
DEVELENMEK: Sırt ya da omuzların tatlı tatlı kaşınması.
DEVRİK: Gömlek, ceket, bluz, tişört gibi giysilerin yakası.
DIKIM: Bir parça lokma.
DIKIZ: Yağını, suyunu çekmiş yiyecek.
DIRABAZAN: Ağaçtan yapılmış korkuluk.
DİBİLE: El içi büyüklüğünde, undan yapılan kıvrımlı hamur tatlısı.
DİŞDİRTMEK : Erkek çocukların, ayakta yaptıkları küçük abdestlerini uzak noktalara kadar ulaştırarak yapması.
DİKENCİK: 1. Saka 2. İlkbaharda dikenli bitkilerin diplerinden çıkan ve pişirilerek yenen taze sürgün.
DİKMEK: Kümes hayvanlarının ya da kuşların gagası.
DİRGEN : Ot çatalı.
DİVİR : Sağlıklı, dinç görünümlü.
DOKURCUM: İç içe çizilmiş kareler üzerinde üçleme yaparak sayı kazanılan, dokuzar taşla, karşılıklı, daha çok eskiden oynanan damagillerden bir oyun.
DOMA : Sakızın çiğnemesi sırasında içine hava vererek şişirilmesiyle oluşan şekli.
DOMUŞMAK: Surat asmak.
DÖKÜNTÜ: Hasat döneminden önce çeşitli nedenlerle kendiliğinden yere dökülmüş olan zeytin taneleri.
DUACI: Yağmur altında kalıp ıslandıktan sonra hastalanan eşeğin genellikle ölümle sonuçlanan hastalığı, eşek zatürresi.
DÜŞCÜKLENMEK: Elbise ya da kumaş yüzeyleri üzerinde oluşan küçük yün veya lif toplanmaları.
DÜMBEK: Darbuka.
DÜVENEK : Yalınayak gezme sonucunda ayak tabanında oluşan iltihap.
DÜVER: Yapılarda kullanılan kalın ağaç ya da dal parçası.
-E-
ENGÜCÜ: Sanırım, herhalde.
EBİLCEN: Zayıf, çelimsiz, büyümemiş bitki ya da bitkinin meyvesi.
EŞRELTİDEN: Basit, derme çatma, gelişigüzel yapılan iş.
EŞBAH: Şen şakrak ve girişken kişi.
EVİNSİZ: Özsüz, boş, kof, verimi olmayan.
EVİŞMEK: Acele etmek, gidilecek olan yere bir an önce hazırlanmak.
EVLEK : Bir dönümden az arazi ölçü birimi.
EVTİK: Oyalanmak, vakit geçirmek.
-F-
FASLAK : Yumuşak (Pamuklar için)
FATMAK : Kırmak, ezmek.
FETBAZ : Çekemeyen, kıskanç.
FİLDİRDEK : Hareketli, titrek, yerinde duramayan, havalı, cilveli, oynak.
FICITMAK : Sinirlenerek herhangi bir eşyayı atabildiği en uzak noktaya atmak.
FISMAK : Balon, top ya da araba lastiği gibi araçların içindeki havasının inmesi.
FINDIKI : Bordo renk.
FIŞKIN : Rüzgarlı yağmur.
FIŞKIRIK : Tütün, çiçek ya da sebze fidelerini sulamak için kullanılan içi geniş hacimli, ucu ince delikli süzekli kap.
FIYDIRMAK (Fıcıtmak) :Eldeki bir eşyayı hızla uzağa atmak.
FIYIK : Kuvvetli ve tiz ıslık.
-G-
GABARCIK : Olmamış taze incir.
GAÇIL : Kenara çekil.
GALGIMAK : Zıplamak.
GALLE : Sincapgillerden, küçük yabani bir hayvan, gelincik.
GAMAZ : Ani olarak kendi etrafında dönerek ortaya çıkan küçük çaplı rüzgâr.
GANARE : İşe yaramaz, işsiz, avanak, boş gezen.
GARIKMAK : Üşütme sonucu sesin normalden farklı çıkması durumu.
GARTLANKABAK: At ve eşek gibi hayvanları bilerek ürkütmek için küçük teneke kutuların içine ip bağlanarak yapılmış basit alet.
GARGAÇ : Karaağaç.
GASTAN-GASTANCIK : Yalandan.
GAVURTLAK : Naylonsu, yakıcı. (Kumaşlar için)
GELİNALI : Gelincik bitkisi.
GEMİRE : Soğuğa dayanıklı, pembemsi ve küllümsü kış üzümü.
GENCER : Eskiden Ramazan ve Kurban Bayramlarının ikinci ve üçüncü günleri Ödemiş’te yapılan çeşitli eğlence ve etkinliklere verilen isim.
GERNEŞMEK : Uyuşukluğu gidermek amacıyla kolları iki yana açarak esnemek, gerinmek.
GEVİK : Geveze.
GICIR : Lastik (1. İç giyimlerin beline takılan. 2. Kuş avlamak için kullanılan)
GINCIVIR : Edalı, işveli, nazlı, cilveli, oynak.
GİCİMİK : Çuvallanmış tahılgillerden insan bedenine bulaşan alerjik kaşıntı.
GİÇİŞMEK : Kaşınmak.
GİLİK : Çekirdek.
GİREŞİ : Pazar günü.
GİRENLENMEK : Havanın bulutlanmaya başlaması.
GORAF : Kez, defa, sefer.
GÖTLEK : Tembel ve miskin insan.
GÖTÜNCÜK : Geri geri gitmek.
GÖYNEK : 1. Eskiden erkeklerin kullandıkları şile bezinden dokunmuş atlet. 2. Yılanın bıraktığı dıştaki ince derisi.
GUZ : Kuzey.
GÜVER : Küçük soğan tohumu.
-H-
HAMLAMAK : El ve ayakların eldiven, çorap ve çizme gibi giyeceklerle sıkı giyinme sonucu havasız kalarak terlemesi, şişmesi veya kokması.
HANALTI : Köy evlerin bitişiğinde fazla eşyaları koymak, yemek pişirmek, küçükbaş hayvanları bağlamak gibi çeşitli amaçlarla kullanılan üstü örtülü bölüm.
HANAY : İki katlı ev.
HASIL : Hayvanlara taze ve yeşilken yedirilen arpa, buğday gibi yiyecek.
HARANI : Evin bahçesinde su, süt ısıtmaya ya da kurban bayramlarında et pişirmeye yarayan dışı islenmiş büyükçe bakır kap.
HARIM : Etrafı çitle çevrilmiş sebze, meyve bahçesi.
HAYE : Evet.
HEŞTİNMEK : Boş vermek, aldırmamak, aldırış etmemek.
HIKKIK : Solunum isteminde kendiliğinden oluşan kısa süreli ve istem dışı hıçkırık.

