İnönü Dönemi Türk-Dış Politikası
II.Dünya Savaşı Yılları
Türkiye II. Dünya Savaşı’nda coğrafi konumu yüzünden revizyonist ve antirevizyonist devletlerin, kendisini yanlarında savaşa sokmak amacıyla uyguladıkları yoğun baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’nin savaşan tarafların baskıları karşısındaki politikası, tarafsız kalmaktır.
1-)Sovyet-Alman İttifakı Döneminde Türkiye
Türkiye,İngiltere ve Fransa ile 1939’da Üçlü İttifakı imzaladığı sırada, II. Dünya Savaşı başlamıştı. Bu arada Almanlara yenilen Polonya, Almanya ile S.Rusya arasında paylaşılmış, Sovyetler Baltık Devletlerinde üstler edinmişti Türkiye antirevizyonist devletlere sempatik bakmakla birlikte bu savaşta yer almamak niyetindeydi.Ancak 1940 Mayıs’ında Almanya’nın Fransa’ya saldırması, İtalya’nın da Almanya’nın yanında yer almasıyla savaş Akdeniz’e de yayılmıştır. Bu durumda İngiltere ve Fransa, Üçlü İttifak gereği Türkiye’nin de savaşa katılmasını istemişlerdir. Ancak S.Birliği’nden duyduğu endişe yüzünden Türkiye müttefiklerin bu isteğini yerine getirmemiş, bu arada FransaAlmanya tarafından saf dışı edilmiş, yalnız kalan İngiltere’de bu istekte fazla ısrarcı olmamıştır.
Ekim 1940’da İtalya’nın Yunanistan’a saldırması, 1941’den itibaren Almanya’nın Balkanlara inmesi Türkiye ile birlikte İngiltere ve Sovyetleri de telaşlandırmıştır. Bu durum Almanya ile Sovyetler arasında gittikçe artan bir nüfuz çatışmasına yol açmış ve bu gelişme Türk-Sovyetilişkilerinin düzelmesine neden olmuştur.Bu dönemde İngiltere tekrar Türkiye’yi savaşa girme konusunda zorlamaya başlamıştır. Ancak Türkiye yeteri hazırlığı olmadığı gerekçesiyle bu talebi de reddetmiştir.Bu arada Almanya ile Sovyetlerin arası iyice bozulmuştur.
2-Alman-Sovyet Savaşı ve Türkiye:
1940 yılı Aralık ayında Alman Başbakanı Hitler, Sovyet Rusya’ya savaş açmaya karar vermiştir. Almanya ile ilişkileri bozuldukça Türkiye’ye yaklaşan Sovyetler, bu gelişme üzerine bir bildiri yayınlayarak,Türkiye ile 1925’de yaptıkları “Saldırmazlık Antlaşması”nın yürürlükte olduğunu ilân etmişlerdir Böylece Türkiye üzerindeki Sovyet tehdidi büyük ölçüde kalkmıştır.Buna karşılık Türkiye bu sefer de Alman baskısı ile karşı karşıya kalmıştır.Almanya’nın, S. Rusya’ya saldırmasıyla Türkiye büyük ölçüde rahatlamıştır.Ancak bu sefer de Türkiye, I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, İngiltere’nin boğazlar üzerinde Rusya’ya taviz vermesinden korkmuştur.S.Birliği ile İngiltere’nin Montrö Sözleşmesine saygılı olduklarını ilân eden ortak notasıyla, bu sıkıntıda halledilmiştir.
3-Antirevizyonistlerin Türkiye’yi Savaşa Sokma Çabaları:
ABD’nin, Japonya’nın Pearl Harbour baskını üzerine savaşa katılması sonucu, İngiliz-ABD-Sovyet işbirliği süreci başlamış ve savaşın bu devresinde başta İngiltere olmak üzere, müttefikler Türkiye’ye savaşa girme konusunda yeniden baskı yapmaya başlamışlardır. Müttefikler özellikle K.Afrika’da yenilen Almanya’yı, Balkanlardan atmak için, Avrupa ve Balkanlarda Almanya’ya karşı girişecekleri savaşlarda, Türkiye’nin de yer alması görüşündedirler.Müttefiklerin bu kararı 1943’de Adana’ya gelen Churchill tarafından Cumhurbaşkanı İnönü’ye iletilmiştir.Almanların Stalingrad’da durdurulmasıyla Sovyetlerin tavrı değişmiştir.
4-Yalta Konferansı ve Türkiye’nin Savaşa Girmesi:
4-11 Şubat 1945’de yapılan Yalta Konferansı’nda, San Franssısco’da toplanacak olan Birleşmiş Milletler Konferansı’na kurucu üye olarak katılacak devletlerin, 1 Mart 1945’den önce revizyonist devletlere savaş açmış olmaları şartını kabul etmiştir.Bunun üzerine Türkiye 23 Şubat 1945’de Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek, Yalta Konferansı’nın kararlarına uyan bir devlet olarak Birleşmiş Milletlerin kurucu üyeleri arasında yer alma hakkını kazanmıştır. 10 Ağustos 1945 de Japonya’nın teslim olması ile II. D.Savaşı sona ermiştir.
II. Dünya Savaşı’ndan Sonra Türk Dış Politikası
II.Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle uluslararası sistem ciddi bir yapısal değişime uğramıştır. Uluslararası sistemdeki bu köklü değişiklik ülkelerin dış politikalarına yansırken, Türkiye’nin dış ilişkilerinin yeniden düzenlenmesinde etkili olmuştur.Nitekim II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin dış politikasına egemen olan ve ona yön veren esas unsur, savaş sonrası Avrupa dengesinde meydana gelen boşluklardan yararlanan Sovyetler Birliği’nin Türkiye üzerindeki istekleridir.
A-) Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den İstedikleri
II.Dünya Savaşı yıllarında Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yönelik politikası cephe durumlarına göre değişiklikler göstermiş, savaş sonunda gerçek niteliğini kazanmıştır.Sovyet Hükümeti 1945’de, 17 Aralık 1925 tarihli “Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması”nı günün şartlarına ve II. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan duruma uymadığı gerekçesiyle feshetmiştir.Türkiye iki ülke arasında dostluk ve iyi ilişkilerin devamı için yeni bir antlaşma yapılabileceğini Sovyetlere bildirmişse de, çok geçmeden Sovyetlerle, Türkiye’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünden bazı tavizler vermeden anlaşılamayacağı ortaya çıkmıştır. Çünkü Rus yetkili Molotov, Türkiye’nin Sovyet büyükelçisine 7 Haziran 1945’de, iki ülke arasında yeni bir antlaşma yapılabilmesi için,Boğazların Türkiye ile birlikte savunulması, bunu sağlamak için Sovyetlerle boğazlarda deniz ve kara üstleri verilmesi,Kars ve Ardahan’ın Sovyetlere iade edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Türkiye’nin kabul edilmesi mümkün olmayan bu istekleri reddetmesi üzerine, 1945 Haziran’ından itibaren Sovyetler tarafından Türkiye’ye siyasî baskı uygulanmaya başlanmıştır.
ABD ve İngiltere’nin, Sovyetler Birliği ile savaş sonunda işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla yaptıkları Postdam Konferansı’nda görüşülen en önemli meselelerden biri Türk boğazlarının durumu olmuştur. Konferansta Sovyetler, Boğazlar meselesinin sadece Türkiye ile kendisini ilgilendiren bir mesele olduğunu belirterek,boğazlarda askerî üstler istemiştir. Sovyetler Postdam Konferansı’ndan bir yıl sonra 8 Ağustos 1946’da, Boğazlar ile ilgili görüşlerini içeren bir notayı Türkiye’ye vermiştir. Sovyetler bu notada; II.Dünya Savaşı sırasında meydana gelen olayların, Montrö Sözleşmesi’nin Karadeniz devletlerinin güvenliğini sağlamakta yetersiz kaldığını ileri sürerek, Boğazlardan geçiş rejimini düzenleme yetkisinin, Türkiye ile Karadeniz devletlerine ait olmasını, boğazların Türkiye ile S.Birliği tarafından ortaklaşa savunulmasını istemiştir. Sovyetlerin bu notası üzerine ABD ve İngiltere ile durumu görüşen Türkiye, bu istekleri reddetmiştir.Sovyetler bu isteklerini Türkiye’ye kabul ettirmek için siyasî baskı yapmaya devam etmiş,24 Eylül 1946’da ikinci bir nota vermiştir.Bu baskılar karşısında Türkiye, İngiltere ve ABD’nin desteğini sağlamak amacıyla faaliyetlerini artırmıştır.
a-)ABD’nin Türkiye’yi Desteklemesi
Türkiye,Sovyet tehlikesine karşı bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla, 1939’dan itibaren gerek ittifak içinde bulunduğu İngiltere’nin,gerekse II.Dünya Savaşı sonunda süper güç olarak ortaya çıkan ABD’nin desteğini aramıştır.Fakat bir taraftan Türkiye’nin II.Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmış olması, diğer taraftan da Türkiye’de tepki uyandıran Sovyet davranışlarının ABD ve İngiltere tarafından aynı tepkiyle karşılanmaması yüzünden Türkiye başlangıçta istediği desteği elde edememiştir.Ancak 1945-46 yıllarında cereyan eden olaylar,İngiltere ve ABD’ni politikasını değiştirmeye yöneltmiştir.
II.Dünya Savaşı’ndan itibaren Türkiye ve Yunanistan’a askerî yardıma devam eden İngiltere, 21 Şubat 1947’de ABD’ne verdiği bir muhtıra ile, artık bu ülkelere yardıma devam edemeyeceğini, fakat batı dünyasının savunması bakımından bu ülkelerin bağımsızlığının önemli olduğunu, bu sebeple ABD’nin askerî ve ekonomik yardımının şart olduğunu bildirmiştir.İngiltere’nin bu muhtırası, O’nun özellikle Ortadoğu’daki yerini ABD’ye terketmek zorunda kaldığını göstermektedir.Bu sebeple İngiliz muhtırasını alan ABD yönetimi, Sovyet yayılmacılığını durdurmak üzere harekete geçmeye karar vermiştir
Sonuçta ABD Başkanı Truman, Kongrede 12 Mart 1947’de daha sonraları “Truman Doktrini” adını alan mesajını okumuş ve Kongreden hükümete Türkiye ve Yunanistan’a askerî yardım yapılması konusunda yetki verilmesini istemiştir.Buna dayanarak hazırlanan “Yunanistan ve Türkiye’ye Yardım Kanunu” 22 Mayıs 1947’de yürürlüğe girmiştir.12 Temmuz 1947’de Türk-Amerikan ikili antlaşmasının imzalanmasının ardından ABD,Türkiye’ye askerî yardım yapmaya başlamıştır.Truman Doktrini,Sovyet baskısı karşısında devamlı ABD’nin desteğini arayan Türkiye’de büyük memnuniyet yaratmıştır.Ancak daha sonraki yıllarda ikili anlaşma ile getirilen sınırlamalar Türkiye açısından bir takım sıkıntılar doğurmuştur.
Truman Doktrini, II.Dünya Savaşı’nın geçiş devresini sona erdirmiş, dünyanın iki bloğa ayrıldığını ve Sovyet-ABD mücadelesinin, yani soğuk savaş döneminin başladığını ilân etmiştir.
Askerî yardım amaçlı Truman Doktrini’nden sonra Türkiye ile ABD arasında 4 Temmuz 1948’de ekonomik işbirliği antlaşması imzalanmıştır.Antlaşmadan sonra Marshall Plânı çerçevesinde 1949-1951 yılları arasında ABD,Türkiye’ye ekonomik yardım yapmıştır.Türkiye bu yardımlarla birlikte artık batı yanlısı bir politika takip etmeye başlamıştır.
b-) NATO’nun Kuruluşu
II.Dünya Savaşı’nda Avrupa’nın yıkılmış olması, Sovyetlere karşı bir denge unsuru olan ABD’nin Avrupa’dan çekilmesi,kuvvetler dengesinin Sovyetler Birliği lehine bozulmasına yol açmış ve Sovyetler Avrupa’nın en güçlü devleti haline gelmiştir.Sovyetler, Almanya ve Japonya’nın yenilmesi ile doğusunda ve batısında meydana gelen boşlukta yayılma politikası uygulamıştır. Sovyetlerin bu yayılmacı politikasına karşın ABD,Truman Doktrini ve Marshall Plânını uygulamaya başlamış, bunun üzerine faaliyetlerini artıran Sovyetler Birliği 5 Ekim 1947’de diğer peyk ülkelerle birlikte “Kominform”’u kurmuştur.Böylece Doğu Bloku’nun resmen ortaya çıkmasıyla, dünya iki bloğa ayrılmıştır.
Avrupa ülkelerinin güvenliğini sağlayacak herhangi bir ittifak veya teşkilat mevcut değildir.Avrupa’da birleşme yönünde ilk adım,İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Dunkerk Antlaşması ile atılmıştır.Prag darbesi Avrupalıları telaşlandırarak, 1948’de Brüksel Paktını imzalamalarına yol açmıştır.Ancak ABD bu ittifaka dahil olmadığından, Batı Avrupa ülkelerinin savunma amacıyla oluşturdukları bu pakt, Sovyetlere karşı bir denge unsuru olmaktan uzak kalmıştır.Bu yüzden de Batı Avrupa ülkeleri ABD’ni ittifaka dahil edebilmek için faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır. Sonuçta ABD.Kongresinde kabul edilen Vanderberg kararı ile ABD 1823’ten beri uyguladığı Montrö Doktrinini terkederek, dış politikasında önemli değişiklikler yapmıştır. ABD’nin dış politikasında yaptığı bu değişikliklerden sonra, Brüksel Paktı sonucunda kurulan Batı Avrupa Birliğine, ABD ve Kanada da dahil olmuş, böylece 12 ülke arasında kısa adı NATO olan ( North Atlantic Treaty Organization ) Kuzey Atlantik İttifakı kurulmuştur.(4 Nisan 1949)
c-)Türkiye’nin NATO’ya Girmesi
Türkiye’nin NATO’ya girme fikri,II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Batı Bloku’na bağlanma çabalarının sonucudur.Aslında savaştan sonra Türkiye’nin Batılılara yaklaşma politikasını bir yandan ülkenin ekonomik kalkınması,özellikle silahlı kuvvetlerin modernizasyonu için gereken kaynakların Batıdan kolayca sağlanabileceği, bir yandan da Atatürk tarafından başlatılan çağdaşlaşma hareketleri sonucu Türkiye’nin batılı bir ülke olabilme yolunda yaptığı tercihin doğal bir sonucu olarak görmek lazımdır.Türkiye’yi Batı’ya yönelten somut sebep ise,Sovyetlerin Türkiye’ye yönelik bir tehdit oluşturmaya başlamasıdır.
Sovyet tehdidi yüzünden Türkiye NATO’ya daha kuruluş aşamasında dahil olmak girişiminde bulunmuş, ancak sonuç alamamıştır.8 Ağustos 1949’da Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğine alınması,Türk devlet adamlarını NATO’ya girme konusunda cesaretlendirmiş ve müracaatlarına haklı bir sebep hazırlamıştır.Ancak Türkiye’nin NATO’ya girme çabaları özellikle Avrupalı üyelerin itirazlarına yol açmıştır.Avrupalı ülkelerden farklı düşünen İngiltere ise Türkiye ve Yunanistan’ın, Avrupa Savunma Cephesi yerine oluşturulacak,Ortadoğu Savunma Planı içerisine alınması gerektiği düşüncesindedir.
Bu arada 1950 seçimleri ile D.P. iktidara gelmiş,DP yönetimi dış politikada CHP’nin politikasına yakın bir politika izlerken,ekonomide batıya daha yakın bir ekonomik politika uygulamaya başlamıştır.Batı ile yakınlaşabilmek için,Türkiye’nin NATO’ya girmesini zorunlu gören DP yönetimi, bu sırada patlak veren Kore Savaşını fırsat bilerek, TBMM’nin onayını almadan 4500 kişilik bir Türk birliğini Kore’ye göndermiştir.Kore Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin NATO’ya alınması konusunda ABD’nin tavrı değişmeye başlamıştır. Çünkü Kore Savaşı II.Dünya Savaşı’ndan sonra artık çıkması beklenmeyen bölgesel savaşların hiç de ihtimal dışı olmadığını göstermiş ve NATO ülkelerini özellikle de ABD yönetimini Sovyetler karşısında daha etkili tedbirler almaya yöneltmiştir.Sonuçta Sovyetler Birliği’ne karşı set çekme ve çıkabilecek muhtemel bir savaşta askerî üstlere ihtiyaç duyulması sebebiyle ABD. Türkiye’nin NATO’ya alınmasını gerekli görmüştür.Dolayısıyla Türkiye’nin NATO’ya alınmasında,Kore’deki askerî başarısı,uluslararası sorunlarda Batılılarla birlikte hareket etmesi,modern olmamasına rağmen güçlü bir kara ordusuna sahip olması,jeopolitik konumu birinci derecede etkili olmuştur.
TBMM.18 Şubat 1952’de Kuzey Atlantik Antlaşmasını onaylamış, böylece Türkiye resmen NATO’nun üyesi olmuştur.
Türkiye NATO’ya girmekle, Sovyet tehdidine karşı Batı savunma sistemi içinde güvenliğini sağlamış,ABD’nin Türkiye’ye yönelik askerî ve ekonomik yardımlarına düzenli bir işlerlik kazandırılmıştır.Türk devlet adamları uzun yıllar Atlantik İttifakını,bir savunma ittifakı olmaktan öte bir dünya görüşü ve millî bir dış politika unsuru olarak değerlendirmişlerdir. Bu anlayışın sonucu olarak Türkiye,uluslararası sorunlarda Batı ülkeleriyle, özellikle de ABD ile ortak hareket etmeye başlamıştır.
Soğuk Savaş Dönemi Türk-Dış Politikası
Bu dönemde Türkiye’yi yönetenler Atlantik Antlaşmasını millî bir politika, bir dünya görüşü olarak değerlendirdikleri için,Stalin’in ölümünden sonra Sovyetlerin politikasında görülen yumuşamayı bir taktik hareketi olarak yorumlamışlar ve Batı’ya bağlılığı Türkiye’nin millî çıkarlarının gereği olarak görerek, devam ettirmişlerdir.
Türk-ABD yakınlaşması sonucunda,Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra Türkiye ile ABD arasında birçok ikili antlaşma imzalanmıştır.Bunların bir bölümü TBMM’nin onayından geçirilmeyen gizli antlaşmalardır.Bu antlaşmalardan 1954’de imzalanan “Askerî Kolaylıklar Antlaşması” ile,Türkiye’de bir Amerikan stratejik hava üssü (İncirlik) kurulmasına,ABD uçaklarının belli başlı Türk hava alanlarından, Amerikan gemilerinin de belli başlı Türk limanlarından yararlanmalarına izin verilmiş,çeşitli tesisler kurulması için de ABD’ne Türkiye’de arazi tahsis edilmiştir.1958 yılında imzalanan ikili antlaşma ile Türkiye’de bir füze üssü kurulmuş,ancak bu füze üssü,1962 Küba bunalımı sonucunda ABD ile Sovyetler arasında yapılan pazarlığa bağlı olarak kaldırılmıştır.1959’da imzalanan bir başka antlaşma ile de Türk-ABD ilişkileri Eisenhower Doktrini temelinde en üst düzeye çıkarılmıştır.Bu doktrin özetle; ABD’nin dolaylı ya da dolaysız bir şekilde komünizm saldırısına hedef olacak Ortadoğu ülkelerine gerekirse silahlı kuvvetlerini de kullanarak yardım etmesini öngörmektedir. Eisenhower Doktrini çerçevesinde ABD’nin Lübnan iç savaşına askerî müdahalede bulunması, Türkiye’de muhalefet tarafından eleştiri konusu olmuştur.
Türkiye’nin Batı ittifakı içinde tek yönlü politika uygulaması,olumsuz sonuçlarını 1950’lerde uluslararası ilişkilerde göstermeye başlamıştır.Bu bağlamda Türkiye, Ortadoğu’daki gelişmeler ile dünyadaki bağımsızlık ve bağlantısızlar hareketine,Batı ile ilişkilerinin perspektifinden bakmaya başlamış,S.Birliği ve müttefikleriyle ilişkiler en alt seviyede tutulmuştur.
Truman Doktrini çerçevesinde ABD yardımı alan Türkiye,Filistin konusunda batı yanlısı bir politika takip ederek,İsrail Devletini tanımış,bu durum Türk-Arap ilişkilerinde olumsuz etki yapmıştır.Türkiye NATO’ya girdikten sonra, ABD ve İngiltere’nin isteği üzerine 24 Şubat 1955’de Ortadoğu’da bir savunma ittifakı kurmuş,kısa adı CENTO olan bu pakt (Türkiye-İran-Irak-İngiltere-Pakistan) Türkiye’nin Arap dünyası ile ilişkilerini iyice bozmuştur. Gelişmeler S.Birliğini Ortadoğu’da daha aktif hale getirirken, Türkiye’yi de daha fazla batıya kaydırmıştır.
Türkiye, ABD’nin teşviki ile Balkanlar’da da bazı diplomatik faaliyetlere girişmiş,1954’de, 1960yılına kadar sürecek olan Balkan Paktı’nın kurulmasını sağlamıştır.
II.Dünya Savaşından sonra dünyada meydana gelen önemli gelişmelerden biri de, kolonizasyon hareketleri sonucunda Asya ve Afrika’da yeni bağımsız devletlerin kurulmasıdır.Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın kendilerine verdiği imkanlardan yararlanarak bağımsızlığını kazanmaya çalışan Asya ve Afrika’daki sömürge durumundaki devletlerin bağımsızlıklarını elde etme çabaları karşısında Türkiye, NATO antlaşmasına çok önem vermiş ve Birleşmiş Milletlerde bu konuda yapılan oylamalarda Batılı müttefikleriyle aynı çizgide hareket etmeye özen göstermiştir.Aynı şekilde Türkiye, yeni bağımsızlığına kavuşan Asya ve Afrikalı devletlerin başlattığı bağlantısızlar veya üçüncü dünya hareketine de tavır almıştır.
27 Mayıs 1960 hareketinden sonra da, Türk dış politikasında eskiye göre önemli bir değişiklik yaşanmamıştır.1960’lı yılların ortalarına gelindiğinde uluslararası sistemde, üçüncü dünya ülkelerinin ortaya çıkmasıyla, iki kutupluluktan çok merkezli bir sisteme ve soğuk savaş döneminden,yumuşama dönemine geçiş başlamıştır.Bu uluslararası konjonktür içinde,Türk dış politikasında Kıbrıs sorunu ön plana çıkmıştır.
Bu hayvanlara bayılacaksınız… Çook Tatlılar »
Bunları biliyor muydunuz? Gördünüz mü? »
Learning English At The Travel Agent »
Asking and Giving Directions – İngilizce Yol Tarifi »
Restaurant’da İngilizce Konuşma »
Ortaokula Hazırlık Sınıfı Geliyor! »
Lise Ders Kitaplarındaki Hatalar »


evet bence yapımı güzel bütün öğrenciler okusun