Antisemitizmin Nedir? Ne demek?

 Antisemitizmin Putperest Kökeni


Anti-semitizm
Anti-semitizm

Çağımızda dünya barışını tehdit eden, masum insanların huzur ve
güvenliğini hedef alan ideolojilerin biri de
antisemitizmdir.
Yani,
Yahudilere karşı duyulan ırkçı nefret.

Antisemitizm 20. yüzyılda büyük felaketlere imza
atmıştır. Nazilerin
Yahudilere karşı gerçekleştirdikleri zulüm ve katliamlar kuşkusuz
bunların en korkuncudur. Bunun yanısıra dünyanın pek çok ülkesinde, pek çok
otoriter rejim
Yahudileri hedef almış ve zulme uğratmıştır. Faşist ideolojiye sahip
örgütler,
Yahudilere karşı kanlı saldırılar veya taciz eylemleri
düzenlemişlerdir ve bunun örnekleri günümüzde devam etmektedir.

Peki bir müslümanın antisemitizme
bakışı ne olmalıdır?

Cevap açıktır: Her müslüman, diğer tüm ırkçı ideolojiler gibi antisemitizme
de karşı çıkmalı, bu nefret idelojisiyle mücadele etmeli ve diğer tüm insanlar
gibi
Yahudilerin de haklarını korumalıdır. Her müslüman, İsrail’de veya
diasporada olsun dünya üzerindeki her
Yahudinin
özgürce yaşama, ibadet etme, kimliklerini koruma ve ifade etme haklarını
tanımalı ve savunmalıdır.

Günümüzde müslümanlar haklı olarak İsrail Devleti’nin işgalci,
zalim, mütecaviz politikalarını kınamaktadırlar. Ama İsrail’i kınamanın ve
İsrail’in resmi ideolojisi olan Siyonizm’i eleştirmenin, hiç bir şekilde
antisemitizmle
bir ilgisi yoktur. Siyonizme karşı çıkmamızın nedeni, Siyonizm’in bir ırkçılık
oluşudur.
Antisemitizme karşı çıkmamızın nedeni de aynıdır.

Antisemitizmin Gelişimi

 

Antisemitizm nedir; nasıl ortaya
çıkmıştır? Antisemitizm
kelime anlamı itibariyle “Sami düşmanlığı”nı ihtiva ediyor.

Hz. İsa’yı çarmıha gerenler Yahudiler
olduğu için Hıristiyanlık öğretisi temelden  Yahudi
karşıtlığıyla tanışmıştır. Hıristiyanlık inancında Yahudiler
“Godkiller-Tanrı katili” olarak anılmıştır. İznik Konsili Yahudileri lanetlemiştir. 1179 yılındaki
3.Lateran Konsili’nin Yahudilerle
birlikte yaşamaya cüret eden Hıristiyanların aforoz edileceğine karar vermesi
getto sisteminin dini temelini oluşturduGetto sisteminde Yahudiler şehrin dışında toplumsal
ilişkilerden uzak şekilde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Daha sonra da
belirteceğimiz gibi bu, Musevi toplumlarındaki yerelliğin oluşmasında etkili
olmuştur.

Antisemitizmin kökleri Hıristiyan-“Yahudi” medeniyetinde aranmalıdır.Hıristiyan-Yahudi ortak medeniyeti bünyesinde hem antisemitizmi hem de siyonizmi
bulundurmuştur.İkisi de üstün ırk mitine dayanır.Biri Siyon’a dayandırır mitini,biri
Olimpos’a.

 

Antisemitizm:Yeni
Putperestliğin Bir Ürünü

Hıristiyanlık öncesinde Avrupalı pagan kavimlerin inandığı hayali
savaş tanrılarından biri: Wotan

Antisemitizm hakkında bilinmesi gereken temel bir
gerçek, bu ideolojinin, hiç bir Müslüman tarafından benimsenmesi mümkün olmayan
pagan (putperest) bir öğreti oluşudur.

Bunu görmek için antisemitizmin
kökenlerini incelemek gerekir. Genelde “
Yahudi
düşmanlığı” olarak anlaşılan bu terimin asıl manası
“Samidüşmanlığı”dır,
yani Sami ırkından gelen, diğer bir ifadeyle “semitik” milletlere
karşı duyulan nefreti ifade eder. Sami ırkı ise temel olarak Araplardan,
Yahudilerden
ve diğer bazı Ortadoğu kökenli etnik gruplardan oluşur. Samilerin dilleri ve
kültürleri arasında büyük benzerlikler vardır. Örneğin Arapça ve İbranice
birbirine çok benzer.

Dünya tarihine etki eden ikinci büyük dil ve ırk grubu,“Hint-Avrupa”milletleridir.
Bugünkü Avrupa milletlerinin çoğu Hint-Avrupa kökenlidir.

Kuşkusuz tüm bu farklı medeniyetlere ve toplumlara Allah’ın
varlığını ve birliğini anlatan, O’nun emirlerini bildiren peygamberler
gelmiştir. Ancak yazılı tarihe baktığımızda, Hint-Avrupa milletlerinin çok eski
zamanlardan beri hep
putperest inanışlara sahip olduklarını
görürüz.
Yunan ve Roma medeniyetleri, bu medeniyetler
zamanında Avrupa’nın kuzeyinde yaşayan Cermenler, Vikingler gibi barbar
kavimler, hep çok ilahlı putperest inanışlara sahiptir. Bu nedenle bu toplumlar
ahlaki kıstaslardan tamamen yoksun kalmıştır. Şiddet ve vahşet meşru ve övülen
bir özellik olarak görülmüş,
eşcinsellik, zinagibi
ahlaksızlıklar
yaygın biçimde uygulanmıştır. (Hint-Avrupa medeniyetinin
tarihteki en önemli temsilcisi sayılan Roma İmparatorluğu’nun, insanların
arenalarda zevk için parçalandığı bir vahşet toplumu olduğunu hatırlamak
gerekir.)

Avrupa’ya hâkim olan bu putperest kavimler, ancak Sami ırkına
gönderilmiş bir peygamberin, yani Hz. İsa’nın etkisiyle Tevhid inancıyla
karşılaşmıştır. İsrailoğulları’na peygamber olarak gönderilen Hz. İsa’nın
tebliği, zaman içinde Avrupa’ya yayılmış ve
eskiden putperest olan
kavimlerin hepsi birer birer Hıristiyanlığı kabul etmiştir.

Naziler, Alman
toplumunu eski putperest inançlarına döndürmek istiyorlardı.
Yahudiliğe
ve diğer İlahi dinlere bu nedenle düşmandılar
.

Ancak yine de Nazi rejimi sırasında
bazı önemli yeni-putperestlik uygulamaları yaşandı. Hitler’in iktidarı ele
geçirmesinden bir süre sonra, Hıristiyanlıktaki kutsal günler ve bayramlar yok
olmaya ve yerlerine putperest dinlerin kutsal günleri konmaya başlandı. Evlilik
törenlerinde “Yer Ana” ya da “Gök Baba” gibi hayali
ilahlara yemin ediliyordu.
1935 yılında okullarda öğrencilere Hıristiyan duaları yaptırılması
yasaklandı. Ardından Hıristiyanlıkla ilgili derslerin tamamı kaldırıldı.

SS Şefi Heinrich Himmler, Nazi rejiminin Hıristiyanlığa olan
nefretini şöyle ifade ediyordu: “Bu din, tarih içinde taşınmış olan en
büyük veba mikrobudur. Ve ona öyle muamele etmek gerekir”.

Antisemitizm
Hıristiyanlıkla aynı yaştadır. Yahudi
düşmanlığı Hıristiyan Avrupa’nın bilinçaltına yerleşmiştir.Dinin katı ve bağnaz
yaşandığı yerlerde bunun dozu daha da artmıştır.

Almanya, İskandinavya,
Polonya gibi Hıristiyanlığın katı olarak yaşandığı kapalı toplumlarda pek
‘öteki’ kavramı yoktur. Bu kavram orta zamanlar boyunca Yahudi idi ve bu toplumlar Yahudiliğe karşı tahammülsüzdü. Dinin ortaya
koydukları, dinin getirdiği ideoloji en başta böyle bir yabancılığı, böyle bir
düşmanlığı körüklüyordu.”(8)

Yahudiler toplumdan soyutlandı ve
yaşadıkları bölgeye entegre olmaları engellendi. Hıristiyan olmalarına izin
verilmedi, olanlar da dönme olarak anıldı. Hiç bir zaman gerçek anlamda
toplumun normal bir bireyi olamadılar. Bundan dolayı kendi içlerinde hep bir
yerellik yaşadılar ve bu çoğu zaman kendi aralarındaki bağların daha da
güçlenmesini sağladı.

 

Hitler ise dine olan nefretini şu sözleriyle açığa vurmuştu:

“..(din denen) organize yalan yok edilmelidir. Devlet
mutlak yönetici olarak kalmalıdır. Gençken dini dinamitle yok etmenin gerekli
olduğuna inanıyordum. O zamandan beri küçük bir kurnazlığa yer olduğunu
düşünüyorum. .. Son durumda bunak bir görevli olmalı ve onu izleyen bir kaç
yaşlı kadın… Genç ve sağlıklar bizim tarafımızda. İnsanları sonsuza kadar
yalanlarla tutmak imkânsızdır… İnsanlarımız din olmadan yaşamayı başardılar.
Altı SS birliğim var ve bunlar din konusunda tamamen duyarsızlıklar. Ama bu
onların ölüme ruhları cesaretle dolu olarak ölüme gitmekten engellemiyor.”

Görüldüğü gibi Hitler’in manevi alanda gerekli gördüğü tek
kavram, “insanları ruhları cesaretle dolu olarak ölüme götüren” bir
anlayıştı. Bunu “
Alman ruhu”, “savaşçı onuru” vs. gibi pagan kavramlarda
fazlasıyla buluyordu. İlahi dinlere ise kendince “dinamitle yok edilmesi
gereken” inançlar olarak bakıyor, ama siyaset gereği biraz daha ılımlı
davranıyordu.

Nazilerin Yahudi düşmanlığı ise, söz konusu din düşmanı ideolojilerinin bir
parçasıydı. Hıristiyanlıktan nefret eden Naziler onu bir “
Yahudi komplosu” olarak
görüyorlardı. İsrail soyundan bir peygamber olan Hz. İsa’nın, “üstün
ırk” saydıkları
Almanlar tarafından sevilip-sayılması onlar için kabul edilemez bir
düşünceydi. Naziler’e göre
Almanların yol göstericileri İsrail soyundan gelen peygamberler
değil, putperest
Alman kültürünün barbar ve zalim savaşçıları olmalıydı.

İşte Nazizmin ve genel olarak antisemitizm
ideolojisinin içyüzü budur. Bugün de
antisemitizmin
öncüsü olan çeşitli neo-Nazi ve faşist gruplara bakıldığında, hemen hepsinin
aynı zamanda din düşmanı bir ideolojiye sahip oldukları ve putperest kavramlara
dayalı söylemler kullandıkları görülmektedir.

 

Antisemitizmin öncülerinden biri olan
Nietzsche, İlahi dinlere karşı büyük bir nefret duyuyordu.

Ancak 18. ve 19. yüzyılda Avrupa’da Hıristiyanlığın zayıflaması
ve dinsizliği savunan ideoloji ve felsefelerin güçlenmesi ile birlikte,
Avrupa’da garip bir akım doğmuştur:
Yeni-putperestlik
(neo-paganizm). Bu akımın öncüleri, Avrupalı toplumların Hıristiyanlığı
reddederek eski putperest inançlarına geri dönmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yeni-putperestlere göre, Avrupalı toplumların putperest oldukları dönemdeki
ahlak anlayışları (yani savaşçı, acımasız, kan dökmekten zevk alan, sınır
tanımaz barbar ahlakı), Hıristiyanlığı kabul ettikleri dönemdeki ahlak
anlayışlarından (yani mütevazi, merhametli, barışçıl dindar ahlakından) daha
üstündür.

Bu eğilimin en önemli temsilcilerinden biri, faşizmin de en
büyük kuramcılarından biri sayılan Friedrich Nietzsche’dir. Nietzsche,
Hıristiyanlığa karşı büyük bir nefret duymuş, bu dinin
Alman
ırkının ruhunda var olan “savaşçı” ve dolayısıyla sözde asil özü yok
ettiğine inanmıştır.

Yeni-putperestler, Hıristiyanlığa düşman olurken, aynı zamanda
Hıristiyanlığın kökeni olarak gördükleri
Yahudiliğe
karşı da büyük bir nefret benimsemişlerdir. Hatta Hıristiyanlığı “
Yahudi
fikrinin dünyayı istila etmesi” gibi yorumlamışlar, bir tür “
Yahudi
komplosu” saymışlardır.

İşte bu yeni-putperestlik akımı, bir taraftan din düşmanlığını körüklerken,
bir yandan da faşizm ve anti-Semitizm ideolojilerini doğurmuştur
.
Özellikle Nazi ideolojisinin temellerine bakıldığında, Hitler’in ve
yandaşlarının gerçek anlamda birer putperest oldukları açıkça görülmektedir.

Fransızların
milli bilincinin harekete geçmesinde ise 1870 Alman
yenilgisi birinci derecede rol oynamıştır. Alsace-Lorraine’in Fransa’nın
elinden çıkmasıyla Fransız ulusal gururu incinmiş ve ülkede intikamcılık
duyguları egemen olmuştur.

Milliyetçiliğin de yayılmasıyla Yahudi
aleyhtarlığının yayılması hızlanmıştır. Nitekim 1886 yılında yayınladığı “Yahudi Fransa” adlı eserinde Drumont, ülkenin Yahudiler tarafından paylaşıldığını ifade
ediyordu. Rotschild gibi Musevi kapitalistler Fransa’yı parsellemişlerdi.
Fransızları Musevi aleyhtarlığına iten en önemli olay Dreyfus davasıdır.(10)Alman ordusuna casusluk yapmakla suçlanan Yahudi yüzbaşının davasına halk büyük ilgi
göstermiş, Emile Zola’nın “İtham Ediyorum” adlı yazısı büyük yankı
uyandırmıştı. Theodor Herzl’in fikri yapısını etkileyen olaydır Dreyfus davası.
Bu olay Fransızlardaki milliyetçi duyguların Musevi düşmanı bir şekil almasına
neden olmuştur. Öyle ki 1898 de “Fransız hareket komitesi” kurularak Yahudi düşmanlığı kurumsal hale gelmiştir.

Yahudi aleyhtarlığı Rusya ve doğu
Avrupa’da dinsel inançlara dayanıyordu. Bağnaz köylüler arasında yayılan Yahudi aleyhtarlığı Musevilerin ayinlerinde
insan kanı akıttığı, iğneli fıçılar kullanıldığı ve sihirle uğraştığı gibi
alışılagelmiş motiflerle işlenmişti. Hükümet çevrelerinde ise Yahudi düşmanlığının bir başka yönü vardı.
Hükümet Musevilerin sosyalist eğilimde bulunduğunu ve Çar karşıtı olduğunu
düşünüyordu. 1881’de 2. Aleksandr’ın bir suikasta kurban gitmesini fırsat bilen
anti-semitler çarı öldürenler arasında bir Musevi’nin de olduğunu iddia ederek
halkı Musevilere karşı kışkırttılar. Galeyana gelen Ruslar Musevileri Bolşevik
ihtilaline kadar toplu soykırıma tabi tuttular.1880 ve 1917 arasında Musevi
kurbanların sayısı Rusya’da 1.000.000’u bulmuştu. Bu antisemitik tepkilerden
sonra Yahudiler arasında da bir
reaksiyon doğması kaçınılmazdı.(11)Bu tepkilerde, antisemitizm
nasıl dinsel temellere dayanıyorsa karşıt görüşünde tamamen dinsel temeli
olması gerekmekteydi.

Nazizm:20. Yüzyıl Putperestliği

Almanya’da Nazi ideolojisinin gelişiminde
en büyük rollerden biri, Jorg Lanz von Liebenfels adlı bir düşünüre aitti.
Lanz, yeni-putperestlik düşüncesine şiddetle inanıyordu. Sonradan Nazi
partisinin sembolü haline gelecek olan gamalı haç sembolünü, eski putperest
kaynaklardan bulup kullanan ilk kişi oydu. Lanz’ın kurduğu Ordo Novi Templi
adlı örgüt, kendini tamamen putperestliğin yeniden doğuşuna adamıştı. Lanz,
eski putperest
Alman kavimlerinin tanrılarından biri olan
“Wotan”a taptığını açıkça ilan etmişti. Ona göre Wotanizm,
Alman
halkının özgün diniydi ve
Almanlar
ancak bu dine dönmekle kurtulabilirlerdi.

Nazi ideolojisi, Lanz ve benzeri yeni-putperest ideologların
açtığı yolda gelişti. Nazilerin en önemli ideoloğu olan Alfred Rosenberg,
Hıristiyanlığın, Hitler önderliğinde kurulan yeni
Almanya
için gerekli olan “ruhsal enerjiyi” sağlayamadığını, bu nedenle
Alman
ırkının antik putperest dinine geri
dönülmesiniaçık
açık savunmuştu. Rosenberg’e göre, Naziler iktidara geldiklerinde
Kiliseler’deki dini semboller kaldırılmalı, yerlerine gamalı haçlar, Hitler’in
Kavgam adlı kitabı ve
Alman
yenilmezliğini temsil eden kılıçlar yerleştirilmeliydi. Hitler Rosenberg’in bu
görüşlerini benimsedi, ancak toplumdan büyük tepki alacağını düşünerek
sözkonusu yeni
Alman dini teorisini uygulamaya geçirmedi

Antisemitizm ve Her Türlü
Irkçılık İslam’a Aykırıdır

Baştan beri incelediğimiz gerçeklerin ortaya koyduğu sonuç ise
şudur:

Antisemitizm, kökeni
yeni-putperestliğe dayanan, din aleyhtarı bir ideolojidir. Dolayısıyla bir
Müslümanın
antisemitizmi benimsemesi, bu ideolojiye sempatiduyması düşünülemez.

 

 

Toplumun her hangi bir ferdi olamadılar fakat bankerlik gibi mesleklerde de çok
ileri gittiler.Bu gibi mobil araçlar belli bir merkezleri ve hatta vatanları
olmayan Yahudilerin hareket
kabiliyetini artırdı.

Yahudiler yaşadıkları ülkelerde
ticari hayatın elitlerini ele geçirdiler. Antisemitik duyguların sivrildiği
zamanlarda Yahudilerin ticari hayata
hâkim olmaları bulundukları toplumu tedirgin etmeye başladı.

Milliyetçiliğin Orta Avrupa’yı etkilemesiyle Cermen ırkına dayalı bir volk
milliyetçiliği ortaya çıkmıştı. Volk(ulus) bir milletin(aynı etnik köken)
tarihsel bir coğrafyada yüzyıllar boyunca kültürlerini ve geleneklerini yaşatmalarıyla
oluşan bir ulusçuluktu. Burada kilit unsur “vatan”dı. Volk düşüncesinde bir
topluluğun millet olabilmesi için aynı toprak parçası üzerinde uzun yıllar
yaşaması gerekiyordu. Bu, Yahudilerin
aleyhine oldu. Zira Yahudiler
vatansız bir kavimdi ve tüm asimilasyon çabalarına rağmen Cermen
volkuna(ulusuna) mensup olmaları düşünülemezdi. Nitekim Alman milliyetçisi Julius Langbehn,”Bir
erik, elmaya dönüşemeyeceğine göre bir Yahudi
de hiçbir zaman Alman
olamayacaktır.” demiştir. Milliyetçilere göre Museviler aşağı ırka mensuptular
onlarla karışmak Alman ırkının
kalitesinin düşmesine sebep olurdu. Bu gidişe engel olunmalı; Museviler alman toplumundan söküp atılmalıydı. Bu
düşünce Alman toplumunun Yahudi ırkına kapalı olduğunu
göstermekteydi.(9)

8-İlber Ortaylı, Tarihin İzinde

9-Mim Kemal Öke, Siyonizm’den Uygarlık Çatışmasına Filistin
Sorunu, Ufuk Kitapları, İzmir,2002, s.18

10-Cemil Meriç, Mağaradakiler, s.15

11-Mim Kemal Öke, a.g.e s.22

Viewed 10345 times

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.