Etiket arşivi: Eğitim

Tevhid-i Tedrisât Kanunu

Tevhid-i Tedrisât (Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi) Kanunu

Osmanlı Devleti’nde Selçuklulardan devralınan geleneksel eğitim sistemiyle, 18.y.y. sonlarından itibaren Avrupa’dan esinlenerek kurulan, Batılı sistemde eğitim veren yeni okulların yer aldığı bir eğitim sistemi mevcuttu. Müfredat programları ve kuruluş amaçları birbirinden farklı olan medreseler ile, Avrupa tipinde kurulmuş olan okullardan mezun olan insanlar,  birbirinden oldukça değişik, hatta zıt dünya görüşlerine sahip oluyorlardı.Devlete bağlı okullardan iki farklı tip insan yetişirken, azınlıkların, yabancı devletlerin ve misyonerlerin sayıları her gün artan okulları da durumu daha karmaşık hale getiriyordu. Bu karışıklık sonucu zamanla ortaya çıkan mektepli-medreseli ayrımı, aydınlar arsında bölünmelere yol açarken, toplumun ilerlemesine de engel oluşturuyordu.

M. Kemal daha Millî  Mücadele yıllarında yaptığı bir konuşmasında, mektepli-medreseli çekişmesinin sona erdirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yine O, 16 Temmuz 1921’de Ankara’da Maarif  Kongresini açarken yaptığı konuşmada, “millî kültürün önemi ve gerekliliğinden bahsederken, toplumun eğitim ve kültür konularındaki bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılması” hususuna dikkatleri çekmiştir. M. Kemal, 1 Mart 1922’de , T.B.M.M.’nin üçüncü toplanma yılını açış konuşmasında da yine bu konuya değinmiş ve eğitim ve öğretim alanında köklü yeniliklerin yapılması gereğinden bahsetmiştir.

M. Kemal bu denli önem verdiği eğitim konusunda, yapılacak yeniliklerin geciktirilmesinin, topluma büyük zarar vereceği endişesini taşımaktadır. Bu nedenle de O, bu konuda yapılacak olan işleri önceden plânlamıştır. Bu plân çerçevesinde zamanın Millî Eğitim Bakanı Vasıf Bey ve elli arkadaşı tarafından hazırlanan Tevhid-i Tedrisat (Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi) hakkında bir önerge, T.B.M.M.’ne sunulmuştur. Bu önerge 3 Mart 1924’de T.B.M.M. Genel Kurul’un da kabul edilerek, eğitim ve öğretim alanında birlik sağlanmıştır. Medreseleri kaldıran, bütün eğitim ve öğretim kurumlarını tek bir çatı altında toplayan ve eğitimimize millilik vasfı kazandıran bu kanun ile. Eğitimde yanlış uygulamalara ve batıl fikirlere yer verilmeyeceği de vurgulanmıştır.

Eğitim ve öğretim alanında bir başka değişiklik de 2 Mart 1926 tarihinde kabul edilen Maarif Teşkilâtı Hakkındaki Kanun ile gerçekleştirilmiştir. Bu kanunla laik eğitime uygun bir anlayışla, ilk ve orta öğretimin esasları belirlenerek,eğitim hizmetleri modern hale getirilmiş, yeni okulların açılabilmesi devletin iznine bağlı hale getirilmiştir.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1982 anayasasının, 174. maddesinde belirtilen, İnkılâp kanunlarının korunması   kapsamındadır.

Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılâplar

Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılâplar

Eğitim; bir insanın davranışında kendi yaşantısı yoluyla istediği değişmeyi meydana getirme sürecidir. Eğitim, genellikle örgün eğitim şeklinde algılanarak, okullarda yapılan öğretim faaliyetlerini ifade etmektedir. Bu anlamda devlet tarafından yürütülen bir hizmet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kültür; ise bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi değerlerin bütünüdür.Kültürel alanda zenginlik, milletin ve aynı zamanda devletin güçlülüğünün ifadesi olarak kabul edilmektedir.

Eğitim ve Kültür günümüzde iç içe geçmiş vaziyette toplumun bilgili, dinamik ve problemleri çözebilen bir yapıda olmasını sağlar. Her devlet kendi milletinin varoluş felsefesi doğrultusunda bir eğitim ve kültür politikası belirleyerek uygular. Bu çerçevede T.C. de yeni eğitim ve kültür politikaları benimseyerek, bunları uygulamak amacıyla eğitim ve kültür alanında bazı inkılâplar yapmıştır.

Türkiye’de Ekonomi

Türkiye’nin Ekonomisini Etkileyen

Coğrafi Etmenler

Türkiye’de Ekonomi

Bir bölgede ekonomi, doğal ortamın etkileri altında doğmuş ve gelişmiştir. Türkiye’de ekonominin gelişmesini etkileyen coğrafi etmenler şunlardır.


Coğrafi Konum

Türkiye enlemine bağlı olarak ılıman kuşakta yer alır. 4 mevsim belirgin olarak görülür. Bu durum tarımsal ürün çeşitliliğini artırıp, turizm faaliyetlerini çeşitlendirmiştir. Kıtalar arasındaki konuma bağlı olarak endüstrileşmiş Batı Avrupa ülkeleriyle petrol üreten Orta Doğu ülkeleri arasında en kısa kara, deniz ve  hava ulaşımı Türkiye üzerinden yapılır. Bu durum ticari faaliyetleri olumlu etkiler.


Yer şekilleri

Türkiye’nin ortalama yüksekliğinin fazla olması, yüzölçümünüm % 60’ını 750 m’nin üstündeki toprakların oluşturması, dağlık bir ülke olması nedeniyle, ekonomik faaliyetler genellikle olumsuz etkilenmiştir. Yüksek yerlerde tarımsal faaliyetlerin sınırlanıp, hayvancılık faaliyetlerinin ön plana çıkmasına yol açmıştır. Kıyılarında denizel iklimlerin görülmesi alçak kıyı ovalarında ürün çeşidini artırmış, ekonomiyi olumlu etkilemiştir. Yüksekliğin fazlalığı ve arazinin dağlık olması ulaşımı yer yer olumsuz etkilemiştir.


İklim

Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan Türkiye’de iklim koşullarının önemi fazladır. Tarımsal üretim büyük ölçüde yağışlara bağlıdır. Akdeniz ikliminin etkisiyle sıcak ve kurak geçen yaz mevsiminde tarım yapabilmek için sulamaya gereksinim vardır. Sulamanın yapılmadığı bölgelerde tarımsal üretim iklim koşullarına bağlı olarak değişir. Kışların ılık geçtiği kıyı kesimlerinde don olayları çok enderdir. Sıcaklığın çok düşük değerlere indiği iç ve doğu bölgelerde don olayları uzun sürer. Buna bağlı olarak tarımsal ürün çeşitliliği ve tarım yapabilme süresi kıyıdan iç kesimlere, batıdan doğuya doğru azalır. Kış ılıklığı isteyen ürünler ancak kıyılarda yetiştirilir.


Nüfus ve Yerleşme

Genç nüfus oranı fazla olan Türkiye’de hızlı kentleşmeye bağlı olarak kırsal nüfus oranı azalmakta, tarım topraklarının miras yoluyla parçalanıp küçülmesi, makineli tarımın yaygınlaşması ve ileri tarım tekniklerinin uygulanmaya  başlaması nedeniyle, artan nüfusun gereksinimini karşılayacak ölçüde tarımda verim artışları olmuştur. Genç nüfusun eğitim seviyesinin yükselmesi, tarım dışı sektörlerde çalışan nüfusun artmasına ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesine yol açmıştır.

Öğretmenleri bekleyen tehlike

60 bin öğretmen işsiz kalacak

TEKEL işçilerinin eylemi sırasında gündeme gelen ve sözleşmeli personel istihdamını düzenleyen kanunda muhtemel değişiklik öğretmenleri vuracak.

TEKEL işçilerinin eylemi sırasında gündeme gelen ve sözleşmeli personel istihdamını düzenleyen kanun maddesi 4/C’nin Danıştay tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşınması işsizler ordusuna yeni işsizlerin katılmasını sağlayacak.

KPSS’Sİ OLMAYAN YANDI

Anayasa Mahkemesi’nin hükmü iptal etmesi halinde 12 bin kişilik TEKEL işçilerinin yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan sözleşmeli ücretli 60 bin öğretmen ile çeşitli kamu kurumlarda sözleşmeli olarak çalışan 20 bin kişi işsiz kalacak. Bugün'ün haberine göre, sayıları 3.3 milyon bulan işsizler ordusuna 92 bin kişi daha eklenecek.

Sosyal güvenlik uzmanı Sadettin Orhan, 657 Sayılı Yasanın 4/C maddesinin sadece TEKEL işçilerini kapsamadığı uyarısında bulundu. Bu madde ile özelleştirmeden gelen işçilerin kamu kurumlarında istihdam imkanına kavuştuğunu hatırlatan Orhan, şunları söyledi: “Bu kapsama Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan sözleşmeli ücretli öğretmenler de giriyor. Yasa maddesi iptal edilirse TEKEL işçilerinin yanı sıra, öğretmenler de dahil tüm 4/C’li sözleşmeli personel ya 4/B yani sürekli sözleşmeli kapsamına geçecek ya da işsiz kalacak. 4/B kapsamına alınabilmesi için de KPSS puanı gerekiyor. KPSS puanı olmayan öğretmenler atanamayacağı için işsiz kalmaları gündeme gelecek.

Şubat ayında öğretmen ataması yok

Milli Eğitim Bakanlığı Yetkileri Öğretmen Atamaları ile ilgili Abbas Güçlü'nün sorularını cevapladılar.2010 şubat ataması ilgili sorulan soruya meb yetkilisin cevabı şubat atamasının olmayacağı şeklinde oldu .

Abbas Güçlü: Daha önceki yıllarda olduğu gibi Şubat ayında da atama yapılacak mı?
Meb Yetkilis: Maliye Bakanlığı ve MEB, tek atama dönemi için prensipte anlaştı. Bu da Ağustos'ta gerçekleşecek. Yani şubatta atama yok. Zaten verilmiş bir kadro da yok. Ama bu konuda son kararı Bakan Çubukçu verecek. Tabi eğer Maliye'yi ikna ederse.

Abbas Güçlü tarafından Meb yetkilerine sormuş olduğu tüm sorular..
SORU: 10 bin kadro için kaç kişi yarışıyor?

CEVAP: 15 bini sözleşmeli 35 bin öğretmen başvuruda bulundu.

SORU: Kuradan çıkan öğretmenler ne zaman göreve başlayacak? öğretmen atama

CEVAP: Yarından itibaren göreve başlayabilecekler.

SORU: Kadroya geçen sözleşmelilerin yerine öğretmen alınacak mı? Alınacaksa ne zaman alınacak?

CEVAP: Evet alınacak. Başvuruları da iki hafta içerisinde başlayacak. Muhtemelen Aralık sonunda, hangi branştan kaç öğretmen alınacağı belli olacak.

SORU: Sözleşmeli kadrolara yine aynı branşlardan mı öğretmen alınacak?

CEVAP: Hayır, farklı branşlardan da atama yapılabilecek. Buna iller karar verecek. Boşalan kadroları istedikleri gibi kullanabilecek. Bu yöndeki ihtiyaçlarını MEB'e bildirecek, onlar da sayıları açıklayacak.

SORU: Atandığı kadroyu beğenmeyip, sözleşmeli olarak kalanların gitmediği kadrolar ne olacak?

CEVAP: Her atama döneminde böylesi durumlar oluşuyor. Muhtemelen, Aralık sonunda o kadrolar için de başvuru alınacak.

SORU: Sözleşmeli öğretmenler de eş durumu ve diğer mazeret durumu tayinlerinden yararalanabilecek mi?

CEVAP: Evet bu konuda düzenleme yapılıyor. Onlar için de ihtiyaca yönelik olarak her ilde belli sayıda kadro ayrılacak. Mazerete dayalı yer değiştirme mümkün olabilecek. Ama sahte rapor ve sahte evlilikler çok ciddi bir şekilde araştırılacak.

SORU: Boşalan sözleşmeli kadrolar için aynı puanlar mı geçerli olacak?

CEVAP: Hayır puanlarda branşlara göre bir kaç puanlık düşüşler olabilir.

SORU: Hangi Puanda kaç kişi olduğu neden açıklanmıyor?

CEVAP: ÖSYM'den kaynaklanan teknik nedenlerle bu kayıt döneminde bu rakamlar açıklanmadı. Ama önümüzdeki süreçte yani sözleşmeli kadroların başvuruları sırasında bu istatistikler açıklanmaya çalışılacak

SORU.diyelim ki bir arkadaş 78 puan ile Hakkari’yi 20 tercihinin içinde yazdı bense 80 puanla Hakkari’yi tercihlerimde yazmadım ama 21.tercihi işaretledim Hakkari bana mı gelir yoksa diğer arkadaşa mı gelir?

CEVAP; Puanı yüksek olan öncelik tanınır tabi eğer daha önceki 20 tercihinden birisine girmediyse. 21. tercihte aynı tercihi yapan çok sayıda öğretmen varsa, bunlar içinde de öncelik yine puanı yüksek olanın

SORU: Askerlik zamanı gelenler erteleme yapabilecekler mi?

CEVAP: Askere gitmek isteyenlerin kadroları dondurularak onlar adına saklanabilecek

SORU: 2010'da toplam kaç öğretmen alınacak?

CEVAP: 40 ila 50 bin arası bir alım gerçekleşecek ve tek seferde yapılması planlanıyor...

CEVAP: Yeni başvuru ve yeni tercih listeleri alınacak

SORU: Yarınki atama döneminde kadroların dağılımı nasıl olacak?

CEVAP: 10 bin kadronun 8 bin 980'i ilk atama, 700'ü açıktan/kurumlararası yeniden atama, 300'ü açıktan/kurumlararası ilk atama, 20'si ise beden eğitimi alanına milli sporcu olarak sınavsız atanacaklar için ayrıldı.

SORU: Daha önceki yıllarda olduğu gibi Şubat ayında da atama yapılacak mı?

CEVAP; Maliye Bakanlığı ve MEB, tek atama dönemi için prensipte anlaştı. Bu da Ağustos'ta gerçekleşecek. Yani şubatta atama yok. Zaten verilmiş bir kadro da yok. Ama bu konuda son kararı Bakan Çubukçu verecek. Tabi eğer Maliye'yi ikna ederse.

Hocalar Uçuk olunca

HOCALAR UÇUK OLUNCA

HOCALAR UÇUK OLUNCA – 1 

Renkli kişiliğiyle ün yapmış bir felsefe hocası, yılın son sınavını yapmak üzere sınıfa girmiş.. Bütün öğrenciler çok heyecanlı, hepsi merakla soruları bekliyorlar, felsefe hocası sınıfa şöyle bir bakmış, derken sandalyesini kaptığı gibi kürsünün üzerine koymuş..


– İşte 100 puanlık tek soru demiş.. Bana bu sandalyenin var olmadığını ispat edin.  

Herkes bir girişmiş yazmaya efendim hızlı hızlı yazanlar harıl harıl düşünenler
derken, aralarından biri kâğıda tek bir cümle yazmış sonra kalkmış hocasına
vermiş ve sınavı bitirip çıkmış… 

Sonuçlar açıklandığı zaman bir bakmışlar koca sınıfta 100 üzerinden 100
alan tek kişi var, o da sınavı 2 dakikada bitirip çıkan çocuk!
Peki, acaba çocuğa 100 puan getiren o tek cümle neymiş?
Cevap kâğıdına sadece şunu yazmış: 

– HANGİ SANDALYE?

HOCALAR UÇUK OLUNCA – 2 

Bir üniversitede bir ödev verilmiş ve bu ödevden 100
almayı bir kişi başarabilmiş.
Kompozisyon Ödevi:
Aşağıdaki konulara kısa ve etkili bir şekilde değinen bir
kompozisyon yazın.
1. Din
2. Cinsellik
3. Gizem
100 alan ödev: 

“Allahım! Hamileyim. Acaba Kimden?”

HOCALAR UÇUK OLUNCA – 3

Seviye: Üniversite
Ders: Eğitim felsefesi
Sınav: Bütünleme 

Sınav şu sorudan ibarettir:
“Bildiğiniz iki soruyu yazıp cevaplayınız.”  

Yalnız bir sorun vardır. Derse hiç devam etmemiş öğrenci dersin
içeriğini hiç bilmemektedir. Dolayısıyla kendine sorabileceği iki adet
soru da bulamamaktadır. Beyninin derinliklerinden, dönemin ilk dersine
girdiğini hatırlar. Bu derste duyduğu cümleden de yeterli doneyi almış. 

Soru 1: İlk Milli Eğitim Bakanımız kimdir?
Cevap: Hasan Ali Yücel
Soru 2: Hasan Ali Yücel kimdir?
Cevap: İlk Milli Eğitim Bakanımızdır. 

İşlem tamamlanmıştır…
Sınav Sonucu:100

HOCALAR UÇUK OLUNCA – 4 

ODTÜ Felsefe öğrencilerini en çok zorlayan hocalardan
biri, dersinin final sınavında sınıfa gelmiş ve sınav
sorusu olarak tahtaya;
Why? (Neden?) yazmış.
Öğrenciler ilk önce ne yazacaklarını şaşırmışlar, sonra
herkes bir şeyler yazmaya başlamış. Yalnız bir öğrenci,
sınavın ilk dakikasında kâğıdını teslim etmiş.  

Bu öğrenci sınavdan 100 almış.
Öğrencinin cevabı da soru gibi kısaymış! 

WHY NOT (NEDEN OLMASIN Kİ?)

HOCALAR UÇUK OLUNCA – 5 

Aynı hoca başka bir sınavda “Risk Nedir?” diye soruyor.
Yine bir öğrenci sınavın ilk 10 saniyesinde teslim ediyor
kâğıdını. Kâğıdın üst kısmında sadece isim-soyadı
yazıyor, gerisi ise bomboş beyaz yaprak. En altta ise
“İşte risk budur!” diye yazıyor. Ve sonuçta da sınıftaki en
yüksek notu alıyor.
Hocanın bir sonraki sınavında yine “Risk Nedir?”
sorusuyla karşılaşan öğrencimiz tekrar boş kağıt verince
bu sefer 0 alıyor.
Tabii koşa koşa hocaya gidip sebebini soruyor.
İşte cevap:  

Aynı şartlar altında, aynı riski iki kere almak aptallıktır!

HOCALAR UÇUK OLUNCA – 6 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Hocanın biri
sınavda, o günlerde devam etmekte olan bir davanın
detaylarını vermiş ve sonucun ne olacağını sormuş. Tabii,
bütün öğrenciler ha babam, de babam, sayfalarca
yazmaya başlamışlar. Ama bir öğrenci kağıdını sınavın ilk
dakikasında vermiş. Ve buna rağmen 100 almış.
Öğrencinin yanıtı tek cümleymiş:  

“Devam eden dava hakkında yorum yapılamaz.”

Zihinsel Engelli Çocuklarda Beden Eğitimi

engelli.jpg

Zihinsel Engelli Çocuklarda Beden Eğitimi

Zihinsel engelli çocukların eğitimi ile ilgili çaba ve deneyimlere dikkat edildiğinde bir soru akla gelebilir. “Zihinsel engelli çocuk da normal gelişim gösteren çocuklar gibi kendini bilme ve anlama ihtiyacında mıdır?” Büyüme gelişmenin sınırları hala bilinmediğinden toplumun da bu konudaki önyargıları önemsenmediğinde hiçbir şeyin olanaksız olmadığı söylenebilir. Bu konuda olumlu düşünmeye devam edecek olursak zihinsel engelli çocukların, normal çocuklardan farklı olmaktan çok onlara benzediğini düşünebiliriz.

Bu düşüncelere dayanarak zihinsel engelli çocuğa bireysel potansiyelini geliştirmesi ve böylece kendini tanıtması ve anlaması anlamlı deneyimler kazanmasını sağlayacak eğitsel yardımlar yapılabileceğini söyleyebiliriz.

Zihinsel engelli çocuklarla çalışırken önce bireysel değer duygusunun geliştirilmesi gerekir. Çocuk “Bana ihtiyaç var, ben isteniyorum, ben seviliyorum” şeklinde düşünmelidir. Bu duygunun etkili bir şekilde geliştirilmesi çocuk ile eğitici arasında önemli duygusal ve tepkisel ilişkinin doğmasına neden olur. Bu olumlu düşünce ve yaklaşım ile çocuğun hareket deneyimleri ile bireysel potansiyeli ortaya çıkarılabilir.

Amaçlı ve anlamlı biçimde düzenlenen hareket eğitimi programları çocuğun duygusal, toplumsal ve psikosomatik yönlerini etkiler. Hareket kavramı, spor, oyun, dans, alıştırma ve keşfedici hareketleri kapsar. Kısacası tüm insan hareketleri bu anlamdadır. Hareketler yolu ile elde edilen bu deneyimler kendi başlarına bir amaç değil büyüme ve gelişmede sürekli ve etkili temel bir araç olarak düşünülmelidir.

Zihinsel engelli çocuklarda büyüme ve gelişmeyi etkileyen önemli eğitsel yardımlardan biri de hareket deneyimlerinin kazandırıldığı beden eğitimi programlarıdır. Bu programların uygulanmasında pek çok güçlükler ile karşılaşılabilir. Uygun bir salonun bulunmayışı, yetersiz aletler, bu konuda yetişmiş bir öğretmenin bulunamayışı gibi nedenler ile bu tip etkinliklere etkin katılım sağlanamayabilir. Tüm güçlüklere rağmen çocukların genel gelişimine büyük katkılarına inandığımız beden eğitimi

programlarının mutlaka uygulanması gerekmektedir.

Bu programlar sırasında çocuk, program, eğitici konularında sürekli değerlendirmeler yapılarak, etkili programların ve tekniklerin ortaya çıkarılması mümkündür. Öğretmenler çocuk ile sıcak ilişki kurup onlara güven verecek şekilde tepkilerini ayarlamalı, çalışmalar sırasında çocukların kendi vücut parçalarını tanımalarına yardımcı olmalıdırlar. Ayrıca çocuklarda bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak, hareketler basitten zora, oyun düzeninden kurallı hareketlere doğru düzenlenmelidir. Öğretmen hareketler sırasında çok iyi model olmalıdır. Kısa komutlar vererek ve sinyal araçlarından yararlanarak hareketin başlangıç ve bitiş noktalarını belirtmelidir. Hareket öğretimi sırasında öğretmen, çocuğun emniyetini sağlamalı, fiziksel olarak yakın olmalı, çocuğu cesaretlendirmeli ve hareketin sonunda çocuğu ödüllendirmelidir.

Bir beden eğitimi programında üç aşamadan geçilir.

1. Harekete sürükleyici etkinlikler: Çalışmalara genellikle harekete sürükleyici etkinlikler ile başlanır. Yürüme, koşma, sıçrama gibi zindelik verici hoşa giden aktiviteler yapılır. Uygun vücut tutuluşu ve doğru hareket yeteneği kazanılan bu hareketler, mümkün olduğu kadar çeşitli olmalıdır. Aynı zamanda çalışmanın bu aşamasında neşeli bir atmosfer ve canlılık olmalıdır. Bu aşamayı takiben işlevsel egzersizler yaptırılmalıdır.

2. İşlevsel egzersizler: İşlevsel egzersizler eklemleri hareketlendirme, kasları güçlendirme için yapılan hareketlerdir. Öğretmen hareketlerin amaca ulaşması için kontrollü olmalı ve hareketlerin canlı bir biçimde yapılmasını sağlamalıdır. Hareketler sırasında eller, kollar, omuzlar, bel, kalça, bacaklar, ayak bilekleri ve ayaklar çalıştırılmalıdır.

Hareketlerde eklemleri çalıştırmanın yanı sıra esnekliğe de yer verilmesi gerekir. Hareketler taklidi yaptırılabilir. Ayrıca çeşitli küçük aletler de kullanılabilir.

Hareket dizileri program boyunca basitten, zora doğru seçilir. Hareket dizileri farklı vücut parçalarına ait olabilir. Çocuklar bir diziyi iyice öğrendikten sonra diğer bir diziye geçilebilir.

3. Grup etkinlikleri: Grup etkinlikleri çalışmanın en önemli aşamasıdır. Çocukların yaş düzeyleri, gelişimsel özellikleri göz önüne alınarak, gelişimi destekleyen ve oldukça fazla beceriyi içeren çalışmalar planlanabilir. Bu bölümde yaş ve gelişimsel düzeye uygun olarak beden eğitiminin herhangi bir dalı ile ilgili uygulamalar yaptırılabilir.

Yeteneklerine ve gelişimsel özelliklerine göre çocuklar gruplara ayrılır. Yeteneklerde farklılık bile olsa öğretmen alt ve üst düzeylerde hareket yaptırabilir. Çalışmalar sırasında gelişmiş çocuklar diğerlerine yardımcı olabilirler. Böylece çocuklara işbirliği yapmaları için fırsat tanınır.

Ayrıca, öğretmen hareketler sırasında çocuklara başarılı olduklarını sık sık hissettirmelidir. Genel olarak grup etkinliklerinin avantajları şunlardır. Hareketlerde çeşitlilik vardır. Sınırlı araçlardan en iyi şekilde yararlanılır, çocuklara daha çok alıştırma olanağı verilir. Çalışmalarda grup ne kadar küçük olursa çalışma da o ölçüde başarılı olur.

Çok komik fıkralar…

Çok komik fıkralar…

ELTİMGİLE GİDİYORUM

Erzurum’un trafik ışıkları yeni konmuş, ışıkların altında bir polis bekliyor ve halkın ışıklara uymasını sağlamaya yani bir çeşit trafik eğitimi vermeye çalışıyormuş.

O sırada, bakmış ki; bir kadın, elinde tuttuğu çocuğuyla, kırmızı yanarken karşıya geçiyor.Hemen seslenmiş :

-Hanım, hanım!Nereye?

Kadın dönüp :

-Vıy! demiş.Sana ne? Eltimgile gidiyorum.

EN İYİ VALİ

Adamın biri Erzurum’a vali tayin edilmiş.Gitmiş, görevi devralmış.Halkı ve çevreyi tanımak için çıktığı gezilerin birinde köy halkına sormuş :

-Şimdiye kadar Erzurum’a tayin edilmiş valiler içinde size en çok hizmet eden hangisiydi?

Köylünün biri cevap vermiş :

-Sizden iki önceki valiydi ; Mehmet Paşa.

-Yaaaa, öyle mi, peki size ne gibi hizmetler yaptı?

-Daha Erzurum’a gelirken, yolda, Bayburt’ta öldü!

GÖZLERİMİN İÇİ

İlk defa büyükşehire gelen bir köylü parkta iki sevgiliye rastlar, iki sevgili birbirlerine :

-Gözlerimin içinde ne görüyorsun, diye sorarak birbirlerine aşkı sevgiyi dünyanın bütün güzelliklerini diyerek konuşurlar. Bu konuşmalar köylünün çok hoşuna gider. Köyüne dönünce sabah karısına :

-Gız Hatce gözlerimin içinde ne görüyon, diye sorar.

Karısı köylünün yüzüne bir süre baktıktan sonra :

-Çapaaaak! der.

Nuray ÇUHACI

HAYIRHANA

Kürdün biri birgün köyden şehire gelmis. Gözüne kestirdiği birine sormuş :

-Kardaş burda hayırhane var mıdır?

Adam da :

-He kardaş vardır, demiş ve caminin yolunu tarif etmiş. Tam da cuma vaktiymiş.Bizim kürt biraz sonra soluk soluğa gelmiş :

-Kardaş ben hayırhana dedim sen beni katilhanaya yolladın. Gittim oraya oturdum, sonra biri kalktı dedi, dedi, dedi, dedi. Sonra öbürü kalktı oda dedi, dedi, dedi, dedi. Öbürü tekrar kalktı, dedi, dedi, dedi, dedi. Sonra millet galeyana gelip ayaklandı ben de dışarı zor kaçtım.

Mekki Kutlu

“HO!” DİYEMEYECEK KADAR

Doğu köylerinden birinde, kış kıyamette, adamın birisi ölmüş.Köylüler cenazeyi kızakla mezarlığa götürüyorlarmış.Ama daha mezarlığa varmadan, kızak da, öküzler de çamura saplanmış.Köylüler uzaktan öküzlere bağırmışlar çağırmışlarsa da, kimse çamura girmeyi göze alamamış.

O sırada, birisi, bakmış ki; dirilerden hayır yok, ölüye seslenmiş :

-Ulan, öldün öldün de, öküzlere bir “Ho!” diyemeyecek kadar mı öldün, mübarek?

İŞ İNADA BİNDİ

Ömründe hiç teravih namazı kılmamış olan bir yörük, bir gün, caminin önünden geçerken, adamın birisi :

-Namaz vakti nereye gidiyorsun? demiş.Sen müslüman değil misin?

Yörük ne desin?”Bari şu namazı kılıvereyim de öyle gideyim” diyerek camiye girmiş.Gelgelelim, aklı dışarıda, hayvanlarında.Üç beş rekat namaz kılmış, bakmış, biteceği yok.

Dışarı çıkıp oğluna seslenmiş :

-Oğlum, hayvanlara mukayyet ol.İmamla iş inada bindi.

İT KIRKIYORUM

Batı’nın “sinek avlamak” deyimi yerine, Doğuda “it kırkmak” deyimi kullanılır.

Berberin biri bir müşterisini traş ederken, yoldan geçen biri hal hatır sormuş :

-İşler nasıl?

Son zamanlarda işleri kesat olan berber cevap vermiş :

-Görüyorsun işte; it kırkıyorum.

Evliler okusun, bekarlar ders alsın

EVLİLER OKUYUN… BEKÂRLAR DERS ALIN… ))

Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan… Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz, yürümez diyor toplum… erkek yasça büyük olmalı ki, kadına ‘hot’ dediğinde oturmalı kadın… Yâda yumuşatıyorlar;
-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı…

Eğitimde de böyle… kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı…

EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne ‘hot’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü…

Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,

-‘Ooo Can bey kapmışınız çıtı rı’ esprilerine muhatap dahi oldum.

EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..

Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım… Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran…

Bunu unutmadık biz.

Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sen e.

O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o ‘haklisin bitanem…’ dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda ‘ama bi de böyle düşün’ de dedik fikrimizi savunurken.

Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç içi n savaşan neferlerdik bu hayatta…

Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..

Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama…

Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’… Ve güvenin ardına saklanmış bir ‘saygı’ vardı daima…

Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…

Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…

Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında…

Gece yarısı kapı aç ıldı esim;

-‘Ne yapıyorsun burada?’ diye sordu kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bi sesle… Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’ dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim’ dedi…

Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek…

Ve bence doğrusu da bu…

Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç.

Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…

Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift ol acaktık o listede…

Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan…

Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence…

Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de bizim sözlerimizle…

Sadece gönlünüzden geçtiğince…

Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun;

‘…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insan a…


CAN DÜNDAR

Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir.

Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.

Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku uyumayı başarır…

Meslek Nasıl Seçilmeli?

MESLEK SEÇİMİNDE GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

Çocuk doğar, büyür, gelişir, okula gidecek yaşa gelir. Zorunlu ilköğretim dönemini bitirdikten sonra, ya ileride seçeceği mesleğe hazırlanmak üzere okumaya devam eder., ya da öğrenimine son verir, çalışma hayatına atılır. Birey, ister ilköğretimi bitirdiğinde, ister daha sonraki öğrenim basamaklarından birinden ayrıldığında, iş veya Meslek seçme sorunu ile karşılaşır. Günümüzde binlerce insanın işinde başarılı olamadığı, yüz binlerce insanın iş aradığı, iş ve Meslek sayısının da otuz binin üstünde olduğu düşünülürse, Meslek seçiminin ne kadar güç bir iş olduğu, Mesleki rehberlik hizmetine duyulan ihtiyacın da ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir.

Meslek seçimi, bireyin yaşamında son derece önemli bir karardır. Çünkü Meslek, bireyin hayatını kazanmak için yaptığı geçici bir iş değil, belli bir formasyonu gerektiren, ilgi, bilgi ve beceri isteyen sürekli bir uğraştır. Bireyin mesleğini seçmesi, ömrünün büyük bir kısmının geçeceği çalışma ortamını ve yaşam biçimini belirlemesi demektir. Birey Meslek seçimi sırasında yetenek, ilgi ve isteklerini göz önünde tuttuğu oranda başarılı ve mutlu olur, ülke ekonomisine katkıda bulunur. Ancak, ülkemizde Meslek seçimi daima bireyin yetenek ve ilgileri doğrultusunda yapılmamakta, rastlantılar, işsizlik, aile baskısı, çevre koşulları ve ekonomik olanaksızlıklar, bireyin Meslek seçimini etkilemektedir.

Bir yandan Meslek sayısının giderek artması, her Meslek dalında en yetenekli elemanın tercih edilmesi, pek çok alanda Meslek eğitiminin zorunlu tutulması, bu eğitimin uzun ve masraflı olması, bunların yanı sıra, üniversiteye girmeyi başaran her öğrencinin yetenek ve ilgileri doğrultusunda öğrenim görememesi, her mezunun da uzmanlık alanında iş bulamaması, çalışmayı tasarladığı alanı ve diğer Meslekleri ile, seçeceği mesleğin nitelikleri arasında uygunluk olup olmadığını aramaması, onun iş hayatında başarısız, mutsuz ve verimsiz olmasına yol açmaktadır.

Meslek alanında başarısızlık ve mutsuzluk duygularını yaşamamak için, birey öncelikle kendini tanımalı, daha sonra Meslekler hakkında bilgi sahibi olmalı, nihayet seçmeyi düşündüğü Meslek veya Mesleklerin kendi özelliklerine uygunluğunu araştırmalıdır.

Bireyin kendini tanıması; sağlık durumunu, bedensel özelliklerini, güçlü ve zayıf yönlerini, arzu ve ideallerini bilmesi, özel yetenek ve becerilerini, yeteneksiz ve başarısız olduğu alanları, ilgi ve isteklerini, ilgi duymadığı konuları, zeka düzeyi ve biçimini, karakter ve kişilik yapısını, sosyal çevredeki yerini belirlemesidir. Birey, kendi özelliklerini keşfetme konusunda ailesinden, arkadaş ve öğretmenlerinden, varsa okuldaki veya çevredeki rehberlik uzmanlarından yardım alabilmeli, onu tanıyanlarla konuşarak kendi özellikleri hakkında bir değerlendirme yapabilmelidir.

Bireyin Meslekleri tanıması; seçmeyi tasarladığı Meslek veya Mesleklerin nitelikleri hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Bütün Meslekleri tanımak mümkün olmadığından, birey, hoşlandığı, ilgi duyduğu, yetenekli olduğuna inandığı Meslekler hakkında bilgi toplamalıdır. Bir mesleği tanımak, o mesleğin evrimini, o Meslek alanında yapılan işin niteliğini, çalışma ortamını, mesleğe hazırlanma koşullarını, Meslekte aranan özellikleri, çıraklık süresini, kazanç durumunu, yükselme ve ilerleme şansını, işin ülkedeki geçerliliğini ve iş bulma olanaklarını bilmek demektir. Meslekler hakkında bilgi edinmek için birey, o Meslek dalında çalışanlarla görüşmeli, ilgili iş alanlarını gezmeli, çalışma ortamını ve koşullarını gözlemlemeli, Meslekleri tanıtan kitap ve broşürlerden yararlanmalı, o mesleğe hazırlayıcı eğitimi veren kurum ve kuruluşları tanımalıdır.

Bireyin kendi özellikleri ile mesleğin nitelikleri arasında uygunluk araması; kendisine uygun olan Meslekleri belirlemesidir. Bireyin seçmeyi amaçladığı mesleğin kendi yetenek, beceri, ilgi ve bilgisine ne kadar uygun olduğunu araştırmasıdır.

Birey gelişigüzel yapılmış seçimlerin başarısız ve mutsuzlukla son bulduğunu hatırlayarak, seçmeyi tasarladığı mesleğin sağlayacağı kazanç ve olanaklarla, bu mesleğin çalışma koşullarının ve iş ortamının kendi istekleri doğrultusunda olup olmadığını araştırmalıdır. Birey yetenekli olmadığı, ilgi duymadığı bir mesleği sadece büyük kazanç sağladığı veya toplumsal saygınlığı olduğu için seçmekten kaçınmalı, iş bulma şansı az olan, ülke çapında geçerli olmayan bir işe kendini hazırlamak gibi bir hataya düşmemek için ani kararlar vermemeli, bilinçli bir Meslek seçimi yapmalıdır. (Prof. Dr. NORMA RAZON)