Farabi (Muallim-i Sani)

ÖDEVİNİ BULAMADIN MI?FORUMDA SOR CEVAPLAYALIM!

Farabi ( Muallim-i Sani );Eflatun,Aristo ve Yeni Eflatunculukla İslamiye birleştirmeye çalışan ilk Türk-İslam filozofudur.Allah,vacib-ul vücuttur ;yani varlığını ve tözünü (cevher,zat) hiçbir şeye borçlu değildir.Ezeli ve ebedi,salt iyilik,akıl,güzellik,bilgelik vb. özelliklere sahiptir.Diğer varlıklar, O’ndan sonra sudur (çıkış,meydana geliş) yoluyla ortaya çıkar.Allah’ın indinde eşyanın form ve örenkleri (numuneleri) ezelden beri vardır.Bunların ortaya çıkışı da ezelidir.Allah ‘ın yaratması,sudur (çıkış) anlamındadır.Bu, şöyle olu: Allah’tan, önce ilk akıl doğar.Bu ilk akıl; zorunlu olarak, kendini tanıyabilmek için ikinci akıl, mümkün olarak tanınması için de ilk felegin maddesini; kendi zatını tanıması için de felegin şeklini ve ruhunu doğurur.Aynı şekilde ikinci akıl, üçüncüyü doğurur; üçüncü de dördüncüyü ve giderek son akıl olan onuncuyu oluşturur. Ay ve ay üstü felekler nuranidir.Ay altı alem olan bu dünya ise, cinsmanidir.Ay ve altı alemi ile, bu dünya arasında köprü kurar.Faal akıl, ay feleğine aittir.Bu akla, Ruh-ul Kudüs de denir.


Farabi‘ye göre,tüm varlıklar Allah’tan çıkar ve tekrar O’na dönerler.Aristo’ya göre,Tanrı, alemin merkezindedir; maddeye biçim verir.Farabi‘ de Allah ile madde arasında ikilik yoktur; madde, zaruretini Allah’tan alır.Aristo’da; Tanrı,ilk hareket ettiricidir.O, mekanik olarak madde üzerinde etkide bulunur.Farabi‘ de ise, madde, Allah’ın zaruri ve sonsuz işleyişine karışmaz; alem O’na ulaşmak için işleyişini düzenler.Oysa Farabi‘de; :Allah,alemi bilinçli olarak idare eder.Aristo’da ilk hareket ettirici saf akıl,düşüncenin düşüncesi olan Tanrı’dır.Oysa Farabi‘de bu akıl, Allah’tan sudur (çıkış) eden ilk soyut yaratıktır.Tüm bunlara dayanarak Farabi, metafizik de termenizmin kurucu sayılabilir.

Farabi; insanı, aklı ile faal akıl arasında bağlantı kuran, kutsal kuvve (yeti,güç)olarak tanımlar.Ruh, bedene sonradan girer.Ölümden sonra da devam eder; fakat başka bedenlere geçmez.Buna rağmen devam eden, ferdi ruh değil, ruhların birliğidir ; yani ruhların, manevi bir birlik içinde devam ettiğini savunur.Başka bir deyişle, insan ölür; insanlık devam eder.Ruh, emir alemindedir;nedeni yoktur.Oysa vücut, (halk) yaratış alemindendirve nedeni vardır.Farabi ‘ye göre,’Kainat büyük bir insan ,insan da küçük bir kainattır.’ İnsanın en son ve biricik ereği, faal akıl aracılığıyla,vecd ve yüksek bir ilahi aşkla, yani tasavvufla Allah’ı kavramak ve O’na ulaşmaktır.Bu iş, duyu organlarıyla, ya da insanı akılla kavranamaz; çünkü eşyanın özünü ve niteliğini bilmek, insan gücünün dışındadır.Biz, ancak eşyanın arazlarını ve neye yaradığını biliriz.Böyle olmakla birlikte tümden gelim ve Aristo mantığının kesin bilgi elde etmede biricik yol olduğunu savunur.

O’nun ahlak anlayışı, bilime dayalıdır.Ahlakı, bilim saptar.Mutluluk, insanın kendisine iyilik etmesiyle gerçekleşir.İyilik, zorla değil; özgürlük içinde ve isteyerek yapılmalıdır.O zaman iyilik, özüne uygun olur ve kişi mutluluğa erişir.

Devlet, tüm insanlığı içine alan,adil, bilgiye dayalı, sevgi,kardeşlik,iyiliğin vb. bulunduğu bir dünya devleti olmalıdır.Bu devleti; aristokrat aydınlar yönetmelidir.Devlet yönetenin; peygamberlik hırkasını giymiş, Tanrısal bir Eflatun olması gereklidir.Böyle bir başkanın ‘organları tam,kusursuz,güzel konuşan,perhize uyan,yalandan iğrenen,doğru söyleyen, nefsine güvenen, Allah’a tapan,adil, veişlerinde sebat eden ‘bir kişi savunur.Üstelik başkan, aydınlar tarafından seçilmelidir.Böyle bir şehire ( devlete ), erdemli kent ( El Medinetü-l Fazila ) der ( Sena 1974:100,105; Ana Britanica 1988: 441,442,İslam Ansiklopedisi 1962: Ülken 1957: 113; İzmirli 1938:18,36,Türker 1967:1,51 ),

Farabi öğretim ve eğitimi birbirinden ayırır.Öğretim, milletler ve şehirlerde nazari (kurumsal ) erdemleri var etmedir.eğitim ise ahlaki ve sanatsal erdemleri kazandırmadır.Öğretim,konuşmayla,bilgi aktarmayla olur.eğitim ise, uygulamalı olarak meslekleri ve işleri öğrenme, beceri kazanmayla gerçeklerşir.Bu tür işler ve sanatlar yapılırken, kolaydan zora,basitten karmaşığa,somuttan soyuta, yakından uzağa ilkesine uyulmalıdır.( Ülken 1956:183;Farabi 1956:38).Örneğin, önce sayılar ve hacimler öğretilebilir.(Akyüz 1985 : 19).dersler ise,öğrenilebilen, fakat kendisiyle amel edilemeyenler yani Allah’ın varlığı gibi zihinsel bilgilerdir.İkincisi ise düşünme, araştırmak,ortaya çıkarmak,öğrenmek ve öğretmekle ilgili bilgilerden oluşur.Bunlar davranışa yönelik bilgilerdir.Mesleklere, iş ve sanatlarla ilgili bilgi ve beceriler bu tür dersleri içerir.Farabi öğretim yöntemi olarak iki yoldan söz eder.Birincisi;inandırıcı ve etkin sözler söyleyerek öğretme; ikincisi ise; zorlama yoludur.Zorlama yolu, kabul edilemez.

Üç tür eğitici vardır.Bunlar; aile reisi, öğretmen ve Devlet Başkanıdır.Aile resi, ailenin içindekiler;öğretmen,çocuk ve gençleri;Devlet Başkanı milleti eğitir.O’na göre bir eğitici de iki tür nitelik bulunmalıdır.Doğuştan gelenler ; beden, zeka,bellek,güzel konuşma , öğrenme ve öğretme sevgisi,yeme,içme ve kadına düşkün olmama,doğruluğu sevme,yumuşak huylu,azim ve irade sahibi olmadır . Sonradan kazanılanlar ise,bilgelik,bilginlik,aklını kullanabilme,toplumun yararını gözetme,iyi bir öğretici olma, güçlüklere ve yorgunluğa dayanmadır (Farabi)

FARABİ, 870 yılında Türkistan’da Siderya (Seyhun) nehri ile Aris’in birleştiği yerde kurulmuş eski bir yerleşim merkezi olan Farab’da (Otrar’da) doğdu. Babası, Mehmed adında bir kale komutanı idi. Hayatı hakkında sağlam ve ayrıntılı bilgi pek yoktur. Zaten filozof, bilgin ve sanatkâr olarak, yaşadığı yıllarda bugün tanındığı kadar tanınmamıştı.

Hakkında bilgi veren kaynaklar kendisinden 150-200 yıl sonra yazıldığı için, güvenilir olmaktan uzaktır. Efsanelerle süslenerek anlatılan bır ilim ve sanat adamıdır .Ebu Nasrı Farabi, Arısto” nun bütün eserlerini açıkladığı ve incelediği için Ustad-ı Sani, Hâce-i Sani, Muallim-i Sani gibi sıfatlar almıştır .Bunlardan başka Ebu Nasri Farabi-i Türki, Hakim Farabi gibi isimlerle de anılır. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Turhan bin Uzlug’dır. Batı kaynaklarında adı ”Alpharbius ya da Alphartabi” olarak geçer .

İlk öğrenimini doğduğu yerde yaptı. Gençliğinde Türkistan’dan göç ederek bir süre Iran’da dolaştı. Daha sonra o zamanın ilim ve sanat merkezi olan Bağdat’a gelerek yüksek öğrenimini burada tamamladı. Böylece anadili olan Türkçe’ den başka Farsça ve Arapça’yı hristiyan hocalardan ilim dili olan Latince ve eski Yunanca’yı öğrendi. çağının ünlü bilginlerinden Ebu Bişr bin Yunus’tan Mantık, Ebu
Bekr Ibn el Sarrac’dan dilbilgisi dersleri aldı. Bundan sonra Harran Üniversitesi’ne giderek felsefe çalışmaları yaptı ve burada Yuhna bin Haylan’dan Mantık bilgisini ilerletti. Aristo üzerindeki çalışmalarını burada yaptı.

Bağdat’a döndükten bir süre sonra Mısır’a gitti. 941 yılında Mısır’dan Halep’e gelerek Emir SeyfüddevIe Hemedani‘nin sarayında bulundu. Zamanının devlet adamlarından saygı gördü. Mütevazi bir hayat süren Farabi, Emir’in teklif ettiği yüksek maaşı kabu1 etmeyerek, ”Dört Dirhem”lik küçük bir ücretle yaşamayı yeğledi.Mısır’ da kaldıpı sürece Türk kıyafeti ile dolaşır ce Türkçe konuşurmuş.

Eski Yunanlı. filozof ve ilim adamlarının eserlerinin Arabça’ya çevrilerek öğrenilmesi Farabi ile başlamıştır denebilir.Önce Abbasiler , sonra Endülüs medeniyeti içinde yetişen islâm bilginleri bunları Batı’ya tanıtmıştır .Orta çağ Avrupası bu filozofu Arab dilinden, özellikle Kurtuba’lı ibn-i Rüşd’ den öğrendi. Batılı bilginler Ibn-i Rüşd’ü öğrenmek isterken Farabi‘yi okumak zorunda kaldılar.
Farabi‘nin eserlerinin yüzyıllarca Avrupa’da tanınmasının nedeni budur.Bütün Orta çağ boyunca Avrupa’da böylesine tanınan, hattâ XX. yüzyılda bile hakkında araştırmalar yapılan, eserleri yayınlanan Farabi, 950 yılında Şam’da öldü ve Babüssagir’e gömüldü. Cenaze namazını Emir Seyfüddevle’nin kıldırdığını çeşitli kaynaklar belirtiyor .Farabi‘yi bir kaç yönden incelemek gerekir.

FİLOZOF FARABİ
Hekim ve”hakim (doktor ve filozof) olmasına rağmen, onun bütün sıfatları felsefe ile ilgili yönü için kullanılır .Felsefeyi öğrendikten sonra, görüşlerini Aristo felsefesi doğrultusunda geliştirdi ve bunları bir temele oturtarak kendine özgü bir okul kurdu; olgun eserler yazmaya koyuldu. Psikoloji, metafizik, mantık, zekâ, madde, zaman, vahdet, boşluk, mesafe ve sayı gibi kavramlarla ilgili görüşler ileri sürdü. Iyi bir matematikçi oluşu ile de ünlüdür .
Felsefeye mantık yolundan girerek metafizik üzerinde durdu. Din ile felsefenin ayrılmaz bir bütün olduğunu gördükten sonra islâm felsefesinin kurucusu oldu. Farabi‘ye göre din ile felsefe arasındaki uyuşmazlık temelde değil, dışta kalan yorumlarla düşüncelerin değerlendirilmesindeki farklılıktan ileri gelir .
Böylece mantık ve kavramcılığı geliştirdiğinden, bu etki ile Kelâm gibi Islami ilim dalları kanıtlarını mantıktan almaya başlamıştır. Bu yoldan hareket eden Farabi, o zamanki ilim dallarını ikiye ayırır. Ona göre mantık, metafizik gibi ilimler nazari(teorik), ahlâk, siyaset(politika), matematik, musiki ise ameli yâni pratik ilimdir .

Eserlerinin sayısı yetmişe yaklaşır. Yazılarını tenha yerlerde, su kıyılarında, ağaç altında yazdığı, eserIerindeki boşlukların, defterlere yazmayıp kâğıtlara not etmesinden, daha sonra bunların bir bölümünün kaybolmasından ileri geldiği söylenir. En tanınmış alanları Ed-Talimü’s-Sani ile İhsanü’I-Ulûm’dur. Sonuncu su Doğu dünyasında yazılmış ilk ansiklopedik eserdir.

MIJSİK�ZŞİNAS FARABİMûsikîdeki önemi, Doğu mûsikîsinin nazariyatı ile ilgili, Kindî’den sonra ilk önemli eseri yazmış olmasın dandır. Mûsikînin sanat yönünü iyi bildiği, bazı mûsikî âletlerini çaldığı ve icad ettiği söylenirse de, eserlerin de ve hakkında bilgi veren kitoplarda bu konu ile ilgili geniş bilgi yoktur. Mûsikî ile astroloji arasındaki ilgiyi reddetmiş ve Kindî’nin kurup geli;tirdiği okulun ilerlemesine katkıda bulunmuştur.

Kitabü’I-Mûsikîü’I-Kebîr (Bü yük Mûsikî Kitabı) adındaki eseri biri sekiz, diğeri dört bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde mûsikî teori lerini anlattıktan sonra, ikinci bölümde kendisinden önceki mûsikîşinasların ileri sürmüş oldukları fikirleri eleştirir. Ayrıca İran mûsikîsi ve sazlarından söz ettikten sonra, mûsikî öğrenimi ile ilgili fikirler ileri sürer.

Bu ve EI Methal Fi’I-Mûsikî adındaki kitapları Aristo ile eski Anadolu filozofları, özellikle Pythagoras’ın görüşle rini yansıtır. İhsanü’I-Uliım adındaki eserinde ise mûsikînin hangi ilim ve sanat dalına bağlı olduğuna değin miştir. Farabî’nin mûsiki ile ilgili görüşlerine etken olan şu iki konudan söz etmek gerekecektir:
İ.Ö. VI. yüzyılda Sisam adasında doğan PYTHAGORAS, eski çağın en önemli matematikçisi, fizikçisi ve filozofudur. Seste ahengin(uyum’un) değerinin tellerin boyu ile orantılı olduğunu ortaya koymuş ve ses fiziğini incelemiştir. Bugün “Pyıhagoras Gamı” denen bu sistem, bir oktav aralığına bir “Doğal Beşliler”dizisini meydana getiren sesler yerleştirilerek elde edilir.

Pratikte kullanılmaya elverişli değilse de bir çok telli saz buna göre akord edilir; “Kemancılar Gamı” da denir. Bu Gam’ın üstün yanı yapısı itibariyle bütün “Do ğal Beşliler”i vermesidir. “Doğal Dörtlü”ler bir oktav i5inde, “Doğal Beşliler”in tamamlayıcısı olduğundan, “Doğal Dörtlüler”i de verir. Bu konuyu inceleyen Farabî, mûsikînin müsbet yönünü ele almış ve tenkitçi bir bakışla, tam bir “Pythagoras”çı olarak görüşlerini açıklamıştır. Arabça olarak yazmış olduğu mûsikî kitabı, bir sanat kitabı olmaktan çok “Akustik” konularla ilgilidir.

Arab Mûsikîsi ile ilgili ilk kaynaklara, Hicret’in II. yüzyılından sonra rastlanı~. Şairlerin Rebab’a benze yen tek telli bir saz çalarak şiir okudukları biliniyor. Bu yüzyıldan başlayarak Arab Mûsikîsi’nin geliştiğini, perde sistemlerinin tek oktavdan çıkarak gelişmeğe bağladığını görürüz. Oysa bu yüzyıllarda Doğu’dan ge lerek İran ve Suriye’de yaygınlık kazanmış, zamanına göre gelişmiş bir mûsikî vardı. İşte bu mûsikî Arab Mûsikîsi’ni etkilemiş, özellikle ritm teşekkülüne yardımcı olmuştur. �Zsa bin Abdullah, İbn Musaccah gibi ustalar, Müslim İbn Muhriz ve bu kişinin çıraklarından yararlanmışlardır. Abbasiler‘den himaye gören Ibrahim el Mosilî, oğlu İshak gibi sanatkârların etkisi ile mûsikî merkezi âdeta Şam’dan Bağdat’a taşınmıştır. Bu sûretle mûsikîye Horasan’ın etkisi egemen olmuştur. Farabî’nin mûsikî hakkındaki görüşlerini yazması bu döne me rastlar. Kitabı en eski Arabca mûsikî eseri olmasına rağmen, işlenen konunun Arab Mûsikîsi ile ilişkisi yoktur.

FARAB�Z hakkında pek çok eser bilgi verir. Bunların bir bölümü, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Efsaneler le karışık, inanılması güç bilgilerdir. Ibn Ebi Usaybia “Tabakatü’I-Etıbbâ” adındaki eserde “Bir saz icad etmiştir; mûsikînin amelî ve nazarî yönlerini iyi bilirdi” diyor. Tezkeretü’I-Hükûm-u Fi-Tabakatü’I-Ümen’de şöyle bir bölüm var : “Emir Seyfüddevle-i hemedanî’nin saz sanatkârları bir süre çalıp söylediler. Mecliste bulunan Farabî daha sonra cebinden tahta parçaları çıkartarak birbirine ekledi ve çalmaya başladı. Orada bulunanlar önce güldüler. Sonra sazın yapısını değiştirerek çaldı, herkes ağladı. En sonunda herkesi uyutarak sessizce meclisi terk etti,” Buna benzeyen başka hikâyeler de vardır.

Hekimbaşı Gevrekzâde Hâfız Hasan bin Ahmed(Amed), “Emrâz-ı Ruhiye-i Nagâmat-ı Mûsikîye” adın daki risalesinde Farabî’nin bir çok ilim dalında olduğu gibi mûsikînin de tıpta kullanıldığını, Hoca Nasırî Tusî, Hoca Abdülmümin Sofî ve Safiyüddin’den önce yeni yöntemler ileri sürdüğünü yazar.

Şeyhülis lâm Esad Efendi, Lehcetü’I-Lügat’inde Farabî’yi metheder. Ayrıca bir çok eserde Kemaleddin, Ebû Ali bin Sina gibi ustalarla Mısır’da toplanarak o günkü sistemleri gözden geçirdikle~inden söz eder bu toplantılar da 24 terkibin 48′e çıkartıldığına değinilir.

Bir başka eserde Farabî’den naklen şu bilgiler veriliyor: Bu bilgilere göre Farabî, Ezan mûsikîsi ne de yer vermiş ve vakitlere göre okunacak ezanın makamlarını şöyle anlatmış: Sabahleyin Rehavi, Subh-ı Sadık’ta Hüseyni, Güneşin iki rehm yükseldiği zaman Rast, vakd-i Hüda’da Bûselik, nısf-ı neharda Zengûle,vakd-i huzûrda Uşşak, vakd-i gurup’tn Isfahnn, akşam naımazındc Neva, yatsı namazında Büzürg, vakd-i nevmde Zirefkand makamı.

Ud ve Kanun’un Farabî tarafından icad edildiği ileri sürülmekle birlikte, doğruluğunu kanıtlayacck bir belge yoktur. Belki de Ud üzerinde yeni düzenlemeler yapmıştır; çünkü, Ud hakkında Kindî Farabî’den önce bilgi vermiştir. Nitekim, Prof.Dr. Ahmed Süheyl Ünver bu konu ile ilgili bir belgeden söz ediyor.
Yazar bu belgeyi İsmnil Saib Efendi’den aldığını belirterek başka kaynak göstermiyor. XIII. yüzyıldan kalan bu belgede, “İste Farabî’nin son icadı olan Ud;
Musullu İbrahim, İbn Muid, Musullu İshak’ın tellerini yerine koyarak farsça sözlerle islah ettikleri Ud ül-Müsemmen budur” dendikten sonro şekli akordu ve perdeleri hakkında bilgi veriliyor. Günümüze Farabî’den mûsikî eseri gelmemiştir. Ona izafe edilen bazı eserlerin aslı olmasa gerektir.
İbni Sina kadar olmamakla birlikte, tıp ilmi ile de uğraşmış, eserlerinde bu konuya yer vermiş, felsefe kadar ileri götürememiş ve tedavi yöntemleri ile uğraşmamıştır.

Bu konu 5966 defa okunmuştur!

Farabi (Muallim-i Sani)

İlginizi çekebilir...

Yorum yapın, mutlaka cevaplandırılacaktır

Her Hakkı Saklıdır © 2013 ingilizceogretim.com - Copyright © 2013 ingilizceogretim.com All rights reserved. Ferhat Bayık tarafından tasarlanmış ve İngilizce Dersler yazılmıştır.
İLETİŞİM

Sitemizde 1,596 adet konu ve 3,186 yorum bulunmaktadır..

52 adet sorgulama 1,053 saniye içinde yüklendi.