücre duvarı ve sitoplazma ile ilgili değildir. Bu grupta bulunan antibiyotiklerin sayısı fazlacadır. Bazı antibiyotikler bakterinin ribozom birimlerini ve aminoasitlerin oluşumunu engelleyerek peptit zincirlerinin düzenini bozar, bakteriostatik (bakterini üremesini engelleyen)etki yapar. Bazı antibiyotikler de RNA oluşumunda ribozomları etkiler, makrolid gurubu ile ribozomlara katılması gereken gerçek aminoasitlerin yerini alarak bakterinin patojen kapsamlı yapımını engeller. Bazı antibiyotikler ise ribozomların doğal oluşmasın önleyerek RNA sentezinin değişik bir yapıda gelişmesiyle RNA sentezi aşamasındaki bakterinin patojenliğini kaybetmesine neden olur.

  4. Nükleik asit yapımını etkileyen antibiyotikler DNA sentezini engeller. Örneğin bu grupta bulunan Antinomisin deoksiguanosinlere bağlanarak bakteri gelişim ve patojenliğine yararsız DNA’lar üretirler, ayrıca RNA sentezini de olumsuz yönden etkileyerek bakterilerin patojen niteliklerini giderirler.

 

 

 

Bu makale okuogren.com yazarı FERO CREATION tarafından SADECE düzenlenmiştir. Makale yazarına teşekkür ederiz, kendisi bize ulaştığı takdirde ismini ekleyeceğiz.

 

 

Bakterilerin Üremeleri – Yarar ve Zararları

BAKTERİLERİN ÜREMELERİ

a. Bölünerek Çoğalma

Bütün bakteri türlerinin esas üreme şekli bölünmedir. bölünme eşeysiz üreme biçimidir. Su, besin maddesi ve sıcaklığın uygun olduğu ortamlarda çok hızlı bölünürler. bu bölünmeler her 20 dakikada bir gerçekleşir. Böylece geometrik olarak artmaya başlarlar. ancak bu artış sürekli değildir. Çünkü zamanla ortam sıcaklığı artar, asitler ve CO2 birikir, besin maddeleri tükenir. Bunlar bakteriler için öldürücü doza ulaşınca geometrik artış bozulur. belli değerden sonra artış yerine azalma görülür. Böylece bakteri populasyonları da dengelenmiş olur.

Bakterilerin bölünmeleri mitoza benzer. Ancak çekirdek zarı ve belli bir kromozom sayısı olmadığı için tam bir mitoz değildir. Buna Amitoz Bölünme denir.

b. Sporlanma

Bazı bakteri türleri yaşadıkları ortam şartları bozulunca endospor oluşturarak kötü şartları geçirirler. Endosporlar, kalıtım materyalinin çok az bir sitoplazmayla beraber çevrilmiş halidir. Ortam şartları normale dönünce çeper çatlar, endospor gelişerek normal bakteriyi meydana getirir.

Endosporlarda metabolik faaliyetler minimum seviyededir.Bbu şekilde uzun yıllar yaşayabilirler.Olumsuz şartlar olan yüksek ısıdan, kuraklıktan, donmadan ve besinsizlikten etkilenmezler. 60 yıl canlı kalan bakteri sporları tespit edilmiştir. Normal bakteri hücrelerinin tamamı 100OC’de ölürken endosporlar ancak 120OC’de 15-20 dakika kalırsa ölürler. Soğuk ortamlarda da aynı oranda dayanıklıdırlar. Bazı türlerde bir bakteriden birden çok endospor meydana gelebilir.

c. Eşeyli Üreme (Konjugasyon)

Bakteriler bölünerek çok hızlı üremelerine, olumsuz şartları da endospor oluşturarak geçirmelerine rağmen, düzensiz de olsa eşeyli üremeyi gerçekleştirirler. Çünkü bu sayede kalıtsal çeşitliliklerini artarak değişen ortamlara uyum yapma imkanı bulurlar. Bu çeşitliliğe ise Kalıtsal Varyasyon denir.

Konjugasyon (kavuşma) esnasında DNA yapısı farklı iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici bir zardan köprü oluştururlar. Bu köprü aracılığı ile DNA parçalarını değiştirirler. Sonra ayrılarak bölünmelerine devam ederler. Dikkat edilirse çok hücreli canlılarda görülen eşeyli üremeden çok farklı bir eşeyli üreme oluşmaktadır. Bunlarda gamet oluşumu ve döllenme yoktur.

 

 

Bakterilerin Yarar ve Zararları

 

Bu canlılardan bazılar hastalıklara yol açmakla birlikte, çoğu türleri zararsızdır,hatta doğrudan insanın yararına sonuçlanan birçok biyokimyasal süreçte etkin biçimde rol alır. Özellikle biyosfer süreçlerindeki etkisi yadsınamayacak kadar önemli olan bakteriler olmaksızın toprak verimini koruyamaz ve bitkilerin yetişmesine, dolayısıyla bitkilerle besle-nen hayvanların yaşamının sürüp gitmesine yardımcı olamaz.

Kullanma sularına karışan kanalizasyon ve sanayi artıklarındaki bakteriler de su kirliliğinin başlıca sorumlusudur. Öte yandan ,su arıtma tesislerinde,özellikle lağım sularındaki organik maddeleri parçalamak için kullanılan bakteriler çevre kirliliğiyle savaşın etkili silahlarından biri olmuştur.Bu örnek bize gösteriyor ki,bakteriler zararlı oldukları gibi oldukça da yararlıdırlar.

 

Bazı bakteriler besinlere bulaşarak hızla çoğalabilir ve mide bozukluğunda ölüme kadar varabilen hafif yada ağır besin zehirlenmesine yol açabilir.Sulara bulaşmış bakterilerin su arıtma yöntemleriyle temizlenmesi gibi süte bulaşmış bakteriler de pastörizasyon yöntemiyle yok edilir.Sağlıklı bir ineğin sütünde doğal olarak daha az bakteri bulunmakla birlikte gene de steril değildir. Sağıldıktan sonraki aşamalarda önlem alınmadığı takdirde bakteriler bu elverişli ortama yerleşmekte geç kalmazlar.

Hastalık yapıcı bakterinin toksin salgıladığı olgular dışında,genellikle bakterilerin hastalık yapma gücünü artıran etkenlerin neler olduğu henüz tam olarak açıklanamamıştır.Toksin salgılayan bakterilerin en bilinen örneklerinden biri,insanın üst solunum yollarına yerleşerek doku yıkımına yol açan difteri basilidir.Dokulara yerleşen bakteriler genellikle konak canlının zararına yaşarsa da, hastalık yapıcı bakterilerin çoğu konağın ölümüne neden olmaz.

Çürükçül bakterilerin ölü organizmaları ve organik artıkları parçalaması ,çevrebilim açısından yaşamsal önem taşır.Böyle bir parçalama olmasaydı,canlıların varlığını sürdürebilmesi içim gerekli olan azot, karbon, fosfor gibi elementlerin doğadaki çevrimi de gerçekleşmezdi.

Çürükçül bakterilerin azot çevrimindeki katkısından başka,bazı bakteriler de atmosferdeki serbest azotu bağlayarak, bu elementi bitkilerin yararlanabileceği bileşiklere dönüştürür.

Bu azot bağlayıcı bakteri türlerinin çoğu baklagillerin köklerindeki yumrucuklarda yaşar.

Bazı bakterilerin konak canlı üzerindeki asalak yaşamı,karşılıklı yarar ilişkisine dayanır.Örneğin geviş getirenlerin midelerine yerleşen bakteriler selülozu parçalayarak inek koyun gibi tüm geviş getiren hayvanların otları sindirebilmesine yardımcı olur.İnsanda sindirim kanalının son bölümlerine yerleşen ve K vitamininin bireşimini sağlayan bazı yararlı bakterilerin konağıdır.

Ayrıca çeşitli sanayi dallarında ,özellikle de besin sanayisinde ayran,yoğurt,peynir, sirke,turşu gibi ürünlerin üretimindeki mayalanma süreçlerinde bakterilerden yararlanılır.

 

 

Bakteriler

BAKTERİLER

 

 

BOYUTLARI VE BULUNDUKLARI YERLER

 

Bakteriler mikron cinsinden ölçülür. Bakterilerin büyüklüğü normal bir ökaryot hücredeki mitokondri kadardır. Birçok türün genişliği 0.1 – 4.0 mikron, boyuysa 0.2 – 50 milkron arasında değişir. Bakteriler aşağı yukarı her yerde bulunur. En çok organik atıkların ve suyun bol bulunduğu yerlerde yaşarlar. Yaklaşık 2000 bakteri türü belirlenmiştir ve bunların birçoğu, bulundukları ortamdaki öbür mikroorganizmaları yokederler. Atmosferin oksijensiz en üst tabakasında, denizin 10 km. dibinde, donmuş toprakta, sıcak su kaynaklarındaki sınıflandırma.

 

19.yy’da biyolojinin gelişmesiyle, bakterilerin bitki de hayvan da olmadıkları ortaya konmuştur. Bakterilerin de gerçek bitkiler gibi sert hücre çeperleri vardır ; ama birçok bakteri türü hareket ederler ve enerjilerini, gelişmelerini organik besinlerden sağlarlar. (yalnızca birkaç bakteri türü fotosentezden yararlanır.) Eski iki evrenli sınıflandırma sisteminde bakteriler, bitkiler evrenine yerleştirilmişse de, günümüzde kullanılan beş evrenli sistemde bir hücreli prokaryotlar (bakteriler, kinobakteriler ya da mavi-yeşil su yosunları) Moneralar evrenine, bir hücreli ökaryotlar (protozoalar) ise Protistalar evrenine yerleştirilmiştir.

 

 

BİÇİMLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI

 

Biçimlerine göre 4 tip bakteri hücresi vardır:

 

Çubuk Şeklinde olanlar (Basiller) : ‘Kamçılılar’ adı verilen, hücrenin çevresini saran kirpiklerin ya da kamçıların yardımıyla hareket eden silindirimsi ya da çomak biçimli bakterilerdir.

 

Yuvarlak olanlar (Coccus) : Zincirler halinde gelişerek ‘streptokoklar’ oluşturan küre biçimli bakterilerdir.

 

 

 

Son yıllarda türleri genetik yapılarına göre düzenleyen bir sınıflandırma sistemi hazırlanmıştır. Bu sistemde , son derece farklılaşmış bir bakteri öbeği oluşturan Archaebacteria öbeği, RNA dizilimi temel tutularak, bakterilerin büyük bir çoğunluğunu kapsayan Eubacteria takımından ayrılmıştır.

 

GRAM BOYAMA SİSTEMİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI

 

Bakterilerin saptanmasında yaygın olarak kullanılan gram boyama yöntemi, 1884’te, Danimarkalı bakteribilim uzmanı Hans Christian Gram tarafından kusursuzlaştırılmıştır. Bu işlemde bakteriler, özel boyarmaddelerle ya da öbür kimyasal maddelerle boyanır. İşlemden geçirilen bakteriler iki gruba ayrılır ; koyu menekşe rengine dönen bakterilere ‘gram-pozitif bakteriler, kırmızıya dönüşenlere ise ‘gram-negatif bakterilerdenir. Hekimler, bakteri enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanacakları uygun antibiyotiği belirleyebilmek için, gram boyama yöntemine çok sık başvururlar. Gram-pozitif bakteriler daha çok penisiline, gram-negatif bakteriler ise daha çok streptomisin gibi öbür antibiyotiklere duyarlıdırlar. Bakterilerin boyama işleminde farklı renkler almalarının nedeni henüz tam anlamıyla aydınlatılmamışsa da, eldeki veriler, bu farklılığın bakteri hücre çeperinin yapısındaki özelliklerden

kaynaklandığını göstermektedir.

 

Aerob Bakteriler: Bazı bakteri grupları (Escherichia coi, zatürree ve yoğurt bakterisi gibi) ancak oksijenli ortamda yaşayabilir. Bunlarda mitokondri olmadığı için solunum hücre zarının iç kısmındaki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştirilir.Örnek:AzotBakterileri.

Geçici Aerob veya Geçici Anaerob Olanlar: Asıl solunumları oksijensiz olduğu halde kısa süre için aerob olanlara "Geçici Aerob" denir. Normal solunum şekli aerob olanlar ise havasız kalınca fermentasyona başvururlar.Bunlara"GeçiciAnaerob"denir.

BAKTERİLERİN ÜREMELERİ

Bölünerek Çoğalma: Bütün bakteri türlerinin esas üreme şekli bölünmedir. Bu bölünme eşeysiz üreme biçimidir. Su, besin maddesi ve sıcaklığın uygun olduğu ortamlarda çok hızlı bölünürler. Bu bölünmeler her 20 dakikada bir gerçekleşir. Bölünen bütün hücreler yaşasa, bir hücre 6 saat içinde

 

Bakterilerin bölünmeleri mitoza benzer. Ancak çekirdek zarı ve belli bir kromozom sayısı olmadığı için tam bir mitoz değildir. Buna Amitoz Bölünme denir.

 

 

Sporlanma: Bazı bakteri türleri yaşadıkları ortam şartları bozulunca endospor oluşturarak kötü şartları geçirirler. Endosporlar, kalıtım materyalinin çok az bir sitoplazmayla beraber çevrilmiş halidir. ortam şartları normale dönünce çeper çatlar, endospor gelişerek normal bakteriyi meydana getirir.

 

 

Eşeyli Üreme (Konjugasyon): Bakteriler bölünerek çok hızlı üremelerine, olumsuz şartları da endospor oluşturarak geçirmelerine rağmen, düzensiz de olsa eşeyli üremeyi gerçekleştirirler. Çünkü bu sayede kalıtsal çeşitliliklerini artarak değişen ortamlara uyum yapma imkanı bulurlar. Bu çeşitliliğe kalıtsal varyasyon denir.

 

 

Bakterilerde konjugasyonla üreme

 

Konjugasyon (kavuşma) esnasında DNA yapısı farklı iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici bir zardan köprü oluştururlar. Bu köprü aracılığı ile DNA parçalarını değiştirirler. Sonra ayrılarak bölünmelerine devam ederler. Dikkat edilirse çok hücreli canlılarda görülen eşeyli üremeden çok farklı bir eşeyli üreme oluşmaktadır. Bunlarda gamet oluşumu ve döllenme yoktur.

Bakteriler diğer canlılara göre daha kolay mutasyona uğrarlar. Mutasyon genellikle zararlı ve öldürücü olmakla beraber, bakterilerde bazen olumlu sonuçlar veren faydalı mutasyonlar oluşabilmektedir. Bugün bakteriler besin (kültür) ortamlarında yetiştirilerek incelenmektedir. En iyi geliştikleri kültür ortamı et suyudur.

 

BAKTERİLERİN YARARLARI

Bakteriler olmasa, hayvan dışkıları, hayvan leşleri, ölü bakteriler çürümez ve her yer büyük çöp yığınlarıyla dolup taşardı. Ayrıca bakteriler, toprağı çeşitli yollarla zenginleştirirler. Azot bağlayıcı bakteriler, atmosferdeki azot gazını kullanarak, bitkilerin büyümesi için gerekli azota dönüştürürler. Baklagillerin köklerinde Rhizobium cinsinden bakteriler içeren küçük yumrular bulunur ; bu bakteriler, azot bağlanmasına yardımcı olur ; siyanobakteriler ise, havadaki serbest azotun bağlanmasını sağlarlar.

 

Bakteriler sanayide peynir, yoğurt, ayran, sirke, lahana turşusu, vb. besinlerin üretilmesinde çok önemli rol oynarlar. Topraktan elde edilen bakterilerdense, streptomisin gibi antibiyotiklerin yapımında yararlanılır. Deri tabaklanırken, tütün işlenirken, organik atıklar lağım arıtma tesislerinde arıtılırken de bakterilerden yararlanılır. Sığırlar, keçiler ve koyunlar otla beslenir, ama bakteriler olmasa yedikleri otların sert lifli selülozlarını kolayca sindiremezlerdi.

 

 

 

ÖLÜMCÜL OLABİLİRLER

Sağlıksız koşullarda bekletilen besinler, bakteriler tarafından bozulabilir. Stafilakoklar, Streptokoklar ve Salmonellalar gibi besin bozucu bakteriler, zehirli toksinler üretirler. Bozulan besinin insanlar tarafından tüketilmesiyse ağır hastalıklara yol açar. Sağlıksız koşullarda işlenen konservelenmiş ve tütsülenmiş besinlerde üreyen Clostridium botulinumtürü bakteri, bir toksin üreterek, ‘botülizm’ adı verilen ve çoğunlukla ölümle sonuçlanan bir hastalığa neden olmaktadır.

 

 

BAKTERİLERİN YOK EDİLMESİ

Yukarıda sözü edilen kimyasal maddeler, insan bedeni için oldukça zehirli sayıldıklarından ağız yoluyla alınmamaları gerekir. Ama antibiyotikler, canlı organizmalar (genellikle bakteriler ve küflerden yararlanılır) tarafından üretilmelerine karşın, ağız yoluyla alındıklarında bakterileri öldürür ya da üremelerini engellerler; mikroplara karşı etkenlerse antibiyotiklerle aynı işlevi gören doğal ya da yapay kimyasal maddelerdir.

 

 

 

Bu makale okuogren.com yazarı FERO CREATION tarafından SADECE düzenlenmiştir. Makale yazarına teşekkür ederiz, kendisi bize ulaştığı takdirde ismini ekleyeceğiz.