Kategori arşivi: Belirli Gün ve Haftalar

2012 – 2013 Çalışma Takvimi

Aşağıda İl MEM Örnek Çalışma Takvimi Verilmiştir 

 

2012–2013 EĞİTİM ve ÖĞRETİM YILI ÖRGÜN ve YAYGIN EĞİTİM KURUMLARI ÇALIŞMA TAKVİMİ 

 

SIRA NO     ÇALIŞMA KONULARI     TARİHİ 

 

1.Okul Öncesi Ve İlköğretim Okulları 1. Sınıf Öğrencilerinin Eğitim-Öğretime Hazırlanmaları ( Bağımsız Anaokulları hariç)    10-14 Eylül 2012 

 

2.Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında 2012–2013 Ders Yılının Başlaması.( Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi 9. Sınıfları Dahil )              17 Eylül 2012 

 

3.İlköğretim Haftası     17-21 Eylül 2012

Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde öğrenim gören 10. ve 11. Sınıf Öğrencilerinin 2011–2012 Ders Yılı İşletmelerde Mesleki Eğitimin Sona Ermesi     21 Eylül 2012 

 

5. Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde öğrenim gören 10. ve 11.  Sınıf Öğrencilerinin 2011–2012 Ders Yılı Sonu Beceri Sınavları Öncesi Öğretmenler Kurulu Toplantısı     24 Eylül 2012 

 

2012–2013 EĞİTİM ve ÖĞRETİM YILI ÖRGÜN ve YAYGIN EĞİTİM KURUMLARI ÇALIŞMA TAKVİMİ
2012–2013 EĞİTİM ve ÖĞRETİM YILI ÖRGÜN ve YAYGIN EĞİTİM KURUMLARI ÇALIŞMA TAKVİMİ

 

6. Mesleki Ve Teknik Ortaöğretim Kurumlarında 2011–2012 Öğretim Yılı Telafi Ve Yüz Yüze Eğitim Programlarının Başlaması     24 Eylül 2012 

 

7. Mesleki Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Teorik Eğitime Başlamaları     24 Eylül 2012 

 

8. Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde öğrenim gören 10. ve 11. Sınıf Öğrencilerinin 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı Sonu Beceri Sınavları     25–27 Eylül 2012 

 

9. İl Hayat Boyu Öğrenme, Halk Eğitimi Planlama Ve İşbirliği Komisyonu Toplantısı (1. Toplantı )       ……Eylül 2012 

 

10. Anadolu Öğretmen Liseleri 11.sınıf öğrencilerinin Uygulama İzleme Etkinlikleri Koordinasyon Kurulunun Toplanması    ……Eylül 2012 

 

11. Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri 2011–2012 Öğretim Yılı 10. ve 11.  Sınıf Öğrencilerinin Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınavları öncesi ders seçimi     01–05 Ekim 2012 

 

12.Halk Eğitim Merkezlerinde Kursların Öğretime Başlaması.     01 Ekim 2012 

 

13.Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri 2011-2012 Öğretim Yılı 10. ve 11.  sınıf öğrencilerinin Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınav Tarihlerinin İlanı     08–12 Ekim 2012 

 

14. Bilim Ve Sanat Merkezi Müdürlüğü Tarafından Öğrenci Tanılaması İçin Gözlem Formlarının Okullara Gönderilmesi     15–31 Ekim 2012 

 

15. 2011-2012 Öğretim Yılı Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi 10. ve 11.  sınıf öğrencilerinin Ortalama Yükseltme Sınavları     15-24 Ekim 2012 

 

16.İl Genelinde İlköğretim Ve Ortaöğretim Okullarında Görev Yapan Rehber Öğretmenler İle Toplantı Yapılması     22 Ekim 2012 

 

17. Kurban Bayramı      24 Ekim 2012 Çarşamba günü 13.00’da başlar. 28 Ekim 2012 Pazar akşamı sona erer.  

 

18. Cumhuriyet Bayramı     28 Ekim 2012 Pazar günü saat 13.00’da başlar,  29 Ekim 2012 Pazartesi günü akşamı sona erer. 

 

19. a)Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Sorumluluk Sınavları  ( 10. ve 11. Sınıflar ) b) Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 2011-2012 Öğretim Yılı Sonu ve 2012-2013 Öğretim yılı sene başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı     a) 30 Ekim – 01 Kasım 2012   b) 02 Kasım 2012 

 

20.Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinde 10.,11.,ve 12. sınıfların 2012–2013 Eğitim-Öğretim Yılının Başlaması     05 Kasım 2012 

 

21. Demokrasi Eğitimi Ve Okul Meclisleri 

 

     A) Şube Temsilcisi Seçimi 

 

     B) Okul Meclisi Başkanı Seçimi 

 

     C) İlçe Temsilcilerinin Seçimi 

 

     D)İl Öğrenci Meclisi Başkanlık Divanının Seçimi     a) 03 Ekim 2012   b) 18 Ekim 2012   c) 01 Kasım 2012   d) 13 Kasım 2012 

 

22.2012– 2013 Öğretim Yılı Tüm Eğitim Bölgelerinde  ( İlçeler Dahil ) Dönem Başı: A) Müdürler Kurulu Toplantısı C) Danışma Kurulu Toplantısı     İlçe Mili Eğitim Müdürlükleri tarafından belirlenen tarih ve yerde yapılacaktır. 

 

23. Atatürk Haftası     10–16 Kasım 2012 

 

24. Öğrenci Meclisi I.Yarıyıl Toplantısı ( Öğrenci Meclisleri Yönergesi 32.Madde Gereği)     13 Kasım 2012 

 

25.Öğretmenler Günü     24 Kasım 2012 

 

26.Mesleki Eğitim Merkezi Aday Çırak Ve Çırak Öğrencilerin 1. Yarıyıl Yazılı Sınavlarının Yapılması     24 Aralık 2012 – 05 Ocak 2013 

 

27. Yılbaşı Tatili     1 Ocak 2013 

 

28.Bilim Ve Sanat Merkezlerine Aday Gösterilen Öğrencilere Ait Gözlem Formlarının Okullar Tarafından Bilim Ve Sanat Merkezi Müdürlüğüne Gönderilmesi     02 Ocak–28 Şubat 2013 

 

29.Aday Çırak Ve Çıraklık Sözleşmelerinin Yapılması (Ara Kayıt Dönemi)     02 Ocak – 04 Şubat 2013 

 

30. Mesleki Eğitim Merkezi Öğretmenlerinin Yarıyıl Tatili     14 Ocak– 27 Ocak 2013 

 

31. Mesleki Açık Öğretim Lisesi Öğrencilerinin 1. Dönem Sonu Beceri Sınavlarının Yapılması.     21-23 Ocak 2013 

 

32. Mesleki Eğitim Merkezlerinin Aday Çırak Ve Çırak Öğrencilerinin Yarı Yıl Tatili     14 Ocak – 10 Şubat 2013 

 

33. Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında Birinci Dönemin Sona Ermesi.     25 Ocak 2013 

 

34.    Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında Yarıyıl Tatili     28 Ocak – 08 Şubat 2013 

 

35.Mesleki Eğitim Merkezi II. Dönem Başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı     28 Ocak 2013 

 

36. Kış Dönemi Kalfalık Ve Ustalık Sınavlarının Yapılması.     28 Ocak – 09 Şubat 2013 

 

37. İlçe Hayat Boyu Öğrenme, Halk Eğitimi Planlama İşbirliği Komisyonu 2. Toplantısı    Ocak 2013 

 

38. Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında II. Dönemin Başlaması.     11 Şubat 2013 

 

39.    Her Derecede Ve Türdeki Okullarda 2. Dönem Başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı     11 Şubat 2013 

 

40. Ortaöğretim Kurumlarında Sorumluluk Sınavları     11 Şubat–17 Şubat 2013 

 

41. Okullarda Zümre Toplantılarının Yapılması.     11–22 Şubat 2013 

 

42.Aday, Çırak Ve Çırak Öğrencilerin 2012–2013 Öğretim Yılı II. Yarıyıl Teorik Eğitime Başlamaları     11 Şubat 2013 

 

43.   İl Hayat Boyu Öğrenme, Halk Eğitimi Planlama Ve İşbirliği Komisyonu 2. Toplantısı      ….Şubat 2013 

 

44. 2012–2013 Öğretim Yılı Tüm Eğitim Bölgelerinde ( İlçeler Dahil ) II. Dönem Başı: 

 

A) Müdürler Kurulu Toplantısı 

 

C) Danışma Kurulu Toplantısı     İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından belirlenen tarih ve yerde yapılacaktır. 

 

45.    İl Öğrenci Meclisi II. Yarıyıl Toplantısı ( Öğrenci Meclisleri Yönergesi 32.Madde Gereği)     Mart Ayı içinde 

 

46.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 2012–2013 Öğretim Yılında Mesleki Eğitim Görecek Öğrencilerin İşyeri Planlaması     01–29 Mart 2013 

 

47.    Bilim Ve Sanat Merkezine Alınacak Öğrencilerin Belirlenmesi İçin Tanılamanın Yapılması (Grup Tarama Testi, Bireysel İnceleme)     01 Nisan–31 Mayıs 2013 

 

48.    Anadolu Öğretmen Liseleri 11.sınıf öğrencilerinin Uygulama İzleme Etkinlikleri    01 Nisan – 10 Mayıs 2013 

 

49.    Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Tatili: 

 

a) Okul Öncesi Ve İlköğretim Kurumlarında 

 

b) Ortaöğretim Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında      a)23 Nisan 2013 Salı günü törenden sonra başlar 24 Nisan 2013 Çarşamba akşamı sona erer. 

 

b) 23 Nisan 2013 Salı 

 

50.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 2012–2013 Öğretim yılı 2. Dönem Teorik eğitimin sona ermesi (9.sınıflar hariç)     19 Nisan 2013 

 

51.    Emek Ve Dayanışma Günü ( Resmi Tatil )     01 Mayıs 2013 

 

52.    Halk Eğitim Merkezlerinin Köy Ve Beldelerdeki Yılsonu Sergilerinin Yapılması     06–31 Mayıs 2013 

 

53.    Özel Öğretim Kurumlarında 

 

A) Ücretlerin Tespit Ve İlanı 

 

B) Tespit Edilen Eğitim Ücretlerinin İlan Örneği İle Tahmini Bütçe Tablolarının Bakanlığa Gönderilmesi     a) 01 Ocak 2013–31 Mayıs 2013 

 

b) 03–28 Haziran 2013 

 

54.    Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi 12. Sınıf Öğrencilerinin Ortalama Yükseltme Sınavları Ders Seçimi     24 – 30 Nisan 2013 

 

55.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 2012–2013 Öğretim yılı 12.sınıflar ve beklemeli öğrencilerin Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınavları     06 – 17 Mayıs 2013 

 

56.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 10 ve 11. sınıf öğrencilerinin, 2012–2013 Ders Yılı Beceri Eğitimine Başlaması     06 Mayıs 2013 

 

57.    Aday Çırak Ve Çırak Öğrencilerinin 2. Yarıyıl Yazılı Sınavları     13–25 Mayıs 2013 

 

58.    İşletmelerde Beceri Eğitimi Gören Öğrencilerden Meslek Alanı Öğretim Programının En Az % 80 İni Tamamlayamayanlar İçin Okulda Telafi Eğitimi.     13 Mayıs–07 Haziran 2013  

 

59.     Atatürk’ü Anma, Gençlik Ve Spor Bayramı Tatili 

 

(Örgün ve Yaygın Eğitim Kurumlarında )    19 Mayıs 2013 Pazar günü tören bitiminde başlar, 20 Mayıs 2013 Pazartesi günü akşamı sona erer. 

 

60.    Okul Öncesi Eğitim Kurumları Ücret Tespit Komisyonu Toplantısı     29 Mayıs 2013 

 

61.    a) Okul öncesi Ve İlköğretim Kurumlarında 2013–2014 Öğretim Yılı Öğrenci Kayıtlarının Başlaması.(E-Okul Üzerinden Yerleştirme İşlemleri) 

 

b) Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Önkayıt    a) 01 Haziran 2013 

 

         b)01-30 Haziran 2013 

 

62.    Halk Eğitim Merkezleri Yılsonu Sergilerinin İlçe Merkezlerinde Yapılması     15 Mayıs – 14 Haziran 2013 

 

63.    Aday Çırak Ve Çırak Öğrencilerin Teorik Eğitiminin Sona Ermesi.     01 Haziran 2013 

 

64.    Mesleki Eğitim Merkezlerinde Öğretmenler Kurulu Toplantısı.     03 Haziran 2013 

 

65.    İşletmelerde Beceri Eğitimi Gören Öğrencilerin Yıl Sonu Beceri Sınavları Öncesi Sınav Komisyonu Toplantısı.     07 Haziran 2013 

 

66.    2012 – 2013 Öğretim Yılı Sonu İlköğretim Kurumlarında: 

 

A)Şube Öğretmenler Kurulu Toplantısı 

 

B) Yıl Sonu Öğretmenler Kurulu Toplantısı     a)10-13 Haziran 2013 

 

b)17-21 Haziran 2013 

 

67.    Mesleki Eğitim Merkezi Yaz Dönemi Kalfalık Ve Ustalık Sınavları     03-30 Haziran 2013 

 

68.    İşletmelerde Beceri Eğitimi Gören Öğrencilerin Yıl Sonu Beceri Sınavları.     10-12 Haziran 2013 

 

69.    Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında 2012–2013 Ders Yılının Sona Ermesi.     14 Haziran 2013  

 

70.    Ortaöğretim Kurumlarında Ortalama Yükseltme Sınavlarına Girecek Öğrencilerin Ders Seçiminin Yapılması     17-21 Haziran 2013 

 

71.    Okul Öncesi, İlkokul ve Ortaokul Kurumlarında Yılsonu Mesleki Çalışmalar.     17-28 Haziran 2013 

 

72.    2012 – 2013 Öğretim Yılı Sonu Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Öğretmenler Kurul Toplantısı     17 Haziran 2013 

 

73.    Ortaöğretim Kurumlarında Yıl Sonu Ortalama Yükseltme Ve Sorumluluk Sınavları Öncesi Öğretmenler Kurulu Toplantısı     24 Haziran 2013 

 

74.    Ortaöğretim Kurumları 2012-2013 Öğretim Yılı Ortalama Yükseltme Ve Sorumluluk Sınavları     25 Haziran – 12 Temmuz 2013 

 

75.    Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Kesit Kayıt Dönemi    Temmuz 2013 

 

76.    A) Okul Öncesi, İlköğretim Ve Yaygın Eğitim Kurumlarındaki Öğretmenlerin Tatile Girmesi. 

 

B) Ortaöğretim Kurumları Öğretmenlerinin Tatile Girmesi     a) 01 Temmuz 2013 

 

b) 13 Temmuz 2013 

 

77.    Mesleki Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Sözleşmelerinin Yapılması     01 Temmuz – 30 Eylül 2013 

 

78.    Merkezi Sistemle Öğrenci Almayan Ortaöğretim Kurumlarında 2013–2014 Öğretim Yılı Öğrenci Kayıtları.     Bakanlığımızca yayınlanacak Genelge doğrultusunda kayıtlar yapılacaktır 

 

79.    Mesleki Ve Teknik Ortaöğretim Kurumlarında 2013–2014 Öğretim Yılı İçin Telafi Programına Müracaatlar     01 Ağustos – 06 Eylül 2013 

 

80.    Ramazan Bayramı     07 Ağustos 2013 Çarşamba günü saat 13.00’de başlar 10 Ağustos 2013 Cumartesi Günü Akşamı Sona Erer. 

 

81.    Bilim Ve Sanat Merkezlerine Öğrenci Kayıtları Ve Yerleştirme İşlemleri     12 Ağustos–25 Eylül 2013 

 

82.    Meslek Liselerinde Alanlara Müracaat Ve Kayıt Tarihleri     Bakanlığımızca yayınlanacak Genelge doğrultusunda yapılacaktır 

 

83.    Zafer Bayramı ( Resmi Tatil )     30 Ağustos 2013 

 

84.    İlçe Hayat Boyu Öğrenme Halk Eğitimi Planlama ve İşbirliği komisyonu 1. Toplantısı    Ağustos 2013 

 

85.    İl Hayat Boyu Öğrenme Halk Eğitimi Planlama ve İşbirliği komisyonu 1. Toplantısı    Eylül 2013 

 

86.    Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında Öğretmenlerin Göreve Başlaması. 

 

Ortaöğretim Kurumlarında Sorumluluk Sınavları Öncesi Öğretmenler Kurulu Toplantısı     02 Eylül 2013 

 

87.    Mesleki Eğitim Merkezi 2013–2014 Öğretim Yılı Sene Başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı     02 Eylül 2013 

 

88.    Ortaöğretim Kurumlarında Sorumluluk Sınavları     02 – 08 Eylül 2013 

 

89.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 12.sınıfa devam edip alt sınıflarda başarısız ders/dersleri bulunanlar ile Beklemeli durumdaki öğrencilerin Sorumluluk Sınavları.     02 – 06 Eylül 2013 

 

89.    A) Okul Öncesi Eğitim Kurumları ve İlköğretim Okulları Öğretmenler Kurul Toplantısı 

 

B ) Okul Öncesi Eğitim Kurumları İle İlköğretim Kurumlarındaki Öğretmenlerin 2013–2014 Öğretim Yılı Sene Başı Mesleki Çalışmaları     a)02–06 Eylül 2013   b)02-13 Eylül 2013 

 

90.    Mesleki Eğitim Merkezlerinde Güz Dönemi Kalfalık Ve Ustalık Sınavları     02–28 Eylül 2013 

 

91.    Okul Öncesi Ve İlköğretim Okulları 1. Sınıf Öğrencilerinin Eğitim-Öğretime Hazırlanmaları ( Bağımsız Anaokulları hariç)    09-13 Eylül 2013 

 

92.    Örgün Eğitim Kurumlarında 2013–2014 Eğitim-Öğretim Yılı Sene Başı Öğretmeler Kurulu Toplantısı     09-13 Eylül 2013 

 

93.    Mahalli Kurtuluş Günü ( Bursa Merkez )     11 Eylül 2013 

 

94.    Örgün Ve Yaygın Eğitim Kurumlarında 2013–2014 Ders Yılının Başlaması.     16 Eylül 2013 

 

95.    İlköğretim haftası     16-20 Eylül 2013 

 

96.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde öğrenim gören 10. ve 11. Sınıf Öğrencilerinin 2012–2013 Ders Yılı İşletmelerde Mesleki Eğitimin Sona Ermesi     20 Eylül 2013 

 

97.    Aday, Çırak Ve Çırak Öğrencilerin 2013–2014 Eğitim-Öğretim Yılı Teorik Eğitme Başlamaları  23 Eylül 2013 

 

98.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde Öğrenim Gören 10. ve 11.  Sınıf Öğrencilerinin 2012–2013 Ders Yılı Sonu Beceri SınavlarıÖncesi Öğretmenler Kurulu Toplantısı     23 Eylül 2013 

 

99.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde Öğrenim Gören 10. ve 11. Sınıf Öğrencilerinin 2012–2013 Ders Yılı Sonu Beceri Sınavları     24-26 Eylül 2013 

 

100.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde Öğrenim Gören 10 ve 11. sınıf öğrencilerinin 2012–2013 öğretim yılı Ortalama Yükseltme Sınavları için ders seçimi              30 Eylül- 04 Ekim 2013 

 

101.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde Öğrenim Gören 10 ve 11. sınıf öğrencilerinin 2012–2013 öğretim yılı Ortalama Yükseltme Sınavlarının ilanı     07 – 11 Ekim 2013 

 

102.    Kurban Bayramı      14 Ekim 2013 Pazartesi günü 13.00’da başlar. 18 Ekim 2013 Cuma akşamı sona erer.  

 

103.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri 10. ve 11.  sınıf öğrencilerinin 2012 – 2013 öğretim yılı Ortalama Yükseltme Sınavları      21 – 27 Ekim 2013 

 

104.    Cumhuriyet Bayramı     28 Ekim 2013 Pazartesi günü saat 13.00’da başlar,  29 Ekim 2013 Salı günü akşamı sona erer. 

 

105.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri 10 ve 11.  sınıf öğrencilerinin Sorumluluk Sınavları      28 – 31 Ekim 2013 

 

106.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinde 2012–2013 Öğretim Yılı Sonu ve 2013–2014 Öğretim Yılı Sene Başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı     01 Kasım 2013 

 

107.    Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri 10.,11. ve 12. sınıflarının 2013–2014 Öğretim Yılına Başlaması     04 Kasım 2013 

 

Türk Standartları Haftası

TÜRK STANDARTLARI HAFTASI

Ekim Ayının 3. Haftası

Türk Standartlar Enstitüsünün 19.8.1993 tarihli teklifi üzerine. Millî Eğitim Bakanlığınca her yıl ekim ayının üçüncü haftası. Standartlar Haftası olarak kutlanması kabul edilmiştir.

Bu hafta da;

Türk Standartlar Enstitüsünün kuruluş amaçları ve görevleri,

Standardın ne olduğu ve yararları,

Tüketicinin korunması ve sağladığı yararları,

TSE ve kalite konuları hakkında öğrencilere bilgi verilir

Radyo ve televizyonlarda Türk Standartları Enstitüsü hakkında halk bilgilendirilir.

Hatalı ve bozuk mal alındığında ne yapılması gerektiği açıklanır.

Aldatıcı ve haksız reklâmların zararları anlatılır.

TSE damgası ve garanti belgesinin önemi açıklanır

TÜKETİCİYİ KORUMA (STANDARTLAR) HAFTASI

Belirli bir hizmetin, ihtiyaçları karşılayacak üretimin, ekonomiye ve teknik amaçlara uygun ölçüde üretmek için; özelliklerini belirleme ve tek biçime sokma işlemine “Standardizasyon” denir.

Standardizasyon çalışmaları sonucu ortaya çıkan; belge, doküman veya esere “Standard” adı verilmektedir.

Ülkemizde standardizasyon çalışmaları 1930 yılında başlamış, 1936’da “Standardizasyon dairesi”, 1954’de de “Türk Standartları Enstitüsü” kurulmuştur. 18 Aralık 1960 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile TSE yeniden oluşturulur ve 16 Mayıs 1985 tarihli 3205 sayılı yasa ile TSE Kurumu bugünkü yapışma kavuşturulur. TSE’nin görevi; her türlü standardizasyonu hazırlamak ya da hazırlatarak, uygun bulduklarım Türk Standartları olarak kabul etmektir.

Standardizasyonun amaçları:

1. Üretimde ve malların değişiminde işgücü, malzeme, güç kaynağı vb. faktörlerde en yüksek düzeyde tasarruf sağlamak.

2. Tatmin edici mal ve hizmet üretimini sağlayarak tüketici çıkarlarım gözetmek.

3. İnsan yaşamının sağlık ve güvenliğini korumak.

4. İlgili grupların, birbirleriyle olan bilgi alışverişini ve anlaşmalarım kolaylaştırmak.

İyi bir tüketici satın aldığı ürünün. TSE veya TSEK markalı yani, Türk Standartlar Enstitüsü Kurumu işareti olmasına dikkat etmelidir.

Ülkemizi gelecekte yönetecek olan çocuklarımızın ve gençlerimizin kalite ve standardizasyon bilinç ve kültürünün oluşması için; Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nun aldığı kararla; ilköğretim, lise ve dengi okullarda “Tüketicinin Korunması Kolunun” her yılın “Ekim ayının 3. haftasının “Standartlar Haftası” olarak kutlanmasını, orta öğretim kurumlarının öğretim programlarına “Standardizasyon ve Kalite -1” dersinin seçmeli ders olarak alınması uygun görülmüştür.

Tüketicileri korumak için, Dernek ve Vakıf şeklinde sivil toplum örgütle-ri kurulmuştur. Bu kuruluşlar alışverişlerinde insanları aydınlatmakta ve tüketici haklarım korumaktadırlar.


TÜRK STANDARTLARI HAFTASI

STANDARTLARIN VE TSE MARKALARININ YARARLARI

Üreticiye Sağladığı Yararlar:

1. Belirli bir plan ve programa göre üretim yapılmasına yardımcı olur.

2. Uygun kalitede seri üretime olanak sağlar.

3. Standartlar sayesinde kayıp ve artıklar en az düzeye iner.

4. Verimlilik artırılır. Depolamayı kolaylaştırır, stokların azalmasını sağlar.

5. Taşımayı ucuzlatır ve kolaylaştırır.

6. Maliyeti düşürür.

Tüketiciye Sağladığı Yararlar:

1. Tüketicinin can ve mal güvenliğin korur.

2. Standart mallar, tüketiciye karşılaştırma ve seçim kolaylığı sağlar.

3. Standart, sipariş ve alım işlerini kolaylaştırır, alıcıların fiyat ve kalite yönünden aldanmalarım önler.

4. Ucuzluğa yol açar.

5. Ruh sağlığını korur, stresi önler.

Ekonomiye Sağladığı Yararlar:

1. Standartlar, ulusal sanayi belirli hedeflere yöneltebilir.

2. Ulusal üretimin kalite bakımından gelişmesine yardımcı olur. ,

3. Ulusal ekonomide arz ve talebin dengelenmesine yardım eder.

4. Dağıtım masraflarını azaltır.

5. İhracatta üstünlük sağlar.

6. Ulusal karakterde bir sanayinin kurulmasında ve gelişmesinde öncülük yapar.

7. Yan sanayi dallarının kurulmasını ve gelişmesini sağlar.

İYİ BİR TÜKETİCİ NELERE DİKKAT ETMELİDİR ?

a) Bir ürünü satın alırken, o ürünün TSE ya da TSEK markalarını taşıyıp taşımadığını kontrol etmeli; bu markaları taşımayan ürünler tercih edilmemelidir.

b) Tüketici, ne istediğini bilmelidir.

c) Elde edilen mal ve hizmetlerin nasıl kullanılacağını bilmelidir.

d) Bilinçli bir alıcı olmalıdır.

e) Parasal açıdan günübirlik değil, uzun vadeli bir planlama yapılmalıdır.

TÜRK STANDARTLARI HAFTASI

ÜRÜN BELGELENDİRME ÇALIŞMALARI


Türk Standartlarının sanayide yaygın olarak kullanılmasında ve Türk tüketicisinin bilinçlendirilmesinde çok önemli bir rolü olan TSE Marka Sistemi, ilk uygulamaya konulduğu 1964 yılından itibaren giderek artan bir gelişme hızı göstererek, tüketicinin benimsediği ve bugün için yıllık satış tutarı yaklaşık 150 milyon YTL’nın üzerinde madde ve mamulü kapsayan bir güvenlik şemsiyesi niteliği kazanmış bulunmaktadır.


TSE’NİN GÖREVLERİ


1. Her türlü standardı hazırlamak ve hazırlatmak.

2. Enstitü bünyesinde veya hariçte hazırlanan standartları tetkik ve uygun bulduğu takdirde Türk Standartları olarak kabul etmek.

3. Kabul edilen standartları yayınlamak ve ihtiyarî olara uygulanmalarım teşvik, etmek, zorunlu olarak yürürlüğe konmalarında fayda görülenleri ilgili bakanlığın onayına sunmak.

4. Özel ve resmi sektörün talebi üzerine standartları ve projelerini hazırlamak ve mütalaa vermek,

5. Standartlar konusunda her türlü bilimsel ve teknik incelemelerle araştırmalarda bulunmak, yabancı memleketlerdeki benzeri çalışmaları takip etmek, uluslararası ve yabancı standart kurumları ile ilişkiler kurmak ve bunlarla işbirliğinde bulunmak.

6. Üniversiteler ve diğer bilimsel, teknik kurum ve kuruluşlarla işbirliği sağlamak, standardizasyon konularında yayın yapmak, ulusal ve uluslararası standartlardan arşivler meydana getirmek ve ilgililerin faydalanmalarına sunmak.

7. Standartlarla ilgili araştırma maksadıyla ve ihtiyarî standartların uygulanmasında kontrol için laboratuarlar kurmak, resmî veya özel sektörün talep edeceği teknik çalışmaları yapmak ve rapor vermek.

8. Yurtta standart işlerini yerleştirmek ve geliştirmek için elemanlar yetiştirmek ve bu maksatla kurslar açmak, seminerler düzenlemek.

9. Standartlara uygun ve kaliteli üretimi teşvik edecek her türlü çalışmaları yapmak ve bunlarla ilgili belgeleri düzenlemek,

10. Metroloji ve kalibrasyon ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak ve gerekli laboratuarları kurmak.


TÜRK STANDARTLARI HAFTASI

ALIŞVERİŞTE ALDANMAMANIN YOLLARI


a) Alışveriş Öncesi:

1. Parasal açıdan plan yapın, ihtiyacınızı belirleyin.

2. Alışverişi aceleye getirmeyin, son ana bırakmayın.

3. Alışverişe çıkmadan önce bir liste yapın, öncelik sırasına göre alışverişinizi yapın.

4. Aldatıcı reklâmlara kanmayın.

5. Piyasaya yeni çıkan marka ve model hakkında araştırma ve soruşturma yapın.


b) Alışveriş Sırasında:

1. Alışveriş yaparken bilinçli ve dikkatli davranın.

2. TSE markalı malları tercih edin.

3. İlk girdiğiniz yerden alışverişinizi hemen yapmayın, iyi bir piyasa araştırması yapın.

Çünkü aynı mal farklı fiyatla satılabilir.

4. Almaya karar verdiğiniz malın etiketini mutlaka okuyun.

5. İhtiyacınıza en iyi cevabı verecek malı tercih edin.

6. Ambalajsız gıda maddelerini almayın.

7. İlaç ve gıda ürünlerinin son kullanma tarihlerine mutlaka bakın.

8. Dayanıklı tüketim malları alınırken, üretici firmanın yaygın ve etkin bir servis ağma sahip olup olmadığım araştırın.

9. Tamiri mümkün olmayan, yedek parçası bulunmayan ürünleri almaktan kaçının.

10. Dayanıklı tüketim mallarının garanti belgesine, tanıtmalığına dikkat edin. Malı alırsanız belgeyi firmaya onaylattırın. Garanti belgesinin içeriğini kontrol edin.

11. Üreticisi belli olmayan ürünleri almayın.

12. Aldığınız ürünü mağazada mutlaka kontrol edin. Hatalı ürünse hemen orada değiştirin.

13. Zorunlu olmadıkça hiç tanımadığınız kişilerden alış veriş yapmamağa çalışın.

14. “Almazsanız almayın, biz ürün tanıtımı yapacağız.” diye evinize kadar gelen satıcılara itibar etmeyin.

15. İndirimli satışlardan alış veriş yaparken ürünün defolu veya bozuk olmamasına dikkat edin.

16. Ürünün modeli hakkında bilgi ediniri.


c) Alışveriş Sonrası:

1. Dayanıklı tüketim mallarım kullanmadan önce “kullanma kitapçığım mutla-ka okuyun.

2. Satıcıdan aldığınız makbuzları, faturaları, garanti belgesini kesinlikle saklayın.

3. Ürününüz bozuk ya da hatalı çıkarsa şikayetçi olmaktan çekinmeyin.

4. Kalitesiz malı, uğradığınız haksızlığı sineye çekmeyin. İlgili kuruluşlara haber verin. Basın organlarındaki tüketici köşelerine durumu bildirin.

5. Sonuca ulaşmak için kararlı olun.

(TSE), özel hukuk hükümlerine göre yönetilen ve tüzel kişiliği olan, başbakanlığa bağlı kamu kuruluşu.

25 Eylül 1954’te Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde oluşturulan TSE 18 Kasım 1960’taki 132 sayılı kuruluş yasasıyla TOBB’den ayrıldı. TSE’nin kuruluş yasası son olarak 16 Mayıs 1985’te 3205 sayılı yasayla değiştirildi.

TSE’nin amacı her türlü mal ve hizmetin standartlarını belirlemek, bu standartlara uyulmasını sağlamaktır. TSE bu amaçla araştırmalar yürütür, yayınlar gerçekleştirir ve uluslararası kurumlarla işbirliği içinde çalışır. Türkiye’de yalnızca TSE tarafından kabul edilen standartlar “Türk Standardı” adını alır. Bu standartlara uyulması, ilgili bakanlığın onayı ile zorunlu kılınabilir. TSE mali, yönetsel ve teknik bakımlardan Yüksek Denetleme Kurulu’nun denetimine bağlıdır.

Enstitü başkanı kuruluşun üyeleri arasından Genel Kurul’ca üç yıl için seçilir ve Yönetim Kurulu’na da başkanlık eder. Her yıl mayısta olağan toplanan Genel Kurul, TSE’nin en yüksek karar organıdır. Teknik Kurul, TSE’nin hazırladığı standartları kabul eder ve bunlardan uyulması zorunlu olanları belirler. TSE’nin yürütme organı olan Yönetim Kurulu bir başkan ve dört üyeden oluşur; bu kurul bütçeyi, çalışma programını, tüzük taşanlarını, yönetmelikleri hazırlayarak Genel Kurul’a sunar ve genel sekreteri atar. Denetleme Kurulu enstitünün hesaplarını ve ilgili işlemlerini denetler; bu organın üyeleri de Genel Kurul üyeleri arasından seçilir. TSE’nin uzmanlık kurullarım hazırlık grupları, özel daimi komiteler ve teknik komiteler oluşturur; ana hizmet birimleri ise Standart Hazırlama Dairesi Başkanlığı, Kalite Kontrol ve Belgelendirme Dairesi Başkanlığı, Laboratuarlar Dairesi Başkanlığı ve Planlama Dairesi Başkanlığı’dır. (Ana Britannica-Cilt 21)

Türk Büyükleri Günü

TÜRK BÜYÜKLERİ GÜNÜ


Sinan, Türk mimarlık sanatının en büyük ustalarından biridir. Yurdumuz onun ölümsüz yapıtları ile doludur. Sinan’ın eserleri bugün bile görenleri hayran bırakmaktadır. Eserlerinde incelik, sağlamlık ve güzellik göze çarpar.


Sinan’ın eserleri gün görmüş, hoş görülü bilge kişiler gibidir. Yüzyıllar ötesinden sabırlı, ağırbaşlı, eşsiz güzellikle­ri ile bize bakarlar. Yeryüzünde bu duyguyu veren az sayıda sanat yapıtı vardır. Dünyanın öbür köşelerinden Sinan’ın eserlerini yakından görmek için her yıl yurdumuza binlerce turist gelir. Beğeni, şaşkınlık, güzel bir sanat yapıtı karşısında duyulan coşku ile izlenen yapıtları övünç kaynağımızdır.


Sanat anlayışında meydana gelen değişikliklere rağmen O’nun eseri, değerini korumaktadır. Kötü doğa koşulları, yağmurlar, rüzgarlar, seller, depremler bu eserlerin güzelliğini, sağlamlığını, inceliğini bozamamıştır. Sinan’ın büyüklüğü, yapılarının ölmezliği, buradan gelmektedir.


Türkler güzel sanatların, mimari, süslemecilik, oymacılık ve yazı (hat) dallarında eşsiz eserler ortaya koymuştur. Bütün dünyanın beğenisini kazanan bu yapıtlar müzelerimizin en değerli hazinesidir.


Mimarlık alanındaki yapıtlarıyla kendini dünyaya kabul ettiren Mimar Sinan bazı kaynaklara göre 29 Mayıs 1490 günü Kayseri’nin Kesi bucağına bağlı Ağırnas köyünde doğmuş. Çocukluğunda arkadaşları bilinen oyunları oynarken O; bahçelere, bağlara su yolları, köprüler, topraktan kaleler, evler yapardı.


Yaşadığı devirde Anadolu’nun genç ve sağlıklı çocukları köylerinden, yurtlarından devşirilir, saraya getirilirdi. Eğitimlerine özen gösterilen bu çocuklar, sonradan yeniçeri olarak veya devletin öteki işlerinde görevlendirilirdi.

Sinan, Yavuz Sultan Selim zamanında devşirilerek İstanbul’a getirildi. Sarayda acemi oğlanlar okuluna verildi. Bu okulda okuma yazmanın yanı sıra uygulamalı sanatlar da öğretiliyordu. Sinan marangozluğu seçti. Ünlü ustaların yanında cami, han, çeşme ve hamamların yapımında çırak olarak çalıştı. Sonra askeri mimar olarak görev yaptı. 1535’te Osmanlı ordusunun İran seferi sırasında Van’ı almaya giden askerler arasında Sinan’da vardı. Van Gölü kıyısında askerlerin karşıya geçmesi için gemi yapılması gerekti. Bu iş Sinan tarafından gerçekleştirildi. Barbaros Hayrettin Paşa ile İtalya sahillerini dolaştı, bu arada Bağdat seferine katıldı. Savaşta köprüler yaparak orduya zafer yollarını açtı.


Sefer dönüşü Sinan tümüyle mimarlık mesleğine girdi. Mimar Hasekisi sanını aldı. 1538’de saraya mimarbaşı oldu.

O yıllarda Osmanlılar; dünyanın büyük bir bölümüne egemendi. Sinan İstanbul’da Bizans mimari eserlerini inceledi. Yavuz Selim’in doğu seferlerine, Kanunî Sultan Süleyman’ın batı seferlerine katıldı. Dünyanın ünlü mimarî yapıtlarını yakından gördü, onları incelemek fırsatını buldu. Hiç bir zaman gördüklerini taklit etmedi.

Sinan’ın bilinen 315 eseri vardır, bunun 73’ü cami, 49’u mescit, 50’si medrese, 7’si kitaplık, 17’si imaret, 6’sı hastane, 7’si su kemeri, 7’si köprü, 18’i kervansaray, 5’i buğday deposu, 31’i hamam, 18’i türbedir.

İlk eseri Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmet adına 1543 yılında yaptığı Şehzade Camii’dir. Cami 1548 yılında bitti.

Sinan’ın yapıtlarında, durmadan kendini aşma, daha iyiye, daha güzele varma çabası görülür. En büyük amacı «işte bu yaptığım eser en iyisi» diyebilmekti. Fakat arka arkaya yarattığı eserlerden sonra en görkemlisi olan Edirne’deki Selimiye Camii için bile «İşte en iyisi» diyemedi. En iyiye, en güzele ulaşmak için hep çalıştı. Bütün yapıtları birbirini aşan birer sanat anıtıdır. Kendi anlatımına göre, sanat yaşamını üç bölüme ayırır. Buna göre Sinan; Şehzade Camisini çıraklık, Süleymaniye Camiini kalfalık, Selimiye Camiini de ustalık devrinin eserleri olarak nitelendirir.


O devirde saray baş mimarinin görevleri oldukça yüklü idi. İstanbul’un imarı, caddeleri, kaldırımları, su yolları, kentin alt yapı işleri, evlerin yapımında belli kuralların uygulanması, kale yapımlarının denetimi hep baş mimarın görevleri arasında idi.


Mimar Sinan İstanbul’un su yolları ile uğraşırken 1550 – 1560 yılları arasında Süleymaniye Camiinin yapımını tamamladı. Anlatılanlara göre «Sinan, Süleymaniye Camiini yapmak için iki yıl İstanbul’da yer arar. Caminin şimdi bulunduğu yere temel kazdırır. Toprağın kayıp kaymadığını, temelin sağlam olup olmadığını denemek için temelin üstüne cam döktürür ve dört yıl bekler. Bu arada Sinan’ı çekemeyenler Kanunî’ye şikayet ederler, «Dört yıldır yapıya başlamadı» derler. Sinan temelin sağlam olduğunu anladıktan sonra caminin yapımını hızla sürdürür. Kubbenin yapımı bittikten sonra ses yansımasını ayarlamak için, geceleri yapıya gelir. Kubbenin altında nargile içer. Su sesinin duvarlara yansımasını dinler, caminin iç bölümlerini ona göre yapar.


Süleymaniye Camiinin yapımı tamamlandıktan sonra Sinan caminin anahtarlarını Kanunî Sultan Süleyman’a verdiği zaman çok mutlu idi. Padişah Sinan’a


-Yapımını gerçekleştirdiğin bu Tanrı evini dua ederek açmak sana düşer. Dedi.


Mimar Sinan’ın yapıtlarının bir özelliği de kimin için yapılmışsa o kişiyi çeşitli yönleri ile yansıtmasıdır. Örneğin Kanunî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptığı Edirnekapıdaki Mihrimah Sultan Camii ince ve zarif görünümüyle bir kadını, Süleymaniye Kanunî Sultan Süleyman’ın görkemini yansıtmasıyla ün kazanmıştır. Edirne’deki Selimiye de ikinci Selim’in şair ruhunu anlatan incecik zarif minareler vardır. Her minarede bulunan üç şerefeye üç ayrı merdivenden çıkılması, dünya mimarisinde o güne kadar uygulanmamış bir işlemdi.

Mimar Sinan yapıtlarında hiç bir planı ikinci defa kullanmamıştır. Her yeni yapıtına yeni buluşlarını eklerdi.

Mimar Sinan’ın evi İstanbul’un Süleymaniye semtinde idi; adına bir okul ve bir sebili vardı. Öldükten sonra Süleymaniye Camiinin bahçesindeki türbesine gömüldü.


Sinan, paraya önem vermeyen bir kişiydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun en zengin yıllarında yaşadı. Ünü dünyanın her yönüne yayılmış olan bu büyük mimar hiç zengin olmadı. Yanında çalışanların emeklerinin karşılığını tam olarak verdi. Kendisi yüz yıllık yaşantısında hep para sıkıntısı çekti. Dünya mimarlık tarihine adını altın harflerle yazdıran Koca Sinan’ın ruhu gibi, esin kaynağı ve gönlü de zengindi.


TÜRK BÜYÜKLERİ GÜNÜ – ŞİİRLER


MİMAR SİNAN


Göklere yükseltip taşı, mermeri

Sütundan, kubbeden dağlar yarattın

Sanatın, zekanın emsalsiz eri,

Tarihe yıkılmaz temeller attın.


Mermere renk, taşa zevk işleyerek,

Kubbeleri nasıl yaptın öyle denk?

O minarelerde ilahi ahenk…

Ebedi sanatın sırrını attın.


Süleymaniyeler, Selimiyeler,

Tasviri imkansız birer şaheser.

Koca Mimar Sinan, bunlarla meğer,

Bir zafer devrini demek yaşattın?


Mimarlık tahtında bir saltanatın..

Dehanla tarihi getirdin dile,

Sanatı söylettin çeşme, sebile

Bir mülkün sahibi olmasan bile.


İ. Hakkı TALU


SİNAN İÇİN


Ey mimarlar mimarı! Benim yüce Sinan’ım

Seni andıkça artar, güvenimle inanım.

29 Mayıs günü içim dolar seninle.

Altın yapraklarıyla tarihim gelir dile.


Cenk olunca «Ocak» tan seferlere yollandın

Kılıncını bir pergel, gönye gibi kullandın,

Sanatın anlaşılmaz sırlarına erdin sen,

Çekicinle mermere ebedi ruh verdin sen.


Birer hayat fışkırır saray, hamam, çeşmeden,

Bütün Türk’ler mutludur, dehana erişmeden,

Zekanın şimşekleri ufuklarda çakıyor.

Selimiye’n, dünyayı hayrette bırakıyor.


Varlığınla milletin kıvanç duysun öğünsün,

Seni tanımayanlar, bilmeyenler döğünsün,

Adını işleyerek kalbimin üzerine,

Şiirimi sunuyorum, mum yerine türbene.


Cemal Oğuz ÖCAL


SİNAN’I ANIŞ


Yüce Selimiye önlerinde biz,

Bir yıldönümünü hep yad’a geldik,

Temiz duygularla taştı kalbimiz,

Sinan! Sinan! diye feryada geldik.


Adını cihanda bak, haykırıyor:

Taştan yarattığın her ölmez eser,

Göklerde hep seni soruyor arıyor,

Nice nice kubbe ve minareler.


Yüce Selimiye önlerinde biz,

Bir yıl dönümü yad’a geldik

Temiz duygularla taştı kalbimiz

Sinan! Sinan! diye feryada geldik.


M. Uluğ TURANLIOĞLU


Türk Dil Bayramı

TÜRK DİL BAYRAMI

26 Eylül


İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.


Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 69 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı. Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. Uluslaşmanın en önemli temellerinden bir diğeri de dil idi. Bunun bilincinde olan ulu önder Atatürk, 11 Temmuz 1932 gecesi sofrasında bulunanlara “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar. Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” diyerek Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ertesi gün Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına başvururlar. Sonradan adı Türk Dil Kurumuna çevrilecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur.


Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamıştır. Bu coşku ve heyecan içerisinde Türk Dil Kurultayı toplanır. Kurultaya çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır. Atatürk, Kurultayı baştan sona kadar izlemiştir. Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolunda Türk Dil Kurultaylarının çok önemli yeri vardır.


TÜRK DİL BAYRAMI – BİR YAZI


DİL BAYRAMI, TÜRKÇENİN DRAMI


***

ATATÜRK’ÜN 26 Eylül 1932’de “1. Türk Dil Kurultayı”nı toplamasını her yıl “Dil Bayramı” olarak kutluyoruz. Bu sene de Türk Dil Kurumu (TDK), Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın katıldığı toplantılar düzenledi.


1930’ların ilk yarısında “tasfiyecilik” yani yabancı kökenli kelimeleri temizleyerek “arı Türkçe” yaratma politikası uygulanıyordu.


İsveç Veliahtı Gustaf Adolf’u 3 Kasım 1932’de Çankaya’da kabul eden Atatürk, bu ziyaretten “tükel üzgü bir kıvanç” duyduğunu anlatıyordu:

“Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar.”


Konuşma İngilizceye çevrildiği için Gustaf anlamış, ama Türklerin anlaması mümkün müydü? İsmet Paşa defterine “Kimse kimseyi anlamıyor” diye yazıyordu.


***

ATATÜRK de Falih Rıfkı’ya “Dili bir çıkmaza sokmuşuzdur” diyor, kendisinin kurtaracağını, “dilde ve musikide inkılâp olmayacağını” söylüyordu. Devlet radyosunda Türk müziği üzerindeki yasak kalkıyordu. “Güneş Dil” teorisi uydurularak zaten bütün dillerin Türkçeden çıktığı, “tasfiyeciliğe” gerek olmadığı anlatılıyordu.


İngiliz Kralı Edward’ın ülkemizi ziyareti konusunda Atatürk, 1 Kasım 1936’da Meclis’i açış nutkunda şöyle konuşuyordu:

“Mesut hadiseler olarak, Majeste Sekizinci Edward’ın mütenekkiren ziyaretini ve Montrö Mukavelesi’nin derpiş ettiği vichile tatbika başlandığını zikretmeliyim. Bu ziyaretin milletimizin temayülâtına uygun olarak fiilen inkişaf etmekte olan samimi münasebetlerimizde hayırlı tesirine şüphe yoktur.”


Bugün gençler maalesef Ata’nın bu iki konuşmasını da anlamazlar! Bizdeki dil faciasının resmidir bu!


***

FALİH Rıfkı, Atatürk’ü anlamak için en ‘sahih’ kaynaklardan biridir. Atatürk’ün aşırılıkları deneyerek doğruyu bulduğunu yazar. Atatürk’ün sağduyusu ve pragmatik zekâsı…


Kelime ırkçılığının bir kültür kıyımı olduğunu gören Atatürk, artık kelime ayıklayıp kelime uydurmayı bırakarak, doğru bir kararla, ‘terimler’ üzerinde çalışmaya başlamıştı.


Ama Atatürk’ü tarih içinde tecrübelerinin bütünlüğüyle değil, seçilmiş sözlerinden örülü bir ‘dogmatizm’ olarak anlayanlar, onun 1930’ların ilk yarısındaki konuşmalarına dayanarak “tasfiyeciliği” sürdürdüler; hem de TDK’yı ‘kullanmak’ suretiyle!


Ve Türkçe fakirleşti… Muallim Naci’nin 1891’de basılan “Lügat”inde 25 bin kelime, 1914 basımlı Ali Seyyid’in “Kamus – ı Osmani”sinde 30 bin kelime vardı. TDK ise, Türkçeyi on beş yıl sözlüksüz bıraktıktan sonra, 1945’te ancak “yaklaşık 20 bin kelimelik” bir sözlük yayımlayabildi!


***

Prof. GEOFREY Lewis İngilizce “Türk Dil Reformu, Felaketli bir Başarı” adlı akademik eserinde, bu “dil mühendisliği” yüzünden yeni Türk nesillerinin Halide Edip, Reşat Nuri gibi Türkçenin büyük ustalarının dilini bile kaybettiğini esefle anlatır. (Oxford University Press)

Türk tarihi uzmanı Prof. Christopher Neuman “Amaç Tanzimat, Araç Tarih” adlı kitabında, “bir bakıma ırkçı olan… bir dil politikasına kurban gitmiş Türkçenin makus talihi”ni hüzünle belirtir. (Tarih Vakfı yayını).


Bir Fransız rahatça Moliere’i, bir Azeri rahatça Fuzuli’yi okur. Bizim yeni nesillere Ömer Seyfettin ‘ağır’ geliyor!

Bu kültürsüzleşmedir.

Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, “Büyük Taarruz”a “Büyük Saldırı” demeyi içine sindirebilir mi? Taarruz, tecavüz, hücum; hepsi “saldırı” olup çıktı.


Anadolu’yu bin yılda vatanlaştırdığımız gibi, bin yılda fethettiğimiz bütün kelime ve kavramlar bizim milli kültür hazinemizdir. Onlarla dil zenginliğimizi koruyarak, asıl çağın ortaya çıkardığı yeni kavramlara Türkçe karşılık üretmekle uğraşmalıyız.


Taha AKYOY-Milliyet Gazetesi Yazarı


TÜRK DİL BAYRAMI – ŞİİRLER


TÜRKÇEMİZ


Çok küçük yaştan beri

Bir dil konuşuyoruz,

Bu dil bizim varımız

Onu çok seviyoruz.


Çağlar boyu ne oldu

Dilimiz unutuldu,

Atatürk’ün emriyle

Güzel Türkçe kuruldu.


Annemiz bize güldü

Bu dilin gücü ile

Acımız sevincimiz

Anlam buldu bu dille.


Atıldı dilimizden

Güzel olmayan sözler,

Yeni alfabemizle

Tüm ulus okuryazar.


Türkçeyi sevmeliyiz

Anadilimizdir o,

Güzel kullanmalıyız

Bizi biz yapandır o.


Sait KIRKGÖZLÜ


TÜRK DİL BAYRAMI – GÜZEL SÖZLER


Atatürk Diyor ki!


* Türk demek, dil demektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.


* Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk ulusunun ulusal dili ve bengi, bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır.


* Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz.


* Dilin zengin ve ulusal almaşı, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil bilinçli olarak işlensin.


* Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin. — 2 Eylül 1932


* Türk demek, dil demektir. Ulusun çok açık niteliklerinden birisi de dildir. Her şeyden Önce ve kesinlikle Türkçe konuşulmalıdır. — 1932


* Türkçe konuşmayan bir insan; Türk harsına, Türk topluluğuna bağlılığım iddia öderse, buna inanmak doğru olmaz.


* Türk affının kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün, dikkatli, ilgili olmasını isteriz. — Kasım 1937


* Ülkesini, yüksek bağımsızlığım korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. — 1 Kasım 1932


Vakıflar Haftası

VAKIFLAR HAFTASI


AÇIKLAMA -1-


Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere “ Vakıf” denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin geleceğe taşınması ve yaşatılması vakıfların görevi arasındadır.


İnsanlar arasında sosyal dayanışmanın sağlanması, yardımlaşmak, birbirine destek olmak, acı ve mutlu günleri paylaşmak, sevgi ve saygı tohumlarını atabilmek için fertler arasındaki ilişkilerin iyi olması gerekir.


Vakfın tarihçesi çok eskilere dayanır. Dinimiz yardımlaşmayı ve ihtiyacı olanlara destek olmayı dini temeli saymıştır. Vakıflar Osmanlılar zamanında daha da yaygınlaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da etkinliğini aynı ölçüde sürdürmüştür. 5 Haziran 1935’te çıkan bir kanunla “Vakıflar Genel Müdürlüğü” kuruldu. Ülkemizdeki vakıfların hepsinin yönetimi, bu teşkilata verildi.


Vakıflar eğitime, öğretime, belediyelere, sağlık işlerine, yoksullara hizmet ederler. Vakıf tarafından yardım alan kişilerin adları, kurum tarafından açıklanmaz.


Ülkemizin sosyal, ekonomik, kültürel ve yurt savunmasında vakıfların yardımlar büyüktür. Bu kadar güzel bir hizmetin sürekliliğini sağlamak hepimizin görevidir. Vakıflara yardım ederek gelirlerini çoğaltmak ve çalışmalarını desteklememiz gerekir.


Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz:


Dini hizmetler

Sağlık hizmetleri

Eğitim ve öğretim hizmetleri

Aş evi hizmetleri

Sosyal hizmetler

Sanat ve kültür hizmetleri

Para yardımı

Milli savunma hizmetleri

İktisadi hizmetler

Ulaştırma hizmeti

Spor hizmetleri

İnsanlardaki yardım duygusunu geliştirmek, dayanışmanın önemini anlatmak ve insanların gönül zenginliğine ulaşmasına yardımcı olmak amacı ile 1985 yılından beri 3 – 9 Aralık tarihleri arasında “Vakıf Haftası” kutlanmaktadır.


AÇIKLAMA -2-


Bir hizmetin gelecekte de hizmet olarak devamını sağlamak amacıyla kendi istekleri ile resmi yollarla bağışlanan mülk ve paralara vakıf denir. Türk toplumunda vakıfların çok eski bir geçmişi vardır. Eskiden bağışlanan hanlar, hamamlar, yapılan köprüler, çeşmeler, okullar ve camiler buna örnek olarak verilebilir. Bağışlanan bu eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin gelecekte yaşatılması da vakıfların görevleri arasındadır.


Bu eserlerin korunması ve verilen hizmetin devamını sağlamak için Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bütün bu eserler, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılır, kiraya verilir, gelirleri toplanır. Toplanan bu gelirler eserlerin korunması, kimsesizlere yardım ve çalışanların maaş alacakları olarak harcanır. Türkiye’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün malı olan bir çok dükkan ve iş yeri bulunmaktadır.


Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı vakıf eserleri sayısı 7500 civarındadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu gelirler dışında devlet tarafından da desteklenmektedir. Bunun için her yıl bütçeden belirli bir miktarda ödenek ayrılmaktadır.


Vakıflara bağlı öğrenci yurtlarında öğrencilerin barınma, yiyecek ve giyecek ihtiyaçları karşılık beklemeden sağlanır. Düşkümler ve yoksullar için aş evleri açıp onların daha sağlıklı yaşamalarına katkıda bulunulur. Sağlık hizmetleri veren vakıflar da aynı hizmetleri insanlara sunarlar. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve vakıfların hizmetlerini anlatmak amacıyla her yıl 3 – 9 Aralık tarihleri arasında Vakıflar Haftası kutlanır. Hafta boyunca vakıfların çalışmaları hakkında bilgi verilir. Radyo ve televizyonlarda, okullarda konu ile ilgili konuşmalar yapılır. Okullarda vakıf eserlerini tanıtıcı duvar gazeteleri düzenlenir. Gidilebilecek vakıflar ve vakıf eserlerine geziler düzenlenir.


Tarihin izlerinin yaşandığı bu eserlere sahip çıkalım. Yaşamaları için yardım edelim. Vakıf eserlerini korumak için yardımcı olalım. Hayırlı iş yapmanın en emin yolu vakıflara yapılan bağışlardır.


Mehmetçik Vakfı, Milli Eğitim Vakfı, Kalp Vakfı gibi vakıflar kendi alanları ile ilgili hizmet vermektedirler.


VAKIFLAR HAFTASI – ŞİİRLER


VAKIF HAFTASI


Vakıf sözü ne demek,

Bunu herkes öğrensin;

Vakıf kuruluşların,

Ne olduğunu bilsin.


Hayır sever bir zengin,

Ya da devlet adamı,

Bir çeşme yaptırmışsa,

Suyu her an akmalı.


Şehirleri süsleyen,

Camilere iyi bak;

Yeni kuşak korursa,

Topluma yarar sağlar.


İnsanlık hazinesidir.

Vakıf ise bir hizmet,

Bizler hizmet edersek,

Gelişir medeniyet.


Adı her an anılır,

Yurda hizmet verenin,

Bir de vakıf olursa,

Ölmeden kalır ismin.


Sait KIRKGÖZLÜ


VAKIFLAR


Sayısız yaraya merhem oldunuz,

Yuvasız yavruya yuva kurdunuz,

Her hizmeti önlerine serdiniz,

İnsan abidesi yüce vakıflar.


Hastalara ilaç alıp koştunuz,

Düşkünlere siz her zaman dostsunuz.

Hem kazaya, hem kültüre koştunuz,

Hizmet abidesi yüce vakıflar.


Sarılamayan yara kalmaz sayende

Çıkar gözetmeksizin sen bu gayende,

Kimsesizi güldürdük biz sayende,

Hizmet abidesi yüce vakıflar.


Amacın hep hizmet etmek insana,

Yardımını esirgemedin bana,

Nice saygı, nice hürmet hep sana,

Hizmet abidesi yüce vakıflar.


Hakkı ÇEBİ


VAKIFLAR HAFTASI – GÜZEL SÖZLER


Vakıf; yorgunu dinlendiren misafirhane, yetimi barındıran yurt, yoksulu güldüren yuvadır.


Vakıf kurumu; insanın insana, hatta insanın tüm canlılara sunabileceği hizmetin tümüdür.


Veremle Savaş Eğitimi Haftası

VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI


İnsanların sağlığı için en tehlikeli hastalıklardan biri de veremdir. Verem hastalığına halk arasında ince hastalık, tıp dilinde tüberküloz denir. Bulaşıcı bir hastalık olan verem mikrobunu Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur. Onun için verem mikrobuna Koch Basili denir.


Bu mikrop insan vücuduna solunum ve sindirim yoluyla girer. Çabuk fark edilip önlem alınmazsa vücudu kemirir, zayıflatır. Ölüme neden olur.


Mikroplar hangi organa yerleşirse hastalık o organın adı ile anılır. Akciğer veremi, kemik veremi, gırtlak veremi, deri veremi, ilik veremi.. gibi.


Verem, insandan insana, hayvandan insana geçer. En yaygın olanı akciğer veremidir. Tıp bilimi ilerledikçe verem mikrobunu yok edici ilaçlar yapıldı. İnsanları bu hastalıktan korumak için aşılar bulundu. Verem aşısına B.C.G. aşısı denir.


Verem aşısı ülkemizde ilk kez 22 Aralık 1952 tarihinde yapılmaya başlanmıştır. Bu aşıyı sağlık kuruluşlarında bütün insanlar ücretsiz olarak yaptırabilir. Zaman zaman kent, kasaba ve köylerde B.C.G. aşı kampanyaları açılır, aşı yapılır. Bu aşı okullarda öğrencilere de uygulanır.


B.C.G. aşısı yapıldığında verem mikropları vücudumuza girse de bizi hasta etmezler. Son yıllarda verem hastalığı ile yapılan savaş başarıya ulaşmış, hastalık önemli ölçüde azalmıştır.


Yurdumuzda veremle savaşmak, kişilerin vereme yakalanmasını önlemek, hasta olanları sağlığa kavuşturmak amacı ile Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur..verem Savaş Dernekleri; halkı verem tehlikesine karşı uyarır. Onları bu konuda aydınlatır. Hastalanmamak içi neler yapılması, nelerin yapılmaması konusunda bilgi verir.


Veremli hastaların sanatoryum denilen verem hastanelerinde iyileştirilmelerini sağlar. Ayrıca zayıf yapılı, kolaylıkla vereme yakalanabilir kişilerin prevantoryum denilen dinlenme yerlerinde bakımlarına yardımcı olur.


VEREMDEN KORUNMAK İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER


Havasız yerlerde kalmamalıyız.

Dengeli beslenmeliyiz.

B.C.G. verem aşısını yaptırmalıyız.

Veremli hastaların eşyalarını kullanmamalıyız.

Veremli hastanın tabağından yemek yememeli, bardağından su içmemeli, kaşık ve çatallarını kullanmamalıyız.

Öksüren, hapşıran insanlardan uzak durmalıyız.

Açık ve temiz havada dolaşmalıyız.


VEREM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ


Geceleri terleme ve hafif ateşlenme,

Kesik kesik öksürükler,

Halsizlik ve devamlı yorgunluk hali.

İsteksizlik

İnsan vücudunda zayıflama belirir. Zayıflama ilk iki ay içerisinde yavaş, sonraki aylarda daha hızlı görülür.


VEREM AŞISINI BULAN (Robert Koch)


Robert Koch 1843 Aralığında Orta Almanya’nın bir köyünde doğdu. Bu dağ köyünde çocuklar oyun oynamak için kalabalık gruplar meydana getirirlerdi. Bir madencinin oğlu olan Koch da bunlarda biriydi, fakat bu çocuk bütün arkadaşları gibi gruplar içinde oynamanın yanı sıra sık sık yalnız başına kalıp çevresini incelemekten çok hoşlanırdı. Robert Koch çiçeklerin, böceklerin adlarını öğreniyor, kelebekleri inceliyor ve bu hayvanları hareket ettiren gücü araştırıyordu. Bir hamam böceği nefes alıp verebiliyor muydu ? Yüreği var mıydı ? Küçük Koch gelecekte bunları öğrenmeyi kafasına koymuştu.


İlk, orta öğrenimini başarıyla tamamladıktan sonra Tıp Fakültesine yazıldı. Ciddiliği ve çalışmasıyla dikkati çekiyor, eğlenceye hiç zaman ayırmayarak durmadan okuyor ve sistemli bir şekilde araştırıyordu. 1862’de Tıp Fakültesini başarıyla bitirerek Hamburg Hastanesi doktor yardımcılıklarından birine atandı.


Sabırlı, çalışkan bir kişi olan Doktor Koch, çevresindeki insanların kendisine üstün bir değer verdiklerini görüyor ve bu saygıyı kötüye kullanmayarak tükenmez bir çabayla araştırmalarına devam ediyordu. İnsanların hastalıkların pençesine düşmelerinden, birden bire sararıp solarak mum gibi eriyip gitmelerinden hayrete düşüyor, bunun nedenlerini öğrenmek istiyordu.


Bu soruların cevaplarının laboratuarındaki mikroskopta gizli olduğunu biliyordu. 1880 yılında Berlin Sağlık Kurulu’na atandı. Bu atama onun araştırmalarını genişletmesine yaradı. Gerçekten de işe başladıktan iki yıl sonra verem hastalığıyla ilgili ilk önemli araştırması yayınlandı.


1882 yılında bir gece hasta bir akciğer parçacığının dokuları içinde boyama usulüyle kahverengine boyanmış bir çok canlının kıpırdadığını gördü. İşte bunlar insanların bela olan verem hastalığının mikrobuydu.


Bu önemli buluş bütün dünya bili alanında büyük bir ilgiyle karşılandı ve büyük yankılar uyandırdı. Bu arada bir çok bilgin ve doktorla birlikte Hindistan, Afrika ve Japonya’ya geziye çıkan Koch, uyku hastalığı, malarya, tifüs gibi hastalıklar üzerinde incelemeler yaptı. Kolera hastalığını meydana getiren vibrion basilini buldu. Bütün bu keşiflerinden ötürü de 1905 Nobel ödülünü kazandı.


Yaşadığı sürece tıp konusundaki araştırmalarıyla insanlığa hizmet eden, bir çok eser yayımlayan Dr. Koch, 67 yaşındayken 1910 yılında kalp yetersizliğinden öldü


VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI – KONUŞMA


SEVGİLİ ARKADAŞLAR!


Halk arasında ince hastalık olarak bilinen verem hastalığına, tıp dilinde tüberküloz denilmektedir. Verem mikrobunu ilk kez Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur. Bu nedenle verem mikrobuna Koch Basili denir.


Verem mikrobu insan vücuduna solunum veya sindirim yoluyla girer. Tedavi edilebilen verem hastalığı, eğer erken teşhis edilmezse ölüme sebep olabilir. Veremden korunmak için BCG aşısı olmamız gerekir. Aşı olduktan sonra vücudumuza verem mikrobu girse bile hasta olmayız. Verem aşısı aslında, zayıflatılmış verem mikrobudur. Aşı yoluyla giren bu mikropları kolayca yenen vücudumuz bağışıklık sistemini güçlendirmiş olur.


Verem mikrobu hangi organa yerleşirse o organın adı ile anılır. Örneğin Akciğer Veremi, Kemik Veremi, Gırtlak Veremi, İlik Veremi gibi. Bunlar arasında en yaygın olanı Akciğer Veremidir. Verem mikrobu insandan insana, hayvandan hayvana geçer.


Verem hastalığına karşı halkı aydınlatmak ve bu hastalığa yakalananları sağlıklarına kavuşturmak amacıyla Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur. Bu derneklerin çabaları ile yurt çapında Verem Savaş Dispanserleri ve Verem Hastaneleri açılmıştır. Verem hastalığının belirtileri şunlardır. Geceleri terleme, ateş, kesik kesik öksürük, halsizlik ve sürekli yorgunluk halidir.


Veremden korunmak için; havasız yerlerde kalmamalı, dengeli beslenmeli ve BCG aşısı olmalıyız. Veremli hastaların eşyalarını kullanmamalı, onların yemek tabağından yemek yememeli, bardağından su içmemeliyiz. Öksüren ve hapşıran insanlardan uzak durmalı, açık ve temiz havada dolaşmalıyız.


Hepinize sağlıklı uzun ömürler dilerim.


(Ev ve Sınıf Etkinlikleri Antolojisi Kitabı)


VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI – ŞİİRLER


VEREM HAFTASI


Çok sağlıklı olmalı,

Veremle savaş için.

Hep neşeyle dolmalı,

Veremle savaş için.


Temiz hava almalı,

Tabiata doymalı,

İyi gıda almalı,

Veremle savaş için.


Mikrobundan kaçmalı,

Pencereyi açmalı,

Eve ışık saçmalı,

Veremle savaş için.


Ne söz dinler ne de saz,

Bundan iyi şey olamaz.

Yemeğe etmemeli naz,

Veremle savaş için.


Güzin KAYTANLI


VEREMLE SAVAŞ


Karar verdik ulusça

Veremi yok etmeye.

O da tam sıtma gibi,

Yüz tutuyor bitmeye.


Sayısız dernek kurduk

Yurt içinde her yana.

Aşılarla saldırdık

Verem denen düşmana.


Gözlerimiz açıldı,

Artık millet uyandı.

Köy, kasaba her bucak,

Ne güzel aydınlandı.


Yıkacağız yakında

Gizli kalelerini.

Karar verdik and içtik,

Yok etmeye veremi.


İ. Hakkı TALAS


VEREMDEN KORKMA


Doğduğum gün yapılmış

Verem aşısı bana.

Okulda da yapıldı

Büyüyünce koluma.


Gençlere, yaşlılara

Sezdirmeden sokulur,

Bir fırsatını gözler,

İnsanı yere vurur.


Neden korkacakmışım

O çirkin hastalıktan,

Kurallara uyarsam

Geçmez bile yanımdan.


Günümüzde ilaçlar

Veremi engelliyor,

Doktorlar sabah akşam;

Veremden korkma! diyor.


Korkmuyorum veremden,

Çünkü aşılıyım ben,

Sen de aşılan kardeş,

Sen de canavarı yen.


Sait KIRKGÖZLÜ


VEREM SAVAŞI


Görebilsem milletimi verem için savaşta,

Her gönülde aynı gaye, aynı fikir her yaşta,

Birleşerek ”Verem” denen canavara saldırsak,

Ocaklardan, yuvalardan vücudunu kaldırsak…

Genç,ihtiyar,kadın,erkek hep seferber,hep tatlı,

Olabilsek bütün millet, demir gibi sıhhatli…

Ümitlerin, gecelerden şafakları bir atsa,

Hastaneler, dispanserler kapısını kapatsa,

Rengi soluk benizlere, çehrelere kan gelse,

Vatanımdan; hayat,sıhhat,gürbüz nesil yükselse.

İnleyenler yataklardan kalksa bir gün gülerek,

Şakaklardan,dudaklardan,git artık soluk renk…

Her gönülde aynı fikir,aynı gaye her başta,

Görebilsem milletimi verem için savaşta.


İ. Hakkı TALAS


VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI – GÜZEL SÖZLER


Güneş girmeyen eve doktor girer.


Güneş ve temiz hava, verem mikrobunun düşmanıdır.


İnsan veremli doğmaz, doğduktan sonra verem mikrobunu başkalarından alır.


Alkol, veremin en yakın dostudur.


Vergi Haftası

VERGİ HAFTASI

Mart Ayının Son Haftası


Kamuoyunda sağlıklı bir vergi bilincinin oluşturulması ve toplumun tüm kesimlerine benimsetilmesi için 1990 yılından itibaren her yıl Mart ayının son haftası “Vergi Haftası” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.


Vergi nedir?

Vergiyi kısaca devletin gerçek ve tüzel kişilere yüklediği ekonomik yükümlülük, olarak açıklayabiliriz. Devletin bizlere yani vatandaşlara yüklediği bu ekonomik yükümlülüğün asıl işlevi, devlet harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık gibi altyapı hizmetlerini sağlayabilmektir. Vergi ödemenin en temel ilkelerinden biri, toplumsal sınıf farkı tanımadan tüm vatandaşların bu görevi yerine getirmeleridir.


Kim, ne kadar vergi öder?

Devletin belirlediği vergileri öderken, vergi ödeyen kişilerin, kamu hizmetlerinden yararlanma düzeyi kesinlikle göz önünde bulundurulmaz, bu tamamen kişilerin ödeme gücüyle orantılı bir paylaşımdır. Yani, A ile B’nin devletten yararlandığı hizmetler kesinlikle göz önünde bulundurulmamaktadır. Vergiler ödenirken devlet, sadece vatandaşlarının gelir düzeyine bakar ve kişilerin ödeme gücüne bağlı olarak bir ödeme sistemi geliştirir. A’nın aylık gelirinin B’den daha fazla olduğunu düşünürsen A, B’ye oranla devlete daha fazla vergi ödeyecektir.


Vergilendirmenin asıl işlevleri nelerdir?

Devlete kaynak yaratarak, yatırım ve harcamalarını karşılanmasını sağlar. Büyümeye katkıda bulunarak, gelir ve servet paylaşımını düzenler. Devletin sağlamakla yükümlü olduğu sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri ve altyapı hizmetlerinin gerçekleşmesini sağlar.


Vergi türleri nelerdir?

Vergiler, dolaylı vergi ve dolaysız vergi olarak genel bir şekilde ikiye ayrılır.


Dolaylı vergi; kişilerin devletten bir hizmet almaları veya bir malı satın almaları sonucunda meydana gelir. Örneğin; oturduğun semtin marketinden aldığın çikolata ve meyve sularını alırken bile, devlete belli bir oranda vergi ödersin. Bu vergileri, K.D.V. ve Tekel vergisi olarak da sayabilirsin.


Dolaysız vergi ise, ticaret ile uğraşanların kazandıklarından veya bir iş yerinde ücretli olarak çalışan memur ve işçilerin ücret ve maaşlarından kesilen vergidir. Bir örnek gerekirse, anne veya babanın çalıştığı iş yerlerini düşünebilirsin. Devlet, anne ve babanın her ay aldığı maaşın belirli bir oranı kadar vergi alır. Devlet, bu vergileri çalışan ve maaşı olan her vatandaşından keser.


Vergi ödemenin yararları nelerdir?

Aynı ülkede yaşayan, devletin sunduğu hizmetlerden yararlanan vatandaşlar olarak hepimizin devlete vergi ödemesi gerekir. Bu ödediğimiz vergiler ile devlet bizlere çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Devlet, vatandaşlarının çok daha rahat yaşayabilmesi için, biz vatandaşlardan aldığı vergiler ile halkına çeşitli kullanım olanakları yaratır. Bu olanakları, eğitim aldığın okulu yaptırmak, kullandığın suyu veya televizyon seyredebilmen için harcadığın elektriği evine getirmek olarak sayabiliriz. Vergi ödemek, bir ülkede yaşayan her vatandaşın en kutsal görevlerinden biridir. Devletin de bu vergilerden topladıklarıyla en iyi şekilde hizmet sunması da, vatandaşlarına karşı yerine getirmesi gereken en önemli görevlerden biridir.


Yangından Korunma Haftası

YANGINDAN KORUNMA HAFTASI


AÇIKLAMA -1-


Ateşin denetimden çıkıp gittikçe büyümesine yangın denir.


Yurdumuzda her 25 Eylülü izleyen hafta Yangın Haftası olarak değerlendirilir. Hafta süresince çeşitli yayın organları ile halka, okullarda öğrencilere yangının zararları anlatılır. Korunma yolları ve alınması gereken önlemler belirtilir.


Yurdumuzda itfaiye örgütü kurulmadan önce Davud isimli biri Fransa’da gördüğü Didon denilen yangın tulumbasından esinlenerek, ilk yangın söndürme aracını yaptı. Tulumbayı taşıyan, yangını söndüren kişilere Tulumbacı denirdi. Her mahallenin tulumbacıları ayrı idi. Kentin bir yerinde yangın çıkınca, tulumbacılar, tulumbalarını sırtlarına alır, bağıra bağıra koşarak yangın yerine giderlerdi.


Ülkemizde ilk yangın söndürme örgütü 1914 yılında kuruldu. Yangın söndürme örgütüne İtfaiye, yangını söndüren görevlilere de İtfaiyeci denir.


Eskiden kentin yüksek bir binasının tepesinde ya da yangın gözlemek için özel olarak yapılmış bir kulede gözcü bulunurdu. Herhangi bir yerde çıkan yangını gözcüler, tulumbacılara bildirir, tulumbacılar da tulumbayı sırtlar, sokaklarda bağıra bağıra yangın yerine gelirler ve yangını söndürürlerdi.


Yangın söndürme görevi 25 Eylül 1923 tarihinde belediye hizmeti olarak kabul edildi. Bugün belediyelerde ve büyük endüstri kuruluşlarında itfaiye örgütü vardır.


İtfaiyenin yangın söndürmede kullandığı araçlar şunlardır:


İçi su dolu tankerler,

köpük depolanan ve püskürten aygıtlar,

üstünde birbiri içine giren, açıldığında çok yükseklere uzanan merdiven bulunan taşıt araçları,

kazma,

kürek,

ip,

çengel,

hortum ve

benzerleridir.

Bilim ve tekniğin ilerlemesiyle motorlu araçlarda ve yapılarda itfaiye gelinceye dek kullanılan yangın söndürme tüpleri yapıldı. Yangın anında bu tüpleri kullanabilmemiz için, nasıl kullanıldığını ve nerede bulunduğunu bilmemiz gerekir.

Yangın çıkar çıkmaz komşularımıza haber verip onların yangına karşı önlem almasını sağlarız. Böylece komşularımız yangından zarar görmemiş olurlar. Yangının söndürülmesinde de bize yardımcı olurlar.


Yangın çıktığında bu ilk girişimlerle birlikte, yangının çıktığı yeri, varsa itfaiye örgütüne bildirmemiz gerekir. Yanma olayının nedeni, havada bulunan oksijendir. Yangın çıkar çıkmaz yakınımızda yangın söndürme tüpü varsa onu kullanarak ateşin üstünü köpükle kapatmalıyız. Tüp yoksa ateşi kum, halı, kilim, battaniye vb. ile örtüp hava almasını önlemeliyiz. Biz bu önlemleri almakla ateşin hava ile olan ilişkisini kesmiş oluruz. Böylelikle hava içinde bulunan oksijen ateşle birleşemez. Yangın olayı da sona erer.


Yangının Başlıca Nedenleri:


Yanan soba kapağının açık bırakılması,

Sigaranın söndürülmeden atılması,

Gaz lambası veya mumun yanık bırakılması,

Çıplak elektrik tellerinin birbirine değmesi,

Orman ve korularda yakılan ateşin iyice söndürülmeden bırakılması,

Kibrit ve ateşle oynanması,

Yanıcı, patlayıcı maddelerin bulundukları yerde sigara içilmesi,

Yanan kibritin yere atılması… gibi nedenlerdir.

Dikkatsizlik yüzünden küçücük bir kıvılcımın başlattığı yangın bir mahalleyi yakar, kül eder. Orada yaşayanların ölmesi, yaralanması, evsiz kalması sonucunu doğurur. Ormanda çıkan yangın kısa sürede büyük orman alanlarını yok eder. Geriye verimsiz ve çorak topraklar kalır. İşyerlerinde, fabrikalarda, atölyelerde çıkan yangınlar binaların, makinelerin, tezgahların, fabrika depolarında bulunan malların yok olmasına ve çalışanların işsiz kalmasına neden olur.


Yangına karşı işyerleri, evler, eşyalar, ürünler sigorta ettirilmelidir. Bu durumda yangından zarar görenlerin zararları sigorta şirketlerince ödenir.


Yangınların çoğu dikkatsizlik sonucunda çıkmaktadır.


Bu hafta içinde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Yangın çıkmaması için dikkatli olalım. Gerekli önlemleri alalım.


AÇIKLAMA -2-


Deprem, sel ve yangın gibi felaketler; insanların hem canına, hem malına zarar verirler.


Yangın en tehlikeli felakettir. Önüne çıkanı yakar, kül eder. Siler, süpürür, ortadan kaldırır. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlar, büyük zararlar doğurur. En küçük kıvılcımdan, korkunç yangınlar çıkar. Küçük bir odada çıkan yangın, önce eve yayılır, sonra komşu evlere, mahalleye ve kısa bir süre içinde de koskoca bir şehre yayılır.



Kısa bir anda yüzlerce bina yanar, kül olur. Eşyalar, insanlar, hayvanlar yanar, yok olur. Büyük maddi – manevi zararlar meydana gelir.


Hele orman yangınları daha çoktur. Ülkemizin milli serveti olan ormanlar yok olur. Okullarda, radyo ve televizyonlarda yangınla ilgili konuşmalar yapılır. Gazete ve dergilerde bu konuda yazılar yayımlanır. Yangının yaratacağı ve yarattığı zararlar halka anlatılır. Öğrencilerin, bu konuda daha dikkatli olmaları istenir. Yangından korunma yolları öğretilir. Herkese yangın hakkında bilgi verilir.


Yangın dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar. Çocukların ateş ve kibritle oynamaları, insanların ormanların içinde gelişigüzel ateş yakmaları büyük yangınlara sebep olur.


Yangından korunmak için ateşle oynamamalıyız. Yanmakta olan ocakta, mangalda ve sobada etrafa ateş parçaları düşürmemeliyiz. Yaktığımız kibriti söndürmeden atmamalıyız. Evde, okulda ve benzeri yerlerde elektrikle oynamamalıyız. Arıza yapar, yangına sebep olur.


Dışarılarda başıboş yanan ateşi toprak, kum örterek, su dökerek söndürmeliyiz. Her binada yangına karşı tedbir almalıyız. Binalarda kum ve su kapları, yangın baltaları, kazma ve kürek bulundurmalıyız. Yangın çıkınca, durumu hemen itfaiyeye bildirmeli, itfaiye gelene kadar yangının büyümesini, yayılmasını engellemeliyiz.


Yangından zarara uğrayanlara Kızılay yardım eder. Böyle bir felakete uğrayan kimselere, Kızılay’ın yardımını beklemeden herkes yardım etmelidir. Hele komşular daha önce yardıma koşmalıdır.


ÜÇÜNCÜ KATTA ÇIKAN YANGIN


Odanın içinde bir yanık kokusu. Hemen anlar kadın.


“Yusuf, kalk, kalk. Yanıyoruz.” Hemen fırlar kadın.

“Şamdan nerede, şamdan?” Mumu yakar.


Oda kapısını açmasıyla kapaması bir olur. Dışarıdan içeriye öyle bir duman saldırır ki, gözlerinin içi yanan kadın “ayy” diye bağırır ve aksırmaya başlar. “Yanıyoruz. Alt kat da tutuştu. Kalkın çocuklar.” Fakat nereye kaçacaklar? Üçüncü kat.


“Yusuf, Yusuf” Adam şaşkın. Sanki direk. Odanın ortasına saplanmış duruyor. “Zehra, baba, çocuklar.”

Kadın bir daha kapıya koşuyor. Fakat gene açmasıyla kapaması bir oluyor.

Bu sefer merdivende alev görüyor ve pencereye koşup avazı çıktığı kadar bağırıyor. Komşular uyanıyorlar. Sokakta bir gürültü kopuyor. Her pencereden bir çığlık, aşağıda komşular.


“Cayır cayır yanacağız, imdat !..” diye bağırıyor kadın. Yalnız karşıki evde, üst kat pencerelerden ona seslenen Koltukçu İbrahim Efendi: “Eda Hanım diyor, sık dişini, şimdi itfaiye gelecek. Çarşaf tutarlar, atlarsınız. korkma, gelecek itfaiye.” Kadın çılgına döner. Babuş ağlar, bağırır. Yusuf’la Zehra’da ses yok. İkisi de put. Eda Hanım bir kapıya, bir pencereye koşar. Sonra kocasının yanına yürür: “Yusuf. Sersem !.. Yaktın bizi. Kim bilir şamdanı nasıl tuttun ? Perde mi tutuştu. Ne oldu ? Yanıyoruz. Hep birden yanacağız şimdi, cayır cayır.”


Yusuf, kalbi de var onun; elini göğsüne götürüyor. Nefes alamıyormuş gibi bir hali var. Sokakta gürültü, telaş, kıyamet. Odanın içini korkunç bir sıcaklık kaplıyor. Duman doluyor içeriye. Şimdi tutuşacaklar. Artık gözlerini açamaz oluyorlar. Babuş’un sesi de kesiliyor. Boğuldu mu oğlan? “Evladım, evladım.”


Eda Hanım gözlerinin içi yanarak, elinde şamdan, çocuğa doğru koşarken mum sönüyor. Zifiri karanlık. Alt kattan ve merdivenden çatırtılar geliyor. Tutuşan tahtaların çatırtısı. Eda Hanım bayılmak üzereyken itfaiyenin çanlarını duyuyor ve pencereye koşuyor.

“Çabuk, a dostlar, çabuk, yanıyoruz, kül olacağız şimdi.” Aşağıdan ona bağırıyorlar. Fakat ne söylediklerini anlamıyor. Eğilip bakıyor. Orta katın pencerelerinden alevler fışkırmakta. Gene haykırıyor, haykırıyor. Koltukçu İbrahim Efendi’nin sesi ona: “Korkma, çarşaf geriyoruz. Önce çocuklar, sonra siz.” diyor. “Kim o? Kimsin sen?” “Biz itfaiye. Korkma hanım, önce çocuklar atlasın. Haydi çabuk.”


Eda Hanım, yanıbaşına kadar gelen Babuş’u kapıyor, pencereden aşağı fırlatıyor. Gene aynı ses : “Tamam, kurtuldu o, şimdi öteki.” Arkasından Zehra Hanım atlıyor. Sonra Eda Hanım, fakat çarşafın üstüne düşer düşmez bayılıyor.


Peyami SAFA


YANGINDAN KORUNMA HAFTASI – ŞİİRLER


YANGIN VAR


Çevrildi sıfır sıfır,

Bir ses dedi: Çabuk yangın !

Arazözler hazırlandı,

Dan, dan dedi sesi çanın.


Çatısından alev almış

Eski bir köşk kavruluyor,

Çatır, çatır çatırdayan

Duvar, tavan devriliyor.


Pencerede bir anne var,

“Yavrum, yavrum”, diye ağlar

Çılgın gibi bağırırken,

Yıkılır kalın duvarlar.


Arazözler yetişince,

Hortumlar, sıktı suyu,

Harcandı hep birer birer,

Sarnıç, depo, havuz, kuyu.


Bir tarafta can pazarı,

Her tarafı sarmış alev !

Bir de genişlerse yangın

Korku dolaşır ev ev.


Yangın için dikkatli ol,

Kibrit yakma, çakmak yakma.

Tutuşturma kağıt mağıt,

Karşısına geçip bakma.


Bir kıvılcım yangın demek,

Yangın ise bir felaket.

Elde değil olmaması,

İtfaiye var bereket.


Mümtaz Zeki TAŞKIN


YANGIN


Ateşle oynamışlar,

İki kardeş bir ara.

Odalarını sarmış,

Dumanlar kara kara.


İtfaiye gelmiş de,

Söndürmüş bu yangını.

Tutuşan yuvaları

Olmadan kül yığını.


Bütün oyuncakları,

Birer birer yanmışlar.

Yavrucaklar korkudan,

Düşünüp hastalanmışlar.


Doktor ikisine de,

Yetiştirmiş ilacı.

Yangınlar ölüm gibi.

Pek acıdır, pek acı.


Tevfik ÖZBEN


YANGIN


Telefon yokken kentlerde,

Yangın çıkınca bir yerde,

Dumanı, ilk gören adam

Seçerek yüksek bir dam:

Yangın vaar!” diye inlerdi.

O, ne korkulu günlerdi

Çoluk, çocuk, hoca, hacı,

Bir o kadar tulumbacı,

Takır takım koşarak,

Yangın yerine giderdi.

Çoğu kez onlar gelmeden,

Yangın evi kül ederdi.

İtfaiye kuruldu da

Yangın derdi sona erdi.


Mehmet Necati ÖNGAY


Yaşlılar Haftası

YAŞLILAR HAFTASI

18 – 24 Mart

Ülkemizde her yıl 18–24 Mart tarihleri arası “YAŞLILAR HAFTASI” olarak kutlanmaktadır.


Her insan için değişik mana ve önem ifade eden yaşlılık, hayatın çok özel bir dönemidir. Yaşlılarımız dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır. Yaşlılık dönemi itibar gerektirmektedir bu aynı zamanda bir minnet borcudur. Yaşlı bireylerin toplumla bütünleşmesi, daha aktif olması ve yaşama bağlı kılınmaları gerekir.


Bir ömrün büyük kısmını topluma ve ülkeye hizmetle geçirmiş insanların, yaşlandıkları ve bakıma muhtaç oldukları dönemde ömürlerinin sonuna kadar insan onuruna yakışır bir şekilde bakım talep etme hakları vardır. Ailelerinden ve çocuklarından bu hizmeti çeşitli nedenlerle alamayanlara bu hizmet imkânlar ölçüsünde Devletimiz tarafından verilmektedir.


Devleti halka hizmet etme aracı olarak gören hükümetler, bir sınıf ve kesimin değil, bütün vatandaşlarımızın refah ve mutluluğunu sağlayacak sosyal politikalar yürütmeyi, bu bağlamda yoksullar, bakıma muhtaç yaşlılar, çocuklar ve işsizler için özel programlar oluşturmayı, zor durumdaki vatandaşlarımıza, terkedilmiş ve kimsesizlik duygusu yaşatmamayı hedeflemelidir.


Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğümüz, insanımızın değer yargıları arasında var olan yaşlıya sevgi, dayanışma ve saygı yaklaşımını, değişen toplum yapısı içinde ve bilimin ışığında profesyonelce hizmet alanlarına taşıyarak yaşlı vatandaşlarımıza götürülecek hizmetlerin kalitesini ve çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmaları sürdürmelidir. Devletimizin sağladığı imkânlar ve sunduğu hizmetlerin her geçen gün daha mükemmel hale getirilmesini sağlamak öncelikli hedefi olmalıdır.


Ancak devletimizin çalışmaları yaşlılarımızın sorunlarının çözümü ve toplumda hak ettikleri yeri almaları konusunda tek başına yeterli değildir. Toplumda bu bilincin yerleşmesi, bugüne kadar olduğu gibi gönüllü kuruluşlarımızın ve yurttaşlarımızın katkıları ile yaşlılarımıza daha iyi yaşama koşullarını sağlayabiliriz. Yaşlılarımıza ve onların sorunlarına sahip çıkmak insanlık ve yurttaşlık görevimizdir.


“Bizleri bugünlere ve geleceğe hazırlayan yaşlılarımız için hayatı kolaylaştırmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak devletimizin öncelikli görevleri arasındadır.”

Unutmayın ki bir gün herkes yaşlanacaktır.

Büyük Atatürk ne demiştir “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur.”


Bu duygularla tüm büyüklerimizin Yaşlılar Haftasını kutluyor, minnet ve şükran duygularımla yaşam sevinçlerinin hiç kaybolmadığı sağlıklı ve mutlu günler temenni ediyor, sevgi ve saygılar sunuyorum.


YAŞLILAR HAFTASI – ŞİİRLER


YAŞAMDAKİ BASAMAKLAR


Bebek:

Daha çok küçüğüm sütümü verin,

Oynamak isterim, bebek getirin.

Hastayım, derdimi diyemem öyle,

Doktorlara hemen beni götürün.


Çocuk:

Ben bebek değilim yalnız oynarım,

Bardağı, çatalı kendim tutarım.

Beni küçük sanma yaşım yedidir.

Hele çantam gelsin derse koşarım.


Genç:

Yerde savururum gökte yerim ben,

Bu konuda yoktur hiçbir kederim.

Baba kesesinden hepten giderim,

Olsaydı yanımda bir de sevgilim…

Yaşlıya saygı mı, duymadım onu,

Ben kendim bulurum kendi yolumu.

Kim bana verdi ki, ben de vereyim,

Uzatmam elimi, vermem kolunu.


İhtiyar:

Ben de gençliğimde böyle diyordum,

Yerde kazanarak, gökte yiyordum.

Vücudum yaşlandı, olmuyor artık,

Genç kuşaktan, anlayış bekliyorum.

Ben geldim sonuma, onlar da yolda,

Her şey boşa imiş, yalan dünyada.

Sen de hesap eyle yanlışlar yapma!

Bir gün yaşlanırsın, dönersin bana.


İbrahim ŞİMŞEK


Yeni Yıl – Yılbaşı

YENİ YIL


Aralık ayının son günü gece yarısından sonra yeni bir yılın ilk günü başlar. Ocak ayının birinci gününden Aralık ayının 31. günü gece yarısına kadar geçen süreye bir yıl denir.


Dünyanın; biri Güneş, öbürü kendi ekseni çevresinde olmak üzere iki türlü hareketi vardır. Dünyanın Güneş çevresinde bir kez dolanması bir yılda tamamlanır. Bu hareketten mevsimler oluşur. Dünyanın kendi çevresinde dönmesinden gece – gündüz meydana gelir.

Dünyamız Güneş çevresindeki dolanımını 365 gün 6 saatte tamamlar. Her yıl 365 günden artan 6 saatler 4 yılda bir 24 saat, yani 1 gün eder. Bu bir gün 4 yılda bir Şubat ayına eklenir. Böylelikle, 28 gün olan Şubat ayı 4 yılda bir 29 gün olur. Buna artık yıl denir. 4’le bölünebilen yıllar artık yıldır.


Dünyamız Güneş çevresinde dolanırken yumurta biçiminde bir yol izler. Bu yola dünyanın yörüngesi denir. Yerkürenin içinden geçip, kutupları birleştirdiği varsayılan eksen dünyanın yörüngesine dik değildir. 23,5 derece eğik durumdadır. Bu nedenle Dünya üzerindeki herhangi bir yere Güneşin ışınları yıl boyu aynı eğimle gelmez. Yılın kimi zamanları ışınlar dik olarak gelir. Bu yörelerde gündüzler uzun, havalar sıcak olur. Kimi zaman ışınlar eğik gelir. Bu durumda da gündüzler kısa, havalar soğuk olur. Bu sıcaklık ayrımları mevsimleri oluşturur. Bir yılda dört mevsim vardır.


Sonbahar 23 Eylül – 21 Aralık

Kış 21 Aralık – 21 Mart

İlkbahar 21 Mart – 21 Haziran

Yaz 21 Haziran – 23 Eylül


21 Mart ve 23 Eylül’de gece ile gündüz birbirine eşit olur. 21 Aralık’ta en uzun gece, en kısa gündüz, 21 Haziran’da en uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.


İnsanlar tarihin ilk çağlarından beri olayları zaman içinde kolaylıkla belirlemek için yılı aylara, ayları haftalara, haftaları günlere bölmüşlerdir. Bu düzenlemeye takvim denir.


Her takvim önemli bir olayı başlangıç olarak almıştır. Örneğin; Müslümanlar, peygamberimiz Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç olayını takvim başı olarak kabul etmişlerdir. Buna göre düzenlenen takvime Hicri Takvim denir.


Bugün dünyada genel olarak kullanılan takvim, İsa Peygamber’in doğumunu başlangıç olarak alan Miladi Takvimdir. Bu takvimde İsa’nın doğumundan önceki yıllara MÖ (Milattan Önce), sonraki yıllara da MS (Milattan Sonra) denir. Geçmiş tarihler buna göre hesaplanır. Örneğin Büyük Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesi MÖ 365 yılında olmuştur. Bu: Roma İmparatorluğu’nun İsa Peygamberin doğumundan 365 yıl önce ikiye bölündüğünü belirtir. İstanbul’un İsa’nın doğumundan 1453 yıl sonra Osmanlılar tarafından alındığını belirtir. Ancak uygulamada MÖ’ler kullanılır. MS’ler ancak gerektiğinde kullanılır.


İnsanlar yaptıkları takvimlerde yılı 12 aya bölmüşlerdir. Bu 12 ayın 7 ayı 31 gün, 4 ayı 30 gün, Şubat ayı da 28 gün olarak hesaplanır. Her mevsim 3 aydır. Bir ayda 4 hafta, bir yılda 52 hafta vardır.


Bir hafta 7 gün, bir gün de 24 saattir. Bir saat 60 dakikadır. Saat zaman ölçüsü birimidir. Tarihlerin belirlenmesinde kolaylık sağlayan bir başka zaman ölçüsü birimi de yüzyıldır. Yüz yıllık zaman parçasına yüzyıl (Asır) denir. Çok eski olaylar kolaylık olsun diye yüzyıllarla belirlenir.


Yeni bir yıl başlarken : Biten yıl neler yaptığımızı, neler öğrendiğimizi gözden geçiririz. Çevremize yararlı olup olmadığımızı, zamanımızı iyi kullanıp kullanmadığımızı düşünürüz.


Her yeni yıl; yeni atılımlar, teni umutlar, kısaca yenilikler yılıdır. İnsanlık her yeni yılda tarihini yeni başarılar, yeni buluşlar, her alanda ilerlemelerle zenginleştirir.


Bizim de bu hızlı gidişe ayak uydurmamız, yeni yılda daha çok çalışarak daha başarılı olmamız gerekir.

Her yeni yılda yakınlarımızın, arkadaşlarımızın yeni yılını kutlarız. Yeni yılın başarılı, verimli olmasını dileriz.


DÖRT MEVSİM MASALI


Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş.


Nöbetçi:

― Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip duruyorlar.


Toprak Ana :

― Onları bana gönderin, demiş. Ben yalnızım, biraz da benimle otursunlar.


Nöbetçi Toprak Ananın isteğini krala söylemiş. Kral da “Peki” demiş. Toprak Ana bunun üzerine evine dönmüş, mevsim kardeşleri beklemeye başlamış.


Önce en küçük kardeş gelmiş. Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş. Toprak Anaya :

― Benim adım İlkbahar, demiş. Size ufak bir armağan getirdim.


İlkbahar, çantasını açmış, çantasından tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar çıkarmış.


Çok geçmeden ikinci kardeş gelmiş. Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış. Adı da Yaz’mış. Kardeşine :

― Haydi çekil bakalım, bak, ben geldim, demiş. Sonra po da çantasından çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler çıkarmış, bunları Toprak Anaya sunmuş.


Derken üçüncü kardeş gelmiş. Sarı sapsarı bir çocukmuş. Toprak Ana’ya :

― Ben sonbaharım demiş. Yalnızlığı, sessizliği çok severim, demiş. Sonra da kuşları kovmuş, her yeri sarıya boyamış. Ortalığa bir sessizlik çökmüş. Tam bu sırada dördüncü kardeş gelmiş. Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış. Bir yandan da :


― Benim adım kış, benim adım kış diye bağırıyormuş.


Dört kardeş de Toprak Ananın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş. Toprak Ana kızmış :

― Beni dinleyin, demiş. Ya sırayla gelin, evimde üçer ay misafir kalın, ya da çekilip gidin. Hepinizi birlikte istemiyorum.


― Bunun üzerine mevsim kardeşler düşünmüşler. Aralarında anlaşıp Toprak Anaya, “peki” demişler. İşte o günden beri sırayla geliyor, Toprak Anada üçer ay misafir kalıyorlar.


YENİ YIL – ŞİİRLER


12 AY


Yılın ilk ayı Ocak,

Kar yağar kucak kucak.


İkinci ay Şubattır;

Soğuğu pek berbattır.


Mart kapıdan baktırır,

Kazma kürek yaktırır.


Nisanda çiçek açar;

Sevinçle kuşlar uçar.


Mayısta kiraz yeriz,

Kuzuları severiz.


Haziranda yaz başlar.

Dağılır arkadaşlar.


Temmuz yakar, kavurur;

Ekinleri oldurur.


Ağustos harman ayı,

Sevinir köylü dayı.


Eylüle yoktur sözüm;

Getirir incir, üzüm.


Ekim ayı gelince,

Kapılırız sevince.


Kasımda yağmur bol,

Üşüme dikkatli ol.


Aralık yılın sonu,

Soğuktur eni konu.


Bu on iki arkadaş

Bizlere olur yoldaş.


Hepsi güzel, sevimli,

Çalışana verimli.


Tembeller ay, gün seçer,

Ömürleri boş geçer.


Rakım ÇALAPALA


YENİ YIL


Bir, iki, beş, on derken

Üç yüz altmış beş oldu.

Göz açıp kapamadan

Koskoca bir yıl oldu.


Her gün bir yaprak düştü

Takvimden yavaş yavaş.

Yıl bitti, şimdi biz de

Aldık birer yeni yaş.


― Yeni yıl kutlu olsun

Dedim de dün babama,

― Sağol, sevgili yavrum

― Dedi; unutma ama,


Çalışmak zorundasın

Bu yıl geçen yıldan çok

Artık kocaman oldun,

Boş vakit geçirmek yok.


Rakım ÇALAPALA