KPDS Sınavına yardımcı olacak, okumuş olduğum ROMAN FEVER adlı Romandaki ileri seviye kelimeler listesi, çıktı alıp ezberleyebilirsiniz.

ROMAN FEVER KELİME LİSTESİ ÖZETİ

Acute: s. 1. keskin. 2. tıb. akut, hâd. 3. tiz.

Assent: i. rıza; onaylama. f. to -e razı olmak; -i onaylamak.

At a glance: bir bakışta.

At length: 1. uzun uzadıya. 2. en sonunda.

Audible: s. işitilebilir, duyulabilir.

Aviator: i. pilot, havacı.

Be absorbed in: tüm dikkatini (bir şeye) vermiş olmak.

Begrudge: f. 1. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation, do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun, değil mi? 2. (bir şeyi) istemeyerek vermek/yapmak: To tell you the truth, I begrudge giving those loafers a day off. O haylazlara bir gün tatil vermek zoruma gidiyor doğrusu. She begrudges every minute she has to spend away from Ufuk. Ufuk´tan ayrılmak, bir dakika da olsa, ona zor geliyor.

Benevolent: s. 1. yardımsever; cömert. 2. kâr gayesi gütmeyen (kurum v.b.). 3. iyi, hayırlı.

Bluff: Blöf yapmak, s. tok sözlü. i. sarp ve yüksek kıyı/kaya.

Bow: i. baş eğerek selamlama, reverans yapma. f. baş eğerek selamlamak, reverans yapmak.

Brat: Velet, şımarık çocuk

Break Out: 1. patlak vermek, patlamak, kopmak: War has broken out in Asia. Asya´da savaş patladı. 2. in ile kaplanmak, … dökmek: She´s broken out in a rash. Her tarafı isilik oldu.

Bring in: 1. getirmek. 2. (para) kazandırmak; kazanmak. 3. huk. (jüri) karara varmak.

Brow: i. 1. alın. 2. kaş. 3. çehre, yüz. 4. yamaç.

Chronicle: i. kronik, tarih.

Clasp: i. 1. toka, kopça. 2. kucaklama, sarılma. f. 1. toka ile tutturmak, kopçalamak. 2. kucaklamak, sarılmak.

Communion: i. 1. paylaşma. 2. katılma. 3. Hrist. komünyon. 4. Hrist. mezhep.

Composure: i. itidal, ılımlılık; sakinlik, soğukkanlılık.

Condescend: f. tenezzül etmek, sözde alçakgönüllülük göstermek, lütfetmek.

Condolence: i. başsağlığı, taziye.

Contemplate: f. 1. düşünmek; düşünüp taşınmak. 2. niyetinde olmak, tasarlamak. 3. dikkatle seyretmek/izlemek.

Cut off: -i kesmek.

Dare: f.cesaret etmek,cüret etmek,kalkışmak.I dare say: zannedersem, sanırım, bana kalırsa.

Depricate: f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek.

Derelict: s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr

Detain: f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak.

Diffuse: f. yaymak, dağıtmak; yayılmak, dağılmak.

Discreet: s. denli, tedbirli; ağzı sıkı, ağzından çıkana dikkat eden.

Dodge: f. 1. bir yana kaçmak; bir yana kaçıp -den kurtulmak. 2. kurnazlıkla/hileyle atlatmak. i. 1. bir yana kaçma. 2. kurnazlıkla/hileyle atlatma. 3. kaçamak yol.

Dusky: s. 1. oldukça karanlık. 2. koyu esmer.

Eligible: s. (for) -e uygun.

Embrass: Utanmak, mahcup etmek

Engulf: İçine çekmek, yutmak, yok etmek

Estimable: s. saygıdeğer, itibarlı.

Exemplary: s. örnek niteliğinde olan, örnek.

Exquisite: s. 1. üstün, mükemmel, süper. 2. çok büyük (acı/mutluluk). 3. ince bir güzelliğe sahip.

Falter: f. 1. tereddüt etmek. 2. azalmak, düşmek; gücünü/hızını kaybetmek. 3. sendeleyerek yürümek, sendelemek. 4. (ses) titremek; titrek bir sesle konuşmak.

Feeble: s. zayıf, kuvvetsiz.

Ferocious: s. vahşi, yırtıcı.

Figurative: Mecazi

Flask: i. 1. cep şişesi; matara. 2. kim. balon (cam kap).

Flicker: i. 1. titreşim, titreme. 2. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. Birdenbire ufacık bir umut duydu. f. 1. (ışık/gölge) oynamak. 2. titreyen alevlerle/bir alevle yanmak.

Foliage: i. bitki yaprakları; yeşillik.

Fumble: f. 1. el yordamıyla aramak, yoklamak. 2. (oyunda) topu düşürmek. i. topu düşürme.

Gail: Neşeli bir şekilde

Gaze: f. (at) gözünü dikip bakmak, seyretmek. i. dik bakış

Gratuity: i. bahşiş.

Groove: Oluk, yiv, alışkanlık edinilmiş yaşam tarzı.

Gulf: Körfez, uçurum

Inert: s. 1. hareket edemeyecek durumda olan; hareketsiz. 2. yavaş işleyen. 3. yavaş harekete geçen; uyuşuk, tembel. 4. fiz., kim. atıl, süreduran, inert.

Inflict: f. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek.

Interpolate: f. 1. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. 2. iki şey arasına başka bir şey sokmak.

Intimate: s. 1. samimi, çok yakın (arkadaş). 2. çok yakın, sıkı: There is an intimate relationship between love and hate. Aşk ve nefret arasında çok yakın bir ilişki var. 3. derin, ayrıntılı (bilgi). 4. özel, mahrem. i. 1. samimi arkadaş. 2. sırdaş.

Irreproachable: s. kusur bulunamaz, aleyhinde söylenecek bir şey olmayan, kusursuz.

Leap: f. (–ed/leapt) sıçramak, atlamak, fırlamak, hoplamak; sıçratmak. i. 1. atlama, sıçrama. 2. atlanılan yer. 3. atlanılan uzaklık.

Linger: 1.(gitmesi gerekirken) kalmak, ayrılmamak 2. on kolay kolay geçmemek

Luncheon: i. (davet olarak verilen) öğle yemeği. f. öğle yemeği yemek.

Mocking: i. 1. alay, eğlenme. 2. taklit, sahte şey. s. 1. yapmacık, sahte. 2. taklit. f. 1. taklidini yaparak (biriyle) alay etmek. 2. ile alay etmek

Mutter: f. 1. söylenmek, homurdanmak. 2. mırıldanmak. i. 1. homurtu. 2. mırıltı.

Nullify: f. 1. huk. -i hükümsüz kılmak. 2. -i etkisiz bırakmak; -i boşa çıkarmak.

Oddity: i. 1. tuhaflık, acayiplik. 2. garip özellik. 3. garip kimse/şey.

Opulent: s. 1. zengin. 2. bol.

Overhead: i. genel giderler. s. 1. baştan yukarıda olan. 2. yukarıdan geçen. 3. genel giderlerle ilgili. z. baştan yukarı, yukarıda, üstte.

Overrate: f. -i olduğundan fazla iyi/önemli saymak.

Panic-stricken: s. paniğe kapılmış.

Parapet: Korkuluk, Parmaklık

Poke: Kesekağıdı, i. dürtme. f. 1. dürtmek. 2. yavaş gitmek. 3. İng., kaba sikmek.

Prudent: s. 1. tedbirli, sağgörülü. 2. tutumlu, hesabını bilir.

Raving: s. çılgın, gözü dönmüş, kudurmuş. i. deli saçması, abuk sabuk söz.

Recoil: f. 1. geri çekilmek. 2. (silah) geri tepmek. 3. geri gelmek.

Relapsed: f. 1. eski (ve kötü) haline dönmek; into (eski ve kötü haline) dönmek. i. eski (ve kötü) haline dönme.

Replenish: f. tekrar doldurmak.

Retreat: f. 1. ask. ricat etmek. 2. geri çekilmek. 3. geri adım atmak. i. 1. ask. ricat. 2. geri çekilme. 3. kalabalıklardan uzak dinlenme yeri.

Retrospective: s. 1. geçmişle ilgili. 2. geçmişi hatırlayan. 3. huk. geçmişi kapsayan. i. retrospektif sergi, retrospektif.

Sentimental: s. duygusal.

Serenity: i. sükûnet, dinginlik, huzur.

Sneer: f. 1. dudağını bükmek. 2. at -e dudak bükmek, -i küçümsemek.

Specimen: i. örnek, numune.

Stairway: (iki katı birbirine bağlayan) merdiven.

Streak: i. 1. çevresinden farklı renkte olan ince çizgi: Her hair has streaks of gray in it. Saçında gri çizgiler var. It made a streak of light in the sky. Gökte çizgi halinde bir ışık bıraktı. 2. özellik, taraf, yön: He´s got a stubborn streak. Onun inatçı bir yönü var. f. 1. yıldırım gibi geçmek/koşmak. 2. (bir yüzeyde) renkli çizgiler yapmak: I shall streak this painting with yellow. Bu tabloya sarı çizgiler koyacağım. 3. (saça) meç yapmak.

Stupendous: s. 1. dehşet verici, müthiş, hayrete düşüren. 2. muazzam, çok büyük.

Tattered: s. 1. yırtık pırtık, lime lime. 2. üstü başı yırtık pırtık.

Tinge: Hafif bir şekilde, nebze, azıcık

Tranquilize: f. sakinleştirmek, yatıştırmak.

Unsteady: s. 1. (sağlam olmadığı için) sallanan, oynak: unsteady table sallanan masa. 2. titrek: unsteady hand titrek el. 3. istikrarlı olmayan, istikrarsız; değişken, güvenilmez: The economy´s growth has been unsteady. Ekonomi istikrarlı bir şekilde büyümedi. unsteady temperament değişken huy.

Unwelcome: s. 1. hoş karşılanmayan, istenmeyen (kimse): unwelcome guest istenmeyen misafir. 2. nahoş, tatsız: unwelcome news tatsız haber.

Wrath: i. gazap, büyük öfke.

Yorum yapın, mutlaka cevaplandırılacaktır

Güvenlik Kodu: 2 + 8= sonucu kutuya yazın

Her Hakkı Saklıdır © 2011 ingilizceogretim.com - Copyright © 2011 ingilizceogretim.com All rights reserved.
Şimdiye kadar sitemize 1,923 adet yorum yazılmıştır.

29 adet sorgulama 0,656 saniye içinde yüklendi.