Kategori arşivi: Öğrenim Psikolojisi

Bağlanma Stilleri

    Bağlanma Stilleri, İş Yaşamı ve İş – Aile Yaşamı Etkileşimi/Dengesi

 

    Bireylerin yetişkinlik dönemindeki iş yaşamları, bebeklik dönemindeki çevreyi keşfetme süreci olarak değerlendirilebilir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bebeklik dönemindeki bağlanma sürecinde, bebekler, anneleriyle gerekli yakınlığı kurabildikleri ve kendilerini güvende hissettikleri durumda çevrelerini tanımaya (keşfetmeye) yönelik davranışlar sergilemeye başlarlar. Çevreyi tanıma-keşfetme süreci, bireyin yaşam boyu gelişim sürecinde çeşitli aşamalarda ve farklı biçimlerde gerçekleşen bir davranış örüntüsü olarak da görülebilir. Yetişkin bireyler için iş yaşamı da bir çevreyi tanıma-keşfetme, kendini geliştirebilme ve gerçekleştirebilme davranışı olarak görülebilir, aynı zamanda iş yaşamı, bireylerin varolan ya da potansiyel yeterliliklerini sınama/görme fırsatını yakalayabilecekleri temel bir kaynak olarak da değerlendirilebilir (erken çocukluk döneminde, bebeklerin oyunlarla ya da çevrelerini keşfetmeye yönelik çeşitli davranışlar sergileyerek bu yeterliliklerini sınama arayışında bulunmaları gibi).

 

    Bu noktada, buraya kadar aktarılan bağlanma sürecine/ilişkilerine dayanarak, farklı bağlanma stillerine sahip bireylerin iş yaşamlarında netür bir davranış örüntüsü ve iş-aile yaşamı etkileşimi sergiledikleri üzerinde durulacaktır.

 

 

    Yapılan bir araştırmada (Hazan ve Shaver, 1990), güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, iş güvenliği, iş arkadaşlarıyla olumlu ilişkiler kurabilme, gelir düzeyleri (ücret), ilerleme ve terfi imkânlarının bulunması gibi faktörlere dayanarak iş doyumlarının yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Kendilerini iyi birer çalışan olarak değerlendirmişler ve diğer iş arkadaşları tarafından da olumlu olarak değerlendirildiklerini/sevildiklerini belirtmişlerdir. Ancak, kaygılı ve kaçınan bağlanma stillerine sahip bireyler ise, iş arkadaşlarının kendilerini yeterince beğenmediklerini/sevmediklerini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, aile/eş yaşamlarının iş yaşamlarından daha değerli olduğunu ve iş yaşamlarıyla karşılaştırıldığında aile/eş yaşamlarından daha fazla oranda zevk aldıklarını belirtmişlerdir. Bir tercih yapmak durumunda kaldıklarında, iş yaşamında başarılı olmaktan ziyade aile/eş yaşamında başarılı (mutlu) olmayı tercih edeceklerini belirtmişlerdir. Yine bu araştırma sonucunda, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, işlerini en az oranda geciktiren, işten ayrılma oranın en az olduğu, bir işi tamamlamakta en az zorlanan, başarısızlık ve iş arkadaşları tarafından reddedilme korkusunu da en az oranda yaşayan grup olduğu görülmüştür. Ayrıca, güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, tatile çıkmaktan hoşlandıklarını ve iş yaşamlarının hem aile yaşamlarına hem de fiziksel-psikolojik sağlıklarına zarar vermesine izin vermediklerini bildirmişlerdir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler ise, diğer insanlarla ekip halinde çalışmayı tercih ettiklerini, ancak, yanlış anlamalara maruz kaldıklarını ve yeterince de takdir edilmediklerini belirtmişlerdir. Diğer insanlar tarafından onaylandıklarında (sosyal olarak kabul gördüklerinde) motive olduklarını, ancak, iş arkadaşlarının, kendilerinin iş performansından etkilenmemelerinden ve bunun bir sonucu olarak da kendilerini dışlamalarından çekindiklerini bildirmişlerdir. Yine, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, kişisel ihtiyaçlarının ve iş arkadaşlarıyla olan sosyal ilişkilerinin verimliliklerini de etkilediğini (ya da ihtiyaçlarıyla sosyal ilişkilerinin çatıştığını) belirtmişlerdir. Bir diğer çalışmada da, işyerinde en yüksek oranda ödüller (motive edici faktörler) alan çalışan kadınların güvenli bağlanma stiline sahip kadınlar olduğu görülmüş, en düşük ödül miktarı ise korkulu bağlanma stiline sahip kadınlar tarafından bildirilmiştir. Kayıtsız ve saplantılı bağlanma stillerine sahip kadınlar ise bu iki grup arasında yer almışlardır. Araştırma 4.5 yıl sonra aynı denekler kullanılarak tekrarlanmış, ilk uygulamada olduğu gibi bu uygulamada da korkulu bağlanma stiline sahip kadınlar diğer bağlanma stillerine sahip kadınlardan daha az oranda ödül aldıklarını belirtmişlerdir (Vasquez, Durik ve Hyde, 2002).

 

    Güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, iş yaşamında, en fazla oranda mutluluğu ve başarıyı yaşayacak olan, işle ilgili en az korkulara ve performans kaygısına sahip olan, iş arkadaşları tarafından beğenilmeme ve onay görmeme/kabul edilmeme korkusunu en az oranda yaşayacak olan grup olması beklenebilir. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler için iş yaşamı, köken itibariyle bebeklik döneminde kurulamayan bağlanma sürecinin kurulabilmesi ve bağlanma gereksinimlerinin doyuma ulaştırılabilmesi için bir fırsat ya da araç olarak görülmemektedir (budurum kaygılı bireyler için geçerlidir), bununla birlikte, yine bu bağlanma stiline sahip bireylerin, diğer insanlara (iş arkadaşlarına) yakın olma, ait olma ya da bağlı/bağlanmış olma gibi korkuları da yoktur (kaçınan bireylerde olduğu gibi).

 

    Bir başka araştırmada da, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, gerek kaygılı gerekse de kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerden daha fazla oranda iş doyumu yaşadıkları görülmüştür. İçsel motivasyon açısından (belirli bir işin ilgi çekici, heyecan verici ya da kişisel gelişimi sağladığı için yapılıyor olması, bireyin kendi kendisini motive etmesi), güvenli bağlanma stiline sahip bireylerle kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler arasında bir fark olmadığı görülmüş; ancak bu 2 grupla kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler arasında bir farklılığın olduğu görülmüştür. Dışsal motivasyon açısından (belirli bir işin, yerine getirildiği sırada doğrudan doyum sağlamayan para, terfi, şöhret gibi dışsal ödüller nedeniyle yapılıyor olması) ise, en yüksek motivasyon düzeyi güvenli bağlanma stiline sahip bireyler tarafından bildirilmiş, bu grubu kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler izlemiş, kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler ise en az motivasyon düzeyi bildiren grup olmuştur (Krausz, Bizman ve Braslavsky, 2001).

 

    Bir başka araştırmada da, bağlanma stilleri çerçevesinde, yoğun bir biçimde bağlanma kaygısı duyan çalışanların (saplantılı ya da korkulu bağlanma stilleri) kaygı düzeyi düşük olan çalışanlardan (güvenli ya da kayıtsız bağlanma stilleri) daha fazla oranda iş stresi yaşadıkları görülmüştür. Bununla birlikte, saplantılı (diğer bir deyişle kaygılı/kararsız bağlanma stili) bağlanma stiline sahip çalışanların işyerinde sosyal destek alamadıklarında olumsuz tepki gösterdikleri, korkulu ve kayıtsız bağlanma stillerine sahip bireylerin ise, olumsuz bir tepkide bulunmadıkları görülmüştür. Budurum, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin diğer insanlarla yoğun bir biçimde birlikte olma, onaylanma ve kabul görme ihtiyaçlarıyla ve kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerin ise diğer insanlardan olabildiğince bağımsız ve uzak olma gereksinimleriyle açıklanabilir. Bununla birlikte, bu araştırmada, iş doyumunun bağlanma stillerine göre bir farklılık göstermediği bulgusu elde edilmiştir (Schirmer ve Lopez, 2001).

 

    Kaygılı bağlanma stili açısından bakıldığında, bu stile sahip bireyler, iş güvenliklerinin olmadığını, iş arkadaşları tarafından farkedilmediklerini/taktir edilmediklerini ve hakkettiklerine inandıkları ödülleri de almadıklarını öne sürerler. Bu durumda, işyerinde saygı ve kabul görmeyi, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyleri en fazla oranda motive edecek olan faktörler olarak değerlendirmek mümkündür. Bununla birlikte, bu stile sahip bireylerin, kurum içi, bölüm içi ve bölümlerarası ilişkilerden dolayı doyumsuzluk yaşadıkları, kendi çalışma yöntemlerini seçme özgürlüklerinin bulunmadığından yakındıkları, performansları konusunda da yetersizlik/suçluluk duydukları, yaptıkları işlerle ilgili geribildirim almaktan hoşlandıkları ve kurumun yönetim biçimlerinden belirgin biçimde etkilendikleri/doyum sağladıkları görülmektedir. Bu durum, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin, yoğun bir biçimde onaylanma ihtiyacı duymalarının yanısıra başarısızlık ve reddedilme korkularını da yansıtmaktadır. İş arkadaşlarıyla çalışmayı tercih etmekte, bununla birlikte, performanslarının da düşmesinden ve başarısız olmaktan korkmaktadırlar.

 

 

    Kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde, iş yaşamı ile aile/iş yaşamının birbirini etkilediği/çatıştığı (interfere) görülmektedir. Bununla birlikte, bu stile sahip bireylerin, oranı/sıklığı çok yüksek düzeyde olmasa da, iş arkadaşlarına yönelik romantik bir ilgi taşıdıkları görülmektedir; budurum onların yoğun bir biçimde diğer insanlarla birlikte olma ve bağlanma gereksinimleriyle açıklanabilir. Yine bu grubun, iş yaşamlarından ziyade aile/eş yaşamlarında daha fazla üzüntü yaşadıkları görülmektedir. Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler için ise, iş yaşamı aile/eş yaşamından daha önemlidir (budurum sadece kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerde görülmektedir) ve iş yaşamında başarılı olmak aile/eş yaşamında başarılı olmaktan daha önemlidir. Bu stile sahip bireylerin, bir tercih yapmak durumunda kaldıklarında da iş yaşamında başarılı olmayı tercih edecekleri görülmektedir. Kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerin, genel olarak yaşam doyumu elde etmelerinin ve mutlu olmalarının iş yaşamındaki başarıya bağlı olduğunu ve iş yaşamındaki başarının aile/eş yaşamını da olumlu biçimde destekleyecek bir faktör olacağını söylemek mümkündür (Hazan ve Shaver, 1990).

 

    Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler açısından bakıldığında da, bu stile sahip bireylerin, kendileriyle yakın ilişkiler kurmak isteyen iş arkadaşlarından, işle ilgili olarak kendilerine öneriler getirilmesinden, çalışma saatlerinden ve işle ilgili değişikliklerden yakındıkları/mutsuz oldukları görülmektedir. Bu stile sahip bireylerin, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler gibi, düşük performanslarından dolayı suçluluk duydukları, ayrıca, iş yerinde diğer insanlarla yoğun tartışmalara girdikleri de görülmektedir. Kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerin, güvenli ve kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerle karşılaştırıldıklarında, çalışma hayatında olmadıklarında (işsiz olduklarında) kendilerini en fazla oranda gergin/sinirli hisseden grup olduğu görülmektedir. Bir araştırmada, kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, iş yaşamlarının hem aile/eş yaşamlarını hem de sağlıklarını olumsuz biçimde etkilediğini bildirmişlerdir. Bununla birlikte, yalnız çalışmayı en fazla oranda tercih eden grup olmuşlar, iş yaşamlarının ailelerine (sosyal yaşama) ayıracak zaman bırakmadığını ve tatile gitmenin de kendilerine zevk vermediğini belirtmişlerdir. Ayrıca, kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerin, güvenli ve kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerle karşılaştırıldıklarında, çalışma hayatında olmadıklarında (işsiz olduklarında) kendilerini en fazla oranda gergin/sinirli hisseden grup olduğu görülmektedir. Bu stile sahip bireylerin, işleriyle aşırı derecede ilgileniyor olmaları performans düzeylerinin artmasına yol açmakla birlikte aile yaşamlarını olumsuz bir biçimde etkilemektedir (Hazan ve Shaver, 1990).

 

    Bir araştırmada, kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, güvenli bağlanma stiline sahip bireyler gibi, iş güvenliğinin ve kendilerini geliştirebilme fırsatların varolması gibi faktörlere dayanarak iş doyumlarının yüksek olduğunu, bununla birlikte, iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerinden dolayı da mutsuz/doyumsuz olduklarını bildirmişlerdir. Yine bu stile sahip bireylerin, hiçkimsenin işlerini kendileri kadar iyi biçimde yapamayacaklarına inandıkları, işleriyle ilgili süreçlerde kimseden yardım istemedikleri ve kendilerinden yardım istenmesine de karşı çıktıkları görülmektedir (her türlü yakınlık/sıcaklığın bağlanma kaygısını arttırması nedeniyle). Budurum, onları iş yaşamında kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerden ayıran davranışlardan biridir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin, hernekadar insanlara yakın ve bağlı olma açısından birtakım korkuları olsa da (gerek sosyal gerek romantik ilişkiler açısından terkedilme ve reddedilme korkuları) insanlarla birarada olmaya, onlar tarafından sevilmeye ve onaylanmaya/kabul görmeye duydukları yoğun gereksinim açıktır, bu noktada, gündelik yaşamın birçok alanında olduğu gibi iş yaşamında da kendilerinden yardım isteyen bireyleri reddetmek yerine özellikle destek olmaya çabalayacakları söylenebilir.

 

 

    Sumer ve Knight (2001), yaptıkları araştırmada, bağlanma stilleri açısından aile ve iş yaşamı arasındaki ilişkiyi/dengeyi incelemişler ve üç farklı model öne sürmüşlerdir: a) Taşma (spillover) modeline göre, yaşamın bir alanındaki doyumun/mutluluğun artması diğer alanlardaki doyumu da arttırmaktadır (örn, aile yaşamında mutlu olmak iş yaşamında mutlu olmayı da arttırıyor), b) Karşıtlık (compensation) modeline göre, iş ve aile yaşamı bir tezatlık ifade eder, her iki yaşam alanı arasında yaşanan doyum miktarı açısından ters bir ilişki vardır (örn., aile yaşamında doyumsuzluk artıkça bireyin iş yaşamındaki doyumu ya da doyum arayışı artıyor). Karşıtlık modeline göre, çalışanlar, bir alanda doyumsuzluk yaşadıkları durumlarda diğer alanla daha da ilgili hale gelirler, ve c) Bölünme (segmentation) modeli ise, yaşamın bu iki alanının birbirinden ayrı (ilişkisiz) ve bağımsız olduğunu öne sürmektedir. Taşma süreci, iş ve aile yaşamı arasında pozitif bir ilişki (örn., birindeki doyum arttıkça öbüründekinin de artması) şeklinde tanımlanabilirken, karşıtlık negatif bir ilişki (örn., birindeki doyum arttıkça öbüründekinin azalması) şeklinde değerlendirilebilir. Bölünme ise, arada olumlu ya da olumsuz herhangibir ilişkinin olmadığını ifade eder. Bu araştırma sonucunda, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, hem kayıtsız hem de saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerden daha fazla oranda aile yaşamlarından iş yaşamlarına doğru pozitif bir taşma olduğunu belirtmişlerdir. Budurum, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, aile ilişkilerinde yaşadıkları doyumun artmasına paralel olarak iş yaşamlarındaki doyumun da arttığını göstermektedir. Bununla birlikte, yine güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, hem kayıtsız hem de korkulu bağlanma stiline sahip bireylerden daha fazla oranda iş yaşamlarından aile yaşamlarına doğru pozitif bir taşma yaşadıkları görülmüştür. Bu bulgu da, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, iş yaşamlarında doyum sağladıkları oranda aile yaşamlarındaki doyum düzeylerinin de arttığını göstermektedir. Kendilerine karşı olumsuz tutumlara sahip bireylerin (saplantılı ve korkulu bağlanma stilleri), kendilerine karşı olumlu tutumlara sahip bireylerle (güvenli ve kayıtsız bağlanma stilleri) karşılaştırıldıklarında, aile yaşamlarından iş yaşamlarına doğru negatif bir taşma yaşadıkları görülmektedir. Bu durum da, hem saplantılı hem de korkulu bağlanma stiline sahip bireylerin, aile ilişkilerinde doyumsuz olduklarında iş yaşamlarında da doyumsuz olduklarını göstermektedir. Yine bu araştırmanın bulgularına göre, saplantılı bağlanma stiline sahip bireyler, hem güvenli hem de kayıtsız bağlanma stiline sahip bireylerden farklı olarak, aile yaşamlarından iş yaşamlarına doğru negatif bir taşma olduğunu belirtmişlerdir. Bu sonuç, saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerin, aile ilişkilerinde doyumsuz olduklarında iş yaşamlarında da doyumsuz olduklarını göstermektedir. Bu durum da, bu stile sahip bireylerin, duygularına aşırı düzeyde odaklamalarına ve yaşadıkları yoğun olumsuz duyguların etkisine bağlanılabilir. Ayrıca, saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerin, iş yerinde yaşadıkları doyumsuzluğun, kendisini, işten kaçma, yeterli performans gösterememe, hata yapma vb. gibi faktörlerle gösterdiği görülmektedir. Bununla birlikte, saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerin, diğer üç bağlanma stiline sahip bireylerden daha az oranda bölünme (karşılıklı olarak herhangi bir ilişki ya da etkileşimin olmaması) yaşadıkları görülmüştür. Bu sonuç da, saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerin, aile ve iş yaşamlarının iç içe ve birebir etkileşim halinde bulunduğunu göstermektedir.

 

Hazırlayan; Uzm. Psk. Tarık Solmuş

Bağlanma Süreci/Stilleri ve Kişilerarası İlişkiler

Bağlanma Süreci/Stilleri ve Kişilerarası İlişkiler

 

BEBEKLİK DÖNEMİ BAĞLANMA SÜRECİ, YETİŞKİN BAĞLANMA STİLLERİ,

İŞ YAŞAMI VE İŞ-AİLE YAŞAMI ETKİLEŞİMİ/DENGESİ

 

    Bağlanma Süreci / Stilleri ve Kişilerarası İlişkiler

 

    Bağlanma kuramı, insanların kendileri için önemli olan diğer başkalarıyla güçlü duygusal bağlar kurma eğiliminin nedenlerini açıklayan bir yaklaşımdır. Duygusal bağ kurma eğilimi ve gereksinimi, yeni doğan bebeklerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ve gelişimsel açıdan işlevsel olan bağlanma sistemini ifade eder. Bağlanma sistemi, bebeklerin onlara bakan kişiye/kişilere fiziksel yakınlığını güçlü tutarak hem kendilerini çevreden gelebilecek tehlikelerden korunmasına yardım eder hem de onlara çevreyi keşfetmeleri için gerekli koşulları sağlar. Annenin/bakıcının** ulaşılabilirliği tehdit edildiği anda bağlanma sistemi otomatik olarak etkinleşir. Bu durumda, annenin çocuğa göstereceği tepkilerin kalitesine bağlı olarak etkinleşen bağlanma sistemi, ya anne ile temasın yeniden kurulmasını ve ilişkinin onarılmasını kolaylaştırır ya da sonuçta çocukta kaygı ve huzursuzluk yaratacak olan ayrılığı protesto tepkileri ortaya çıkar. Annenin, çocuğun gereksinimlerine duyarlı olup olmaması, çocuğun kendisini özen gösterilmeye ve sevilmeye değer görebilmesi ile diğer insanları gereksinimlerine doyum/tatmin (satisfaction) sağlayacak ve özen gösterici olarak algılaması sürecinde önemli bir süreci ifade eder.

 

    Bağlanma kuramına göre bebekler, anneleriyle olan etkileşimlerini özümseyerek kendileri ve diğer insanlar hakkında “içsel çalışan modeller” geliştirirler. İçsel çalışan modeller, birbirleriyle ilişkili olan iki farkı boyuttan oluşmaktadır: Kendilik modeli, bireyin kendisini ne kadar değerli gördüğüne ve başkaları tarafından da ne oranda sevildiğine ilişkin algılarını; diğeri modeli ise, bireyin ihtiyacı olduğunda yakın çevresindeki insanlardan ne oranda yardım isteyebileceğine ve bu kişilerin güven vericiliğine ilişkin değerlendirmelerini yansıtmaktadır.

 

    Ainsworth, Blehar, Waters ve Wall (1978), bebek-anne arasındaki bağlanma süreciyle ilgili olarak üç farklı bağlanma stili tanımlamışlardır. Onlara göre, bu stiller, annenin, bebeğin kendisine gereksinim duyduğu anda yanında olması ve koruma sağlaması ile gereksinimlerine duyarlı olması ve doyum sağlamasıyla ilişkilidir. Güvenli bağlanma stiline sahip bebekler, anneleriyle olan yakınlık ve ayrılık durumlarında gerginlik yaşamazlar; kaçınan bağlanma stiline sahip bebekler, annelerine karşı mesafelidirler ve kendi kendine “yetebilmeye” aşırı önem verirler; kaygılı/kararsız bağlanma stiline sahip bebekler ise, anneleriyle ilişki kurma/yakınlaşma sürecinde birbiriyle tutarlı olmayan girişimlerde bulunurlar ve çok kısa süreli ayrılıklara bile katlanamazlar.

 

    Hazan ve Shaver (1987), Ainsworth ve ark.’nın (1978) bebeklik dönemi bağlanma süreciyle ilgili olarak ortaya koymuş olduğu üç kategorilik sistemi yetişkinlik dönemindeki romantik aşkı (temelde, tüm sosyal ilişkileri) inceleyebilmek amacıyla geliştirmişler; bu dönemdeki romantik ilişkilerin nasıl biçimlendiğinin, sürdürüldüğünün ve sona erdirildiğinin bebeklik dönemindeki bağlanma süreci çerçevesinde anlaşılabileceğini öne sürmüşlerdir. Ainsworth ve arkadaşlarının geliştirmiş olduğu üçlü bağlanma sistemini romantik ilişkilere de uyarlamışlar ve buna paralel olarakta üç tür bağlanma stili tanımlamışlardır: Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, insanlarla yakın ilişkiler kurmaktan ve onlara bağlı olmaktan dolayı kendilerini rahat hissederler. Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, insanlara yakın ve bağlı olmaktan dolayı huzursuzluk duyarken, kaygılı/kararsız bağlanma stiline sahip yetişkinler ise, insanlarla yakın ilişkiler kurmak için yoğun bir istek duymakla birlikte onlar tarafından terkedilme ve reddedilme korkusu yaşarlar.

 

    Bartholomew ve Horowitz’de (1991), Hazan ve Shaver’ın üçlü modelindeki kendilik ve diğeri modellerine olumluluk ve olumsuzluk boyutlarını eklemişler ve böylelikle dört farklı bağlanma stili ortaya koymuşlardır: Güvenli bağlanma (bireyin kendisini sevilmeye/desteklenmeye değer olarak algılaması ve diğer insanların güvenilir olmasını/kendisinin gereksinimlerine duyarlı olacaklarına inanması), saplantılı bağlanma (bireyin kendine duyduğu saygının düşük olması/kendisini sevilmeye değer görmemesi ve diğer insanların güvenilir olması/kendisinin gereksinimlerine duyarlı olacaklarına inanması), kayıtsız bağlanma (bireyin kendisini sevilmeye/desteklenmeye değer olarak algılaması ve diğer insanların güvenilmez ve reddedici olduklarına inanması) ve son olarak korkulu bağlanma (bireyin kendine duyduğu saygının düşük olması/kendisini sevilmeye değer görmemesi ve diğer insanların güvenilmez ve reddedici olduklarına inanması). Bartholomew ve Horowitz’in, dörtlü bağlanma sistemindeki güvenli bağlanma stili Hazan ve Shaver’ın modelindeki gibidir; saplantılı bağlanma stili de kaygılı/kararsız bağlanma stiline tekabül etmektedir. Ancak, kaçınan bağlanma stili, dörtlü bağlanma sisteminde korkulu ve kayıtsız olmak üzere ikiye ayırılarak genişletilmiştir.

 

    İnsanların bebeklik döneminde ebeveynleriyle (ağırlıklı olarak anne) kurdukları ilişki ile yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkileri çeşitli açılardan benzerlikler göstermektedir. Bir çocuğun, bağlanma figürü (anne) yanında olduğunda ve gereksinimlerine duyarlılık gösterdiğinde kendisini güvende hissetmesi gibi yetişkinler de, eşleriyle*** birlikte olduklarında ve gereksinimlerine doyum bulduklarında kendilerini güvende ve rahat hissederler. Bu durumda, eş, bireyin, örneğin iş yaşamında yaratıcı projeler geliştirmesini (bebeklik dönemindeki çevreyi keşfetme sürecindeki gibi) sağlayan güvenli bir temel olma özelliği taşır. Birey, kendisini, gergin, hasta ya da tehlike içinde hissettiğinde eşi, güvenlik, rahatlık ve koruma sağlar. Bir başka deyişle, aşk yaşantısı, güvenlik duygusu sağlayan yetişkin bir eşle yaşanan duygusal bir bağdır. Bu noktada, bebeklik dönemi ile yetişkinlik dönemi bağlanma süreci arasındaki farklılıklara da değinilebilir. Bebek ile anne arasındaki bağ tek yönlüdür, bebek gereksinimlerinin karşılanması için rahatlık arar, anne de bu isteğe duyarlılık gösterir. Yetişkin romantik ilişkilerdeki bağlanma süreci ise, karşılıklıdır, her iki birey de hem bakımalan hem de bakımveren konumundadır (sevgi, şefkat, sıcaklık vb. almak ve vermek), ayrıca, yetişkin bağlanma süreci cinsel ilişkide bulunma ve ortak amaçlara sahip olma gibi faktörleri de içine almaktadır. Dolayısıyla, yetişkin romantik bağlanma sürecinin, bağlanma, ebeveynlik (bakım) ve cinsel ilişki ögelerinin bir bileşimi olduğu söylenebilir.

 

 

    Yetişkin bağlanma sürecinin//stillerinin davranış örüntülerini şu şekilde betimlemek mümkündür:

 

    Güvenli Bağlanma: Güvenli bağlanmaya sahip bireyler, eşlerine kolaylıkla yaklaşabilirler ve onlara bağlı olmaktan da mutludurlar. Terkedilme ve insanların onlara onların istediğinden daha fazla yakınlaşmaları yönünde kaygıları yoktur. Uzun süreli ilişkiler kurarlar, özellikle uzun süreli eşlerle yaşanan cinsellikten hoşlanırlar, hem kendilerine hem de diğer insanlara duydukları saygı ve güven yüksektir, stres altındayken sosyal destek ararlar, kendilerini açmaktan (self-disclosure) ve diğer insanların da kendilerini onlara açmalarından hoşlanırlar, kişilerarası ilişkilerinde olumlu, iyimser/yapıcı bir tutum sergilerler ve diğer bağlanma stillerine sahip bireylerden daha az oranda fiziksel rahatsızlık belirtileri ve ölüm korkusu gösterirler.

 

    Kaygılı/Kararsız Bağlanma: Kaygılı/kararsız bağlanma stiline sahip bireyler, çoğunlukla, eşlerine onların olduğundan daha fazla oranda yakınlaşma ihtiyacındadırlar, bununla birlikte, eşlerini de kendilerine yeterince yakın olmamakla suçlarlar. Terkedilme korkusu bu bağlanma stilinin en belirgin özelliklerindendir. İlişkileri, derin bir biçimde yaşanmakla birlikte kısa sürelidir, bir kayıp sonrası (ayrılma, terkedilme ya da ölüm) yoğun bir acı duyarlar, kendilerine duydukları saygı değişkenlik gösterir, cinsel birleşmeden ziyade sarılıp uyuma tarzında bir cinsel yaşam yönelimi gösterirler, sosyal ilişkilerinde kaçınan bireylerdeki kadar yüksek olmamakla birlikte reddedilme kaygısı duyarlar, romantik ilişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik gösterirler, kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar, ayrılık ve ölüm korkusu baskındır. Romantik ilişkinin güvenliği konusunda aşırı kaygılıdırlar, yoğun bir biçimde eşlerine (partner) odaklıdırlar, eşlerini kontrol etmeye yönelik davranışlarda bulunurlar ve ilişkinin sona ermesine karşı aşırı duyarlıdırlar (hypervigilant). Bu bağlanma stili, ilişki içerisinde duygusal iniş çıkışlarla belirgindir. Uzun süreli ilişkilerin de bile kendilerini ilişki içerisinde vareden nedenleri bilememekte, o ilişkide olmanın kazandırdığı faktörleri ya da doyum sağlattığı gereksinimleri tanımlamakta da güçlük çekmektedirler. “İlk görüşte aşk” türü deneyimlere eğilimlidirler, eşlerini idealize ederler, ilişkilerinde yoğun kıskançlık yaşarlar ve ilişki süreci boyunca olumlu duygulanımlardan ziyade olumsuz duygulanım yaşamaya daha eğilimlidirler.

 

    Kaçınan Bağlanma: Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, eşlerine güven duymazlar, insanların kendilerine bağlanmış olduğu duygusu gerginlik yaratır, ilişkilerine son derece sınırlı oranda duygusal yatırım (invesment) yaparlar, eşleriyle cinsel ilişki sırasında bir başka insanı düşlerler, ayrıca, bir aşk yaşantısı olmadan cinsel ilişkiye girme eğilimi de yüksektir. Kendileri stres altındayken yalnız kalmayı tercih ederler bununla birlikte eşleri stres altındayken de onlardan uzaklaşma eğilimi gösterirler. Özellikle olumsuz duygular yaşadıkları anlarda, olayı/kişiyi “umursamayarak/önemsemeyerek, inkar ederek” ya da “bastırarak” başaçıkarlar. Her türlü sosyal ilişkiyi “sıkıcı” ve “gereksiz” bulurlar, ancak bu bakışaçısı, gerçeği yansıtmanın ötesinde sadece bir görünümdür, bir başka deyişle savunma mekanizmasıdır; kaçınan bireyler kendilerini “kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan, ayakları yere sağlam basan, güçlü“ vb. bireyler olarak “sunarlar”. Çünkü, bir başkasının desteğine/yardımına ihtiyaç duymak demek bu kişiye bağlı/bağlanmış olmak, yakın olmak (sıcaklık duymak) ya da bu kişiyi sevmek demektir, bu durum da bebeklik döneminde annenin yakınlık göstermeyen/reddedici/uzak olmasının yarattığı olumsuz etki gibi o kişi tarafından sevilmeme/istenmeme/reddedilme olasılığını gündeme getirecek ve reddedilme korkusu uyandıracaktır; birey böylelikle yaşamı boyunca birçok konu hakkında “isteyip reddedilmek” yerine “istemeyecektir”. Kaçınan bireylerin, “herkonuda” kendi kendilerine yeterli olmaları gerektiği yönündeki inançlarının (“hep yalnız olacağına inanmak ve kendi başının çaresine bakmak” gibi) ve buna uygun davranışlar sergilemelerinin nedeni budur. Ayrıca, kendilerini açmazlar diğer insanların da kendilerini onlara açmalarından rahatsızlık duyarlar, kendisini çok fazla oranda açan insanları da çekici bulmazlar. İlişkilerini de olumsuz bir biçimde hatırlama eğilimi gösterirler. Reddedilme korkuları ya da sosyal ilişkilerin gerekliliğine inanmamaları nedeniyle yoğun duygusal ilişkilerden kaçınırlar. İnsanların kendilerine yeterince özen göstermeyeceklerine inanırlar ve bu nedenle kendi kendilerine yeterli olmaya çalışırlar. Sosyal ilişkilerini, yakınlık (intimacy) duygusunun gelişmesine imkan vermeyecek biçimde yapılandırmaktadırlar. Bir ya da birkaç kişiyle hem de kısa süreli ilişkiler (gerek sosyal gerekse de romantik ilişkiler açısından) yürütmek bu bağlanma stiline sahip bireylerin yakınlık konusunda kendilerini korumalarını sağlamaktadır. Ayrıca, eşleri stres altındayken ve kendilerinden yardım istediklerinde öfke duyarlar.

 

 

    Kaynaklar

 

    Hardy, G. E. & Barkham, M. (1994). The relationship between interpersonal attachment styles and work difficulties, Human Relations, 47 (3), 263-281.

 

    Joplin, J. R., Nelson, D. L. & Quick, J. C. (1999). Attachment behavior and health: Relationships at work and home, Journal of Organizational Behavior, 20, 783-796.

 

    Krausz, M., Bizman, A. & Braslavsky, D. (2001). Effects of attachment style on preferences for and satisfaction with different employment contracts: An exploratory study, Journal of Business and Psychology, 16 (2), 299-316.

 

    Hazan, C. & Shaver, P. R. (1990). Love and work: An attachment-theoretical perspective, Journal of Personality and Social Psychology, 59 (2), 270-280.

 

    Sumer, H. C. & Knight, P. A. (2001). How do people with different atachment styles balance work and family ? A personality perspective on work-family linkage, Journal of Personality and Social Psychology, 86 (4), 653-663.

 

    Vasquez, K., Durik, A. M. & Hyde, J. S. (2002). Family and work: Implications of adult attachment styles, Personality and Social Psychology Bulletin, 28, (7), 874-886.

 

    Schirmer, L. L. & Lopez, F. G. (2001). Probing the social support and work strain relationship among adult workers: Contributions of adult attachment orientations, Journal of Vocational Behavior, 59, 17-33.

 

    Solmuş, T. (2002). Romantik bağlanma: Bebeklik dönemi bağlanma süreci, yetişkin bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler, Türk Psikoloji Bülteni, 24-25, 105-113.

 

    Solmuş, T. (2003). Romantik bağlanma II: İlişkisel değişkenler ve ilişki süreci, Türk Psikoloji Bülteni, 28-29.

Kpss 2010 Eğitim Bilimlerinde Yeni Yaklaşımlar -3

Kpss 2010 Eğitim Bilimlerinde Yeni Yaklaşımlar

Öğrenme Halkası (Karplus): Piaget;in bilişsel gelişim kuramına dayalı olarak geliştirilen bu model öğrencide zihinsel gelişim, muhakeme kabiliyeti, konuları öğrenme başarısının geliştirilmesinde ve özellikle somut işlemler dönemindekilerde etkilidir. Aşamaları: 1- İnceleme / Veri toplama 2- Kavram Tanıtımı 3- Kavram Uygulama

Akvaryum Tekniği: Öğrencilerin ilgi duyduğu ya da üzerinde anlaşmaya varamadığı konuların öğretiminde kullanılan bir tartışma tekniğidir. Bir çember çizilerek ortasına boş bir sandalye konulur, sınıfın tümü çemberin dışında kalır. Gönüllü olarak yorum yapmak isteyen sandalyeye oturur ve düşüncesini paylaşır. Dışarıdakiler sadece not alır müdahil olmaz, sonda tartışmanın özeti sunulur.

Siz Olsaydınız Ne Yapardınız? Oyunu: Çocuklar, eski bilgileri gözden geçirerek bunları yeni problem durumlarında kullanırlar. Problem sayısı kadar karta problemler yazılıp, bir torbaya atılır. Öğrenciler torbandan bir kart seçerek problemi okurlar ve çözüm üretmeleri için kendilerine süre verilir.

Nesi Var? Oyunu: Bir durumun, bir kimsenin betimlenmesi, niteliklerinin belirlenmesi, yeni kelimelerin değişik bir yaklaşımla öğretilmesi ve bir konudaki bilgilerin gözden geçirilmesi, yeni bilgilerin edinilmesi amacıyla uygulanabilir. Bir öğrenci sınıf dışına çıkar ve içerdekiler dersle ilgili bir kavram, olay vb. seçip gerekli ipuçlarını hazırlarlar. Dışarıdaki öğrenci içeri girdikten sonra bunu tahmin ederek bulmaya çalışır.

Öykü Oluşturma Tekniği: Herhangi bir konu çerçevesinde öğrencilerin bir araya gelerek giriş, geliştirme ve sonuç bölümlerini dikkate alarak oluşturulan yazılı çalışmalardır.

Balık Kılçığı Tekniği (Ishikawa): belirli bir sorunun ya da durumun olası nedenlerini belirlemek için kullanılan, çalışma grubunun sorunun içeriğine odaklanmasını sağlayan ve ayrıntılı bir neden-sonuç ilişkisi çıkarmayı hedefleyen bir uygulamadır.

Tutor Destekli Öğretim: öğrencilerin öğrenme güçlüğü çektiği konuları öğrenmesine katkıda bulunan bir bireysel öğretim tekniğidir. Konunun yeterli düzeyde kavranması için gerekli zaman ve uygulama imkanı sağlanmalıdır.

Sorgulayıcı Araştırma Tekniği: Daha çok fen derslerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Araştırma etkinlikleri, deneyleri, okul dışındaki gezileri içermektedir. Öğrencinin bilim insanının düşünce yolunu keşfetmesini sağlayıcı bir tekniktir. Daha çok teknolojik araçlar ve gözlem kullanılır.

Beyin Eseri: Her öğrenciye bir konunun farklı yönlerini belirten 3 kart dağıtılır. Görüşlerini kartlara yazdıktan sonra kartlar toplanır ve sırasıyla öğrenciler kart çekerek okurlar. Benzerler gruplanır ve tahtaya yazılır. Görüşlere eleştiri yapılmaz.

Görüş Geliştirme: Düşünceleri zıtlıkların iki ucunda ya da aralarında bir yerlerde olan öğrencilerin, eğilimlerini gerekçelendirdikleri, bütün sınıfın etkin katılımını gerektiren, katılımcılarda hoşgörü, katlanma, konuşma, dinleme ve değişmeye açıklık becerilerini geliştiren yöntem/tekniktir. Münazara ile karıştırılmamalıdır.

Kartopu: Verilen bir problemi önce öğrencinin tek başına düşünmesi daha sonra iki öğrenci bir araya gelerek görüşlerini tartışmaları, dörtlü grupta bu görüşlerin karşılaştırılması, sekizli gruplarda da aynı konunun tartışılıp karara varılması, son aşamada grupların görüşlerinin sınıfa sunulması ile süreç tamamlanır.

İstasyon: Öğrenci merkezli olan bu yöntemle öğrencilerde iş birliği, yaratıcılık, başlanmış bir işe katkı getirme ya da işi bitirme, katılımdan zevk alma, kurallara uyma, iletişim becerisi geliştirme, özel yetenekleri ortaya çıkarma ve üretme özelliklerini geliştirir. Çekingen öğrencilerin sürece aktif olarak katılımlarını sağlar.

Konuşma Halkası: öğrencilerin görüş farklılıklarını görmeye ve farklı görüşlere saygı gösterme davranışını geliştirmeye yarayan bir yöntemdir. Amaç: güven ve saygı atmosferi oluşturarak iletişimi arttırmak. Önce öykü anlatılır, okunur vb. sonra katılımcılar kendilerini bu olayda yer alan birinin yerine koyarak düşündükleri için empati yetilerinin gelişmesi söz konusudur.

Kavram Kargaşası Yaratma Tekniği: Öğrencilerin bir konuya ilişkin olarak sahip olduğu bilimsel fikirlerden farklılık gösteren düşünceleri ve bunların yanlış olabileceği kendisine gösterilmeye çalışılır.

Kavramsal Karikatür: Öğrencilerin sahip olması olası olan kavram yanılgıları ya da düşünce biçimlerinin insan veya hayvan figürlerinde tartışıldığı ya da düşündürüldüğü çizimlerdir. Her karakter farklı bir fikri savunur. Öğretim amacının haricinde kavram yanılgılarını belirleyebilmek için ölçme-değerlendirme amacıyla da kullanılabilir.

Köşelenme: uygun problem seçilir ve açıklanır. Olası çözümlerden tartışmalı olanlar seçilir. Çözümler kartonlara yazılıp, sınıfın belirli köşelerine asılarak, öğrencilerin uygun buldukları çözümün olduğu grup oluşturulur ve neden o çözümü seçtikleri gerekçeleriyle tartışılır. Sonda sınıf tartışmasıyla sonuca ulaşılır.

Philips 22-44-66: Tartışmaya katılan kişi sayısı ve süreye göre ilgili ismi alır. Öğretmenin sorduğu soru grup tarafından fısıldayarak tartışıldıktan sonra görüşler yazılır.

Dedikodu: Öğrencilerin konuyu kavramaya çalışmasını, o konuda düşünmesini ve konu hakkındaki çeşitli düşüncelerini öğrenip onları değerlendirmesini sağlar. Öğrenciler ikişerli gruplara ayrılır, verilen konu ya da soruyla ilgili düşüncelerini birbirlerine söylerler ve eşler sürekli birbirinden ayrılıp yeni ilkiler oluştururlar.

Şiir Yazma: Küçük gruplar oluşturulur, hepsinin önünde kâğıt vardır. Herkes kâğıda bi dize yazar ve yanındakine verir. Süre bitiminde şiir sınıfa sunulur. Hikâye tarzında uygulama şekli de vardır.

Kart Gösterme: Öğrencilere öğrendiklerini gözden geçirme, değerlendirme yapma, karar verme vb. fırsatlar sunar. Öğrenciler öğretmenin ilgili yorumuna ilişkin her biri bir anlam ifade eden kartları gösterir.;katılıyorum-mavi, kararsızım-sarı vb;

Zihinsel Haritalama: Öğrencilere üzerinde kavram ya da düşüncelerin olduğu kartlar dağıtılır ve bu kartları ilişkilendirerek yerleştirmeleri istenir. Bu sayede öğrenilenler arasında bir çok anlamlı ilişki keşfedilir.

Arkası Yarın: İki ya da üç bölüm halinde olgu, olay, öykü, film vb. sınıfa sunulmalı ve en can alıcı yerinden kesilmeli. Devamı üzerinde öğrencinin akıl yürütmesi için sorular sorulur. Sonra kalan yerden devam edilir ve yanlışlıklar öğrenciye buldurulmaya çalışılır. Öğrenci merkezli hareket edilmeli.

Hikaye Haritası: Hangi bilginin önemli, hangisinin önemsiz olduğunu, çocuğun anlamasına yardımcı olur. Hatırlama yeteneğini geliştirir, katılımı sağlar, özetlemeye yardımcı olur. Öğretmen hazırlar.

Çoklu Ortamlar: Eğitimin amaçlarına yönelik olarak görsel, işitsel ve etkileşimli ortamların iyi bir kombinasyonla birleştirilmesi ile multimedya sistemleri denen çoklu ortamlar oluşturulmuştur. Çoklu ortam seti, Etkileşimli video, Elektronik dağıtım sistemleri vb.

Küp Kuramı (Guilford): Zekanın üç temel kategorisinin bulunduğu ileri sürülür.

1- Zihinsel İşlemler;biliş-ıraksak düşünme-yakınsak düşünme-değerlendirme-hafıza;

2- Ürün;birimler-sınıflar-ilişkiler-sistemler-dönüşümler-uygulamalar;

3- İçerik;görsel figürler-kelime anlamları-semboller-davranışlar;.

Altı ürünün, dört nesneyi beş işleme tabi tutması, 5x4x6 = 120 farklı yeteneği ortaya koyar.

Sinektik: Birbirleriyle alakasız parçaları bir araya getirme anlamı taşır. Temeli analoji “fikirleri başka ortamlara aktarma; ye dayanan bir tekniktir. Sinektik uygulamaları için 4 farklı analoji belirtilir:

1- Doğrudan Analoji 2- Kişisel Analoji 3- Ters Analoji 4- Fantezik Analoji

Tereyağ-Ekmek: Verilen bir sorun üzerinde öğrenciler önce tek başlarına düşünür sonra arkadaşlarıyla bir araya gelerek düşüncelerini tartışırlar. Ulaşılan sonuç sınıfa sunulur. Teknik, birinci aşamanın üstüne bir kez daha konuşma fırsatı verdiğinden bu adı almıştır.

Sandviç: Tereyağ-Ekmek, iki aşamalıdır. Sandviçte bunu başka aşamalar izler; somut bir ürün oluşturma, bunu sunma vb.

Hızlı Tur: Öğrencilerin belli bir konudaki bilgi, sonuç vb. düşüncelerini gözden geçirmelerini sağlar. Önce düşünülür sonra sırayla konuşulur. Önceki konuşulanların tekrar edilmemesinden dolayı dikkatli dinleme becerisi sağlar.

Kpss 2010 Eğitim Bilimlerinde Yeni Yaklaşımlar

Anne ve Baba Tutumları

ANNE BABA TUTUMLARI

Yedi farklı anne baba tutumundan söz etmek mümkündür.Anne baba tutumlarını zaman zaman sosyal çevredeki insanlarda sergileyebilirler. Bu tutumlar;

1)İTİCİ TUTUM(REDDEDİCİ): Anne babanın, çeşitli nedenlerden dolayı çocuğu istememesidir. İtici anne baba tutumlarına maruz kalan çocuklar, olumlu bir benlik saygısı ve özgüven duygusu geliştiremezler.

2)YETKİNCİ TUTUM ( MÜKEMMELLİYETÇİ): Yetkinci anne babalar, çocuklarının başarılı olmaları için onlara aşırı derecede baskı yapan anne babalardır. Bu tutumu sergileyen anne ve babalar çocuklarının diğer çocuklardan daha başarılı olmalarını isterler.Bu nedenle onları sık sık başkalarıyla kıyaslarlar.Çocuğun göstermiş olduğu başarıyla asla yetinmezler.Çocuklarından beklentileri genellikle gerçekçi değildir.

Yetkinci anne baba tutumu sonucunda; çocuk aşırı hırslı ve atak olabileceği gibi başarısız ve çekingende olabilir.Ayrıca bu tutum nedeniyle çocuk itaatsiz ve isyankar halede gelebilir.

3)AŞIRI KORUYUCU TUTUM:Bu tutum içerisindeki anne babalar çocuklarının ağlamalarına dayanamazlar. Sık sık hastaneye götürüp sağlık kontrolünden geçirirler.Çocuklarının yanlarından uzaklaşmalarına tahammül edemezler.Çocuklarının kendi ihtiyaçlarını karşılamalarına imkan vermezler.

Aşırı koruyucu tutum güvensizlik duygusuna neden olabilir.Bu nedenle çocuk anne babadan ayrı kalmak istemez.

4)İZİN VERİCİ TUTUM:Aşırı hoşgörü ve şımartma,aşırı koruyuculuğun bir sonucu olabilir.Aşırı hoşgörülü anne babalar, çocuğun davranışlarına hiç bir sınırlarma getirmeyen,hatalı davranışlarını bile büyük bir hoşgörü ile karşılayan,kabul eden anne ve babalardır.

5)TUTARSIZ TUTUM: Diğer bir olumsuz tutumda,tutarsız anne baba tutumudur.Tutarsız anne baba tutumunda,dengesizlik ve tutarsızlık, ya anne babanın çocuk konusundaki görüş ayrılığından yada anne babanın çocuğun davranışları karşısında gösterdikleri değişken davranış biçiminden kaynaklanabilir.Bu tutum genellikle çocukta dengesiz,tutarsız bir kişilik yapısının oluşmasına neden oluır.

6)OTORİTER(BASKICI) TUTUM: Bu tutum çocukla tartışmadan,anlaşmadan,çocuğun isteklerini dikkate almadan,anne ve baba tarafından belirlenen kural ve emirlerin çok katı bir şekilde uygulanması olarak tanımlanabilir. Otoriter tutumla yetişen çocuklar,her zaman çekingen ,pasif,ürkek ve korkak davranışlar sergilerler.

7)DEMOKRATİK ANNE BABA TUTUMU: Sağlıklı ve başarılı olan tutum demokratik tutumdur.Bu tutum çocuğa göre hoşgörülü,güven verici ve destekleyici bir tutum içerir.Bu tutumu kullanan anne babalar,aile içindeki kuralları çocuğa açıkca belirtirler.Çocugun kendisini ifade etmesine izin verirler.Evde hangi davranışların kabul edileceği önceden bellidir.Bazı konuların tartışılması için izin verilir ve uygun ortamlar hazırlanır.

Demokratik aile ortamında,ilgi ve sefkat göstererek büyüyen çocukların topluma kabul edilme,çevre ile iyi ilişkiler kurma eğilimleri yüksektir.Bu çocukların girişken,bağımsız,gerçekci,güvenli,sosyal ve arkadaş canlısı oldukları gözlemlenmiştir.

Psiko Seksüel Gelişim Kuramı

Psiko Seksüel Gelişim Kuramı

Freud’un insanın gelişimi ile ilgili iki önemli görüşü vardır;

*çocukluğun ilk yılları (0-6 yaş) kişiliğin oluşumunda çok önemlidir.

*Kişilik gelişimi psiko-seksüel evreleri içerir.

Oral Dönem: 0-1 yaş Doğumdan sonraki ilk bir yılı kapsar. Ağız, dil ve dudaklar bebeğin temel haz alma bölgeleridir. Bu dönemdeki en önemli uyarıcı faaliyet beslenmedir. Çocuk bu dönemde ağız yoluyla haz alma söz konusudur. Bu nedenle çocuk her şeyi ağzına götürür. Anne memesi çocuğun çevre ile ifetişim kurduğu başhca nesnedir. Ağıza almak ve ısırmak sonradan gelişecek karakter özelliklerine ilk örnek olurlar. Bu dönemde ihtiyaçlarm gereğince doyurulmaması veya aşırı doyurulması çocuğun bu döneme bağımlı kalmasına neden olur.

Anal dönem: 1-3 yaş çocuğun tuvalet eğitimini öğrendiği dönemdir. Bebeğin temel haz alma bölgesi dışkılama bölgesidir. Bu dönemdeki en önemli faaliyet tuvalet eğitimidir. Bu eğitim sırasında annenin tutumu ileriki yıllarda çocuğun karakter yapısını belirlernektedir.

Fallik Dönem: 3-7 yaş arası dönemdir. Temel haz kaynağı cinsel organlardır. Erkek çocuğun cinsel organı vücudun en önemli parçasıdır. Genital uyarımdan haz almaktadır. Kız çocukları neden aynı organa sahip olmadıklarını merak ederler. Dönemin sonlarına doğru çocuklar kendi cinsiyetindeki ebeveynleri ile özdeşim kurarak cinsiyet rollerini kazanmaya başlarlar. Bu dönem cinsel bölgelerin uyarılmasından heyecan duyma ve cinselliğe aşırı ilgi biçiminde belirir 3 yaşından itibaren erkek çocuk kendisini babaya benzetir. Karşı cinsten ebeveyne ilgi gösterir. Erkek çocuklarda bu ilgiye oedipos karmaşası, kızlarda ise elektra karmaşası denir.

Latent (Gizil) Dönem: 7-11 yaş: bu dönemdeki çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını okulda geçirdiklerinden psişik enerjileri ders ve spor gibi geleneksel faaliyetlere yönelir. Cinsel ihtiyaçlar açısından sessiz ve sakin bir dönemdir. Cinsel dürtüler durgunlaşmış denetim altına alınmıştır. Çocuk okul çağındadır.çocuklar hem cinsleri ile oyun oynamayı tercih ederler. Böylece erkek ve kadın biçimdeki toplumsal rollere hazırlık başlar.

Genital Dönem: 12-Genç yetişkinlik: freud’a göre bu dönem yetişkinlik süresince devam etmektedir. Sağlıklı yaşamın amacı ‘sevmek ve çalışmaktır” Genç bu dönemde cinsel yönden olgunlaşmaya başlar artık çocuk olmaktan çıkıp çocuk sahibi olacak bir olgunluğa ulaşmaktadır. Bir önceki dönemde örtülü olan cinsel enerji artık cinsel organlar ve cinsel ilişki üzerine odaklanmıştır. Bu dönemin amacı gencin ana babasından bağımsızlaşarak aile dışındaki karşı cinsten kişilerle olgun ilişkiler kurabilmeyi öğrenmesidir.



Ezber

Ezber

Sözel malzemenin ritmik hale getirilerek işitsel malzemeyle eşleştirilmesidir.

Bilginin anlamlılığını artırarak kodlama sürecini zenginleştirmede dört temel öğe vardı. Bilginin anlamlandırılmasını artıran unsurlar;

1)Etkinlik,

2)Örgütleme,

3)Eklemleme,

4)Bellek destekleyici ipuçları.

 

1)Etkinlik:Öğrenen kişinin etkin olmasıdır. Bilgiyi işleme kuramına göre, birey bilginin pasif bir alıcısı değil, kendi öğrenme sorumluluğunu taşıyan etkin bir kişidir. Birey, bilgiyi bir sünger gibi içine çekmez, onun yerine uzun süreli belleğinde depolamak için bilgiyi düzenler ve yapılandırır.

2)Örgütleme; Düzenleme ya da bilgiyi gruplama, tutarlı yapılar oluşturma gibi işlemler olup, kodlamaya yardım eden önemli bir süreçtir. Örgütleme, geniş ya

da karmaşık bilgiler için öğrenme ve anımsamayı kolaylaştırıcı bir süreç olarak işlev görür. Yapıda yer alan bir kavram hem genel açıklamaları hem de belirli örnekleri öğrenme ve anımsamada bireye yardımcı olur.

Örnek; telefon numaralarının kolay hatırlanacak hale getirilmesi, 4382108 yerine 438 21 08 gibi.

 

*örgütleme, öğrenme malzemesinin uyarıcıların birbiriyle bağdaştırılarak anlamsal veya kavramsal gruplandırmalannı yapmadır.

Örnek:

a)Ağaçtan yapılmış maddeler (kağıt, dolap)

b)Plastikten yapılmış maddeler (klavye, torba)

Örgütlemede kavram haritaları kullanılır.

Kavram haritası: Birbirine benzer özelliklere sahip olay düşünce ve nesnelere ilişkin bütünlük özelliği taşıyan bilgilerin uzun süreli belleğe yerleştirilmesi için en uygun yoldur.

Örnek, bir kitabın içeriğinin ilk sayfalarda verilmesi.

Bir okuma materyalini örgütleme, okuyucunun bölüm ve alt bölümlerini yeniden düzenlemesidir. Örgütlemenin bir başka özelliği de parça, bölüm ya da başlıkların aşamalı bir ilişkiyi içermesidir. Küçük parçalar bütün ile uyumludur ve birlikte büyük parçayı oluştururlar.

3)Eklemleme;Bilginin uzun süreli belleğe yerleştirilmesinde en etkili strateji olan eklemleme, bilgi birimleri arasında ilişkiyi ve anlamlandırmayı artırma sürecidir. Eklemleme yeni materyalle daha tanıdık, bilinen materyal arasında ilişki kurma olarak tanımlanabilir. Örnek; Bilgi işlem kuramının bilgisayarın işleyişine benzetilmesi. Eklemleme uzun süreli bellekte varolan şemaya yeni bilgi ilişkilendirildiğinde oluşur Yeni bilgi varolan şemaya eklenerek hem yeni bilgiye anlam verilir, hem de mevcut şemanın anlamı artırılır.

4)Bellek Destekleyici İpuçları:Örgütleme ve eklemleme etkili kodlama stratejileridir. Ancak tüm bilgiler bu stratejileri kullanmaya uygun olmayabilir.

Örneğin; bilgi tek ya da yenidir, böylece eklemleme yapılamayabilir. Böyle durumlarda bilgiyi uzun süreli belleğe yerleştirmek için bellek destekleyici ipuçları kullanılır.

*Bellek destekleyici ipuçları, içerikle doğal olarak varolmayan ilişkileri kurarak kodlamaya yardımcı olurlar. Bir başka söylemle doğal bağlantının varolmadığı durumlarda, çağrışımlar oluşturarak bağlantı yaratırlar.

 

Sözel Bilgileri Öğrenme

Sözel Bilgileri Öğrenme

 

Herkesin ezbere bildiği ay, gün, dağ, ırmak şehir isimleridir. Basit olguları öğrenme, Olay ve eleman arasındaki ilişkidir. "Türkiye’nin başkenti Ankara’dır".

 

-Sözel Zincirleri Öğrenme, Birbirini takip eden olguların oluşturduğu bilgilerdir. Haftanın günleri, çarpım tablosu vb.

-Kavram Öğrenme

Birbirine benzer özelliklere sahip olay, düşünce ve nesnelere isim vererek gruplandırma yapmaktır. Örnek; hayvan, bitki, böcek, trafik, okul vb. Kavramların öğretiminde kullanılan teknikler şunlardır;

 

a)Kavram analizi yapmak: Adı, tanımı, örnekleri, örnek olmayanları, kritik özellikleri..

 

b)Kavram Haritaları (Ağı) Kullanmak:Kavramın ilişki içerisinde otduğu diğer kavramlarla anlamlı bağlantılar kurularak bir şemada gösterilmesidir. Kavramların somut ve görsel anlamda öğrenilmesini sağlar.

 

c)Kavram öğretiminin İlkeleri: Somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene, Basitten karmaşığa, örnek-zıt örnek

-İlke (Kural) Öğrenme

İki ya da daha fazla kavram arasındaki ilişkiyi belirten ifadelere ilke (kural) denir. İlkeler doğada ve toplumdaki genel ya da özel belirli düzenliliklerin anlatımıdır. Örnek: Boşluğa bırakılan nesneler yerçekiminin etkisiyle yere düşer.

 

-Problem Çözmeyi Öğrenme

Bilişsel öğrenmenin en üst düzeyidir. Problem, bireyin karşılaştığı güçlüktür, Birey buna çözüm arayarak bilgi ve becerisini kullanır ve geliştirir.

John Dewey Problem çözmenin aşamalarını aşağıdaki gibi sıralamıştır;

a)Problemin hissedilmesi

b)Problemi tanımlama ve bilgi toplama

c)Çözüm yolları üretme (hipotez)

d)Çözüm önerilerini test etme

e)Uygulama üzerinde çalışma

f)Sonuca ulaşma ve problemi çözme

 

Transfer (Aktarım)

Transfer (Aktarım)

Önceki öğrenmenin şimdiki öğrenmeyi etkilemesi olayıdır. Öğrenme malzemesinin YENİ öğrenmeyi kolylaştırması ya da zorlaştırmasıdır. Yani ileriye dönüktür.

Pozitif transfer

önceden öğrenilmiş bilginin sonraki bilgileri öğrenmeyi kolaylaştırmasıdır. örnek; hentbolü bilenin basketbolü kolay öğrenebilmesi

Negatif transfer

Önceden öğrenilmiş bilginin sonraki bilgilehn öğrenilmesini zorlaştırmasıdır. Alışkanlık çatışması da denir.lki parmak daktilo bilenin 10 parmağı öğrenememesi

 

 

Ket Vurma

 

Ket Vurma

Hatırlama ve unutma ile ilgilidir. Öğrenme malzemesinin niteliğinden çok, önceki ya da sonraki öğrenmenin diğerini unutturmasıdır. Yani etkisi geçmişe de dönüktür.

Aşağıda açıklanacağı gibi ileriye ket vurma ile negatif transfer aynı anlama geliyor gibi görünse de biri unutma diğeri öğrenmeyle ilgilidir.

 

Geriye Ket Vurma

Yeni öğrenilenlerin önceki öğrenilenleri unutturmasına denir.

Örnek;Yeni yazı öğrenenin eski yazıyı unutması.

 

İleriye Ket Vurma

Eski öğrenilenlerin yeni öğrenilenleri unutturmasına denir.

Örnek: Türkiye’ de araba kullanan birinin İngiltere’de araba kullanmayı öğrenmeyi zorlaştırması, sık sık unutturmasıdır.

 

Geri Getirme Ve Unutma

Geri Getirme Ve Unutma

öğrenme sürecinde ön bilginin geri getirilmesi öğrenme düzeyini etkiler. Çünkü yeni bilgiler ön bilgi ile ilişkilendirilirse anlamlı hale gelir. Öğrenme hem sunulana hem de buna uyum sağlayan mevcut bilgiye bağlıdır. Böylece geri getirilip kullanılan varolan bilgi birimi öğrenileni etkileyebilir.

Örneğin; bir öğrenci yeni bir programlama dilini öğrenirken hesap makinelerinin nasıl çalıştığına ilişkin ön bilgiyi geri getirecektir.

Doğru kodlanmış bilgiler, bireyde mevcut şemalarda ilişkilendirilmiş ise, anımsama daha kolay olmaktadır. Şöyle ki, bilginin başlangıçta iyi eklemlenmesi, çok sayıda ilişki kurulması, iyi örgütlenmesi onun geri getirilmesini kolaylaştıracaktır. Geri getirme uzun süreli bellekten, bilginin aranıp bulunarak etkin duruma getirilmesidir.