Kategori arşivi: Tus

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler V – W – Y – Z

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler V – W – Y – Z  

V

vaccinate: asılamak

vaccine: ası

valid: geçerli

valuable: değerli

value: değer biçmek, değer

valve: kapakçık

variable: değisken

variant: versiyon, varyant

variety of: pek çok çesit

various: çesitli

vary: değişmek, çeşitli

vast: çok geniş

vein: toplar damar

velocity: çabukluk, sürat

versus: ..e karşı

vertebrate: omurgalı

vessel: damar

via: vasıtasıyla, yoluyla

viable: uygulanabilir

vicious: kötü amaçlı

vigorous: güçlü

violent: şiddetli, sert

virtue: meziyet, özellik

visualization: görüntüleme

vogue: moda

volume: hacim

voluntarily: istemli

volunteer: gönüllü

vomit: kusmak

vulnerable: savunmasız

   W

waist: bel

wall: duvar

warrant: yetki, garanti

wart: siğil

wash out: su ile temizlemek

watery: sulu

way: yol, yön, taraf, usul, biçim

weak: zayıf, güçsüz

weakness: zayıflık, güçsüzlük

wealthy: zengin

week: hafta

weight: ağırlık

wet: ıslak

whatsoever: hiçbir türlü

whereas: oysa, iken

whether: -ya –ya da, olup olmadığı

while: -iken, esnasında

whooping cough: boğmaca

widely: yaygın şekilde

widespread: yaygın

wild: vahşi, hiddetli

withdrawal: geri çekme, çekilme

withdrawn: bırakmak, içine kapanık

within: içinde

without: -sız –siz, olmaksızın

witness: tanık, şahit

womite: kusmak

work: çalısmak

worldwide: evrensel, dünya çapında

worse: daha çok, daha kötü

worsen: daha da kötülesmek

worth: kıymetli olmak, değmek

wound: yara

wrinkle: kırışıklık

wrist: bilek

   Y

yaer: yıl

yellow: sarı

yellowish: sarımsı

yield: sağlamak, vermek, ürünü olmak

young: genç

   Z

zap: öldürmek, vurmak

zeal: şevk, coşku

zero: sıfır

zinc: çinko

zone: bölge

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – T – U

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – T – U

   T

take place: gerçeklesmek

taper: sivrilmek, uca doğru incelmek

target: hedef

task: vazife

taste: tatmak, tat

teenager: 13-19 yasları arasında olan

temperature: sıcaklık, hararet

temporarily: geçici olarak

tend: eğilimi olmak

tendency: eğilim

tender: yumuşamak

tensile: gerilebilir, gerileyebilme, gerilme

tenuous: çok zayıf

term: terim ifade

terminate: sonlanmak, bitirmek

tertiary: üçüncül

thereafter: bundan kelli

thereby: böylelikle

therefore: bu yüzden

thick: kalınlık

thig: uyluk

thing: şey

think: düsünmek

thinking: düsünme, düsünce

third: üçüncü

thirist: susuz

thorough: eksiksiz

though: rağmen

threaten: tehdit etmek

threshold: sınır noktası

throat: boğaz, gırtlak

throughout: bastan basa

throw: atmak, fırlatmak

thumb: başparmak (el)

thus far: şu ana kadar

thus: böylece

tight: sıkı, dar

time: zaman

tingle: ürperme

tingling: karıncalanma

tissue: doku

to deal with: uğraşmak

to some degree: bir dereceye kadar

tobacco: tütün

toe: ayak parmağı

tolerate: tahammül etmek

tongue: dil

tooth: diş

toothpaste: dis macunu

top: tepe, üst

topic: konu, mesele

torso: gövde

tough it out: tahammül etmek

toward: -e doğru

tract: yol

traditionally: geleneksel olarak

traid: üçlü takım

train: yetistirmek, idman ettir-mek

trait: özellik

tranied: yatismis, idmanlı

transient: geçici

transmission: nakil, tasıma

transmit: tasımak

treat: tedavi etmek

treatment: tedavi

trial: deneme

trigger: tetik, başlatmak

trouble: zorlu, üzücü

trust: güvenmek

try: denemek

tumor: tümör

twice: iki kez

twin: ikiz

   U

ultimately: sonunda

unaware: farkında olmamak

uncertain: belli olmayan

under: altında

undergo: uğramak, başından geçmek

underline: altını çizmek

underlying: altta yatan

understood: anlaşılamayan

undertake: üzerine olmak

underwent: maruz kalmak

undescended: inmemiş

undiagnosed:tanı konmamış

undoubtedly: kuşkusuz

undue delay: aşırı gecikmiş

undue: gereğinden fazla, yersiz

unfavourable: olumsuz, uygun olmayan

uniformly: aynı şekilde

unintend: planlanmamış

unique: yegane, tek

unit: birim, ünite

unite: bağlamak, birleştirmek

universal: evrensel

universe: kainat

unknown: bilinmeyen

unless: -medikçe

unlike: aksine, farklı, benzemeyen

unnoticed: farkına varılmamış

unproven: kanıtlanmamış

unreliable: güvenilmez

unrestrained: bastırılamayan

unsound: yanlış

until: -ıncaya kadar

upper: üst taraf

upright: dik, dikey

upset: altüst etmek

urban: kentsel

urge: tesvik etmek

urine: idrar

usage: kullanım

use: kullanmak

usefull: faydalı

usual: olağan, genel

usually: genellikle

utilize: kullanmak, yararlanmak

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – S

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – S

   S

sac: kase

sad: üzgün

sadness: kederlilik

safe: güven

safety: güvenlik

sample: numune, örnek

sanitation: halk sağlığı

satellite: uydu

satisfactory: tatminkar

satisfying: doyurucu

scant: az, kıt

scarlet: al, kırmızı

scarring: yaralanma

scatter: dağıtmak

schedule: program

scratchy: cızırtılı

secondary: ikincil, sekonder

secrete: salgılamak

secretion: salgı, sekresyon

seek: aramak, araştırmak

seem: -gibi görünmek

seizure: nöbet, havale, kriz

seldom: nadiren

select: seçmek

selective: seçici

self care: kendine bakım

senescence: yaşlanma

senil: yaşlılıkla ilgili

sensation: duyu,his

sense: duyu, his, duygu

sequel: devam, sekel

sequence: ardışık, sıralı

serve: sağlamak

several: belli, birkaç

severe: ciddi, şiddetli

sex: cinsiyet

shadow: gölge

shape: biçim, şekil

share: paylaşmak, hisse

sharp: keskin

sheed: dökülmek, dağılmak

sheep: koyun

shellfish: kabuklu deniz hayvanı

shin: baldır, incik

shivering: titreme

short: kısa

shortness of breath: nefes darlığı

shoulder: omuz

show: göstermek

shrink: büzüsmek

sibling: kardeş

sick: hasta

sickle: orak

side effect: yan etki

side: yan, taraf

sign: işaret

signet: mühür

significant: önemli

signify: göstermek

similar: benzer

simulate: benzemek, taklit etmek

simultaneous: eş zamanlı olarak

since: -dığı için, den beri

single: tek, tekil

site: yer, alan

situation: durum

size: boyut, büyüklük

skeleton: iskelet

skilful: becerikli

skill: marifet, beceri

skin: deri

skipping: tekleme

skull: kafatası

sleep: uyku

slight: narin, ince

smear: yayma

smell: kokmak, koklamak

smoke: duman

smoking: sigara içme

smooth: düz, pürüzsüz

sneezing: hapşırma

so called: diye bilinen

society: toplum, topluluk

sofisticated: gelişmiş

sole: taban (ayak)

solely: sadece

soluble: çözünür, eriyebilir

solution: çözüm

sometimes: bazen

somewhat: nasılsa, nasıl oluyorsa

soon: kısa zaman, erken, yakın

sophisticate: gelişmiş

sore: acıyan, ağrıyan

sound: sağlam

source: kaynak,

space: uzay

spare: ayırmak

sparing: az, tutumlu

specifically: özellikle

specimen: numune, örnek

spectrum: kapsam

speech: konuşma

speed: hızlanmak, hız

spent: kullanılmış, tükenmiş

spill: dökmek, dökülmek

spinal cord: omurilik

split: bölünmek

splitting: şiddetli

spontaneously: kendiliğinden

spot: benek, nokta, leke

spread: yayılmak yaymak

sputum: balgam, salya

squeeze: sıkmak, sıkışmak, izdiham

stage: dönem, asama

stain: boya, boyamak

state: durum, hal

stature: boy

statutory: kurallarla belirlenmiş, yasal

steadly: düzenli bir şekilde

steeply: hızlı

stem: kök, ana dal

stenosis: stenoz, darlık

step: adım, basamak, kademe

stepwise: basamaklı olarak

stick: yapısmak

still: hala

stillbirth: ölü doğan

stimulate: uyarmak

stimulation: uyarı

stone: tas

stool: dıskı

storage: depo, birikim

store: depo

store: saklamak, depolamak

strain: germek, gerilim, suş, soy, ırk

strand: iplik, tel

stray: doğru yoldan sapmak

strength: dayanıklılık, güç, kuvvet

stress: vurgulamak

stretch: germek, gerginlestirmek

strictness: katılık

striking: çarpıcı

strive: uğraşmak

stroke: inme, felç

strong: kuvvetli

structure: yapı, strüktür

study: çalısma

stuffy: tıkalı, dolu

style: stil, tarz

subjected to: maruz bırakmak

sublemental: ilaveli

subsequent: izleyen, sonradan çıkan

subside: hafifletmek, geçmek

substance: madde

substantially: yeterince çok

substiture: yerini tutmak

subtle: zor anlaşılan

successive: izleyen

succump to: teslim olmak

such: gibi

suck: emmek

sudden: ani

suffer from: -den muzdarip olmak

suffer: eziyet çekmek

sufficiency: yeterlilik, doyurucu

sufficient: yeterli

suffocation: boğulma

suggest: önermek

suitable: uygun

supplement: ilave, ek

supply: sağlamak, tedarik etmek

support: desteklemek

suppress: bastırmak

surface: yüzey

surgeon: cerrah

surgery: cerrahi

surraund: çevrelemek

surreptitious: kurnaz, gizli

surveillance: gözetim

survey: inceleme muayene

survie: canlılığını sürdürmek, yasamak

survival: hayatta kalma

susceptibility: duyarlılık, kolay etkilenme

suspect: şüphelenmek

sustain: devam ettirme, güçlendirme

swallow: yutmak, yutkunmak

sway: sallamak, sallanmak

sweat: terlemek, ter

sweating: terleme

swelling: sisme, sis, kabarık

switch: değişmek, değişim

synergism: sinerji, birbirinin etkisini arttırıcı

synthesis: sentez

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – Q – R

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – Q – R

   Q

quantify: ölçmek, miktar

quarrel: kavga etmek, bozuşmak

question: soru sormak, sorgulamak

quiet: sessiz, sakin

quite: tamamen, tümüyle

   R

race: yarış, ırk, soy

raise: yükseltmek

rampant: yaygın

range: değismek, sıra, dizi, alan

rapid: hızlı

rare: ender

rarely: nadiren

rash: döküntü

rat: iri fare

rate: oran, hız, gidis

ratio: oran

raw: çiğ

ray: ışın

reach: ulaşmak

react: tepki vermek

reaction: reaksiyon, yanıt

readily: kolayca, isteyerek

real: gerçek

realise: fark etmek

realm: bölüm, alan

reason: sebep

reasonable: makul, akla yatkın

receive: almak

recent: yakın, son zamanlar

recently: yakında, son zamanlarda

recognize: tanımak, onaylamak

recommend: tavsiye etmek

recover: iyilesmek

recure: yeniden olmak

recurrent: tekrarlayan

reduce: azaltmak, hafifletmek

refer: ima etmek

reflect: yansıtmak

regard: olarak kabul etmek

regarding: ile ilgili

regardless :ne olursa olsun, mutlaka

regimen: rejim

region: bölge

regulate: ayarlamak

regulation: düzenleme

rejection: red, kabul etmemek

relapse: nüks etmek

relate: yakınlığı olmak

related to: -la ilgili

relation: yakınlık, ilgi

relationship: iliski, bağlantı

relative: röletif, nispi

relatively: nispi olarak

release: salmak, serbest bırakmak

reliable: güvenilir

relief: kurtulma, rahatlama

relieve: hafiflemek, acısını dindirmek

remadiable: düzeltilebilir, iyileştirilebilir

remain: arta kalmak, devam etmek

remainder: geriye kalan

remarkable: dikkate değer

remediable: düzeltilebilir

remedie: iyileştirici

remodeling: yeniden sekillendirme

remote: uzak, uzaktan

remove: kaldırmak

render: kılmak, eylemek

replace: yerine geçmek, yerine koymak

report: rapor etmek

reproduce: çoğalmak, üremek

reputedly:söylendiğine göre

require: gerektirmek

requirement: gereksinim

research: arastırmak

reserve: stok, rezerv

residual: geri kalan

resist: karşı koymak

resistance: direnç

resistant: dirençli

resolution: çözülme, erme, dağılma

resolve: çözmek, ayrıştırmak

resonate: yankılamak

resorption: yeniden emilme

respect: saygı, uyma

respectively: sırasıyla

respirate: solumak, soluk alıp vermek

respiration: solunum

respond: tepki vermek

response: cevap, yanıt

responsibility: sorumluluk

responsible for: -den sorumlu olmak

ressure: güven vermek

rest: dinlenmek, istirahat, ara

restrict: sınırlamak

result from: -den dolayı olmak

result in: -ile sonuçlanmak

result: netice, sonuç

retard: engellemek, geciktirmek

retardation: yavaşlatma, geriletme

retratcion: retraksiyon, büzülme, çekilme

retrieve: anımsamak

return: geri dönmek

reveal: ortaya çıkarmak, açıklamak

reversible: geri dönüslü

revise: revize etmek, gözden geçirmek

revolve: etrafında dönmek

rib: kaburga kemiği, kosta

rich: zengin

rickets: raşitizm

right: sağ, doğru

ring: halka

rise: yükseliş

rod: çomak, çubuk

role: rol, görev

room: oda

rough: kaba, pürüzlü

round: yuvarlak

rubber: lastik

rule out: ortadan kaldırmak

run in families: ailesel olmak

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – P

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – P

   P

pain: ağrı

painful: ağrılı

painless: ağrısız

pair: çift

pale: soluk

pallor: solukluk

palm: avuç içi

palpate: ellemek, elle muayene etmek

palpitation: çarpıntı

paralysis: felç, paralizi

parity: doğum

partial: parsiyel, kısmi

partially: kısmen

participant: katılımcı

particular: has, özgü, özel

particularly: özellikle

parturient: doğum yapan

pass: geçmek

passage: geçis, geçme

passive: pasif

patch: yama

pathogen: patojen

patient: hasta

pattern: model, örnek, biçim

pause: durdurmak, ara vermek

pedicle: sap, pedikül

peer: aynı gruptan kişi, emsali

pendulous: sarkık

penetrate: sinmek

percent: yüzde (%)

percentage: yüzdelik

perception: kavrama

perform: yapmak

permanent: sürekli

permeability: geçirgenlik

permeate: nüfuz etmek, süzmek

permit: izin vermek

persist: ısrar etmek, sebat etmek

persistant: inatçı, devamlı

person: kişi, birey

perspiration: ter

pertain: .. ile ilgisi olmak

pessinism: kötümserlik

phase: safha, dönem

phenomenon: fenomen, olay

physician: doktor

physiologic: fizyolojik

pig: domuz

pill: hap

pimple: sivilce

pink: pembe

pinpoint: belirlemek, tam yerini saptamak

pituitary: hipofiz

place on: yerleştirmek, üzerine koymak

place: yerleştirmek

plain: düz, sade, yalın

plaque: veba, ölümcül

platelet: trombosit

plethora: fazlalık

point to: işaret etmek

poison: zehir

poor: fakir, eksik, zayıf

population: nüfus, halk

porosity: gözenekli

portion: miktar, parça

possibility: ihtimal

possible: mümkün

postpon: ertelemek

posture: duruş sekli, postür

pound: dövmek

poverty: yokluk, yoksulluk

practices: uygulamalar

precaution: tedbir, önlem

precede: önde gitmek, önde gelmek

precedent: emsal

precipitating: hızlandıran

precise: kesin, tam

precisely: kesin olarak

preclude: önüne geçme

precocious: erken gelişmiş

predator: düşman

predecessor: önce gelen

predict: önceden bildirmek

predictable: tahmin edilebilir

predispose: yatkın kılmak

predisposition: eğilim

pregnancy: hamilelik

pregnant: hamile

premonitory: önceden uyarıcı

preparation: hazırlama, düzenleme

prepare: hazırlamak, hazırlanmak

prescribe: reçete yazmak

presence: varlık, mevcudiyet

present: mevcut, günümüzde, sunmak

pressure: basınç

presume: tahmin etmek

presumptive: muhtemel

prevailing: yaygın, üstün gelen

prevalent: yaygın, genel

prevent: önlemek

previous: önceki, önceden

previously: evvelce, önceden

primary: temel

primitive: ilkel

principal: belirgin, belli baslı

principally: temel olarak

prior: önceki, önce

private: özel

probable: olası

procedure: islem

process: olay, süreç

produce: üretmek

product: ürün

production: üretim

productive: verimli

profound: derin

progeria: erken yaşlanma

progress: ilerlemek

progressive: ilerleyici

projectile: fıskırtır tarzda

prolonge: uzatmak, sürdürmek, uzun

prolonged: uzamış

prominent: çıkıntılı, belli başlı, belirgin

promise: söz vermek

promising: umut verici

promote: ilerletmek, teşvik etmek

prompt: teşvik etmek, sevk etmek

promptly: hemen

prone to: eğilimli olmak

propensity: eğilim

proper: tam, doğru

property: özellik

protean: değişen, çok yönlü

protect: korumak, koruyucu olmak

protection: koruma

prove: kanıtlamak

provide: sağlamak

proximally: uzvun bağlanma noktasına yakın

pruritic: kaşıntılı

psychologic: psikolojik

puberty: ergenlik

publish: yayımlamak

pulse: nabız

pump: pompa

puncture: ponsiyon

purple: mor

purport: anlam, niyet

purpose: amaç, gaye

purposeful: amaçlı

pursue: peşinden gitmek, takip etmek

purulent: cerahatli

put on weight: kilo almak

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – N – O

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – N – O

 

   N

name: isimlendirmek

namely: yani

narrow: dar

narrowing: darlık, daralma

nation: ulus

natural: doğal

nature: doğa, tabiat

nausea: bulantı

nearby: yakın

nearly: hemen hemen

neatly: düzenli bir şekilde

necessary: gerekli

necessitate: gereksinim duymak

neck: boyun

need: ihtiyaç

neglect: ihmal etmek

nervousnesss: sinirlilik

neverthless: yine de

newborn: yeni doğan

next: sonraki, diğer

night: gece

nocturnal: geceye ait

node: düğüm, nod

nonetheless: bununla birlikte

nonsensicial: saçma

nose: burun

nostril: burun deliği

notably: özellikle

notch: girinti, çentik

note: farkına varma

notoriously: .. ile ünlü olmak

nourishment: beslenme

nowadays: bu günlerde

nuch: ense

nucleus: çekirdek

numbness: hissizlik

numerous: çok sayıda, sayısız

nutrition: beslenme

   O

obesity: şişmanlık, obesite

object: cisim, nesne

objective: nesnel, objektif

obligate: mecbur bırakmak, mecbur

obligatory: zorunlu

observation: gözlem, inceleme

observe: gözlemek

obstacle: engel

obstruct: tıkamak

obstruction: tıkanıklık

obstructive: tıkayıcı

obtain: elde etmek

obvious: aşikar

occasion: hal, durum

occasional: ara sıra

occasionally: ara sıra, nadiren

occur: olmak, meydana gelmek

oddly set: asimetrik yerleştirilmiş

odds: olasılık, şans

offer: teklif etmek, imkan vermek

offspring: döl, çoluk çocuk

often: sık, sıklıkla

old: eski, yaşlı

omen: kötüye alamet

on a large scale: büyük ölçüde

on the alert: tetikte

on the contrary: tersine

once: bir kere, tek

ongoing: sürmekte olan

onset: baslangıç, ortaya çıkış

open to invasion: saldırıya karşı korumasız

operate: ameliyat etmek

operation: ameliyat

opinion: fikir, teşhis

opposite: zıt

order: emir, düzen, sıra, kural

orderly: düzenli

ordinary: basit, sıradan, olağan

originate: -den kaynaklanmak

oscillation: salınım

other: baska, diğer

otherwise: aksi takdirde

outbreak: patlak vermek

outcome: sonuç

outermost: en dış

output: verim gücü, randıman

outstrecthed: uzanmış

outward: dışa doğru

outweight: daha ağır basmak

ovary: over, yumurtalık

overall: tüm, baştan başa tamamı

overcrowding: aşırı kalabalık

overdose: aşırı doz

overlap: üstüste binmek

overlie: üzerinde uzanmak

overlook: görmezlikten gelme

overlying: üzerinde uzanan

overriding: umursamamak

overt: açık

ovulation: yumurtlama

owing to: yüzünden

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – M

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – M

   M

maintain: sürdürmek

maintenance: idame, sürdürme, bakım

make: yapmak

malaise: kırgınlık

male: erkek, herif

malformation: şekil bozukluğu

malfunction: bozuk işleme

malnutrition: kötü beslenme

man: erkek

manage: idare etmek

management: idare, yöntem

mandatory: zaruri

manifest: ortaya çıkmak, aşikar

manifestation: belirti, ortaya çıkış

manner: tarz, biçim

manufacture: üretmek

margin: kenar, sınır

marked: belli, göze çarpan

mask: maske

masquerade: gizlemek

mass: kitle

massive: aşırı miktarda

master: yönetici, patron

mean: manasına gelmek, ortalama

meaning: mana, anlam

measles: kızamık

measure: ölçmek, önlem

measurement: ölçü, ölçüm

mediate: aracı olmak, araya girmek

medication: ilaç verme

medium: çevre, ortam, besi yeri

meld: açmak

member: üye, eleman

membrane: zar

memory: hafıza

mention: sözünü etmek

merely: sadece

midwife: ebe

might: .. ebilmek, ..meli, olasılık

migrate: göç etmek, tasınmak

migration: göç

migratory: gezici

mild: yumuşak, uysal, hafif

milk: süt

mimicking: taklit etmek

minute: dakika

misconception: yanılgı

misinterpret: yanlış yorumlama

mislead: yanıltmak

mix: karıstırmak

mixture: karısım

modality: yardımcı araç

moderate: orta

modify: değistirmek

modulate: ayarlamak

moist: nem

moisture: nemlilik

mole: ben (deride)

month: süre olarak ay

mood: ruh hali, mizaç

morbid: sağlıksız

more or less: aşağı yukarı

moreover: üstelik

mortal: ölümcül

most frequently: çok sık

most likely: büyük bir olasılıkla

mostly: çoğunlukla

move: hareket

multiple: çoğul

multitude: çok sayıda

mump: kabakulak

muscle: kas

muscular: kas ile ilgili

myalgia: miyalji, kas ağrısı

myth: söylenti, efsane

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – J – K – L

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – J – K – L

 

   J

jaundice: sarılık

jaw: çene

join: bağlamak, birlestirmek

joint: eklem

judge: muhakeme etmek, kıyaslamak

judgement: muhakeme

judicious: akıllı, sağduyulu

junctional: bağlantıyla ilgili

just: adil, tam, doğru

justify: haklı çıkarmak

   K

keep: saklamak, korumak

kidney: böbrek

kill: öldürmek

knee: diz

know: bilmek

knowledge: bilgi

knuckle: parmağın oynak yeri

   L

labor: travayda bulunma

lack: yoksun olmak

lapse: küçük hata

largely: büyük ölçüde

last: devam etmek, sürmek

lasting: dayanıklı

late: geç, son zamanlarda

later: sonra, daha sonra

latest: en geç

latter: ikinci bahsedilen

layer: katman

lead to: -e ile sonuçlanmak yol açmak

lead: kursun

leak: sızma sızdırma

lean: dayanmak, yağsız, sıska

leave: terk etmek

left: sol

leg: bacak

legislative: yasama

lenght: uzunluk

lesion: lezyon

less: daha az

lessen: azaltmak

lethargy: uyuşukluk

level: seviye, hiza, düzey

lexicon: sözlük

liable: sorumlu

liberal: cömert

life span: yaşam süresi

likelihood: olasılık

likely: olası

likewise: benzer şekilde

limit: sınır, sınırlamak

line: hat, çizgi, sınırlarını çizmek

link: bağlamak

linning: çeper

lip: dudak

liquid: sıvı

list: listelemek

listlessness: uyuşukluk

little: az, küçük

live: yasam, hayat

liver: karaciğer

load: yüklemek

locate: yerini tayin etmek

location: mevkii, yer, yerleştirme

lock: kilitlemek

lodge: yerleşmek

loneliness: yalnızlık

long: uzun

loose: gevsek

loss: kayıp

low: düşük, alçak

lower: indirmek, düşürmek

lubricate: yağlamak, kayganlas-tırmak

lump: yumru, kitle

lung: akciğer

luxuriant: bol, bereketli

lymph: lenf

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – İ

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – İ

   İ

idea: fikir, düsünce

identify: tanımlamak, teshis etmek

ignore: önem vermeme

illness: hastalık

imbalance: dengesizlik

imitate: taklit etmek

immobility: hareketsizlik

immortal: ölümsüz

immunity: bağısıklık

impair: bozmak, zarar vermek

impending: olması yakın

implant: aşılamak, yerleştirmek

implicate: ilişkili, bulaşık

imply: ima etmek, kast etmek, sevk etmek

importance: önem

important: önemli

impose: yüklemek, üzerine koy-mak

impression: etki, izlenim

imprint: basmak, damgalamak

improper: uygunsuz

improve: düzelmek

in addition: ek olarak

in contrast: tersine

in fact: gerçekte

in part: kısmen

in patient: hastanede yatan hasta

in the course of: sürecinde

in the sense of: anlamında

in this respect: bu açıdan

in turn: kullanımda

inactivate: etkisiz hale getirmek

inadequate: yetersiz

inanimate: cansız

inappropriate: uygun olmayan

incapacitation: yeteneksizlik

incident: hadise, olay

incidental: tesadüfi

incipient: yeni başlamış

incision: ensizyon, kesi

include: içermek, içine almak

incoherently: anlaşılmaz şekilde

income: gelir, kazanç

incompatible: mümkün olmayan

incomponent: yetersizlik

inconclusive: yetersiz

increase: artmak

indeed: gerçekten

indentical: eş, benzer, aynı

independent: bağımsız

indicate: göstermek, işaret etmek

indigent: yoksul

indigestion: hazımsızlık

indignantly: öfkeyle

indistinct: belli belirsiz

individual: birey, kişi

indolent: tembel, üşengeç

indroduce: tanıtmak, ileri sürmek

induce: uyarmak, teşvik etmek, ikna etmek

induction: indükleme

indulge in: …e düşkün olmak

ineffective: etkisiz

inevitable: kaçınılmaz

infant: süt çocuğu

infarction: enfarktüs

infect: bulastırmak

infection: enfeksiyon

infectious: bulaştırıcı, enfekte

infiltrate: sızmak, yayılmak

influence: etki, tesir

inform: bilgilendirmek

information: bilgi, danışma

infrequent: seyrek

ingestion: yeme

inhabit: yerleşmek

inhalation: soluk alma

inhale: nefes almak

inherent: doğal

inherit: kalıtımla geçmek

inheritance: kalıtım, miras

inhibit: engel olmak, durdurmak

inhibition: engel, durdurmak

initial: ilk, baslangıç

initiate: başlamak, başlatmak

injury: yaralanma, hasar, incinme

inquiry: araştırma, soruşturma

insect sting: böcek sokması

insertion: ekleme

insidious: sinsi, gizli

insistence: ısrar

insoluble: çözünmeyen, erimez

instance: örnek, defa, kere

instantly:: hemen

instead of: yerine

institute: tesis etmek, kurmak

instruction: öğretim

instrument: alet, araç

insufficient: yetersiz

insulate: izole etmek

intake: almak, içeri almak

intend: niyet etmek

intense: yoğun

intensify: yoğunlaştırmak

interaction: etkileşim

interdependent: birbirine bağlı

interdict: yasaklamak

interfere with: müdehale etmek

intermittent: aralıklı

intern: tutsak, gözaltında, AMELE, IRGAT

internal medicine ward: dahiliye

interprete: tercüme etmek

intervention: araya girme

interview: görüşme, mülakat

intimate:samimi

intolerance: tahammülsüzlük

intractable: inatçı

introduce: tanıtmak

introduction: baslama, giriş, takdim etme

introspective: içe dönük

intubate: entübe etmek

intuition: önsezi

invade: istila etmek

invariable: değişmez

inverse: ters

investigate: araştırmak

involve: içermek

iron: demir

irrational: mantıksız

irreplaceable: yeri doldurulamaz

irreversible: geri dönüssüz

irritate: tahris etmek

irritation: tahris

isolate: izole etmek, ayırmak

isolated: izole, yalnız

isolation: izolasyon, yalnızlık

issue: yayımlama, baskı

it appears that: öyle görünüyor ki

it is eident that: aşikar ki

itch: kaşımak, kaşınmak

Tus’ta çıkan İngilizce Kelimeler – H

Tus’ta çıkan İngilizce  Kelimeler – H

   H

habit: alışkanlık

half-life: yarı ömür

harbour: barınak

hard: katı, sert, zor

hardening: sertleşme

harm: zarar vermek, yaralamak

harmful: zararlı, dokunur

harmless: zararsız

hausehold: ev halkı

hay fever: saman nezlesi

hazard: zarar vermek,riske sokmak

hazardous: tehlikeli

head: kafa, baş, kelle

headache: baş ağrısı

heal: iyileştirmek

healing: iyileşme

health: sağlık

healthy: sağlıklı

hear: isitmek

heart failure: kalp yetmezliği

heart: kalp

heat: ısı, sıcaklık, hararet

heated: ısıtılmış

heavy: ağır

heel: topuk, ökçe

height: boy, yükseklik

help: yardım etmek

helpful: yardımcı

helpless: çaresiz

hematogenous: kan yoluyla

hen: tavuk

hence: bu nedenle

herald: haber vermek

hereditary: kalıtımsal, ailesel

heredity: kalıtım

herniate: fıtıklaşmak

high: yüksek, yüksekteki

highlight: parlak nokta

higldy: çok

hind: arka, art

hip: kalça

history: hikaye

hives: ürtiker

hoarse: boğuk, kısık (ses)

hollow: içi boş

hope: beklemek, ummak

hopeless: umutsuz

horn: boynuz

hospitalize: hastaneye yatırmak

host: konak, ev sahibi

hostile: düşman

hot: sıcak

hourly: saat bası

however: her ne kadar, bununla beraber

human: insan

humid: nemli

hungry: aç

hurtful: yaralatıcı

hypertension: yüksek tansiyon

hypotension: düsük tansiyon

hypoxia: hipoksi