Etiket arşivi: Antalya

Dünya Gıda Günü

DÜNYA GIDA GÜNÜ


Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 16 Ekim’i Dünya Gıda Günü olarak kabul etti. Dünya Gıda Günü’nde Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde açlık, gıda üretimi ve tüketimi gibi konular incelenir. Beslenme üzerinde durulur. Ülkemizde her yıl 16 Ekim günü gazete ve dergilerde konuya ilişkin yazılar yayınlanır. Radyo ve televizyonda konuşmalar yapılır. Okullarımızda beslenmenin, dengeli beslenmenin önem ve gereği anlatılır.


Beslenmek için aldığımız; hayvansal, bitkisel, madensel maddelere besin denir. Dünyada üretilen gıda maddeleri artan nüfusa yeterli olmamaktadır. Besin maddeleri üretiminin az olduğu yoksul ülkelerde açlık ve yetersiz beslenme sorunu vardır. Açlık, yetersiz beslenme, bedenin gerekli ölçü ve türde besin alamamasıdır. Açlık ve yetersiz beslenme konusu tüm ulusların ortak sorunudur. Bu soruna dikkati çekmek, çözüm yolları bulmak amacı ile her yıl Birleşmiş Milletlere üye tüm ülkelerde toplantılar düzenlenir. Toplantılardaki araştırma ve inceleme sonuçları dünya kamuoyuna duyurulur.


Yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının nedenleri, besin üretim ve dağılımının yetersizliği, bilgisizlik, hızlı nüfus artışı, ekonomik güçsüzlük ve çevre sağlığının bozulmasıdır. Yapılan hesaplara göre dünyada yaklaşık 450 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Sadece bu sayı bile dünyamızın en büyük ve en önemli sorununun açlık olduğunu gösteriyor. Dünyanın pek çok yerinde insanlar, açlıktan ölmekte, iyi beslenemedikleri için hasta olmaktadırlar.


Ülkemizde besin üretimi, artan nüfusun gereksinmesini karşılamaktadır. Besin tüketimimiz ile üretimimiz arasında bir denge vardır. Türkiye, yeryüzünde besin maddeleri üretiminde kendi kendine yeterli yedi ülkeden biridir. Ancak yurdumuzda üretilen besin maddeleri iyi değerlendirilmiyor. Besin maddelerinden gereği gibi yararlanılmıyor. Üretilen besinler ülkemizde düzenli olarak dağıtılamıyor.


Halkımızın iyi ve yeterli besin alması amacıyla Milli Gıda Yüksek Kurulu adında bir örgüt kurulmuştur.


Kurulun başlıca görevleri şöyle belirlenmiştir:

1. Besin maddelerinin üretim ve tüketim sorunlarını araştırmak.

2. Beslenme sorunlarının çözümleri için öneriler saptamak.

3. Konuya ilişkin yasal düzenlemeleri incelemek.


Büyük kentlerimizde yapılan bir araştırma sonucuna göre besin maddelerinin onda biri çöplüklere atılmaktadır. Atılan besin maddelerinin başında genelde tahıl ürünleri gelmektedir. Bu savurganlığın önlenmesi için üstümüze düşen görevleri yapmalı, savurganlığın bu türüne de karşı çıkmalıyız. Yakınlarımızı bu konuda sürekli uyaralım.


Başlıca besinlerimiz sebze, meyve, et, ekmek, yağ, tuz, süt, su, yumurtadır. Besinlerin bir bölümü vücudumuz için gerekli olan ısı ve enerjiyi sağlar. Bunlar şekerli maddeler ve yağlardır. Bir bölümü organlarımızı onarır, büyümemizi etkiler. Bunlar süt, yumurta, baklagiller gibi proteinlerdir. Vitaminler ise vücudumuzu hastalıklardan korur. Vitaminler daha çok meyve ve sebzelerde bulunur.


BESLENME KURALLARI


En iyi beslenme, dengeli beslenmedir. Dengeli beslenme vücudumuza gerekli yiyecek ve içeceklerin yeterli ölçüde ve türde alınmasıdır. İnsanlar ne çok, ne az yemeli, yeteri kadar besin almalıdır.

Aşağıda sıralanan beslenme kurallarını titizlikle uygularsak beslenmeden beklenen yararı sağlamış oluruz.


Yararlı değişik besinler almalıyız. Vücudumuz için yararlı olmayan besinleri almaktan kaçınmalıyız. Aldığımız besinlerin değişik besin olmasına özen göstermeliyiz. Yiyeceklerimizi temiz, taze ve bize en çok yararlı olanlar arasından seçmeliyiz. Sokaklarda üstü açık, temizlik kurallarına uyulmadan hazırlanan ve satılan yiyecekleri almamalıyız.


Beslenmemiz belirli bir düzen içinde olmalıdır. Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemekleri belirli saatlerde, düzenli olarak yenmelidir. Özellikle sabah kahvaltısı unutulmamalı, günlük çalışmamızın verimli olması için sabah kahvaltısına ayrı bir özen gösterilmelidir.


Yiyecekler arasından sevip sevmeme ayrımı yapılmamalıdır.


Lokmaları iyice çiğnedikten sonra yutmalıyız. Çiğnenmeden yutulan lokmalar sindirim organlarından mideyi yorar. İyi sindirilmez. Beslenmeden beklenen yararlar da sağlanmamış olur.


Yemekten sonra dişlerimizi fırçalamalıyız. Böylelikle diş etlerine daha çok kan gelmesi, dişlerin beslenmesi, dişlerin çürümesinin önlenmesi, canlı tutulması sağlanır.


SOFRADA NELERE DİKKAT ETMELİYİZ


1. Sofraya oturmadan önce ellerimizi yıkamalıyız.

2. Evimizde, okulumuzda beslenme saatinde, konuk olduğumuz evde, lokantada başkalarının iştahını kaçırıcı söz ve davranışlardan kaçınmalıyız.

3. Sofraya birlikte oturmalıyız, yemeğe birlikte başlamalıyız.

4. Yemek yerken lokmaları ağzımız kapalı çiğnemeliyiz.

5. Lokmaları iyice çiğnedikten sonra yutmalıyız.

6. Yiyecekleri dişimizle değil, bıçakla kesmeliyiz.

7. Yemeğin sonunda yemeği hazırlayanlara teşekkür etmeliyiz.


DÜNYA GIDA GÜNÜ – ŞİİRLER


BESİNLER


Artık “dişiniz çıktı” der,

Süt vermez cici annemiz.

Alır kucağına sever,

Toprak, ikinci annemiz.


Besler bizi bin bir öğün

Yemişler, sebzeler her gün,

Beni yanına götürün,

Toprak ikinci annemiz.


Hepsinde bir türkü, bir ses,

Buğday, dut, kiraz, patates.

¦Hadi bana bir kavun kes,

Toprak ikinci annemiz.


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


PAZARYERİ


Maydanozlar, naneler,

Ayvalar, kestaneler,

Sırt sırta vermiş gibi,

Pazarı kaplamışlar.


Şu pırasa, havuca,

Ispanaklara bakın.

Şu iri elmalarda,

Al yanaklara bakın.


Bakın şu lahanaya,

Bakın şu kerevize.

Hepsi de ayrı, ayrı,

Nasıl gülüyor bize.


Tahsin BİLENGİLİN


ELMA ŞEKERİ


Bazı satıcılar, doğrusu,

Çok kandırıkçı oluyor.

Bakınca elma şekerlerine

İnsanın canı çeker.

Oysa içi çürük elma,

Dışı boyalı şeker.


Abdulkadir BULUT


DÜNYA GIDA GÜNÜ – GÜZEL SÖZLER


1. Can boğazdan gelir.

2. Et giren eve dert girmez.

3. Tok açın halinden anlamaz.

4. Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.



Akdeniz Bölgesi

Akdeniz Bölgesi

Bölge adını komşu olduğu Akdeniz’den alır. Bölge, yer şekilleri ve bun bağlı olarak ekonomik özelliklerin farklılığı nedeniyle iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar Antalya ve Adana Bölümü’dür.


Yer şekilleri

Bölgede yüksek dağlar ve platolar geniş alan kaplar.


Dağlar : Bölgenin çatısını oluşturan Toros Dağları, Alp kıvrım kuşağının ülkemizdeki uzantısıdır. Teke Yarımadası’ndan itibaren başlayan Toroslar Batı, Orta ve Güneydoğu Toros Dağları adını alarak Anadolu’nun güneyinde uzanır. Bölgenin doğusunda yükseltisi  3500 metreyi aşan dağlar burada kıyıdan uzaklaşır. İskenderun körfezinin doğusunda yer alan Amanos Dağları kırılma ile oluşmuş horstlardır.


Ovalar : Adana Bölümü’ndeki Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova ile Göksu’nun oluşturduğu Silifke Ovası bölgedeki delta ovalarıdır. Bu bölümde yer alan Amik ve Maraş ovaları ise çöküntü ovalarıdır. Antalya Bölümü’nde yer alan Acıpayam, Tefenni, Elmalı ve Göller Yöresi ovaları karstik oluşumlu polyelerdir.


Platolar : Batı ve Orta Toroslar arasında, yüksekliği 2000 metreyi bulan, Göksu Irmağı ve kollarınca parçalanmış Taşeli Platosu yer alır. Bölgede kalker taşlar yaygın olduğundan karstik oluşumlar fazladır. Teke Yarımadası ve Taşeli Platosu karstik oluşumların en sık görüldüğü alanlardır.


Akarsular ve Göller

Akarsular : Antalya Bölümü’nde Dalaman, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat çayları, Adana Bölümü’nde ise Göksu, Seyhan, Ceyhan ve Asi ırmakları Akdeniz’e dökülen önemli akarsulardır. Akarsuların rejimleri düzensizdir. En çok suyu kış aylarında taşıyan akarsuların, yaz aylarında yağış azalması ve sıcaklık nedeniyle suları çekilir.


Göller : Göl oluşumları bakımından  zengin olan bölgenin önemli gölleri Antalya Bölümü’ndedir. Dağlar arasındaki çukurluklarda, tektonik oluşumlu Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla Gölü gibi büyük göller yer alır. Buraya Göller Yöresi denir. Beyşehir ve Eğirdir’in yer altı kaynaklarıyla denize bağlantısı olduğundan suları tatlıdır. Teke Yarımadası’ndaki Kovada, Salda, Yarışlı, Elmalı ve Ketsel karstik oluşumlu küçük göllerdir. Köyceğiz Gölü alüvyal set gölüdür.


İklim

Bölgenin kıyı kesiminde Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 750-1000 mm kadardır. Subtropikal yüksek basıncın etkisi nedeniyle yaz kuraklığı şiddetlidir. Toroslar’ın İç Anadolu’dan gelen soğuk hava kütlelerini engellemesi, enlem ve denizellik özelliği nedeniyle kış mevsiminin en ılıman geçtiği bölgedir. Antalya Bölümü’ndeki Göller Yöresi’nde iklim değişir ve karasala dönüşür. Bu bölümde yağışlar azalıp, sıcaklık farkları artar.


Doğal Bitki Örtüsü

Doğal bitki örtüsü Akdeniz iklimine ve yaz kuraklığına uyumlu, her zaman yeşil kalabilen, sert yapraklı, bodur bitki topluluğu olan makidir. Kıyıdan itibaren 700-800 metrelere kadar görülebilen maki topluluğu içinde zeytin, mersin, keçiboynuzu, defne, zakkum, sandal ve kocayemiş gibi ağaçlar bulunur. Daha yüksek kesimlerde kuraklığa uyumlu kızılçam, toros sediri ve karaçam türlerinden oluşan iğne yapraklı ormanlara geçilir. Bölge orman bakımından Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Torosların içe dönük yamaçları ile Göller Yöresi’nde ormanlar seyrekleşir 2000 m yükseltiden sonra dağ çayırları başlar.


Nüfus ve Yerleşme

Bölge genişliğine oranla çok az nüfuslanmıştır. Çünkü Toros Dağları ve karstik arazi geniş yer kaplar. Nüfus daha çok kıy ovalarında ve Göller Yöresi’nde toplanmıştır. Adana Bölümü’nde nüfus daha fazla olup, bu bölümdeki Çukurova ve  Amik ovaları Türkiye’nin en yoğun nüfuslu yerlerindendir. Nedeni tarım arazisinin geniş olması ve ulaşım kolaylığıdır. Ayrıca Adana Bölümü’nün göç alması da etkendir. Taşeli ve Teke platoları ile Toroslar’ın yüksek kesimleri tenhadır.


İller

Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye.


Ekonomik Özellikler

Tarım

Yazların uzun ve sıcak, kışların ılık geçmesi nedeniyle yılda 2, 3 kez tarımsal ürün alınır. Yaz kuraklığının tarımı olumsuz etkilemesi sulamayı zorunlu kılmıştır. Kışların ılık geçmesi ve güneşlenme süresinin uzunluğu seracılık faaliyetlerini geliştirmiştir. Bölgede ekonomik değeri yüksek olan ve ihraç edilen tarım ürünlerinin yetiştirilmesi tercih edilir.


UYARI : Antalya Bölümü’nde kalkerli arazinin yaygınlığı ve yaz kuraklığının belirginliği tarımı olumsuz yönde etkiler.



Tarım Ürünleri

Kıyı Bölgesi Tarım Ürünleri

Kış ılıklığına bağlı olarak turunçgil ve muz üretimi yapılır. Muzun %100’ü, turunçgillerin % 88’i bu bölgede üretilir. Ayrıca Türkiye pamuk üretiminin % 35’i, sebzenin % 26’sı, yerfıstığının % 88’i anasonun % 65’i ve susamın  % 80’i bu bölgeden sağlanmaktadır.


Göller Yöresi Tarım Ürünleri

Burada yetiştirilen ürünler kıyı kesiminden farklılaşır. Tahıl, haşhaş, anason, şeker pancarı, gül ve tütün yetiştirilir.


Hayvancılık

Akdeniz Bölgesi’nde çayır ve otlakların az yer tutmasına karşın beslenen hayvan sayısı bir hayli fazladır. Bu durumun nedeni her zaman yeşil kalabilen ve 800 m’lere kadar çıkabilen maki topluluğunun varlığıdır. Teke Yarımadası, Taşeli Platosu ve Torıs Dağları’nda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle kıl keçisi beslenir. Dağların yüksek kesimlerinde koyun yetiştirilir. Arazinin çok engebeli olması nedeniyle hayvanların et ve süt verimi düşüktür. Antalya Yöresi’nde arıcılık önemlidir.


Ormancılık

Türkiye ormanlarının yaklaşık % 24’ü bu bölgede bulunur. Buna bağlı olarak ormancılık gelişmiştir. Orman ürünleri Göller Yöresi’ndeki kereste fabrikalarında işlenir. Dalaman (Muğla), Silifke-Taşucu’nda (Mersin) ise kağıt fabrikaları bulunur.


Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Antalya Bölümü maden bakımından daha zengindir. Bu bölümdeki Fethiye – Dalaman havzası önemli bir krom çıkarım alanıdır. Ayrıca Adana-Kozan, Hatay, Amanos Dağları’nda krom çıkartılır. Antalya-Akseki ile Konya-Seydişehir arasında Türkiye’nin en büyük boksit yatakları yer alır. Keçiborlu’da kükürt yatakları bulunur. Kahramanmaraş-Faraşa, İskenderun-Payas’ta demir yatakları işletilir.


Enerji Üretim Tesisleri

Seyhan, Aslantaş, Menzelet, Oymapınar bölgedeki önemli hidroelektrik santrallerdir.


Endüstri

Başlıca  endüstri tesisleri şunlardır :


UYARI : Antalya Bölümü’nde endüstriyel gelişim, ulaşım zorluğu nedeniyle daha geridir.


Besin – Bitkisel Yağ : Adana, Kahramanmaraş, Antalya


Şeker : Burdur


İplik ve Pamuklu Dokuma : Adana, Tarsus, Kahramanmaraş, Antalya


Halı Dokuma : Isparta, Burdur


Sigara – İçki : Adana


Demir – Çelik : İskenderun


Petrol Rafinerisi : Mersin (Ataş)


Alüminyum : Seydişehir


Gübre : Mersin, İskenderun


Tarım Makineleri : Çukurova, Adana


Pil : Antalya


Ulaşım

Toros Dağları’nın kıyıya paralel uzanması, ulaşımı güçleştirir. Adana Bölümü ulaşım bakımından daha elverişlidir. Çukurova, Gülek ve Belen geçitleri ile diğer bölgelere bağlanmıştır. Silifke ovası Sertavul geçidi ile Antalya ise Çubuk geçidi ile iç kesime bağlantılıdır. Antalya dışındaki kentler demiryolu ile diğer bölgelere bağlantılıdır. Mersin ve İskenderun  Limanları ard bölgelerine demiryolu ile bağlantılı olduğundan gelişmiştir. Dörtyol ve Yumurtalık önemli petrol limanlarıdır.


Turizm

Bölgenin kıyı kesimindeki elverişli iklim koşulları, doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler turizmin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Antalya Bölümü’nde turizm gelişmiştir.  Antalya, Alanya, Side, Kaş, Kalkan bu bölümde deniz turizminin geliştiği merkezlerdir. Akdeniz medeniyetini simgeleyen Olimpus, Patara gibi tarihi şehir kalıntıları önemli turistik çekiciliklerdir. Bölgede geniş alan kaplayan karstik şekiller, özellikle Damlataş ve İnsuyu mağaraları ile Cennet – Cehennem obrukları doğa harikasıdır.  Pek çok milli park ile uluslararası yarışma ve festivallere duyulan aşırı ilgi bölge turizminin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.


Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 4. gelişmiş bölgesidir. Aşağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiştir.

Muz

Turunçgiller

Pamuk

Yerfıstığı

Sebze

Meyve

Orman ürünleri

Turizm

Akdeniz Bölgesi

Bölge adını komşu olduğu Akdeniz’den alır. Bölge, yer şekilleri ve bun bağlı olarak ekonomik özelliklerin farklılığı nedeniyle iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar Antalya ve Adana Bölümü’dür.

Yer şekilleri

Bölgede yüksek dağlar ve platolar geniş alan kaplar.

Dağlar : Bölgenin çatısını oluşturan Toros Dağları, Alp kıvrım kuşağının ülkemizdeki uzantısıdır. Teke Yarımadası’ndan itibaren başlayan Toroslar Batı, Orta ve Güneydoğu Toros Dağları adını alarak Anadolu’nun güneyinde uzanır. Bölgenin doğusunda yükseltisi  3500 metreyi aşan dağlar burada kıyıdan uzaklaşır. İskenderun körfezinin doğusunda yer alan Amanos Dağları kırılma ile oluşmuş horstlardır.

Ovalar : Adana Bölümü’ndeki Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova ile Göksu’nun oluşturduğu Silifke Ovası bölgedeki delta ovalarıdır. Bu bölümde yer alan Amik ve Maraş ovaları ise çöküntü ovalarıdır. Antalya Bölümü’nde yer alan Acıpayam, Tefenni, Elmalı ve Göller Yöresi ovaları karstik oluşumlu polyelerdir.

Platolar : Batı ve Orta Toroslar arasında, yüksekliği 2000 metreyi bulan, Göksu Irmağı ve kollarınca parçalanmış Taşeli Platosu yer alır. Bölgede kalker taşlar yaygın olduğundan karstik oluşumlar fazladır. Teke Yarımadası ve Taşeli Platosu karstik oluşumların en sık görüldüğü alanlardır.

Akarsular ve Göller

Akarsular : Antalya Bölümü’nde Dalaman, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat çayları, Adana Bölümü’nde ise Göksu, Seyhan, Ceyhan ve Asi ırmakları Akdeniz’e dökülen önemli akarsulardır. Akarsuların rejimleri düzensizdir. En çok suyu kış aylarında taşıyan akarsuların, yaz aylarında yağış azalması ve sıcaklık nedeniyle suları çekilir.

Göller : Göl oluşumları bakımından  zengin olan bölgenin önemli gölleri Antalya Bölümü’ndedir. Dağlar arasındaki çukurluklarda, tektonik oluşumlu Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla Gölü gibi büyük göller yer alır. Buraya Göller Yöresi denir. Beyşehir ve Eğirdir’in yer altı kaynaklarıyla denize bağlantısı olduğundan suları tatlıdır. Teke Yarımadası’ndaki Kovada, Salda, Yarışlı, Elmalı ve Ketsel karstik oluşumlu küçük göllerdir. Köyceğiz Gölü alüvyal set gölüdür.

İklim

Bölgenin kıyı kesiminde Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 750-1000 mm kadardır. Subtropikal yüksek basıncın etkisi nedeniyle yaz kuraklığı şiddetlidir. Toroslar’ın İç Anadolu’dan gelen soğuk hava kütlelerini engellemesi, enlem ve denizellik özelliği nedeniyle kış mevsiminin en ılıman geçtiği bölgedir. Antalya Bölümü’ndeki Göller Yöresi’nde iklim değişir ve karasala dönüşür. Bu bölümde yağışlar azalıp, sıcaklık farkları artar.

Doğal Bitki Örtüsü

Doğal bitki örtüsü Akdeniz iklimine ve yaz kuraklığına uyumlu, her zaman yeşil kalabilen, sert yapraklı, bodur bitki topluluğu olan makidir. Kıyıdan itibaren 700-800 metrelere kadar görülebilen maki topluluğu içinde zeytin, mersin, keçiboynuzu, defne, zakkum, sandal ve kocayemiş gibi ağaçlar bulunur. Daha yüksek kesimlerde kuraklığa uyumlu kızılçam, toros sediri ve karaçam türlerinden oluşan iğne yapraklı ormanlara geçilir. Bölge orman bakımından Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Torosların içe dönük yamaçları ile Göller Yöresi’nde ormanlar seyrekleşir 2000 m yükseltiden sonra dağ çayırları başlar.

Nüfus ve Yerleşme

Bölge genişliğine oranla çok az nüfuslanmıştır. Çünkü Toros Dağları ve karstik arazi geniş yer kaplar. Nüfus daha çok kıy ovalarında ve Göller Yöresi’nde toplanmıştır. Adana Bölümü’nde nüfus daha fazla olup, bu bölümdeki Çukurova ve  Amik ovaları Türkiye’nin en yoğun nüfuslu yerlerindendir. Nedeni tarım arazisinin geniş olması ve ulaşım kolaylığıdır. Ayrıca Adana Bölümü’nün göç alması da etkendir. Taşeli ve Teke platoları ile Toroslar’ın yüksek kesimleri tenhadır.

İller

Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye.

Ekonomik Özellikler

Tarım

Yazların uzun ve sıcak, kışların ılık geçmesi nedeniyle yılda 2, 3 kez tarımsal ürün alınır. Yaz kuraklığının tarımı olumsuz etkilemesi sulamayı zorunlu kılmıştır. Kışların ılık geçmesi ve güneşlenme süresinin uzunluğu seracılık faaliyetlerini geliştirmiştir. Bölgede ekonomik değeri yüksek olan ve ihraç edilen tarım ürünlerinin yetiştirilmesi tercih edilir.

UYARI : Antalya Bölümü’nde kalkerli arazinin yaygınlığı ve yaz kuraklığının belirginliği tarımı olumsuz yönde etkiler.

Tarım Ürünleri

Kıyı Bölgesi Tarım Ürünleri

Kış ılıklığına bağlı olarak turunçgil ve muz üretimi yapılır. Muzun %100’ü, turunçgillerin % 88’i bu bölgede üretilir. Ayrıca Türkiye pamuk üretiminin % 35’i, sebzenin % 26’sı, yerfıstığının % 88’i anasonun % 65’i ve susamın  % 80’i bu bölgeden sağlanmaktadır.

Göller Yöresi Tarım Ürünleri

Burada yetiştirilen ürünler kıyı kesiminden farklılaşır. Tahıl, haşhaş, anason, şeker pancarı, gül ve tütün yetiştirilir.

Hayvancılık

Akdeniz Bölgesi’nde çayır ve otlakların az yer tutmasına karşın beslenen hayvan sayısı bir hayli fazladır. Bu durumun nedeni her zaman yeşil kalabilen ve 800 m’lere kadar çıkabilen maki topluluğunun varlığıdır. Teke Yarımadası, Taşeli Platosu ve Torıs Dağları’nda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle kıl keçisi beslenir. Dağların yüksek kesimlerinde koyun yetiştirilir. Arazinin çok engebeli olması nedeniyle hayvanların et ve süt verimi düşüktür. Antalya Yöresi’nde arıcılık önemlidir.

Ormancılık

Türkiye ormanlarının yaklaşık % 24’ü bu bölgede bulunur. Buna bağlı olarak ormancılık gelişmiştir. Orman ürünleri Göller Yöresi’ndeki kereste fabrikalarında işlenir. Dalaman (Muğla), Silifke-Taşucu’nda (Mersin) ise kağıt fabrikaları bulunur.

Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Antalya Bölümü maden bakımından daha zengindir. Bu bölümdeki Fethiye – Dalaman havzası önemli bir krom çıkarım alanıdır. Ayrıca Adana-Kozan, Hatay, Amanos Dağları’nda krom çıkartılır. Antalya-Akseki ile Konya-Seydişehir arasında Türkiye’nin en büyük boksit yatakları yer alır. Keçiborlu’da kükürt yatakları bulunur. Kahramanmaraş-Faraşa, İskenderun-Payas’ta demir yatakları işletilir.

Enerji Üretim Tesisleri

Seyhan, Aslantaş, Menzelet, Oymapınar bölgedeki önemli hidroelektrik santrallerdir.

Endüstri

Başlıca  endüstri tesisleri şunlardır :

UYARI : Antalya Bölümü’nde endüstriyel gelişim, ulaşım zorluğu nedeniyle daha geridir.

Besin – Bitkisel Yağ : Adana, Kahramanmaraş, Antalya

Şeker : Burdur

İplik ve Pamuklu Dokuma : Adana, Tarsus, Kahramanmaraş, Antalya

Halı Dokuma : Isparta, Burdur

Sigara – İçki : Adana

Demir – Çelik : İskenderun

Petrol Rafinerisi : Mersin (Ataş)

Alüminyum : Seydişehir

Gübre : Mersin, İskenderun

Tarım Makineleri : Çukurova, Adana

Pil : Antalya

Ulaşım

Toros Dağları’nın kıyıya paralel uzanması, ulaşımı güçleştirir. Adana Bölümü ulaşım bakımından daha elverişlidir. Çukurova, Gülek ve Belen geçitleri ile diğer bölgelere bağlanmıştır. Silifke ovası Sertavul geçidi ile Antalya ise Çubuk geçidi ile iç kesime bağlantılıdır. Antalya dışındaki kentler demiryolu ile diğer bölgelere bağlantılıdır. Mersin ve İskenderun  Limanları ard bölgelerine demiryolu ile bağlantılı olduğundan gelişmiştir. Dörtyol ve Yumurtalık önemli petrol limanlarıdır.

Turizm

Bölgenin kıyı kesimindeki elverişli iklim koşulları, doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler turizmin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Antalya Bölümü’nde turizm gelişmiştir.  Antalya, Alanya, Side, Kaş, Kalkan bu bölümde deniz turizminin geliştiği merkezlerdir. Akdeniz medeniyetini simgeleyen Olimpus, Patara gibi tarihi şehir kalıntıları önemli turistik çekiciliklerdir. Bölgede geniş alan kaplayan karstik şekiller, özellikle Damlataş ve İnsuyu mağaraları ile Cennet – Cehennem obrukları doğa harikasıdır.  Pek çok milli park ile uluslararası yarışma ve festivallere duyulan aşırı ilgi bölge turizminin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 4. gelişmiş bölgesidir. Aşağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiştir.

Muz

Turunçgiller

Pamuk

Yerfıstığı

Sebze

Meyve

Orman ürünleri

Turizm

Ülkemizden ilginç olaylar

BAKIN ÜLKEMIZDE NELER OLUYOR DA HABERIMIZ YOK

1)Ayni turizm sirketine ait iki otobüs yolda karsilasti soferler ellerini birakip birbirini selamladi 52 kisi öldü.
BITLIS

2)Odun kesmek için agaca çikan çiftçi, Nasreddin Hoca fikrasindaki gibi bindigi dali kesmeye basladi. Farkettiginde is isten geçmisti. Dalla birlikte yere çakildi hastanede öldü.
ANTALYA

3)Bir anne yagmur girmemesi için bacayi tikadi. Soba yaniyordu bacadan çikamayan karbonmonoksit evi doldurdu. Anne ve oglu öldü. 3 yavru komada.
ISTANBUL

4)Asabi çoban ot yemeyen koyununu tüfegin dipçigiyle dövmeye basladi. Tüfek ates aldi ve çoban öldü.
BITLIS

5)Köpegi ile ava giden acemi avci, ihtiyaç molasi verdi tüfegi bacaklarinin arasina kistirip tuvaletini yapmak istedi o sirada köpek dizlerine atladi tetige dokundu avci çenesinden giren fisekle öldü.
TOKAT

6)Tarlada otlayan iki koyun bir evin önündeki insaat kumunu dagitti. Koyun sahibi aile ile kum sahibi aile birbirine girdi. Iki aileden bes kisi öldü.
GAZIANTEP

7)Iki odayi yikip tek oda yapmak isteyen ev sahibi isi abartti.Tek duvariçin kazma yerine dinamit kullandi. Mahalleyi havaya uçurdu. Yaralandi.
TRABZON

8)Saskin köylü üç katli evinin terasinda kömürlükte buzagi beslemeye basladi buzagi büyüdü.250 kiloluk dev bir inek oldu. Bulundugu odayasigmayan inek üç katli evden vinçle indirildi.
IZMIR

9)Karadenizli iki kardes çatidaki hurdalari satmak istedi. Agabey çatiya çikti demir yiginlarini asagidaki kardesine atmaya basladi. Kardesi ise hepsini tuttu biri hariç: Buzdolabi. Onun da altinda kalip agir yaralandi. Hastanede ‘Hizli atti tutamadim’ dedi.
IZMIR

10)Yeni dogan bebegi seven bir dayi faciaya yol açti. Bebegi ‘Hoppala’ diye havaya firlatti. Talihsiz bebek tavandaki serinletici pervaneye çarparak öldü.
ANTALYA

We The Turks

WE THE TURKS

Throughout the history the name “Turks” has been a big trouble for other nations, because of the conquests all over the world. Since the ancient times, Turks has won many considerable wars. The secret of having triumph is hidden in their personality, in their faithfulness to their traditions and ancestors. Not only the Turk public, but also their commanders have got role in these triumphs. And of course, a great deal of these hard conditions was leaded by the wise Turk commanders and Sultans. If we would like to have examples of Turkish history, we can’t have enough paper to describe them. However one of the most sophisticated commander, sultan and leader is Fatih Sultan Mehmet. There is almost no one who has no idea about what Fatih Sultan Mehmet means.

Today’s Istanbul and many places and palaces stand thanks to him. This commander is the only one example I defined but there are so many sultans and commanders I can’t describe. But there is a man who changed the world in 90 days. He is a commander, he is a real Turk, he is ATATÜRK. Not every time did Turks have triumph, sometimes they had defeat. While coming to end of Ottoman Empire, a man named Mustafa Kemal appeared and using his logical ideas saved Turks from enemy’s invasion. He not only saved the Turks but also the lands we have now and he found a Republic and named “Turkish Republic”.

Though all these hardships, Turks still stand on their feet and need nothing except a leader like Atatürk. They have vast fertile lands and so many historical and tourist places.

The word “Turks” is also famous for their traditions, legends, boys, hospitability and the places they have now. Turks have different ways of life from west and some other countries. Turks have extended family, in other words, Grandparents, mother, father, children and other members of family live together. Contrary to the west, when a child reaches age of 18, he/she doesn’t leave his/her family. So the relationship between parent and child is strong in Turk families. If you ask a foreign person what he/she thinks about Turks, the answer will be hospitability. Because of the fact that except Turks there are so few people around the world as hospitable as them. Every year millions of tourist visit Turkey and they find it very charming. Turkey is a land where you can live two seasons at the same time. For instance, while you are swimming, you can ski in Saklıkent in Antalya (a paradise). They are also affected by the Turkish hospitability. So again and again they visit Turkey.

If you have a chance to go to Turkey, never let this chance blow!

You won’t regret…

Bilgi: 31 Ekim 2005 Pazartesi, 06:20:13 tarihinde Ferhat BAYIK tarafından ödev için yazılmıştır. Anadolu University (IOLP)

Turistik Değerler

1.TÜRKİYENİN TURİSTİK DEğERLERİ

Turistlerin seyahatleri sırasında görmek istedikleri varlıklara turistik değerler adı verilir. Ülkemizdeki turistik değerleri, tabii ve tarihi değerler olarak iki gruba ayırmak mümkündür.

A.TABİİ DEğERLER

Tabiatta kendiliğinden oluşmuş güzelliklere tabii değerler denir.Tabii değerleri özelliklerine göre çeşitli şekillerde gruplandırabiliriz.

1.Tabii Harikalar

Görünüşleri ve özellikleriyle insanlarda hayranlık uyandıran,benzeri bulunmayan,tabiatta kendiliğinden oluşmuş güzelliklerdir.Ülkemizdeki tabii harikalardan bazıları şunlardır:

– Pamukkale(Denizli)

şifalı suları,bembeyaz travertenleri,tarihi eserleri ile dünyada benzeri bulunmayan turistik bir yöremizdir.Pamukkale bu özellikleri sebebiyle bir tabiat harikasıdır.Dünyadaki tüm turistlerin ilgisini çekmektedir.Özelliklerinin bozulmaması için devlet tarafından koruma altına alınmıştır.

-Peribacaları(Nevşehir)

Peribacaları Göreme vadisinde bulunmaktadır.Tabiat olaylarının zamanla kayaları aşındırmasıyla oluşturduğu bacaya benzeyen şekillere peribacası denir.Peribacaları,dünyada benzeri bulunmayan büyüleyici güzelliği sebebiyle bir tabiat harikasıdır.

2.Turizme Elverişli Mağaralar

Mağara kayalıklarda doğal olaylarla açılan, insan veya hayvanlarca barınak olarak kullanılabilen çukur ve boşluklardır.Ülkemizdeki önemli mağaralardan bazıları şunlardır:

-Damlataş Mağarası(Antalya)

-İnsuyu Mağarası(Burdur)

3.Obruklar

Obruk; tabiat olaylarıyla taşların bulunduğu yerlerde taşların erimesiyle oluşan,ağzı açık,derin,doğal oyuklardır.Ülkemize her yıl çok sayıda turist çeken obruklardan birisi Mersin’deki Cennet Cehennem obruklarıdır.

4.Şelaleler

Yüksek bir yerden sürekli bir hızla düşen akarsu kütlesine şelale denir.Ülkemizdeki önemli şelalelerden bazıları şunlardır:

-Tortum(Erzurum)

-Manavgat,Düden(Antalya)

5.şifalı Sular

Şifalı sular çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılır.Ülkemize gelen turistler,tedavi olmak amacıyla şifalı suların bulunduğu yörelere gitmektedirler.

a.Kaplıcalar

Kaplıca,şifalı su kaynaklarının tedavide kullanılması amacıyla banyo yapmak için kurulmuş tesislerdir.Ülkemiz, kaplıcalar açısından çok zengin bir ülkedir.Bu kaplıcalardan bazıları şunlardır:

-Çekirge(Bursa)

-Yalova

-Hamamözü(Amasya)

-Gazlıgöl,Sandıklı(Afyon)

-Gönen(Balıkesir)

-Çeşme,Agememnon(İzmir)

b.Ilıcalar

Ilıca, Toprak altından çıkan şifalı su kaynağıdır.Bu suların bir kısmı banyo yapılarak, bir kısmı içerek kullanılmaktadır.Urla(İzmir) ve Ayaş(Ankara) ülkemizdeki önemli ılıcalardandır.

6.Kış Turizmine Elverişli Dağlar

-Uludağ(Bursa)

-Palandöken(Erzurum)

-Erciyes(Kayseri)

7.Milli Parklar

Milli park; herhangi bir ülkede ve dünyada az bulunan tabii ve tarihi değerlerin korunduğu yerdir.Çok geniş arazi parçalarından oluşur.Milli parkların başlıca özellikleri şunlardır:

*İnsanlar tarafından yapılması mümkün olmayan doğal harikalar korunur.Örneğin; manzara,bitki örtüsü,şelale gibi tabii harikalar koruma altına alınır.

*Vahşi ve yabani hayvanlar,kuşlar,ağaçlar,bitki örtüsü üretilir veya çoğaltılır.

*Tarihi eserler muhafaza edilir.

*İnsanlara dinlenme ve eğlenme imkanı sağlanır.

Türkiye’deki Olimpos Beydağları Milli Parkı, Nemrut Dağı Milli Parkı,Köprülü Kanyon Milli Parkı ve diğerleri tüm turistlerin ilgisini çekmektedir.

B.TARİHİ DEĞERLER

Tarihi değerler, insanlar tarafından geçmiş dönemlerde yapılmış tarihi eserler,anıtlar ve müzelerde sergilenen eserlerdir.

1.Tarihi Eserler

a.Höyükler(Eski Yerleşim Yerleri)

Tarih boyunca çeşitli sebeplerle yıkılmış bulunan yerleşim bölgelerindeki yıkıntılar üst üste birikir.Zamanla bu yıkıntılara ait yapı kalıntılarının üzeri toprakla örtülür.Geçmiş dönemlerdeki yıkıntılara ait yapı kalıntılarının bulunduğu yerlere höyük adı verilir.Ülkemizde bulunan höyüklerden bazıları şunlardır:

-Karain(Antalya)

-Truva(Çanakkale)

-Boğazhöyük(Çorum)

-Gordion(Ankara)

b.Antik Şehirler

Antik şehir, ilk çağ dönemlerine ait şehirleri ifade eder.Antik şehirler höyüklerden daha büyük yerleşim merkezleridir.Ülkemizde; Ege ve Akdeniz bölgelerinde bulunan antik şehirler dünyaca ünlüdür.Bu antik şehirlerden bazıları şunlardır:

-Efes(İzmir)

-Sardes(Manisa)

-Afrodisias(Aydın)

-Side,Perge,Aspendos(Antalya)

c.Ünlü Camiler,Medreseler,Çeşmeler,Saraylar

-Eşrefoğlu Camii(Beyşehir)

-Ulu Cami(Divriği)

-Ulu Cami(Bursa)

-Yeşil Cami(Bursa)

-Selimiye Camii(Edirne)

-Selimiye Camii(İstanbul)

-Sultan Ahmet Camii(İstanbul)

-Çifte Minareli Medrese(Sivas)

-Çifte Minareli Medrese(Erzurum)

-İnce Minareli Medrese(Konya)

-Karatay Medresesi(Konya)

-lll.Ahmet Çeşmesi(İstanbul)

-Topkapı Sarayı(İstanbul)

-Dolmabahçe Sarayı(İstanbul)

2.Anıtlar

Anıt, önemli kişilerin veya olayların gelecek kuşaklar tarafından anılması için yapılmış eserlerdir.Türklere ait önemli anıtlardan bazıları şunlardır:

-Çanakkale Şehitleri anıtı

-Tayyare Şehitleri anıtı

-Anıtkabir

3.Müzeler

Bilim ve sanat eserlerinin korunduğu ve sergilendiği yapılara ve alanlara müze adı verilir.

a.Arkeoloji Müzesi:İlk çağ medeniyetleri,Roma İmparatorluğu ve Bizans dönemi eserlerinin sergilendiği alanlardır.

b.Etnografya Müzesi:Anadolu beylikleri,Büyük Selçuklu İmparatorluğu,Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu dönemine Ait eserlerin sergilendiği alanlardır.

2.ESKİ ESERLERİN, ANITLARIN KORUNMASI

Türkiye eski eserler ve anıtlar açısından dünyanın en zengin ülkelerindendir.Eski eserlerin ve anıtların korunması için aşağıdakiler yapılmalıdır:

-Yeni kazılar yapılarak tarihi eserler bulunmalı ve koruma altına alınmalıdır.

-Eski eserlerin bakım ve onarımı yapılarak yıpranması önlenmelidir.-

-Eski eser kaçakçılığı önlenmelidir.

-Yurtdışına kaçırılan eski eserlerin iade edilmesi sağlanmalıdır.

3.GEZİ DÜZENLEME

A)Turistik Gezi Çeşitleri

İnsanların gezmek,dinlenmek,yeni yerler görmek amacıyla yaptıkları geçici seyahatlere gezi veya tur denir.Turistik gezi çeşitleri coğrafi açıdan 3 gruba ayrılır:

a.Şehir ve Yöre Turları

İnsanların yaşadıkları şehirdeki herhangi bir yere yaptıkları gezilere şehir ve yöre turu adı verilir.

b.Yurtiçi Turları

Kişilerin yaşadıkları ülkedeki turistik yerlere yaptıkları gezilere yurtiçi turu adı verilir.

c.Yurtdışı Turları

Yaşanılan ülke dışına yapılan gezilere yurtdışı turu adı verilir.

B)Gezi Öncesi Hazırlıklar

1.Gezi Planının Yapılması

-Gezi Yerinin Seçimi

-Gezi Müddetinin Tespiti

-Konaklanma,Dinlenme,Alışveriş Yerlerinin ve Müddetlerinin Tespiti

2.Gezi Maliyeti

Ulaşım + Konaklama + Yeme-içme + Diğer giderler = Grup Maliyeti

Grup Maliyeti /Geziye Katılan Kişi Sayısı                    =Kişi başına düşen maliyet

C)Gezi ile İlgili Ferdi Hazırlık

1.Yurtdışı Geziler

Vize Yaptırma:Bir ülkenin,yurt dışından gelecek kişilere ülkeye giriş izni vermesine vize denir.Vize işlemi yurtdışına çıkacak kişinin pasaportundaki ilgili sayfaya işlenerek gerçekleştirilir.Vize isteyen ülkelere,vize almadan giriş yapılamaz.

Pasaport Çıkarma:Pasaport, yabancı bir ülkeye gitmek için, yaşanılan ülkenin yetkili emniyet müdürlüklerinden alınan defter şeklinde resimli izin belgesidir.Pasaport almayan kişi yurtdışına çıkamaz.

İNSANIN EKONOMİK FAALİYETLERİ

1.İNSANIN ÜRETİM FAALİYETLERİ

Mal ve hizmetlerin fayda ve kıymetlerini arttıran faaliyetlere üretim denir.Üretilen mal ve hizmetler, insanların ihtiyaçlarını karşılar.Üretimin esas amacı, insan ihtiyaçlarının giderilmesidir.Üretim faaliyetinde ya yeni bir mal üretilir ya da mevcut malın görünüşü,şekli,rengi vb. değiştirilir.

Üretim, üç temel sektör tarafından gerçekleştirilir:

1.Tarım sektörü:Tarım ürünlerinin (bitli,hayvancılık,balıkçılık,ormancılık vb.) yetiştirildiği sektördür.

2.Endüstri (Sanayi) sektörü:Teknik araç ve gereçler kullanılarak, tarımsal ürünler dışındaki ürünlerin üretildiği sektördür.

3.Hizmet sektörü:İnsan ihtiyaçlarını gideren hizmetlerin üretildiği sektördür.Haberleşme,ulaşım,eğitim,bankacılık vb.

ÜRETİM FAKTÖRLERİ

Tabiat(Doğa):Üzerinde üretimin yapıldığı toprak parçası,yeraltındaki madenler,su kaynakları,hava tabiatı oluşturur.

Emek:Üretimde kullanılan insan gücüdür.

3.Sermaye:Üretimde kullanılan makine,alet,teçhizat vb. değerlerdir.

4.Müteşebbis(Girişimci):Diğer üretim faktörlerini bir araya getirerek üretimi gerçekleştiren kişidir.

HAYAT İÇİN ZORUNLU İLK MADDELERİN ELDE EDİLMESİ YOLLARI

1.Hammaddeler:Tabiattan elde edildiği, işlenmemiş durumdaki maddelerdir.Pamuk,buğday,ham petrol vb.

2.Yarı Mamuller:Hammaddelerin işlenmesinden meydana gelen maddelerdir.Yarı mamuller doğrudan doğruya kullanılmaya elverişli değildir.Yarı mamuller mamullerin üretiminde kullanılırlar.Un,kumaş,iplik vb.

3.Mamuller:Doğrudan doğruya kullanılabilir durumdaki maddelerdir.Ekmek,elbise,televizyon vb.

2.TOPLUMLARIN GENEL EKONOMİK YAPISI

Tarıma Dayalı Toplumlar:Nüfusunun büyük bir bölümü, geçimini tarım ürünlerinin yetiştirilmesinden sağlayan toplumlardır.Tarım toplumları, doğrudan tüketilen bitkisel ve hayvansal ürünler ya da endüstriyel hammadde üretirler.İlkel araçlarla tarım yapan toplumlarda üretim ve gelir düzeyi oldukça düşüktür.Tarım toplumları ürettikleriyle ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamazlar.Ülke nüfusunun büyük bir bölümü kırsal kesimde yaşamaktadır.

Endüstri Toplumları:Nüfuslarının büyük bir bölümünün geçimini sanayi ürünleri üretiminden sağlayan toplumlardır.Endüstriyel Toplumlarda gelir düzeyi yüksek olduğundan, kişiler teknolojinin kolaylıklarından daha çok yararlanırlar.Ülke nüfusunun büyük bir bölümü kentlerde yaşamaktadır.Endüstri toplumlarımda insan gücünün yerini, büyük ölçüde makine gücü almıştır.

TARIMDAN ENDÜSTRİLEŞMEYE GEÇİŞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

-Tarım toplumlarındaki hızlı nüfus artışı

-Teknolojik gelişmeler

-Yeni ihtiyaçların ortaya çıkması

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE GENEL EKONOMİK DURUM

Dünya ülkeleri, gelişme derecelerine göre 3 gruba ayrılır:

1.Az gelişmiş ülkeler:Ekonomik yönden fakir ülkelerdir.Bu ülkelerde yaşayan insanlar zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedirler.Bu grupta açlıkla mücadele eden ülkeler ilk sıralarda yer alır.

2.Gelişmekte olan ülkeler:Zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilen ancak refah seviyeleri gelişmiş ülkeler düzeyinde olan ülkelerdir.Bu ülkelerin üretimleri gittikçe artmaktadır.

3.Gelişmiş ülkeler:Ekonomik yönden kuvvetli, ihtiyaçlarının büyük çoğunluğunu karşılayabilen ülkelerdir.

ENDÜSTRİYEL GELİŞMENİN DOĞURDUĞU PROBLEMLER

Sanayi,yer altı ve yerüstü kaynakları giderek azalmaktadır.

-Ülkeler arasındaki gelişme farklılıkları artmaktadır.

-Çevre kirliliği ile insan sağlığı olumsuz yönde etkilenmektedir.

-Teknolojik gelişmeler sonucu işsizlik artmaktadır.

-Kırsal kesimden kentlere yoğun göç sonucu çarpık kentleşme ortaya çıkmaktadır.

3.İŞ ORGANİZASYONU

İş bölümü,bir işin çeşitli işlemlere ayrılarak,işin değişik kimseler tarafından yapılmasıdır.İş bölümü.insanların toplu halde yaşamaya başlamaları ortaya çıkmıştır.Sanayileşme ile birlikte iş bölümü gelişmiştir.Günümüzde teknolojik gelişmeler,özel bilgi isteyen yeni işlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Organizasyon,işletmenin faaliyetlerini sürdürmesi için insan,makine,techizat vb. işe koşulmasıdır.

Mekanizasyon,üretimde insan ve hayvan gücü yerine mekanik güçle çalışan makinelerin kullanılmasıdır.

Otomasyon,makinelerin insanlar tarafından programlanarak hızlı bir şekilde üretimi gerçekleştilmesidir.

4.MALİYET HESAPLARI

Ham madde ve yarı mamul maddeyi mamul haline getirmek için yapılan harcamaların toplamına gider denir.İşletme açısından gider,gelir elde etmek için belli bir dönemde tüketilen mal ve hizmetlerin parasal tutarıdır.

1.Maliyeti Meydana Getiren Gider Çeşitleri

-Malzeme giderleri

-İşçilik giderleri

-Genel üretim giderleri

 

***TOPLAM MALİYET = MALZEME MALİYETİ + iŞÇİLİK MALİYETİ + GENEL ÜRETİM GİDERLERİ

MALZEME MALİYETİ =25000000

iŞÇİLİK MALİYETİ     =25000000

GENEL ÜRETİM GİDERLERİ =30000000 ise

TOPLAM MALİYET            =80000000 olur.

5.BÜTÇE

Belli bir dönemde yapılacak harcamalar ile sağlanacak gelirleri ayrıntılı şekilde tahmin ve tesbit eden cetvele bütçe denir.

DENK BÜTÇE         :Gelirler, giderlere eşit.

ARTIRIMLI BÜTÇE:Gelirler, giderlerden fazla.

AÇIK BÜTÇE         :Gelirler, giderlerden az.


Antalya Hakkında Genel Bilgiler

ANTALYA HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 20.815 Km²

Nüfus: 1.132.211 (1990)

İl Trafik No: 07

Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde “Türk Rivierası ” adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz’in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.

Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye’nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon , Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.
İLÇELER:


Antalya ilinin ilçeleri; Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı , Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik’tir.

Akseki: Alanya‘dan sonra Antalya ilinin en eski ilçesi olan Akseki Torosların yapısına uygun engebeli ve dağlık bir görünüme sahiptir.

Antalya ili ve çevresinde son yıllarda görülen turizm alanındaki gelişmelere paralel olarak, Akseki ilçesinde turizm faaliyetleri gelişmektedir. Avcıların ve turistlerin uğrak yeri olan Akseki, “KARDELEN ÇİÇEŞİ’ nin ana yurdudur. Kış aylarında Kardelen Çiçeğini görmek için yerli ve yabancı turistler ilçeyi ziyaret eder.Giden Gelmez Dağları, dağ keçisi koruma ve av sahası avcıların ücretli olarak devamlı avlanacağı yer olup, Sinan hoca ve Gümüşdamla köylerinde kurulan alabalık üretme tesisleri avcıların ve turistlerin uğrak yerleri arasındadır.

Göktepe Yaylası, Çimi Yaylası, Irmak Vadisi son aylarda keşfedilen 340 metre derinliğindeki Bucakalan Mağarası, ilçe merkezindeki Ulu Camii ve Medresesi görülmeye değer diğer eserlerdir.

Elmalı: Likya bölgesi içerisinde yer alan Elmalı’nın kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Doğuda Semahöyük yakınlarında Karataş’ta , batıda Beyler Köyü yakınındaki Beyler köyünde yapılan kazılar bölgenin bronz çağından bu yana iskan edildiğini göstermektedir.

Höyükler: Şehre bağlı köylerde üç höyük bulunmaktadır. Bunlardan ilki şehrin batısındaki Müğren Köyü’ndeki höyüktür. Arkeolojik yüzey araştırmaları burada çeşitli uygarlıklara ait izler olduğunu göstermektedir. Yine batıda Semahöyük Köyü’nde bulunan ikinci höyüğün üstünde Osmanlı ve Türk mezarlığı bulunduğu için bugüne kadar araştırma yapılmamıştır. Üçüncü ve en büyük höyük ise şehrin güneyinde, Elmalı – Kaş yolu üzerinde, Beyler Köyündeki Beyler Höyüğüdür. Bu höyükte yapılan kazılarda, bronz çağından bu yana devamlı bir yerleşimin izleri görülmektedir. Kazılarda çıkarılan arkeolojik buluntular Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir.

Tümülüsler : Şehrin doğusunda, Elmalı’ya 6 km. uzaklıktaki Bayındır Köyü yakınlarındadır. Yan yana duran birkaç tümülüsten birinde yapılan kazılarda M.Ö. 7. yy.a ait buluntulara rastlanmıştır. Antalya Müzesi’nin özel bir bölümünde sergilenen bu buluntular bölgenin bu dönemdeki yaşamından kesitler vermektedir.

Anıt Mezarlar Bilinen iki anıt mezar vardır. Bunlardan ilki Karaburun diğeri ise Kızılbel’dedir . Antalya – Elmalı yolu üzerindeki Karaburun Kral mezarı odasının duvarları av ve savaş sahnelerinden oluşan fresklerle süslüdür. Kızılbel mezar anıtı ise şehrin batısında Elmalı – Yuvayol yolu üzerindedir. Kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir.

Define: 1984 yılında Antalya – Elmalı yol çizgisinin hemen kuzeyinde, Kral Mezarı ile Gökpınar Köyü arasında bulunmuştur. 190 adet gümüş antik sikkeden oluşan bu define antika kaçakçıları tarafından Amerika’ya kaçırılmıştır. Halen özel bir kişinin malı olarak Boston Museum Fine Arts’da bulunmaktadır. Yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen Atina Decadrachmeleri (14 adet, her biri 600.000$) bu büyük define yer almaktadır.

Camiler: İlçede yer alan Selçuklu Camii, Kütük Camii, Sinan-ı Ümmi Camii, Ömer Paşa Camii ve Külliyesi kentin görülmeye değer eserleridir.

Korkuteli: Antalya‘ya 67 km. uzaklıktadır. Korkuteli’nin 3 km batısında, bugün yalnız kapısı ayakta kalan Alaaddin Camii ve yine aynı yörede, 1319’da Hamidoğulları’ndan El Emin Sinaeddin tarafından yaptırılan ve aynı adla anılan Selçuklu Medresesi görülebilir.

Gündoğmuş: Antalya‘ya 182 km. mesafedeki Gündoğmuş ilçesinde pek çok antik kent kalıntısı bulunmaktadır. Güzel Bağ Bucağı’nın kuzeyinde 7 km. mesafede ve halen kazı yapılmamış olan Ayasofya Şehri, Gündoğmuş şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 7 km. mesafede Sumene mevkisinde, Asar Harabeleri, Senir Köyü’ nün doğusunda 2 km. mesafedeki Kese Mevkiindeki harabeler, Gündoğmuş Şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 11 km. mesafedeki Gedfi Harabeleri önemli antik kent kalıntılarıdır.

İlçe merkezindeki Cem Paşa Camii, Gündoğmuş/Pembelik Köyü arasında ilçe merkezinin doğusundaki, 15 km. mesafedeki Sinek Dağı’nın tepesindeki harabeler, Alanya/Konya Kervanyolu , Gündoğmuş/ Antalya karayolu üzerinde Taşağır mevkisinde Kazayir Şehri Harabeleri diğer görülebilecek eserlerdir.

Gazipaşa: Antalya‘ya 180 km. mesafedeki Gazipaşa, 10 km. uzunluğundaki kumsalı, orman kaplı alanları, turkuaz mavisi koyları, doğal güzellikleriyle şirin bir ilçedir. İskele, Koru ve Kahyalar plajlarının bulunduğu kumsallar, Caretta Caretta kaplumbağalarının önemli bir üreme merkezidir. Bugüne kadar bakir kalmış Gazipaşa, konaklama, dinlenme tesisleri, tarih ve doğa güzellikleri, yapımı süren havaalanı ve yat limanı ile gözde bir turizm merkezi olma yolunda ilerlemektedir.  

Antik Kentler

Antiocheia Adcragum : Gazipaşa ilçesinin doğusunda, 18 km. uzaklıktaki Güney Köy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı 4. Antiochus’dan gelmektedir. Kalesi, sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı, kilise, kentin nekropol alanı kalıntıları bulunmaktadır. Kentin nekropolünde bölgeye özgü beşik tonozlu, ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur.

Adanda- Lamos : Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınağı sayabilir. Bu kentin nekropolünde de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır. Kalıntılar, dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Nephelis : Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur 12. km.’sinden sonra Muzkent Köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile sağlanmaktadır. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Orta Çağ Kalesi, Tapınak Odeon Sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır.

Selinus : Gazipaşa Plajının bulunduğu Hacımusa Çayının güneybatısındaki yamaçlarında yer alan antik Selinus kenti, dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Kentin akropolü tepeye kurulmuştur. Tepe üzerindeki Orta Çağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol, içerisindeki kilise ve sarnıç günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır.Kentin diğer yapıları hamamlar, agora, İslami Yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol’dur . Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesinin varlığını sürdürmektedir.

Kumluca: Alakır Çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürükleyip getirdiği alüvyonlu bir ovada yeralan Kumluca Finike ve Elmalı İlçeleri ile çevrelenmiştir. Kumluca sahil boyunca plajlar, konaklama tesisleri ve koylara sahiptir. Kumluca’nın 27 km. kuzeyinde yeralan Altınkaya yaylası, Alabalık üretme çiftliği, Sedir Ormanları ve bol suları olan güzel bir yayladır. Korydalla ve Olympos Antik kentleri Kumluca ilçesi sınırlarında yer almaktadır.

Alanya: Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası’nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir.
Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası’nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.

Alanya‘nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz, kum cennetidir.
Finike: Finike,
Antalya
iline bağlıdır. Portakalları ile ünlü Finike tarihle, doğa ve denizin birleştiği bir turizm beldesidir. Portakalları ile tanınan kent, Limyra kenti kalıntıları ve Arykanda antik kenti kalıntıları ile ilgi görmektedir.
Kaş: Likya’nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz’in derinlerde yarattığı heyecanlari doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu ‘kano turları’, ekolojik uyumun keşfedildiği ‘doğa yürüyüşleri’; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen ‘yamaç paraşütü’; Akdeniz’de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak ‘Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş’ın bağlı olduğu Antalya
ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi” ile düşsel bir mekandır.

Manavgat: Antalya İline bağlı olan Manavgat tarih ve doğanın içiçe girdiği her türlü turizm aktivitesinin yapılabildiği bir turizm merkezidir.
Serik:
Antalya
‘nın ilçesi olan Serik, önemli Pamfilya kenti olan Aspendos’u barındırmaktadır. Günümüze kadar bozulmadan ulaşan, mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatosu , bugün önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.

Kale ( Demre ): Antalya, iline bağlı olan Kale Noel Baba’ nın yaşadığı yer olarak önemli bir inanç turizmi beldesidir.

Antalya Köylerimizde Düğün Adetleri

ANTALYA KÖYLERİMİZDE DÜĞÜN ADETLERİ


Köylerimizde Düğün Adetleri
Kız İsteme: kız istemeye evlenme çağına gelen oğlan için anne babası ve tanıdıkları çevrelerinden kız aramaya başlarlar. Eğer oğlanın beğendiği ve seçtiği bir kız varsa iş daha da kolaylaşır. Karar verilip fikir birliği sağlanırsa kız isteme hazırlıkları başlar. Kız evine gidilecek gün haber verilir. Oğlan evinin sözcülüğü üzerine alan(kiya) kız evine gider. Ekseriyetle kız istemeye Perşembe Pazar günleri gidilir. Kızın büyüklerinden biz münasıp gördük sizde münasıp görürseniz Allah ın emri Peygamber in kavli ile kızınız… yı, oğlumuz… ya istiyoruz. Kız tarafı da kendi aralarında konuşmak amacıyla süre ister. Bir süre sonunda oğlan tarafı kız evine gider, kız evi gönüllü ise ağız tadı niteliğinde çay, kahve vs. tatlı ikramında bulunur. Eğer gönülsüz ise ikramlar şekersiz olur, gelenlerin istenmediklerini belirtmek amacıyla ayakkabıları dışarıya atma içlerine su ve acı biber koyma vs. şeyler koyma gibi gittikçe azalan görenekler uygulanır. Gönüllü taraflar arasında kızın oğlanı görmesi ve söz kesme günü de biraz geç vakitte kararlaştırılır.
Kararlaştırılan gün kız ve oğlan tarafının davetli akrabaları kız evine toplanır. Söz kesimi ve şerbet içme denilen tören yapılır. Bu törende kız tarafı kızları için gerekli gördükleri takı, giysi,ve eşyaları oğlan evinden isterler. Mutakıp kalıncaya kadar konuşulur, sonunda nişan günü kararlaştırılır. Söz kesiminde davetlilere prinç pilavı, baklava ikram edilir.

Nişan: söz kesiminden sonra kararlaştırılan güne kadar oğlan evi ” Nişan kofası” denilen süslü ve içerisine kararlaştırılan takıların, giysilerin vs. eşyaların konulduğu kofa hazırlanır, bazı nişanlar sade olarak iki aile arasında yapıldığı gibi güldürümlü denilen gösterişli nişanlarda yapılmaktadır. Kız evine ait hazırlanan kofa gönderilir, kız evi de nişandan sonra kofa karşılığı oğlana ait giysilerle birlikte baklava, susam helvası, leblebi vs. gibi şeylerle oğlan evine gider. Buna nişan karşılığı denir.
Evlerde veya salonlarda yapılan nişanlar oğlan evi tarafından alınan nişan yüzükleri kırmızı kurdele ile birbirine bağlanır. Kız ve oğlan tarafları ve davetliler tören yeri salonda ise salona giderler, nişanlanacak kız güzel giysilerle yüksek bir yere oturtulur. Bayanlar arası sazın eşliğinde oyunlar oynanır, törenin sonunda kaynana kıza nişan yüzüğünün ve hediyesini takar. Kızı oyuna kaldırır. Bütün dost ve akrabalar, hediyelerini kıza takarlar, nişanlı kız takı ve paralarla bezenir. Hediyelerin kimler tarafından takıldığı bilinir. Nişan evde yapılacaksa davetliler kız evine gider, yapılan pirinç pilavı, baklava, limonata vs. yiyecek ve içecekler ikram edilir. Kız ve oğlan güzel giyinmiş halde ortaya çıkar. Uygun görülen seçkin bir kişinin kısa konuşmasından sonra yüzükler takılır. Kız ile oğlan davetlilerin elini öperler. Lokum sigara ve kolonya dağıtılır. Kız ve oğlana davetliler tarafından hediye ve para takılır. Hediyelerin kimler tarafından takıldığı mutlaka belli edilir. Zamanı gelince karşılık vermek adettir. Düğün hazırlıkları yapılır tarihi belirlenir.

Düğün: nişandan sonra tüm hazırlıklar biter davetliler belirtilen günde belirtilen yerde toplanırlar. Son günlerde Cumartesi-Pazar, Perşembe akşamı yapılan 3-4 saatlik (balo ve bayanlar arası) düğünden sonra kız oğlan evine gider. Böyle düğünlerde de girişte lokum, kolonya, sigara ikram edilir. Saz eşliğinde oyunlar oynanır, nikah memuru tarafından nikah yapılır. Gelin damat oyuna kalktığında hediye ve takılar takılır. Düğün sonrası takı takanlara kız evinde kız evinde hazırlanan bohçalarla karşılık verilir. Elmalı köylerinde düğünler, pazartesi öğle başlar, Perşembe akşamı biter veya Cuma öğle başlar, Pazar akşamı biter. Düğün öncesi (urba) denilen eşya, giysi ve takı alınır. Bu arada nikah yapılır. Davetliye veya oku denilen bardak, kibrit, havlu, mendil, yazma vs. hediyelerle tanıdıklar davet edilir. Düğün evini belli etmek üzere dua ile bardak asılır. Köylerde gençler tarafından bir gün önceden (keşkeklik) buğday dövülür. Düğün evinde yemek yenir. Bu ilk güne düğünün ” Bayrak veya yük günü” denir. Aynı gün oğlan evinin eşyaları takıları kız kız tarafına alınan hediyeler (ağırlık) kız tarafının ihtiyacı olarak odun, bazı yiyecek maddeleri, süslenmiş koç, keçi bir araca yüklenerek saz eşliğinde tüm davetlilerle birlikte kız evine götürülür. Kız evince karşılanan misafirlerden giyecek kolisi ile koç veya keçiyi getirene hediye verir. Konuklara yemek veya şerbet verilir.

Kız evinden birkaç kişi kızın eşyaları ile birlikte kızın yeni evini döyemek üzere gelin evi döşemeye giderler. Buna ev döşeme denir. Oğlan tarafı kız tarafından gelenleri ağırladıktan sonra uğurlar. Salı ve Cuma akşamları oğlan evinde oğlan kınası yapılır. Yakılan meydan ateşinin etrafında yenilir, içilir, oynanır. Kadınlarda ayrı bir yerde düğün ederler.
Çarşamba ve Cumartesi günü kız kınası yapılır, oğlan evi misafirleriyle akşam kız evine gider, aynı gün öğleden sonra kız süslenir başı örülür veya kuaföre gider. Buna (başörme) denir. Gelen misafirlere yemek verilir. Erkek veya bayanlar ayrı yerlerde düğün kurarlar. Damat kızı koluna takarak bayan düğünü yerine alkışlar arasında getirir, karşılıklı oynarlar gelini bırakarak erkek düğününe döner. Bayanlar arası düğünde kız ve oğlan evi ayrı ayrı oyuna kaldırılır, düğün sonuna doğru gelin kaldırılarak oynatılır. Para takılır hazırlanan tepsiye kına mumlar yakılır. Gelinin etrafında türküler söylenerek dönülür, geline kaynananın eli öptürülür, gelini ağlatmak için çeşitli maniler söylenir.

Avlumuzun günden yanını deldiler
Koyun gibi, kuzu gibi avlumuza doldular
Hani benim kızım nereye gitti diye sordular
Ağlama gelin ağlama, bu gece misafirsin bize
Gel bak anası gel bak kızın gelin olmuş gidiyor
Gel bak babası gel kızın gelin olmuş gidiyor
Gel bak ağabeyi gel kızın gelin olmuş gidiyor
Gel bak halası gel kızın gelin olmuş gidiyor

Biner atın iyisine
Gider yolun goyusuna
Selam edin dayısına
Gız anam gınan gutlu olsun

Gız anası, gız anası
Hani bunun öz anası
Gızın gelin olmuş gidiyor
Gız anam gınan kutlu olsun

Geline önce kız evi sonra da oğlan evinden takılar takılır, hediyeler verilir. Oğlan evinin hediyeleri liste yapılır sonra kız evinin hazırladığı bohçalarla cevap verilir. Düğün bittikten sonra gelin kız evine gider, kınası yakılır ve kınası yakıldıktan sonra gelinin arkadaşları eğlenceye gece de devam ederler. Gelin geceyi arkadaşlarıyla geçirir.


Ertesi günü Perşembe veya Pazar gelin giydirilir orta yere oturtulur. Öğleden sonra gelini almaya gelen kişiler, ayakkabı, ceket, vs. giyecekleri çıkarmadan girerler. Çünkü gelinin yakınları olarak hediye karşılığı verirler.(bir adettir mehel olan) diye çağrılan kızın yakınları ellerini öptürerek vedalaşırlar. El öpme işi bitince imam tarafından dua edilir. Damada götürmek üzere yüksek bir yerden gençlerin içine seccade atılır, boğuşmalardan sonra seccadeyi alan damada götürür., bahşişini alır. Gelin damat veya babası, kardeşi tarafından evden çıkarılır, hazırlanan arabaya bindirilir. Kalan eşyaları da konarak yola çıkarılır. Oğlan evince düğün sırasında hizmet eden gençlere ergenlik adı verilen bahşiş verilir, bu parayla gençler kendilerine ziyafet çekerler.
Gelin oğlan evine giderken yolu kesenlere para verilir, gelin arabası hareket ettiği zaman su serpmek, şişe kırmak adettir. Gelin eve gelince arabanın kapısı açılmıyor diyerek şoföre bahşiş verilir. Gelin arabadan inmeden önce oğlanın yakınları tarafından indirmelik adıyla para ve çeşitli hediyeler verilir. Gelin damat tarafından indirilir, damat ile gelinin başına buğday veya leblebi şeker para karışımı serpilir. Çocuklar tarafından toplanır.
Damat evinin kapısında davar kesilir, kanın üzerenden gelin geçirilir. Batıllaşmış ve bazı yörelerde uygulanan gelinin iyi huylu olması isteği ile (kaynananın ayağını öpme, koltuğunun ayağının altından geçme, eşik öpme vs.) gibi adetlerde uygulanır. Damat gelini odasına götürür, duvağını açar, hoş geldin der ve görümlüğünü takar, tekrar halkın arasına girer, el öper, arkadaşları ile oynar, para takılır, eve katma yemeği yenir. Yatsı namazından sonra öğütlenir ve yumruklamalar arasında gelinin odasına gönderilir.
Evde sözü geçer olma inancıyla gelin damadın veya damat gelini ayağına basar, inanca göre basan ileride söz sahibi olur. Sabah gelin damat evdekilerin elini öper, Cuma ve Pazartesi günü öğleden sonra gelin yüzü veya duvak denilen eğlence tertip edilir. Böylece düğün bitmiş yeni yuva kurulmuş olur.

Renklerin Dili, Geçmişin Sesi Yuva El İşlemeleriyle Yaşıyor

Bir ülkeyi veya bir şehri tanıtırken veya onun özelliklerinden bahsederken bazı belirli simgeler ortaya çıkar. Bu bazen turizm olgusu, bazen ünlü birkaç isim olgusu ve bazen ise geniş bir tarih olgusuyla kendini gösterir.
Bu yazımda sizlere buram buram tarih kokan,kültür kokan Anadolu kokan Elmalı’nın Yuva Kasaba’sına gittiğim zaman ki izlenimlerimi anlatacağım. Bu kasabada isterseniz kendinizi çağdaş bir kentte hissedebilirsiniz veya isterseniz o bozulmamış Anadolu kentlerinden birinde yaşadığınızı zannedebilirsiniz. Belki bu durum size tezatlar zinciri gibi gelebilir fakat asla öyle değildir. Çünkü burası gelişen çağa ayak uydururken tarihine de sahip çıkmıştır. Bir çok evin duvarında eski el işlemesi halı ve kilimleri görebilirsiniz. Elbette sadece bu kadar değil çulu, sarı namazlığı, ekmek torbası, kızıl çuvalı, tuz torbası, terki heybesi, iyilik torbası, tarak çulluk, mutav, renk renk işlenmiş nakış örnekleri sizi yıllar öncesine götürür. Tüm bunlar sabrın, göz emeğinin ve insanın iç dünyasının güzelliğinin birer eskimeyen abideleridir. Bütün bunları seyrederken birden kulağınızı bir yanık türkü doldurur. Çünkü kaybolup giden birçok el emeğinden göz nurundan geriye sadece bu türküler kalmıştır.

Yörük yurdudur da bizim yurdumuz
Allı yeşildir de bizim ordumuz
Bir orduya yeter bizim dördümüz
İnce belden aşıp gelir ardımız.

Anonim
Şimdi isterseniz Fatma nineye kulak verelim. Bize anlattıklarını dinleyelim. “Bak oğlum, bizler yıllardır bu topraklarda yaşadık ve yaşıyoruz. Bu topraklarla ağladık bu topraklarla güldük,bu topraklarla birlikte güneşin altında kavrulduk,biz ona bir verdik o bize bin verdi. Evdeki kaşığımdan mezarda olacak olan taşıma kadar her şey bu toprakların eseri, elbette ki böyle bir durumda atamızın, dedemizin değerlerine sahip çıkmamak çok üzücü bir durum. Bak tüm bu gördüklerin elimin, gözümün emeği ama şimdi ihtiyarladık. Gözümüz görmez elimiz tutmaz oldu. Bunu kızım için, bunu gelinim için, şunu camiye hayrım olsun diye, şunu da cenazem için dokudum. Hepsinin örneğini ezbere biliyordum. Tüm bunları anam dokudu, ben dokudum. Fakat gel gör ki kızım dokumaz, gelinim dokumaz. Bunun nedenini bana birçok nedenler ortaya atarak anlatıyorlar ama aklım bir türlü ermiyor. bak tezgah bahçede duruyor, boynu bükük kaderini bekliyor. İşte bu tuz torbası, buna dağa giderken,yaylalara giderken azık konur, buda kızıl çuval, gelin evden giderken çeyizini buna koyar. Eskiden bu çuval olmadan gelin gönderilmezdi. Ele neylen çıkacak? Kilimsiz çulsuz gelin olur mu? derlerdi.”
Buram buram nakışlı iyilik torbası, tarak çulu,terki heybesi bocuklarından mavinin yandığı kızıl çuval hala birçok evin duvarlarını süslemeye devam ediyor.bazılarının arasından Ayşe kızın kara oğlana yaktığı türküler etrafa yayılıyor, bazısında ise anaların hasret türküleri odayı kaplıyor, bazısında ise Emine Ninenin torununa söylediği ninniler hala kulaklarda çınlıyor.
Eğer bir yolunuz düşerse Yuva Kasabasına uğrayın hem serin ağaçların altında güzel doğayla tanışın, Balıklar Dağında tarihi izleyin, bir çoban kavalının sesine uyarak türküler söyleyin, elleri tek dostu olan haşır neşir olmaktan çatlayan köylünün elinden çayını için, kültürel yozlaşmanın yaşandığı günümüzde bakarsınız gerçek bir dost edinirsiniz.

 

Geçiş Dönemi Yiyecekleri

İnsan yaşamında doğumdan ölüme kadar geçen sürede yer alan yemekle ilgili geleneksel uygulamalar Antalya‘da aşağıda verildiği şekilde göze çarpmaktadır.

 

Doğum yapan kadına ilk yiyecek olarak tarhana çorbası veya sıcak tereyağı karıştırılmış palize ; çocuğa şekerli su verilirdi. Komşular anneye sütü insin diye palize ve helva gönderirlerdi.

 

Antalya‘da doğumun yedinci günü ebeye ve yakınlara “tuz daveti”verilirdi. Bu davette ebe şeker, bal tuz karışımıyla çocuğun bütün vücudunu hatta ağzının içini kokmasın diye ovar,ve yıkardı.

 

Bu davette baklava, börek ve en güzel yemekler yapılırdı.

 

Çocuğun ilk dişi çıktığında “diş dirgiti” denilen tören yapılırdı.

Bu törende buğday fasulye, nohut kaynatılarak çeşitli çerezlerle konuklara ikram edilirdi. Sünnet merasiminde eğlenceler yapılır, yemek verilirdi.

 Bu mönüde düğün töreninde yapılan güvey yemeği mönüsü aynen yer alırdı.

 

Söz kesme ve nişanda bademli şerbet, eskiden evde yapılan imam nikahlarında kahve, lokum, yemek ikram edilirdi.

Düğün hamamında kız evi katmer, börek, yemek yapsa da oğlan evi hamama kebap veya tandır gönderirdi.

 Çeyiz asma töreninde yemek verilir, ayrıca çerez ikram edilirdi.

 

Düğünde “güvey yemeği” denilen ve tüm kalabalık düğünlerde yapılan yemek yer alırdı. Güvey yemeği mönüsünde şu yemekler bulunurdu:

  • Terbiyeli Pirinç Çorbası
  • Etli Fasulye veya Patates
  • Etli Pilav
  • Keşkek
  • İrmik Helvası veya Zerde

Düğünün haftasında aileler arasında karşılıklı davet yapılır, en güzel yemekler baklava börek olması kaydıyla hazırlanırdı. Bu menü şöyle olabilirdi:

  • Tavuk Çorbası
  • Kızartma Eti
  • Yaz ise Yeşil Kış ise Kuru Fasulye
  • Pilav veya Su Böreği
  • Baklava

Antalya‘da ölüm olayında komşular, akrabalar üç gün ölü evine yemek getirirlerdi. Ölü gömülürken pide, helva yapılıp hem dağıtılır; hem de baş sağlığına gelenlere ikram edilirdi. Ölümün yedinci günü mevlit okutulur, lokum dağıtılırdı. Kırkıncı günü tevhit okutulur, lokma dökülür; elli ikisinde dua okunur, helva karılırdı.

Atatürk'ün 77 Yıl Önce Antalya'mıza Geliş Nedeni

Atatürk'ün  77 Yıl  Önce  Antalya'mıza  Geliş  Nedeni

6 Mart 1930 ve Cuma günü saat 16.oo da kara yolu ile Izmir, Denizli ve Burdur üzerinden Antalya’mıza teşrif eden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün

Bu gelişlerinin amacı bir gezi olarak değildi.

Osmanlıya Libya çöllerinde ilk kursunu sikan ve savaşan İtalyanların amacının aslında hedefleri Andreya Dorya’nin İntikamını alarak, Akdeniz’i bir İtalyan gölü haline getirmek ve Roma imparatorluğunun yeniden doğusunu yaratma hayallerinin sonu hüsran olsa da ödediği bedelin büyük kimsini Osmanlıya ödetmekti.

        

(Trablusgarp) Libya'da Türk askerimizin çarpışarak şehit düştüğü

savatsa tanıdığı İtalyanları ve Avrupalıları iyi bilen ATATÜRK

TÜRKIYE CUMHURIYETIMIZIN kurulusu ve sonrası ile ilelebet payidar

kalmasını hedeflediği prensiplerindeki icraatlarını bizzat kendisi

içinde olarak icra etmiştir.

        

Libya (Trablusgarp) yenilgisinden sonra 1912 de 12 Adalar ve RODOS

ile Ege denizinde kendini yerleştiren İtalyanlar Kurtuluş savasında

İzmir ve Doğu Akdeniz hedeflerindeki umduğunu bulamayınca Antalya ve

Muğla işgallerinde sinsi ve akilli siyaset yürüterek Müttefiklerine

karşı Türklere Silah, Uçak ve lojistik destek vererek Yunanlıları

Denize dökme basarımıza katkıda bulunmuşlardır.

        

Bu girişimlerinin ardındaki niyetleri 12 Adalar ve RODOS'u elinde

tutmak ve buralarda kalıcı olma hevesleri idi. Ve 390 yıl (1522-1912)

Osmanlı hakimiyetinin hüküm sürdüğü Rodos adasını işgal etti

İtalyanlar

        

Mussolini'nin Halkına Sizlere sıcak denizler ve Cennet bahçeleri

kadar güzel yerler vereceğim sözünün arkasında bu düşünce yatmaktaydı.

Amacının belirgin göstergesi olarak RODOS adasının en yüksek tepesinde

bir villa inşa ettirerek Anadolu'ya nazarlarını eksik etmemişti.

        

1923 yılında Lozan Antlaşması ile Rodos, Batım, Halep, Hatay, Kerkük,

Musul ve Bati Trakya Daraltılan Misakı milli sınırları dışında Arka

bahçemiz olarak bırakılıyor.

        

ATATÜRK’ÜN Italyanlar’in Antalya’mızdan çekilişlerinin kabilindeki bu

ziyareti, aslında bir gözdağı mahiyetindeydi. Bu toprakların sahibi ve

bir Cumhurbaşkanı olduğunun kanıtlandığı bu gezide 12 adalar ve RODOS

gibi Bati Trakya, Kerkük Musul, Kıbrıs gibi kutsal davalarımızın

sessiz ve derin anlamlı bir mesajı idi.

 

ATATÜRK 1933'de General Mac Arthur'a "Allah nasip eder, ömrüm vefa

ederse Musul, Kerkük, Kıbrıs ve 12 Adaları geri alacağım. Selanik’te

dahil olmak üzere, Bati Trakya’yı TÜRKIYE hudutları içine katacağım"

(09) demesi, 'Misak-i Milli sınırlarını tamamlama, bütünleme ve

geleceğe sınırlarla ilgili bir sorun bırakmama" konusundaki azim,

irade ve kararlılığından dolayıdır. (M.N. Sinacı)

        

Nitekim 1938 yılında HATAY davamız için Adana'ya hasta yatağından

kalkarak geldiğinde Bana Çizmelerimi giydirmeyin Hatay benim eski

davamdır dediğinde Fransızlara sesli verdiği cevabi Sekiz yıl önce

Antalyamizda İtalyanlara sessiz ve derinden vermiştir.

        

Adana’ya Hatay ziyaretinde Hataylı AYSE  FITNAT Hanımefendinin siyah

çarşafla ve kendini zincire vurarak karsısına çıkmasına cevaben "40

ASIRLIK TÜRK YURDU DÜSMAN ELINDE ESIR KALAMAZ" sözünü yalnız

Hatay için değil Anadolu'nun Coğrafi ve Kültürel yapısındaki bölünmez

bütünlüğü için ve geniş tarih bilgisi ışığında vermiştir.

8 Mart 1930 Pazar günü Dedem Salih Ignegöl'ün gemici olarak hizmet

ettiği Rüstemciye gemisi ile Konyaaltini gezen ATATÜRK Ara’ya Doğru

denizden Şelaleleri gezerken günümüzde dahi hala RUMKUS denilen

Falezlerin yüksek yerindeki İsme sinirlenerek olmaz böyle şey buranın

ismi bundan sora ERENKUS olarak değiştiriniz talimatını verse de bu

vasiyetini gösteren bir tabela dahi bu bölgede yoktur. Bu gezisinde "HIÇ SÜPHESIZ BURASI DÜNYANIN EN GÜZEL YERIDIR" diyerek Antalya’mıza

hayranlığını belirtirken Mussolini cennet vaadine karsı bir cevap

vermiştir.

        

9 Mart 1930 tarihinde Antalya'mizdaki misafirliginde Aspendos

ziyaretinde Lise Tarih öğretmeni Fikri ERTEN beyin yapı hakkındaki

izahı bilgilendirme konuşmasından sonra sözü alarak ayni yapının

Roma’daki benzer yapı ile karsılaştırmasını yaparak etrafındaki

insanları şaşırtarak buradaki amacının İtalyanlara bir cevap olarak

verildiği anlamı ise " ITALYANLARA BU GÜZEL BELDENIN, IMARI VE

KORUNMASINDA NE DERECEYE KADAR MUKTEDIR OLDUGUMUZU GÖSTERECEGIZ!" sözü ile gayet geniş olarak ifade etmiştir.

 

Çanakkale Truva medeniyeti ile yakından ilgisi Hititlerin varlıklarının Türk ırkından olduğunun kanıtı olan sözü 40 Asilik Türk yurdu ifadesi olmuştur.

 

11 Mart 1930 Şali günü vapurla Mersine oradan Adana ile Konya'dan

sonra Ankara'ya hareket edecek iken Bir Fransız heyetinin Ankara'ya

gelişlerini belirten Başbakan İsmet İnönü’nün telgrafı ile 12 Mart

1930 Çarşamba günü saat 10.o da Burdur karayolu ile Ankara'ya hareket

ederken Misafirperver Antalyalılarımızın ilgi ve alakalarına karşılık

"BURAYA DEMIRYOLUNU INDIRECEGIM" sözünü vermişti. Bu ifadenin

altındaki gerçek ise biz gerekirse Antalya'ya en kısa zamanda

Demiryolu yapar ve bu toprakları savunuruz buraları cennetin alası

yaparız sözü günümüzde sadece bir vasiyet olarak kalmadığını ve

gelecekte mutlaka yapılacağına inanıyorum.

29 Haziran 1945: Türkiye; San Francisko'da Birleşmiş Milletler

Antlaşması’nı imza etti.

15 Ağustos 1945: Adnan Menderes, Birleşmiş Milletler Antlaşması

TBMM'de görüşülürken, Kemalizm'in kurumlarını kastederek, Türkiye'deki

rejimin bu antlaşmaya aykırı olduğunu söyledi. (Birleşmiş Milletler

Antlaşması 4801 şayili yasa ile onaylandı)

8 Kasım 1945: İnönü’nün 1 Kasım tarihli kapitalist demokrasiyi

hedefleyen TBMM açış konuşmasına ABD'de Congressional Record' da yer

verildi.

6 Nisan 1946: Amerika önce askeri ile geldi. Amerikanin Missuri

zırhlısı ve iki savaş gemisi İstanbul’a demirledi.

ATATÜRK'ÜN TÜM GAYRETLERINE RAGMEN...

10 Şubat 1947 Tarihinde Türkiye'nin katılmadığı Batili ülkelerin

İtalya ile yaptığı Paris Barış Antlaşmasında 12 adaları talep eden tek

ülke olan Yunanistan'a 15 Şubat 1947. Rodos ve 12 adalar terk edildi.

Antalya’mıza gönül veren ve Antalyalılar tarafından Gaziantep Nüfusuna

kayıtlı olsa da ANTALYA'NIN manevi hemsehri olan ATATÜRK’ÜN ilk

seyahatinin akabilende Antalya'ya 10 Şubat 1931 ve 18 Şubat 1935

tarihlerinde de  iki defa daha gelmiştir

Yazımı değerli İnsan Rahmetli Cahit Akinci’nin bu ani için yazdığı

şiiri ile noktalıyorum.

 

 

ATATÜRK ANTALYA' DA

Tabiat ve güzellikler beldesi;

Her karış toprağından tarih fışkıran ANTALYA...

Bugün O'nu sinene basmış; Türk olmanın hakli gururuyla

"Altın Körfezine"

Bey dağlarının Bey'i olarak yaslanmıştın!..

  O  GÜN

San bağrındaydı!..

Şeref tahtındaydı!..

Topların gümbürdemişti, o gün ilk kez...

Davulların vurmuştu sevkle...

Zeybeklerin diz vurdu yere...

O gün kıvançla...

Mutluluğun düğümlendi Atan'da...

O da seni sevdi;

Okşadı seni, denizin gibi gözleriyle

Kucakladı seni, sıra dağların gibi, körfezinde'..

Ayrılmadı bir daha...

Bağrında kaldı senin, Ülkü olarak!..

ANTALYA’DA ANTALYA'li olarak.

 

Yazan: Özkan Ekekon / ANTALYA

 

Antalya’nın Kültürel Özellikleri

Antalya’nın Kültürel Özellikleri

Antalya’nın Kültürel ÖzellikleriAntalya’da Evlenme Törenleri: Evlenmeler, yurdun her yöresinde olduğu gibi Antalya’da da önemli bir olay sayılır. Eskiden Antalya’da da evlenmeler, istisnalar dışında genellikle görücü usulü ile yapılmaktaydı. Evlenme çağına gelen gençlerin (bu çağ genellikle askerden dönüş yılıdır) “mürüvvetini” görmek, ana babanın tek emelidir. Bazen oğullarının evlendirilmesi için çok büyük borç altına girmekten çekinmezlerdi. Bugün yapılan düğünlerde aşağıda söz konusu edeceğim pratiklerden bazıları halen yapılmakta, bazıları ise tamamen unutulmuştur. Bekâr gelinlik kızlar saçlarını hiç kestirmezler. Böylece diğerlerinden kolayca ayırt edilebilirler. (İlçe Merkezi- Uzunlar Köyü- Şeydiler Köyü)Evlenmek isteyen delikanlı bu isteğini ya anasına söyler ya da erkek arkadaşlarının babalarına söyler, onlar da oğlanın babasına söylerler. Oğlan doğrudan babasına evlenmek istediğini söyleyemez. Evlenmek isteyen delikanlı, işleri gönülsüz yapmaya başlar, akşamları eve geç gelmeye başlar. Böylece evlenmek istediğini anlatmış olur.

Antalya’nın Kültürel Özellikleri
Kız İsteme (Kız Bakma): Askerden dönen oğlu bir aileyi geçindirecek kadar para kazanabileceği bir iş sahibi oldu mu, artık analar oğullarının mürüvvetlerini görmek isterlerdi. Bunun için oğlan anaları, en yakın ve samimi dostları arasından iki kadın seçerek üç kişilik bir görücü topluluğu halinde, bütün akrabalarının da fikirlerini alarak, bilgili becerikli ve eli çabuk bekâr genç kızı olan eve, tanışsın tanışmasın kız görmeye giderlerdi. Bazen gitmeden önce bu kızlar hakkında yakın arkadaşlar aracılığı ile bilgi toplanırdı. Bir günde iki-üç kız görmek için ziyaretler yapılırdı. Bu ziyaret sırasında kız evinde yapılan karşılama, kızın konuşma ve hareketleri dikkatle izlenir; hatta karşılama ve uğurlama sırasında kızın nefesinde ve vücudunda hoş olmayan bir koku olup olmadığını araştırmak için kıza sarılarak öperlerdi. Eskiden ayrıca, çevrelerinde kız bulamayan görücüler yakın köylere kız görmeye giderlerdi. Buradaki evlenme çağında kızları bulunan evleri bulmak için hiçbir kimseye danışmaya gerek yoktu. Zira bölgeye özgü töreler içinde belki de en ilginci, özellikle Alanya, Manavgat, Serik ve Eşen bölgelerinde, evlerin bacalarına, damlarına evlenme çağında bulunan kız sayılarına göre boş şişe koyma geleneğidir. Şişeler yatık ise kızların dul: kırık ise, kızların evlenmiş oldukları anlaşılırdı.Yapılan bütün ziyaretler sırasında görülmüş kızlar içinde bir tanesi üzerinde karar verilir; görülüp beğenilen kızın ailesine durum birkaç gün içinde bildirilirdi. Karşılıklı bir anlaşmaya varılırsa kız ailesinden istenirdi.

 

Nişan Töreni: Söz kesme töreninden sonra sıra nişan törenine gelir. Bu tören, iki tarafın anlaşmasına göre yapılır. Basit olarak, aileler arasında, sade bir tören olacağı gibi, bir nişan balosu da olabilir. Göreneğe göre, nişan için bir salon tutulur. Sadece kadınlar toplanır. Nişan olacak genç kızı, yüksekçe bir yere oturturlar. Her iki tarafın akraba ve dostları bu törene davetlidirler. Bu merasime oğlan evi ve misafirlerinin topluca gelmesi ve kız evi ile akrabaları tarafından karşılanması adettendi.Çalgıcılar, düğün salonunu görmeyecek bir şekilde yerini alır. Genellikle bu tören gündüz geniş bahçelerde yapılırdı. Herkes oynar, oyunlar genellikle hareketli ve tek olarak oynanan yerli danslardır. Bu arada yaşlı hanımların oynadığı zeybek de oldukça ilgi çekicidir. Eğlencenin sonuna doğru nişan merasimi yapılır. Müzik eşliğinde kayınvalide yüzüğünü ve kendi nişan hediyesini takar. Arkasından bütün oğlan evi hediyelerini renk renk kurdele ile takarlar. Sıra kız evine gelir. Onlar da nişan hediyelerini takınca artık nişan takılan genç kızın oynaması gerekir. Bu esnada bütün gözler ondadır. Çünkü bütün kolları boynu, parmakları, göğsü çeşit çeşit altın ziynetlerle doludur. Ayrıca altın yerine o sırada tedavüldeki kâğıt paralar takanlar da bulunur. Bu merasim bitince, tören de biter ve kız evine gider. Bütün bu takılan eşyaların saklanması gerekir. Takılan her hediyenin kimin tarafından takıldığı öğrenilir. Çünkü takılan bu hediyeye, yeri ve zamanı gelince karşılık vermek adettir. Nişanlanan gençlere bundan sonra yavuklu denirdi.Yukarıda anlatılan nişan törenleri bugün genellikle erkekli kadınlı toplulukların katıldığı balolar şeklinde de yapılmaktadır.


Kına Gecesi: Kız Hamamı merasiminin yapıldığı günün akşamı kız evinde kına gecesi yapılırdı. Eskiden mutlaka yapılması gereken “Kına gecesi” eğlencesine günümüzde pek sık rastlanmaz.Bu gecede yerel çalgıcılardan faydalandırdı. Bu bir ud, zil ve delbektir. Kız evinin davetlileri kızın evinde, kız evi müsait değilse, kararlaştırılmış bir başka evde toplanırlardı.Davetliler toplandıktan sonra gelin giyinmiş ve süslenmiş bir halde sağdıçla birlikte sağdıç önde. Gelin arkada içeri girerler. Bu arada çalgıcılar karşılamaya uygun türküler söylerlerdi. Gelin odaya girince bütün genç kızlar “gelinin ağırlığı basmasın” diye ayağa kalkarlar. Gelin sağdıcın önderliğinde, önce annesinden başlamak üzere bütün büyüklerin elini öper. Daha sonra kendilerine ayrılan biraz yüksekçe yere sağdıçla beraber oturur.Kına gecesine başkanlık eden kadın (genellikle kız evinin en yakın akrabası, komşusu olabilir) “Yavrum kızlar!” diyerek ortaya çıkar; “Yavrum kızlar, gelinler… Ne duruyorsunuz? Ölüye giden ağlar, düğüne gelen oynar Hadi çıkın ortaya!” vb. sözler söyleyerek kızları oyuna kaldırır; bu kadar aynı zamanda, kaldırdığı kişilerin oynayacağı oyunları öğrenerek, eğer çalgıcılar kapalı bir yerde çalıyorsa, çalgıcılara oyunların adlarını söylerdi.Oyunlar ve eğlenceler yatsı ezanının okunmasına kadar devam ederdi. Yine düğüne başkanlık eden kadın. “Kızlar!.. Hanımlar!..” diyerek yine ortaya düşerdi. “Ne duruyorsunuz, erkekler yatsıdan çıktı. Kızlar, kınayı getirin de yakalım.“Gelin, odanın ortasına alınıp bir sandalyeye oturtulur; başı tam ( yani başından bir evlilik geçmiş ve kocası ölmemiş) bir kadın kına yakması için çağırılırdı. İnanışa göre, kınayı başı tam olmayan biri yakarsa, yeni gelinin de başı bozulur.”Başı tam” kadın gelinin yanına gelir ve kına türküsü ile kına yakılma töreni başlardı. Gelinin sağ eli yukarıya kaldırılır, küçük serçe parmağına kına konur ve al bir bezle bağlanırdı. Gelin ağlamaya başlar ve onu yakınları izlerdi. Gelinden arta kalan kınadan genç kızların başına da sürülür veya küçük parmaklarına “Darısı sizin başınıza” diyerek yakılırdı. Bu arada etrafını çeviren kızlar şu türküleri ve manileri söyleyerek gelini aralarına alarak oyuna kaldırırlardı.

Antalya’nın Kültürel Özellikleri
Düğün: Damat ve kız evi tarafından önce aralarında düğün günü ve yeri kararlaştırılırdı. Düğün yapılacak yerin sahibi ile gerekli görüşmeler yapılır; bu yer kiralanırdı. Düğünler eskiden bayanlar ve erkekler arasında ayrı ayrı yapılırdı. Düğün evinin kapısında, kız ve damat evinden görevli birkaç erkek, güvenlik ve düğün salonundan gelecek ihtiyaçları karşılamak üzere hazır bulunurlardı. Düğüne gelen hanımlar, girişte, damat ve kız evinin hanımları tarafından karşılanır, yakınlarının bulunduğu masalara götürülürdü. Misafirlerin beraberlerinde getirdikleri yaşı geçkin çocuklar, annelerinin karşı koymalarına rağmen düğün salonuna alınmazdı. Düğünlerde bekâr genç kızlar allanıp süslenerek, konuşmaları ve işveleriyle bekâr oğlan analarının dikkatlerini üzerlerine çekmeye çalışırlardı.Her düğünde, gelenleri uygun bir şekilde salona oturtan ve müzik başladıktan sonra onları sıra ile oyuna kaldıran bir hanım çengi bulunurdu. Bu çengi hanıma bazı misafirler kimi kaldırabileceği ve gizli becerisi olanları bildirirlerdi. Oyuna kaldırılan kızların başından çevrilen paralar bahşiş olarak çalgıcılara verilirdi. Düğünde yeni insanlarla tanışılır; bazen bu yeni tanışmalar, yeni bir düğün için başlangıç olurdu. Düğün sonunda damat düğün salonuna girer, gelinle dans ettikten sonra yeni evlerine götürürdü. Köy kökenli ailelerde ise düğünün ertesi günü “gelin alma” merasimi yapılırdı.

 Antalya’nın Kültürel Özellikleri

Geleneksel Giysiler:Bölgemize yeni yerleşmiş Sarıkeçili Yörüklerinin yanı sıra; Karakoyunlu, Karakeçili, Yeniosmanlı, Eskiyörük, Honamlı, Töngüçlü, Hayta, Çakalyörük aşiretlerinin iskan etmiş olmasından kaynaklı etkin bir Yörük kültürüyle karşılaşılır. Ancak bölgede yaşayan “Tahtacı” adı verilen Alevi Türkmenlerinin de yöre kültürü üzerinde azımsanamayacak bir etkiye sahip oldukları söylenebilir. Özellikle Kuzeyde bulunan Elmalı ve kuzeybatıda bulunan Kumluca, Finike ilçelerine yerleşen bu Türkmen aşiretleri de kendilerine has kültürel öğelerle bölge kültürüne önemli katkılarda bulunmuşlardır.Korkuteli ilçesi, Teke Bölgesi’nde yer almakta olup, folklorun diğer konularında olduğu gibi müzik aletleri-müzikal yapı ve geleneksel giyim bakımından Yörük (konar-göçer) yaşamın tüm karakteristik özelliğini taşımaktadır. Zamanının çoğunluğunu hayvancılık ve göçle geçiren, avlanan Yörükler, giysilerini hayvansal ürünlerden oluşturmuşlar, doğa koşullarına ve ağır yaşam şartlarına karşı koyabilmek için bedeni koruyacak şekilde olmasına özen göstermişlerdir. Elmalı ilçesi de Korkuteli gibi özellik taşımakla birlikte Tahtacı ve Bektaşi köylerinden kaynaklı kısmi bir Alevi-Bektaşi Türkmen yaşam biçimini karşımıza çıkarmaktadır. Hatta her yıl Haziran ayında yapılan ve büyük bir katılımla gerçekleştirilen “Abdal Musa Şenlikleri” bu yaşayan kültürü daha da önemli kılmaktadır.Antalya’nın Kuzeydoğusunda yer alan İbradı, Akseki ilçeleri Konya kültüründen etkilenmiş olup, müzik yapısında, oyunlarında Konya etkisi göze çarpmakta, yüksek rakım nedeniyle geleneksel giyim tarzının da yine buna göre düzenlendiği görülmektedir.Alanya, Antalya’nın bir kıyı ilçesi olup, tipik Akdeniz iklimi özelliğindedir. Selçukluların kışlık ikametgahı olan Alanya(Alaiye) yerleşik yaşama uzunca bir zaman önce geçmiştir. Ancak Alanya‘nın çevresinde, özellikle de yayla köylerinde konargöçer yaşamın izlerine rastlanmaktadır. Alanya merkezde ise iklimin etkisiyle daha rahat ve hafif bir giyim tarzıyla karşılaşılmaktadır.

 

Antalya’nın Kültürel Özellikleri

Mustafa Kemal Atatürk'ün Askerî Hayatı 2

Mustafa Kemal Atatürk'ün Askerî Hayatı
Bölüm - 2

 Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915'te "Anafartalar Grubu Komutanlığı"nı, Fevzi (Çakmak) Paşa'ya bırakarak izinli olarak Çanakkale'den ayrıldı; İstanbul a döndü.

Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916'da karargâhı Edirne'de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığı'na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu'nun aynı isimle Diyarbakır'da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak
11 Mart 1916'da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi.
Mustafa Kemal, 26 Mart 1916'da Diyarbakır'a gelerek komutayı ele aldı. 1 Nisan 1916'da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakır'a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916'da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917'de Muş'u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.

Mustafa Kemal Paşa, Aralık 1916'da Ahmet İzzet Paşa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır'da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey'di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.

Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı'na atanması üzerine Şam'a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır'da 2. Ordu'ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır'a dönen Mustafa Kemal Paşa, 16 Mart 1917'de asaleten
2.
Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na bağlı olarak Halep'te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu'nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, 15 Ağustos 1917 günü Halep'e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal
Paşa, 1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır'daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul'a geldi. 7 Kasım 1917'de Genel Karargâh'ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.
15 Aralık 1917 - 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında
Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi'nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.

Mustafa Kemal Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul'a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad'a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 - 4 Ağustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat dönüşü General Falkenhein'in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na getirilmiş olan General Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu'ya Ağustos 1918'de tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep'e geldi. Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O'nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep'e kadar çekilme başarısını göstermişti.
Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiy
ordu
.
29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul'da Talat Paşa Kabinesi istifa etmiş, yeni Kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında
Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak l. Dünya Savaşı'ndan çekildi. Mustafa Kemal
Paşa, Mondros Mütarekesi'nin imza edildiği günün ertesi,
31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım
Ordular Grubu Komutanlığı'na getirildi ise de artık yapacak birşey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı'nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a geldi. Artık Türkiye, mütareke şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.

Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi. Büyük bir savaş sonunda, mağlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918'de "Mondros Mütarekesi" adı verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk'ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya'ya çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa işgal altında idi. Kars'ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya işgal altında idi. Düşman donanması İstanbul sularında demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları tutulmuştu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara âlet olmuş, âciz ve şaşkın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler. Anadolu'nun her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir'i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919'da bu gayelerine eriştiler.

Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal, önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi'nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918'den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana'dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'ya ilk ikaz telgrafını çekti: "Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe imkân kalmayacaktır". Bu, Atatürk'te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir. Fakat, acıdır ki Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine sür'atle devam edilir. Çünkü genel kanaat, İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyeceğimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. O halde İtilâf Devletlerini gücendirmeyecek, Mondros Mütarekesi şartlarını yerine getirecektik. İstanbul Hükümetinin görüşü ve davranışı bu idi. Padişah ve hükümetini saran bu umutsuzluğa rağmen, milletimiz, haksız işgal ve istilâlara karşı nefsini müdafaa yolunda her çabayı gösteriyor; memleketin çeşitli yörelerinde düşmanla mahalli kuvvetler arasında çarpışmalar oluyordu. Diğer taraftan mütecaviz dügmana karşı koymak ve kurtuluş çareleri aramak üzere Anadolu'da yer yer milli teşkilâtlar oluşturuluyordu. Ancak bütün bu kuruluşlar, ayrı ayrı çalışmaları sebebiyle istenilen ölçüde etkili olamıyorlar, bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösteremiyorlardı.

Mütareke Türkiye'si, aklın alamayacağı derecede karışık bir Türkiye'dir. Bölgesel direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi cemiyetlerin yanı sıra özellikle İstanbul'da güya kurtuluş çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmuştu. İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti bunlann başlıcalarıdır. Kurtuluş çareleri değişikti. Bir kısmı İngilizlerin, bir kısmı Fransızların himayesini istiyordu, bir kısmı Amerikan mandasını öneriyordu. Bir kısım kimseler de Mondros Mütarekesi gereğince padişah ve halife için hükümranlık hakkı tanınan küçük bir bölgede Osmanlı Devleti'ni sembolik olarak devam ettirme düşüncesinde idiler. Memleketin içinde bulunduğu karışıklıktan istifade çareleri arayan bazı cemiyetler de vatan toprakları üzerinde millî birliği parçalayıcı faaliyetlere girişmişlerdi.

Bu durum karşısında ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi. Tarih kültürü çok geniş olan ve tarihten sonuç çıkarmasını çok iyi bilen Atatürk, gerçek kararı sezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak idi. Atatürk'e göre önemli olan "Türk milleti'nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye ve efendiliğini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, acizlik ve miskinliği itiraftan başka birşey değildi. Halbuki Türk'ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyiydi". Öyleyse Milli Mücadele'nin parolası "Ya istiklâl ya ölüm!" olacaktı.


Artık
Anadolu'ya geçerek Millî Mücadele bayrağını açmak gerekiyordu. İşte bu sıralarda, Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'dan uzaklaştırmak amacıyla, kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal Paşa, kendisine geniş salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul etti. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul'dan hareket eden Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadolu'ya gönderiliş gerekçesi, "Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almak"tan ibaretti. Hükûmete verilen İnqiliz raporlarında, bu bölgede Türklerin, Rumlara karşı gerilla hareketine giriştikleri ve bölgenin asayişini bozdukları bildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacına yönelik geniş bir Rum faaliyeti vardı. Baskı gören Rumlar değil, Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurduğu çeteler vasıtasıyla Türk köylerini basıyor, katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmak istiyordu. Bu girişimlere karşı vatansever Türkler de mukabil çeteler oluşturmuşlar; bölge Rumları ile mücadeleye başlamışlardı. Bütün bu gerçeklere rağmen Mustafa Kemal Paşa'ya verilen talimat gereğince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Paşa, görevi kabul için Ordu Müfettişliği sıfatı ve geniş salâhiyetler istedi. İstanbul Hükûmeti bu istekleri de kabul etti.

Saray ve İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa'nın bu görevi yapacağını zannetmişti. Oysaki Mustafa Kemal'in düşünceleri tamamen başka idi. Ama bu görev, kuşkuları çekmeksizin Anadolu ya geçmek için değerlendirilmesi gereken bir fırsattı. Kendisine verilen yetkileri de, geri alınıncaya kadar milletin menfaatleri adına kullanmak vicdanî bir davranış idi. Esasen olayların akışı da kısa zamanda bunu ispatlayacaktı. Mustafa Kemal Paşa İstanbul'dan ayrılmadan önce başta sadrazam olmak üzere kabine azalarının hemen hepsi ile ve en sonunda Padişahla görüşmüştü. Fakat bu kişilerin hiçbirinde memleketi içinde bulunduğu badireden kurtaracak bir enerji, bir ümit ışığı görmemiş, görememişti. İstanbul Hükümetinin ve Padişahın davranışlarında İtilâf Devletlerini gücendirmemek görüşünün ağır ezikliğini hissetti. Oysaki onların kararlarına uymak değil, karşı koymak lâzımdı. İşte Anadolu'ya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'dan ayrılırken yakın arkadaşlarına söylediği şu sözler bu bakımdan büyük önem taşımaktadır: "Düşman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklâli ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu'ya gidiyorum". Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçer geçmez planını uygulamaya başladı. 21 Mayıs 1919'da Kâzım Karabekir'e çekti. Telgrafta bu davranışını şöyle belirtiyordu: "Umumî durumumuzun aldığı vahim şekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduğum en son vicdani vazifeyi yakından müşterek çalışma ile en iyi şekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim".

Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktıktan 2 gün sonra, 21 Mayıs 1919'da Genelkurmay Başkanlığı'na Samsun ve çevresindeki asayişsizliğin sebeplerini açıklayan ne İstanbul Hükûmetinin ne de İtilâf Devletleri temsilcilerinin hoşlanmadığı şu telgrafı çekti: "Rumlar bu bölgede, Pontus Hükümeti teşkili gibi bir safsata etrafında toplanmış ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasi bir şekle dönüşmüştür". 22 Mayıs 1919'da Samsun'dan Sadaret'e gönderdiği raporu da şu cümle ile noktaladı: "Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef almıştır". Bu anlamlı ifadede Anadolu'da beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün değildir. İşte bu raporlar İstanbul'a geldikten sonradır ki İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükümetinden sordu: "Tanınmış bir Türk generalinin Anadolu'da ne işi vardır?" Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti, Anadolu'ya gönderdiği müfettişi geri çağırma girişimlerine başladı. Artık Anadolu'da başlayan Millî Mücadele, liderini bulmuş, dağınık ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altında toplanmaya başlamıştı. Bunun ilk örneğini 22 Haziran 1919'da Mustafa Kemal imzasıyla Amasya'dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal bir ses işitiliyordu: "Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır". Bu cümleler Milli Mücadele'nin örgütlü olarak fiilen başladığının onun imzası ile bütün cihana ilânı idi. Bu genelge diğer bir maddesiyle beliren millî tehlike karşısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: "Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmış delegelerle, Anadolu'nun en emin yeri olan Sivas'ta derhal bir millî kongre toplanacaktır". Mustafa Kemal Paşa, Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum'a geçmek üzere 27 Haziran 1919'da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas'a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresi'ni takiben Sivas'ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum'a hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü Erzurum'a geldi. Kendisi der ki "Benim Erzurum'a gelişim, bütün milletin ateşten bir çember içine alınmış olduğu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu çember
in içinden nasıl çıkılacağını düşünmekte idi". O, Ilıca önlerinde Erzurumlular tarafından coşkun bir şekilde karşılandığı zaman Çukurova da muhacir olarak bulunup Erzurum'a dönen ihtiyar Mevlüt Ağa ile aralarında geçen konuşma, bu ateşten çember içinden mutlaka çıkılması gerektiği fikrini
Atatürk'te daha da perçinledi. İhtiyar, fakat dinç Mevlüt Ağa'ya Mustafa Kemal Paşa sordu:" - Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa geçinemedin mi?" Mevlût Ağa derhal cevap verdi: "- Hayır Paşam, geçimimiz çok rahattı. Son günlerde işittim ki İstanbul'daki ırzıkırıklar, bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malını kime veriyorlar? Bu sözler, milletle beraber, millet için çalışmak üzere Erzurum' a gelen Mustafa Kemal Paşa'yı çok duygulandırmış, gözlerini yaşarmıştı. Etrafındakilere döndü ve : "-Bu milletle neler yapılmaz".

Atatürk, Erzurum'a gelişinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919'da "Sine-i millette bir ferd-i mücahit" olarak çalışmak üzere çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam ediyordu.